Egitim platformu
• 18/12/2008 - Eğitime Dair İlginç Bir Paylaşım
İnternet yaşadığımız dünyada büyük bir nimet, hele bir de yabancı diliniz varsa değmeyin keyfinize. Oturduğunuz yerden dünyanın her tarafına anında ulaşabiliyor, istediğiniz herkesle anında iletişime geçip haber, bilgi, belge ve daha akla getiremeyeceğiniz hemen her şeyi paylaşabiliyorsunuz. Dünyanın en ileri ülkelerinin üniversite kütüphanelerine girip istediğiniz dokümana ulaşabiliyorsunuz. İstediğiniz doküman derken elbette istisnaların olduğunu kabul ediyorum. Ama çok uzun aşamalara kadar insanın bilgi, görgü, iletişim, etkileşim ve paylaşım ihtiyacını internet rahatlıkla karşılayabiliyor. İnternette yazışmalar yaparak ilgi alanlarınızın ortak olduğu kişilerin yaşam şekilleri, çalışma şartları, yaşadıkları toplumsal, ekonomik, siyasal, kültürel, mesleki sorunlarından haberdar olabiliyor, içinde yaşadığınız toplumla kıyaslamalar yapıp ne kadar şanslı veya şansız olduğunuzu görebiliyor, bazen seviniyor bazen de hayıflanıyorsunuz. Bu yazımda mesleki konularla paylaşım imkanı bulduğum bize çok da uzak olmayan bir ülkedeki arkadaşla yaptığım konuşmaların bir özetini yapmaya çalışacağım. Bu arkadaş Akdeniz’de küçük bir ada devletinde yaşıyormuş. Kendisi ile eğitim konularında zaman zaman yazışıp konuşuyoruz. En son konuşmamızda ülkesindeki eğitim problemlerinden söz etti. Okuyunca sevindiğim yerler olduğu gibi hayıflandığım yerler de olmadı değil. Yazılanları okuyunca bir çoğunuz da bana hak vereceksiniz diye düşünüyorum. Bu ada ülkesinde eğitim sistemi tek elden yönetilen, merkezi bir yönetim anlayışının ama katı merkeziyetçi anlayışın hakim olduğu bir yermiş. Öyle ki öğretmenlerin çalıştıkları okullardaki derse giriş çıkış saatleri, teneffüs süreleri, kullanılacak araç gereçler, öğrencilerin kullanacağı defterlerin boyutları, kitapların kaplanacağı kapların şekli, rengi dahi merkezi hükümetin alacağı kararlarla belirleniyormuş. Eğitim sisteminin başındaki kişi eğitim adına her şeye tek başına karar verir, yöneticileri istediği gibi seçebilme hürriyetine sahipmiş. Özellikle merkezi yönetim birimlerinde görev alabilmek için eğitim, liyakat, kariyer, bilgi, beceri gibi nitelikler yerine bakanın kendi şahsına münhasır geliştirdiği kriterlere uyma şartı gerekiyormuş. Merkez teşkilatında görev yapanlar merkezde bulunmanın verdiği güvenle ve edindikleri avantajla taşra dedikleri merkez dışındaki birimleri istedikleri zaman arayıp yönlendirir, alınan kararları istedikleri gibi değiştirmiş. Değiştirmekte direnenler olursa onları da görevlendirme, soruşturma gibi bahanelerle oradan oraya gönderir, bazen de merkeze alıp hiçbir görev, çalışma yeri, çalışma materyali vermeksizin günübirlik gelip gitmesini ister, adeta canından bezdirmeye çalışırlarmış. Anlayacağınız merkezde bulunmak büyük bir avantaj sağlarmış. Bunun için de herkes merkeze gidebilmek için elinden geleni yaparmış. Merkezi denetleyen, çalışmalarını verimli mi değil mi, toplumun kaynaklarını iyi kullandı mı, kullanmadı mı, belirlenen amaçlara ulaştı mı, ulaşmadı mı diye hiç sorgulama yapan olmazmış. Adeta merkez krallık gibi yönetilirmiş. Yine merkezde bulunanlar beğenmedikleri bir kural oldu mu hemen bunu kendi isteklerine göre esnetir, değiştirirmiş. Hatta yapılacak bir düzenleme olduğu zaman önce merkezdekiler kendi durumlarına zarar getirecek bir şey var mı bakıp, değerlendirip gereken düzeltmeleri yaptıktan sonra çıkarırlarmış. Yapılacak düzenleme konusunda işi gerçekten yapanlara, sıkıntıyı gerçekten çekenlere hiçbir şey sorulmaz, anlaşılmayan bir konu var diyerek kendilerine danışanlara da yuvarlak, sıradan cevaplar verir savuştururlarmış. Zaten verdikleri cevabı da kimse sorgulayamazmış. Eğitim sisteminin merkezindeki bu durum taşrayı da benzer bir yapıya girmeye zorluyormuş doğal olarak. Bu nedenle de taşra bir şey yapacağı zaman kendiliğinden harekete geçmez, merkezden haber, bilgi, emir gelmesini beklermiş. Böyle olunca da taşrada hemen hiçbir yeni şey yapılmaz, tüm yeniliklerin merkezden dikte edilmesini beklermiş herkes. Taşra teşkilatları diye nitelenen yerleşim yerlerindeki en üst birimlerin yöneticileri de her bakan değişmesinde soluğu merkezde alır, yeni bakanın anlayışını anlamaya, öğrenmeye çalışır ardından da görev yerlerine dönüp kendilerini buna göre yeniden dizayn etmeye çalışırlarmış. Yöneticilik tıpkı merkezdeki birimlerde olduğu gibi taşrada da bir kritere dayalı olarak belirlenmiyormuş. Hatta yönetici olmak için hiçbir kriter de yokmuş. Kimin görüntüsü, fiziği, merkezdekilerin hoşuna giderse onu taşraya atar, okulların yöneticilerini ise rahatlıkla yönlendirebilecekleri, her söyleneni yapmaya hazır gününü kurtarmaya çalışan kişilerden seçerlermiş ki merkezde kendileri rahat edebilsin. Bazı yerlere kazara gelen yetenekli, bilgili, becerili yöneticiler istenenler karşısında kural, kanun, düzen, nizam gibi bir takım şeylerden söz edince bu kişilerin ayağını kaydırmanın yollarını hem merkezdekiler hem de yerleşim biriminin eğitimden sorumlu yöneticileri birlikte ararlarmış. Okullarda göreve yapan yöneticilerin durumlarına ilişkin de yapılan bir değerlendirme çalışması yokmuş. Peki okullardaki yöneticilerin görevlerinin gereğini yapıp yapmadıklarını nasıl anlıyorsunuz diye sorunca merkeze veya üst birimlere sorun götürmeyen, her söyleneni yapan yöneticiler pek makbul olarak görülüp en başarılılar sıralamasını her sene alfabetik sıraya göre belirler, bazen ufak tefek de olsa sorun çıkaranların sırasını bir dahaki sefere gelinceye kadar atlar, bazen de sıranın en sonuna koyarlarmış. Yönetici olsun bizim anlayacağımız manada eğitici personel olsun bu kişilerin ödüllendirilmesi ise her hangi bir denetime dayalı olarak yapılmazmış. Merkezdeki yöneticiler tanıdıkları, bildikleri yöneticilere sorup danışır, araştırır ona göre sırayla herkese ödüllendirmeleri vermeye çalışırlarmış. Ödüllendirmeye yönelik herhangi bir kural, düzen, kanun gibi bir şey yok mu diye sorunca arkadaş elbette böyle bir kriterin olduğunu, ancak bu kritere uymayan birisinin bulunabilmesinin imkansız olduğunu, kimsenin de bu kriterlere yönelik olarak bir belge, delil istemediğini dolayısıyla ödüllendirmenin böyle al gülüm ver gülüm devam ettiğini söyledi. Zaten ödüllendirme diye verdikleri şeyin de hemen hiçbir anlam ifade etmediğini, zira yükselmelerde, yer değiştirmelerde kimsenin böyle şeylere bakmadığını söyledi. Denetim sistemini ilgim çektiği için sordum. Denetim elemanları adı geçen bu ülkede çok kötü durumda imiş. İçinde bulundukları şartları duyunca ben yine de halimize şükrettim diyebilirim. Denetim elemanlarının söylediğini, yazdığını yönetim kademeleri hiç önemsemiyor, denetim elemanlarına rapor hazırlatılsa bile yine kendi istediklerini yapıyorlarmış. Denetim elemanı öğretmenin çalışmalarını gidip görse, dersini dinlese, gözlemlerini rapor etse bile öğretmen veya yöneticiye yönelik olarak güvenilir ajan diye nitelenen kişilerin sözlü de olsa beyanlarına inanıyor, denetim elemanlarınca görevini iyi yapmadı diye rapor yazılan öğretmeni veya yöneticiyi bile yılın öğretmeni seçip ödüllendiriyorlarmış. Denetim elemanları ne yapacaklarını şaşırmış bir halde kime başvuracaklarını bilmeden okullara gidip geliyorlarmış. Bakan olarak görev yapan kişi denetim elemanlarına yönelik olarak olumsuz bir anlayışa sahip olduğu için kısa sürede denetim sistemini kaldırıp yerine herkesin kendi kendini denetleyip otokontrolünü sağlayabileceği bir yapı kurmaya çalışıyormuş. Denetim elemanları yerine okulların öğrencilere verdikleri karneleri merkezi yönetim sistemi adını verdikleri bir sistemle takip etmeyi, daha ileri aşamada bu sistem aracılığı ile bütün yönetim, denetim faaliyetlerini merkezden yürütmeyi, okullarda yönetici, denetim elemanı gibi bir personel bulundurmamayı, daha da ileri bir adımda da sınıfları, okulları sistemden çıkarıp öğrencilerin günlük hayatlarında, evlerinde yaptıklarını bir şekilde bu merkezi yönetim sistemi aracılığı ile değerlendirip isteyen herkesi eğitimden geçirmeyi hedefliyorlarmış. Bana çok ilginç geldi. Böylesi bir eğitim sisteminin içinde yetişen insanların oluşturduğu bir toplum üçüncü dünya ülkesidir diye düşündüm. Ama ülkenin verilerine, gelişmişlik seviyesine bakınca hiç de öyle olmadığını arkadaşım bana söyledi. Fırsat bulursam bu ülkeyi ziyaret etmeyi, eğitim sisteminin geldiği noktayı yakından görmeyi istiyorum. Tecrübelerimi sizinle de paylaşmayı düşünüyorum diyeceğim ama siz sakın inanmayın çünkü böyle bir ülke henüz dünyada yok. Bunları nereden yazdım derseniz biraz hayal kurmak istedim. Hayal kurmak insan hangi yaşta olursa olsun gerçekten çok güzel. Selam ve saygılar. Soru ve önerileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 2/2/2008 - Öğrenme-Öğretme Süreci
Okulun kalitesi okulda yapılan faaliyetlerin kalitesi ile sağlanır. Okulda yapılan faaliyetler öğrencilere yönelik olarak yapılmaktadır. Yapılan faaliyetlerin hedefinde öğrenciye yararlılık ön planda tutulmalıdır. Yapılan her tür faaliyette öğrencinin yeni bir takım kazanımlar edinmesi düşünülmelidir. Bu nedenle okulda yapılan faaliyetlerin tümü amaçlı olmalıdır. Okul toplumun üyesi olan bireylerin yetiştirilmesi için oluşturulmuş kontrollü bir ortamdır. Okulda yapılan eğitim öğretim faaliyetini diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden birisi okul ortamının formal, kontrollü, sistemli, diğerlerinin ise sistemsiz, gelişigüzel, informal olmasıdır.
Okuldaki her sürecin gerçekleştirilmesinde görev alanlar kendi alanlarında eğitim almış, özel yetişmiş kişilerdir. Bu kişilerin iyi yetişmiş olması çalışmaların kontrol edilmeyeceği/edilmesine gerek olmadığı anlamına gelmez. Okulda yapılan her faaliyetin amaçlandığı gibi gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerekir. Okulda yapılan eğitim öğretim faaliyetlerinin gerçekleştiği yerler derslikler, laboratuarlar, işlikler, bahçe ve spor salonu gibi yerlerdir. Sayılan bu yerler eğitim faaliyetinin bizzat yapıldığı yerlerdir. Sayılan bu yerlerde eğitime tabi tutulanlar öğrenciler, eğitim sürecinin yönetilmesini üstlenenler öğretmenlerdir. Öğretmenler eğitim öğretim sürecini yönetirlerken neler yaparlar? Eğitim öğretim süreci öğrenme ve öğretme süreci olarak da isimlendirilebilir. Aslında öğrenme öğretme süreci ile eğitim öğretim sürecini aynileştirmek doğru olmayabilir. Öğrenme öğretme süreci eğitim öğretim sürecine göre daha dar bir alanı kapsayabilir. Öğrenme öğretme sürecinde yeni konuların sunumu vardır. Eski konularla yeni konuların arasında bağ kurulması vardır. Konuların etkin sunumları vardır. Öğrencilerin öğrenmeye karşı olumlu tutumlar geliştirmesinin sağlanması vardır. Ölçme vardır. Değerlendirme vardır. Eksikliklerin belirlenmesi vardır. Tüm bunlar ve daha başkaları öğrenme öğretme sürecini oluşturur.
Görüş, öneri ve eleştiriler için
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 25/11/2007 - Öğrenme ve Öğretme İşi Nasıl Olmalı?
Çocuğa, öğrenciye bir şeyler öğretebilmek için neler yapılması gerekir sorusuna doğru cevap verilebildiği takdirde öğrenme öğretme süreci, eğitim süreci ve bu süreçte kimlerin hangi rolleri nasıl oynamaları gerektiği daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır.
İnsanın bir şeyler öğrenebilmesi için öncelikle öğreneceği konuya ihtiyaç duyması gerekiyor. İhtiyaç duyduğu her konuyu insanlar en iyi şekilde öğreniyorlar. Öğrenilen her şey insanın ihtiyaçlarını karşılaması gerekiyor. İhtiyacı karşılamayan, işe yaramayan hiçbir şey insan tarafından öğrenilmesi gereken bir husus olarak görülmüyor. Öğrenilmesi gereken hususlar ortaya çıktığında bireyler, insan bunun gereğini yerine getirmeye her zaman hazır oluyor. Öğrenilmesi gereken hususların farkına varmak bu durumda oldukça önemli.
Yani herkesin neyi öğrenmesi gerektiğini kendisinin karar verebilmesini beklemek doğru değil. Herkesin neyi öğrenmesi gerektiğine kendisinin karar vermesini beklemek bilinenlerin sürekli yeni baştan tekrar edilmesi haline gelebilir.
Oysa insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliklerden birisi başkalarının tecrübelerinden, bilgilerinden yararlanabilmesidir. Bilimsel çalışmalar, kültürel öğeler hep bu bilgi birikiminden yararlanmanın bir sonucu. Bu durumda mutlaka birilerine neyi öğrenmesi, nasıl öğrenmesi gerektiği konusunda bir başkasının yol göstermesi gerekiyor. Yol gösterme insanların zaman kaybının önüne geçiyor. Ancak toplu halde yaşayan insanların tümünün aynı duygu, düşünce ve fikirlere sahip olduğunu söylemek imkansızdır.
Böyle olunca her birey aynı konuda çok farklı duygulara, düşüncelere, fikirlere, alışkanlıklara sahip olabiliyor. Söylenen bir söz, yaşanan bir olay, algılanan bir olgu herkes tarafından aynı şekilde algılanmıyor. Çok değişik sebeplerden dolayı herkes farklı bir gözle bakıyor ve düşünüyor. Böyle olunca herkesin ne anladığının, neden böyle anladığının, nasıl algıladığının farkına varılması gerekiyor. Yine toplumsal yaşamın getirdiği zorunluluklardan bir diğeri de iş birliği yapma ihtiyacıdır. İnsan tek başına yaptığından daha çoğunu başkalarıyla güç birliği yaparak başarabiliyor. Bunun farkına varan insanlık toplu yaşama alışkanlığını edinmiş durumda. Toplu yaşamanın getirdiği en önemli kurallardan birisi ise işbirliği yapmadır. Çevrede var olan bir olguyu aynı şekilde görmüş, yaşamış olmalarına rağmen farklı şekilde etkilenen, farklı şekilde algılayan, düşünen, duygulanan insanlar arasında işbirliğini sağlamak ise oldukça zor.
Yukarıda altı çizili değerlendirmeye yeniden dönecek olursam bireyin bir şeyler öğrenebilmesi için neler yapılması gerektiği sorusunun cevabını tek bir cümleyle verebilmek mümkün değil. Bir şeyler öğrenebilmek için bireyin kendi içinden getirmesi gereken bir takım şartlar olduğu gibi dışardan da hazırlanması gereken bir takım şartların oluşması, oluşturulması gerekiyor. Birey kendiliğinden bir şeylerin farkına varabilmesi mümkün olmadığına göre dışardan da kendisine yol gösterecek kişilere ihtiyaç duymaktadır. Bu durumda öğrenmenin olabilmesi için öğrencinin kendisinden istenen şartların yerine gelmesi yanında dışardan istenen şartların da yerine getirilmesi gerekiyor. Öğrenci veya bireyin hem öğrenmesi hem öğretilmesi ayrı unsurların etkisinde olan iki ayrı süreç. Bu iki süreç her ne kadar ayrı olarak da adlandırılsa, ayrı unsurların etkisinde de olsa bir çok ortak noktada kesişmektedirler. Bir kere her ikisinin ortak noktası bireyin, kişinin, öğrencinin kendisidir. Hem öğrenme hem öğretme sürecinin kazandırmayı hedeflediği bilgi, görgü, davranış, alışkanlık, duygu ortaktır. Bu ve benzeri ortak noktalar iki ayrı süreci birleştirir.
İki ayrı süreç, iki ayrı ortamdan kaynaklanan yerine getirilmesi gereken şartların varlığı iki farklı süreci işletenler arasında koordinasyonu gerekli kılmaktadır. Bu koordinasyon olmaksızın iki ayrı sürecin kendi başına doğru yöne hareket edebilmesi ve sonuçta doğru sonuca ulaşabilmesi imkansızdır. Bu gün bireylerin, kişilerin, insanların öğrenmeleri gereken bir çok hususu öğrenememesinin en önemli nedenlerinden birisi bu içten ve dıştan gelen unsurların koordinasyonunun olmamasıdır. Bu koordinasyonun oluşturulmasında iç unsurlar mı daha önemlidir dış unsurlar mı daha önemlidir sorusunun cevabının bulunması da sürecin veya her iki sürecin amaçlarına ulaşması açısından önem taşımaktadır.
Buraya kadar saydığımız hususların sadece okullarda veya sadece evde, aile ortamında yerine getirilmesi de yine eksikliği ortaya çıkaracaktır.
Bu gün bir çok anne baba çocuğunu okula göndermekle üzerine düşen görevleri yerine getirmiş olduğu düşüncesindedir. Bundan dolayı da okulların üzerine büyük bir yük binmiş durumdadır. Bu yükü okulun tek başına kaldırabilmesi mümkün değildir. Aslında okulu tek başına ifade ederken okulun tümünün öğrencinin öğrenme ve öğretiminde etkin olduğunu anlamamak gerekiyor. Öğrenci bir sınıfın üyesi olarak okula aidiyet kazanmakta sınıftaki tüm öğrenme öğretme faaliyetlerinde ise öğretmen etkin olmaktadır. Dolayısıyla anne babalar çocuğunu okula gönderirken aslında kendisi dışında öğretmenlik görevini üstlenmiş tek bir kişiye güvenmiş oluyor. Elbette okulun içinde bulunan öğrenci okulun genel havasından belli bir oranda etkileniyor ancak baskın olan unsur öğretmendir. Öğretmenin yukarıda öğrencinin öğrenmesinde ihtiyaç duyulan unsurlara, değerlere veya kavramlara hakimiyet düzeyi sınıfındaki tüm öğrencilere etki etmesinde büyük önem taşımaktadır. İhtiyaç duyulan unsurlara, değerlere veya kavramlara en üst düzeyde hakim olan öğretmenler dahi tek başlarına sınıflarındaki tüm öğrencilere en üst düzeyde etki etmede zorlanabilirler. Zira okulun genel havası, öğrencinin içten gelen özellikleri, öğrencinin aile çevresi ve ailenin içinde bulunduğu daha geniş çevre bu üst düzeyi desteklemesi gerekir. Bu destek söz konusu değilse öğretmenin çabaları boşa gidebilir. Benzer şekilde okulun havası, öğrencinin kendi içinden getirdiği özellikler, aile çevresi ile ailenin içinde bulunduğu daha geniş çevrenin her biri için bu durum söz konusudur. Bireyin istenen şekilde yetişebilmesi tüm bu farklı çevrelerin birlikte ortak hedefe doğru yönelmelerine bağlıdır. Bireyin yetişmesi bu yönüyle bakıldığında gerçekten oldukça zor görünmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki eğitim süreci zaten uzun, zahmetli ve karmaşıktır. Tıpkı insanın kendisi gibi.
Öğrencinin, çocuğun bir şeyler öğrenebilmesi için sevgi, anlayış, sabır, ilgi, örnek olma, gözlem, değerlendirme, geri dönüt, bilgi, pekiştirme, tekrar, uygulama, başkalarına anlatma, benimseme, idealize etme, övgü ve takdir gibi bir çok unsura, değere, kavrama ihtiyaç vardır. Tüm bu değerlerin, kavramların veya unsurların bireye yönelik yapılacak öğrenme, öğretme faaliyetlerinde kullanılacak süreçlerin her aşamasında değişik tonlarda, kıvamlarda kullanılması gerekiyor. Öğrenmenin veya öğretme işinin yapıldığı her ortamda yukarıda saydığımız unsurların, değerlerin veya kavramların kullanılması zorunluluktur. Ancak burada tüm bu unsurların doğru ve zamanında uygun tonlarda kullanmasını bilmek de önemlidir. Bunların tümünü herkesin doğru ve zamanında uygun tonlarda kullanabilmesi ise oldukça zordur. Zira bu da ayrı bir bilgi, beceri ve alışkanlığı gerektirir. Bu bilgi, beceri ve alışkanlığın kazandırılması ise uzun ve bireyin kendisine yaşatılacak sürecin daha önce yaşanmış olmasını gerektirmektedir. Bir başka deyişle bireye, öğrenciye, çocuğa bir şeyler verme görevini alanların da bu süreçlerden geçerek gelmiş, yetişmiş olmaları, vermeye çalıştıkları değerleri, kavramları veya unsurları benimsemiş, edinmiş olmaları ve hayatlarında göstermeleri gerekiyor. Bunlar olmaksızın yapılan çalışmalar her zaman eksik kalacaktır.
Çocuğa bir işi, bir davranışı neden yapması gerektiğini anlatarak talepte bulunulursa yani işin, davranışın mantığını kendisine kavratırsanız söz konusu işi veya davranışı daha içten ve doğru yapar. Bu durum sadece çocuklar için değil aslında toplumdaki herkes için geçerlidir diyebiliriz. Ama işin ve davranışın mantığını herkese her zaman açıklamak mümkün olmuyor olabilir. Bunun çok çeşitli sebepleri olabilir. Zaman yoktur, açıklayacak kişinin psikolojisi buna uygun değildir. Anlatılan kişinin bilgi düzeyi buna uymuyordur. Anlatanla dinleyen arasında çok değişik duygusal, sosyal, kültürel farklılıklar vardır. Tüm bunlar bu imkansızlığın veya zorluğun nedenleri olabilir.
Görüş ve önerileriniz için...
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 5/11/2007 - Soru-cevap
Soru: "eve okuma, yazma, tekrar ödevi" verilmesi. 1.2.3. sınıflarda ev ödevi verilmez. ile eve ödev verilmesi bir çelişki değil mi? kaldı ki "performans görevi " de var. en doğru en sağlıklı nasıl düzenlenmeli..??"
1. 2. ve 3. sınıflarda ödev verilmeyeceği hususu ile ilgili sorunuz konusunda şunları söyleyebilirim: Milli Eğitim Bakanlığında eğitim, öğretim ve yönetim faaliyetlerinin çerçevesini çizen iki önemli kaynak var diyebiliriz. Birincisi mevzuat düzenlemeleri, ikincisi ise eğitim biliminin getirdiği ilkeler. Son noktada eğitim bilimlerinin getirdiği ilkeler aslında mevzuat düzenlemelerini de içine alıyor diyebiliriz. Bu iki kaynağa dayalı olarak yapılan işlemlerde hiçbir zaman yanılmazsınız. Mevzuat düzenlemelerine bakıldığında öğrencilere ödev verilmesi konusunu düzenleyen bir hüküm en azından ilköğretim öğrencilerinin 1. 2. ve 3. sınıflarını kapsayacak şekilde bir hüküm yok. Öğrencilerin ders dışı çalışmalarına yönelik hazırlanmış bir yönetmelik var. Ancak bu yönetmelikteki açıklamalara bakıldığında kast edilen ödev kavramı ile öğretmenlerin 1. 2. ve 3. sınıf öğrencilerine yönelik verilen ev ödevleri aynı anlama gelmiyor. Gerçi bazen eğitimci, yönetici ve aileler bunu birbirine karıştırıyor. Ancak yönetmelikteki ödev kavramının içine bireysel veya grup olarak öğrencilerin çalışma yaparak bir ürün ortaya koymaları, bunun belirli bir zaman dilimi içinde ve araştırmaya dayalı olarak yapılması, hazırlanması isteniyor. Öte yandan 1. 2. ve 3. sınıf öğrencilerine yönelik olarak eve verilen ödevler daha çok okulda yapılan çalışmaların pekiştirilmesi, tekrarı, öğrencilerin çeşitli becerileri kazandırıp geliştirmek amacıyla veriliyor. Bu anlamda bu düzeydeki öğrencilere yönelik eve verilen çalışmalar mevzuat hükümleri kapsamında bir ödev sayılmaz. İlköğretim kurumlarının amaçlarına bakıldığında tersine bu tür ödevlerin verilmesi öğrenciler için yararlı da olabilir. Verilmesi gereklidir bile denebilir.
Eğitim bilimlerinin ilkeleri açısından bakıldığında ise öğrencilerin öğrendikleri konuları bağımsız bir şekilde tekrar etmeleri, kendi kendilerine çalışma alışkanlığını kazanıp geliştirmeleri, öğrendiklerini sınıf dışındaki zamanlarda da tekrar ederek pekiştirmeleri, disiplinli çalışma alışkanlığını kazanmaları açısından yararlıdır. Ancak verilen ödevlerin öğrencilerin tek başına yapabileceği kadar basit olması, daha önce sınıfta yapılan çalışmaların benzeri türde çalışmalar olması, öğrenciyi bıktırıcı, sıkıcı, zorlayıcı ve zevksiz türde olmamasına dikkat edilmesi gerekir.
Performans görevine gelince yeni programla birlikte getirilen alternatif ölçme araçlarından birisi olarak performans ödevi şeklinde eğitim literatürümüze giren kavram bu yıl adı değiştirilerek performans görevine dönüştü. Önceden ortaya atılan performans ödeviyle hiçbir farkı olmamakla birlikte programı uygulamaya koyanlar performans ödevlerinin öğretmenler tarafından tam anlaşılmadığını, çalışmaların evlerde veliler tarafından yapılarak bir bakıma amacı dışına çıkarıldığını görünce adını değiştirip sınıfta öğretmenin gözetiminde yapılacak çalışmalar olarak yeniden tanımladılar. Bu arada ismini de değiştirdiler. Performans görevleri okulda, sınıfta öğretmen nezaretinde yapılacak çalışmalardır. Bunlar eve verilen ödevlerden farklıdır. Eve yukarıda söylediğim şartları taşıması kaydıyla ödev verilmesinde bir sakınca yok diye düşünüyorum.
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 23/10/2007 - İlk Okuma Yazma Öğretimi-2
|
İlk okuma Yazma Öğretimi
İlkokuma yazma öğretimi yeni bir uygulama olarak sistemimizde var olmaya başladı. Bu yeni uygulamada öğretmenlerin başarılı olması yapılması gerekenlere dair açıklamalar yapılması gerekiyor. Yöntemin uygulanması konusunda yeterli örneklerin, açıklamaların bulunmaması, 1. sınıfı okutacak öğretmenlere yönelik etkin hizmet içi eğitim faaliyetlerine yer verilmemesi, önceki uygulamaların yeterince derlenip toparlanarak birleştirilmemesi, iyi örneklerin yaygınlaştırılamaması gibi nedenler ilk defa birinci sınıfı okutma durumunda kalan öğretmenleri yalnızlığa itmekte, tek başına kalan öğretmenler de kendi çaplarında ne bulabilirse, neyi uygulayabilirse, bir bakıma deneme yanılma ile yavaş yavaş, kör topal uygulamalar yaparak ortaya bir şeyler çıkarmaya çabalamaktadır. Bu yazıda birinci sınıflarda görülen iyi örnekler bir oranda birleştirilmeye çalışılmıştır. Yapılacak uygulamalarla daha iyi sonuçların elde edilmesinde katkılarla daha iyiye gidecektir.
İlkokuma yazma öğretiminde kalem tutma, çizgi çalışmaları yine ilk aşama olması gerekiyor. Öğrenciler bu çizgi çalışmalarını ne kadar iyi öğrenirlerse, ne kadar iyi yaparlarsa kalem hakimiyetleri o derece artar. Ancak kalem hakimiyeti çok iyi sağlandıktan sonra yazı çalışmalarına geçilmelidir gibi katı bir anlayışı da tamamen savunmak yersiz. Sonuçta ilk defa okula gelen öğrencilere okuma yazma çalışmaları yapacaksınız. Tüm saatleri sürekli çizgi çalışmalarına ayırmak da doğru değil. Zaten öğrenci bundan belli bir süre sonra sıkılabilir.
Bu nedenle hangi ders işlenecekse o dersin özelliğine uygun çalışmaları öğrencilere yaptırmak gerekir. Zira her dersin öğrenciye kazandırmayı hedeflediği bir takım davranışlar, beceriler vardır. Bu anlamda her derse önem vermek gerekecektir.
Hayat bilgisi dersinde etkinlikler ilk zamanlar çok acemice, basit olacaktır. Bu etkinlikleri yaparken tüm kazanımları bir anda kazandırmayı beklememek gerekir. Yapılacak her etkinlikte bir veya birkaç öğrenci bir takım olumlu davranışlar, beceriler kazanacaktır. Bir kısım öğrenciler önceden sahip oldukları bir takım alt beceriler nedeniyle diğerlerine göre daha fazla ön plana çıkacaktır. Öğretmen bu ön plana çıkan öğrencileri fazla engellemeden pasif durumdaki öğrencileri de ön plana çıkarmak için çaba göstermelidir.
Öğrencilerin sevdiği oyunlar, şakalar, tekerlemeler, taklitler, çeşitli hediyeler kullanılarak öğrencilere yaklaşılmalı, onlara gülümsenmeli, onlara daha yakın olmaya çalışılmalı, ilgi alanlarının keşfedilmesine gayret edilmelidir. Pasif durumda bir öğrencinin yaptığı en küçük bir olumlu işaret bile ön plana çıkarılarak onlar cesaretlendirilmeli, teşvik edilmeli, onlara diğerlerine göre daha fazla yakın olunmalıdır. Bu arada başarılı olanlara başarılı oldukları yönler vurgulandıktan sonra hadi şimdi bunu yap bakalım diyerek daha zoru, daha iyisi istenmelidir.
Öğretmenin öğrencilerden beklentileri her zaman yüksek olmalıdır. Öğretmenin beklentileri ne kadar yüksek olursa öğrencinin başarı düzeyi de o derece artar. Öğrenci öğretmenin beklentisine tamamen ulaşamasa bile ona ulaşmak için daha fazla gayret gösterir. Yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışır.
Müzik derslerinde basit şarkılar, oyunlar, rontlar oynatılmalıdır. Bu yönüyle öğretmen ana sınıfı, okul öncesi öğretmenlerinden bol bol materyal toplamalı, kendini bu alanda da yetiştirmelidir. Resim derslerinde öğrencilerin sevdikleri resim çalışmaları, boya çalışmaları, el işi çalışmaları yaptırma, Matematik derslerinde ritmik saymalar, varlıklara ilişkin somut resimler, varlıkların bizzat kendilerini sınıfa getirerek göstermeler hep öğrencinin sınıf içindeki çalışmalarına ilişkin yapılacak değişik etkinliklere örnekler teşkil edebilir.
İlkokuma yazma çalışmaları her ne kadar Türkçe dersinde yürütülmesi gereken bir çalışma ise de tüm derslerde Türkçe’ye ilişkin çalışmalar yapılabilir. Çünkü Türkçe dersinde okuma yazma yanında dinleme, anlama, anlatma gibi bir çok değişik beceri alanı vardır ki bunlar diğer derslerde yapılacak etkinliklerle, çalışmalarla da geliştirilir, desteklenir. İlk okuma yazma öğretiminde seslerin hissettirilmesi, telaffuz ettirilmesi ve yazdırılması şeklinde iki farklı çalışma yapılması gerekir. Bu iki çalışma her ne kadar farklı bir çalışma da olsa birbirini destekler nitelikteki çalışmalardır.
Öğretmenlerin çoğu sesi bir kartona, kağıda yazıp öğrencilere göstererek bunu defalarca tekrar ettirip ezberletmeye çalışmaktadır. Bir kısım öğretmenler de sesli, görsel materyallerden yararlanmaktadırlar. Birinci sınıfa gelen öğrenciler henüz somut düşünme basamağında bulunmaktadırlar. Sadece harf yazılı bir kağıda bakarak o sesi hemen kavramalarını beklemek öğrencileri ezbere yönlendirir. Zihinlerini zorlar. Tek başına sesin bulunduğu bir kağıt, karton çocuk için bir anlam ifade etmez. Bunun yerine o sesi en güzel şekilde temsil eden bir şarkı, tekerleme, resim, oyun, varlık kullanılmalıdır.
Sesi hissettirirken kullanılacak sesli materyaller görsellerle de desteklenmelidir. Örnek olarak (e) sesini kavratmak isteyen bir öğretmen (e) sesine ilişkin sesli materyalleri kullandıktan sonra (e) sesini hatırlatacak resimleri göstermeli, bu resimleri (e) sesiyle birlikte bir kartona yapıştırmalıdır. Bu resimli kartonu daha sonra sınıfın uygun bir yerine asmalı ve her gün bu sese ilişkin tekrarlar yapılmalıdır. E sesinin küçüğü önce verilir. Sonra büyüğü verilir. Bu nedenle ilk anda kartona (e) sesinin hem büyüğünü ve hem de küçüğünü yazmaya gerek yoktur. Küçüğü öğrenilirken küçük (e) yazılır. Büyüğü öğrenildiği zaman da küçüğün yanına büyüğü de eklenebilir. Öğrencilere büyük ve küçük sesler kavratılırken bu (e) sesinin babası, annesi gibi benzetmeler yapılabilir. Sesin yazılı olduğu kartonun çevresinde en az üç- dört tane o sesi hatırlatacak resimler asılmalıdır. Öğrenci tek başına (e) sesini hatırlamayabilir. Ancak resimleri görünce (e) sesini birlikte hatırlar. Böylece (e) sesini kolay kolay unutmaz. Ancak (e) sesini ve diğer sesleri hatırlatıcı görseller kullanılırken mutlaka çevrede görülen, bilinen varlıkların resimlerinden yararlanılmalıdır. Öğrencilerin hayatına yabancı, hiç görmedikleri, bilmedikleri, garip resimleri, görselleri kullanmak yarar yerine zarar getirir. Tüm sesler benzer mantıkla tek başına kartonlara yazılıp görsellerle desteklenmiş bir şekilde sınıfta uygun bir yere hazırlanıp asılmalı ve her gün bunlar tekrar edilmelidir.
Sesin zihinde oluşturulmasına yardım edecek sesli ve görsel materyallerin hazırlanması yanında sesin yazılması çalışmasının da yapılması gerekir.
Öğrenciler öncelikle okuma yazma öğreniyorum kitaplarında yer alan sesin yazılış şekline dikkatle bakmalıdırlar.
Öğretmen bu yazılış yönünü tüm öğrencilere incelettirmelidir. Sesin yazımına başlanacak yer, gidiş yönü, bitiş yeri öğrencilerle birlikte dikkatle izlenmelidir.
Öğrenciler bu şeklin öğretmen tarafından tahtaya yazımını dikkatle takip etmelidirler. Öğretmen bu yazım şeklini tahtada büyük bir şekil üzerinde, büyük hareketlerle göstermelidir. Öğrencilere sesin yazımı ile ilgili olarak aynı yönde kitap üzerinde kalemle gitmelerini sağlamalıdır. Bu yapılırken benzetmeler, hikayeler, masallar kullanılabilir. Anne ile yavruyu birbirine ulaştıralım, yanlış yoldan gitmeyelim, arabamızı yoldan çıkarmayalım gibi benzetmeler öğrencilere yaptıkları çalışmaları oyun havasında yapmalarını sağlayabilir.
Kitap üzerindeki bu çizgi üzerinde gitme çalışmaları tekrar tekrar yaptırılmalıdır. İmkan varsa değişik renk kalemlerle, değişik defalar ancak aynı yol, aynı şekil üzerinde tekrar ettirilmelidir. Bunu başaranlara bu kez parmaklarıyla yine kitap üzerinde, sıra üzerinde, ya da yine benzetmelerden yararlanarak gözlerimizi kapatalım ve kafamızın içindeki tahtaya yazalım gibi değişik şekillerde sesin yapılış yönünün kavranmasına çalışılmalıdır.
Daha sonra tahtaya gelip tebeşirle daha önce yapılmış sesin üzerinden gitme çalışmaları yaptırılmalıdır.
Bir sonraki aşamada boş çizgisiz kağıtlarda, karalama kağıtlarında yine sesin yapılış yönüne uygun olarak büyüklü küçüklü öğrenilen sesin şekilleri yaptırılmalıdır.
Bir sonraki aşamada bu kez güzel yazı defteri formatında bilgisayardan çıkarılmış büyük boyutlu kağıtlar, A4 boyutunda ancak güzel yazı defteri formatında çizilmiş kağıtlara harfin yapılış yönlerine dikkat edilerek seslere ilişkin çizimler yaptırılmalı ve okutulmalıdır.
En son aşamada ise deftere öğrenilen sese ilişkin yazma çalışmalarına geçilmelidir. Bundan sonra kitaptaki boş alanların doldurulması çalışmalarına da mutlaka yer verilmelidir.
Bu sadece bir sese ilişkin verdiğimiz yazdırma örneği benzer şekilde diğer sesler için de yapılmalıdır. Ancak deftere yazılmadan önce mutlaka kitapta, sırada, havada, tahtada, çizgisiz veya karalama kağıtlarında, güzel yazı formatında çizgili kağıtlarda ve en son deftere olacak şekilde farklı yerlerde yazma çalışmaları yapılmalıdır.
Elbette tüm bu çalışmalar yapılırken tüm öğrenciler birlikte hareket edecek diye bir şart da yok. Öğrencilerin başarı durumlarına göre bir diğerini beklemeden bir diğer farklı ortamda yazma çalışması yapabilirler. Yani sınıfta aynı anda kitapta, sırada, tahtada, karalama kağıdında, çizgili kağıtlarda, defterde yazı yazma çalışması yapan öğrenciler olabilir. Önemli olan sesin doğru yazılış yönünün öğrenilmesidir. Öğrencilerin bir ortamda yaptığı çalışma başarılı olduğunda diğer ortama geçebilir. Kim daha güzel, daha iyi yazarsa o bir diğer çalışma ortamına geçirilir. Bu arada öğrencinin kalem hakimiyeti, seslere ilişkin şekilleri doğru yazma becerisi gelişir.
Seslerin yazılış çalışmaları yapılırken ilgili resimler, varlıklara ilişkin sesler, sesli materyale ilişkin dokümanlar gösterme, dinletme, sesleri taklit etme çalışmaları da yapılmalıdır. İlk sesin verilmesi sonrası diğer seslerin öğretiminde de bu basamaklar ilk zamanlarda mutlaka tekrar edilmelidir.
Öğrencilerin kalem tutma becerileri arttıkça, kalemle yazma becerileri geliştikçe ve seslerin sayısı arttıkça yavaş yavaş bu aşamalar zamanla azalacaktır. Ancak ilk zamanlar mutlaka bu basamaklara yer verilmelidir.
İlk sesin verilmesi sonrası seslerin birleştirilmesi çalışmalarına yavaş yavaş başlanacaktır. Ancak seslerin görsellerle ve işitsel araçlarla desteklenmesinden kesinlikle vazgeçilmemelidir. Ta ki tüm öğrenciler serbest okumaya geçinceye kadar bu çalışmalara devam edilmelidir.
İki sesin birleştirilmesine ilişkin örnekler yine kartonlara yazılarak sınıfa asılmalıdır. Bir sesin bir başka sesle birleşmesi aşamasında önden açık ve sondan açık hece örneklerine ilişkin birleşmeleri gösteren en az iki örnek mutlaka öğrencilerin görebileceği uygun bir yere asılmalı ve sesler tekrar edilirken bu heceler de tekrar edilmelidir.
Okuma yazma öğretiminde seslerin birleştirilmesinin mantığını kavrama okuma yazma öğretiminin en can alıcı dönemidir. Bu nedenle bu aşamaya çok dikkat edilmesi gerekir. Okuma yazma öğretiminde de ne kadar çok materyal çeşitliliği sağlanabilirse okuma yazma öğretiminde başarı düzeyi o derece artar. Bu nedenle elden geldiği kadar çok çeşitli materyaller temin edilmeye çalışılmalıdır. Okuma kartları, ses tabloları, kelime listeleri, metin kartonları, metin defterleri, cümle kartonları, seslerin birleştirilmesini gösteren açık ve kapalı heceler kullanılmalıdır. Okuma yazma öğretimi çalışmalarında özellikle Okuma Yazma Öğreniyorum Kitaplarının çok etkin kullanılması gerekir. Bu kitaplar hem yazma hem okuma ve hem de anlama çalışmalarında öncelikle kullanılmalı, diğer tüm araç gereçleri bu kitaptaki çalışmaları çeşitlendirme anlamında, desteklemek ve pekiştirmek için kullanılmalıdır. Kitaptaki resimler üzerinde konuşturma, sesleri içeren varlıklara yönelik tanıtıcı, taklit edici çalışmalar yapma yanında diğer görsel materyaller de sınıfa getirilerek kullanılmalı ancak özellikle resimlerden bol bol ve etkin kullanılmalıdır. Okuma yazma materyallerinin çeşitlendirmesi öğretmenlerin sınıf içinde farklı düzeylerdeki öğrencileri kontrol etme, pekiştirici çalışmalar yaptırmada da yardımcı olacaktır. Öğretmenleri en çok zorlayan hususların başında farklı düzeylerdeki öğrencilerle çalışma yapma konusudur. Çabuk kavrayan öğrencilerle daha güç kavrayan öğrencilerin bir arada bulunduğu sınıflardaki öğrencilere yönelik yapılacak çalışmalar öğretmenleri sıkıntıya sokmaktadır. Öğretilen bir çalışma seviyesi iyi olan öğrenciler tarafından çabuk kavranırken daha geri durumdaki öğrenciler için pekiştirici çalışma yapılması ihtiyacı ortaya çıktığı durumlarda öğretmen sınıftaki eğitim öğretim çalışmalarında durumu iyi olanlara göre mi yapacak yoksa geri durumdakilere göre mi yapacak çelişkiye düşmekte sınıfta davranış sorunları ortaya çıkmaktadır. Okuma yazma materyallerinin çeşitlendirilmesi öğretmenlere bu davranış sorunlarıyla baş etmeyi sağlayacaktır. Verilen bir çalışmayı çabuk yapan öğrencilere öğretmen sınıftaki metin kartonları, kelime listeleri, okuma yazma öğreniyorum kitapları, el kartonları, metin defterleri gibi farklı materyallerle çalışma görevi vererek meşgul etmiş olacak, pekiştirme çalışmalarını değişik materyaller kullanarak yaptırarak da öğrencilerin sıkılmamasını sağlamış olacaktır.
Örnek Ses Fişleri

Seslere ilişkin görseller hazırlanırken örnekte görüldüğü gibi resimli fişlerden mutlaka yararlanılması gerekmektedir.

Tüm Seslere ilişkin yukarıdaki şekilde seslere ilişkin kartonlar hazırlanarak sınıfa asılmalı ve günlük çalışmalara başlarken öğrencilere okutulmalıdır. Bu ses kartonlarının alt kısımlarına kitap harflerinin büyük ve küçük şekilleri de sadece okumada kullanılmak üzere küçük kağıtlara yazılarak yapıştırılabilir.
Örnek Okuma Tablosu-3
Ses tabloları(resim, ses, hece, kelime, cümle bütünlüğünü bir arada gösteren tablolar)
|
Resim
(e sesi ile ilgili) |
(e)sesinin büyük ve küçüğü |
(e) sesi ile ilgili bir hece |
(e) sesi ile ilgili bir kelime |
(e) sesi ile ilgili bir cümle |
|
Resim
(l sesi ile ilgili) |
(l) sesinin büyük ve küçüğü |
(l) sesi ile ilgili bir hece |
(l) sesi ile ilgili bir kelime |
(l) sesi ile ilgili bir cümle |
|
Resim
(a sesi ile ilgili) |
(a)sesinin büyük ve küçüğü |
(a) sesi ile ilgili bir hece |
(a) sesi ile ilgili bir kelime |
(a) sesi ile ilgili bir cümle |
|
Resim
(t sesi ile ilgili) |
(t) sesinin büyük ve küçüğü |
(t) sesi ile ilgili bir hece |
(t) sesi ile ilgili bir kelime |
(t) sesi ile ilgili bir cümle |
Bu tablolar ile aynı anda öğrenci dört veya beş farklı sesi (grup sesleri içerecek şekilde de düzenlenebilir)bir arada resim, ses, hece, kelime ve cümle içinde görebilir. Bunlar seslere ilişkin diğer dokümanları desteklemek amacıyla kullanılabilir. Büyük boy kartonlara bu tablolar hazırlanabilir. Tablonun son kısmında yer alan cümleler kısmının çeşitlendirilmesi için metinlerden yararlanılabilir. Böylece öğrenciler önceki öğrenilenlerle sonraki öğrenilenler arasında bağlantı kurmuş da olurlar.

Öğrenilen seslere yönelik çalışmalar mutlaka görsellerle desteklenmelidir. Öğrenilen seslerin anlamsız hece tabloları şeklinde öğretilmesi yerine resimle ses arasında bağlantı kurulduktan sonra hecelerden kelimeler oluşturulmalı, oluşturulan her yeni kelime sınıfa kelime listesi olarak oluşturulmuş kartonlara eklenmelidir. Zaman zaman bu kartonlar okutulmalı, yazdırılmalı, dikte çalışmalarında yararlanılmalıdır. Yine öğrencilere öğrenilen kelimelerin yazıldığı okuma el kartları yazılıp verilebilir. Öğrencilere bu el kartlarını evde, teneffüste okumaları, kelimeleri zihinlerine, defterlerine yazmaları yönünde telkinlerde bulunulmalıdır.

Öğrencilere sesler belirli bir sayıda kazandırıldıktan sonra hecelere ve kelimelere ulaşmak gerekmektedir. Kelimelere ulaşılması sonrası anlamlı bütün oluşturacak şekilde kelimelerden cümleler ve metinler oluşturulmalıdır. Öğrencilere günlük olarak en azından bir metin çalışması yaptırılmalıdır. Oluşturulan metinler sınıfta tahtaya yazılmalı, öğrencilere okutulmalı ve defterlerine yazmaları istenmelidir. Bu metinler evde bir kez daha yazma ve okuma ödevi olarak da verilmelidir. Böylece öğrenci okulda öğretmenin kontrolünde yaptığı çalışmanın benzerini evde tekrar etmiş olur. Yapılan çalışma bilinen bir çalışma olduğu için öğrenci tarafından daha kolay yapılır. Öğrenilenler pekiştirilmiş olur. Okuma çalışmalarına metinler, kelime listeleri ve cümleler kullanılarak sürekli yer verilmelidir. Öğrenciler her gün eve gittiklerinde Okuma Yazma Öğreniyorum Kitaplarını ilk sayfadan gelinen güne kadar olan sayfaları okumaları yönünde de ödevler verilmelidir. Öğretmenler Okuma Yazma Öğreniyorum Kitaplarından örnek okumalar yapmalı, kitaptaki sesleri, heceleri, kelime, cümle ve metinleri sürekli okutmalı, kelime, cümle ve metinler üzerinde hızlı, anlamlı okuma çalışmaları yaptırmalıdır. Aynı şekilde bu kelime, cümle ve metinler üzerinde anlama, konuşma yani tüm diğer Türkçe becerilerinin geliştirilmesi yönünde çalışmalara öncelikle Okuma Yazma Öğreniyorum Kitaplarından başlamalıdır. Bu kitaplardaki okuma ve yazma bölümleri üzerinde yeterli pratik yapıldıktan ve öğrenciler tarafından iyice kavrandıktan sonra diğer ek çalışma yapraklarına, ek kitaplara geçilebilir.
Görüş ve Önerileriniz için...
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 21/10/2007 - Değişimi Gerçekleştirmenin Zorluğu
Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde tek tip eğitim geçmişine sahip kişi yok. Bakanlıkta eğitim enstitüsü mezunları, yüksek okul mezunları, lisans mezunları, yüksek lisans mezunları, doktora mezunları gibi çok değişik eğitim seviyesine sahip kişiler bulunmakta. Değişik eğitim düzeylerine sahip kişiler değişik makamlarda görev yapmaktadırlar. Bakanlığın yapacağı düzenlemelerde bu makamlarda görev yapan kişilerin olumsuz etkilenmesi söz konusu olduğu durumlarda düzenlemelerin yapılmasında sorunlarla karşılaşılmaktadır. Yapılacak düzenlemede bakanlığın merkezinde bulunan kişiler bu düzenlemeyi önce kendi durumlarını dikkate alarak değerlendirmekte, bundan kişisel olarak nasıl etkileneceklerini hesaplamakta ve buna göre bir düzenleme yapma yoluna gitmektedirler. Bir bakıma sistemin düzenlenmesine yönelik yapılan çalışmalarda ön planda günün getirdiği yenilikler, sistemin daha etkin çalışması gibi endişeler yerine kişisel bir takım endişeler bu düzenlemeleri olumlu veya olumsuz etkilemektedir. Bir yere kadar kişilerin beklentileri de sistemin düzenlenmesinde etkili olacaktır. Ancak bu sistemin etkili çalışmasını sağlayacak düzenlemelerin önüne geçmemelidir. Sistem belirlenmiş amaçlar doğrultusunda çalışması, üretim yapması için kurulur. Bireyler de bu amaçları gerçekleştirmek için sisteme girmeyi kabul eder. Sisteme girdikten sonra bireylerin kendi amaçlarını sistemin amaçlarının önüne geçirmeleri sistemin çalışmasını olumsuz etkileyebilir. Ancak bireyler doğal olarak kendi amaçlarını daha fazla ön planda tutma eğilimindedirler. Bu nedenle kişilerin kendilerinden kendi özel amaçlarını arka plana atmalarını beklemek rasyonel olmaz. Sistemi kuran irade bu gerçeğin farkında olmalıdır. Sistemi yönetenler sistemin işleyişini etkili hale getirirken bireyleri de göz ardı etmeksizin önlemlerini almalıdırlar. Bu nasıl sağlanabilir? Bunun sağlanabilmesi için sistemde etkili bir personel yönetim politikasının oluşturulması gerekir. Sistemin içinde bulunan bireylere sürekli kendini geliştirme imkânları hazırlanmalı ve bu imkanlardan yararlanmaları konusunda bireyle cesaretlendirilmeli, teşvik edilmeli, yönlendirilmelidir. Böyle bir uygulama sistemin içinde bulunan bireyleri ortaya çıkan yeniliklerden olumsuz etkilenmekten korur. Böyle bir uygulamanın olmadığı sistemlerde sistemin içine giren bireyler girdikleri dönemde sahip oldukları yeterliklerle kalır, kendini geliştirme sadece bireysel çabalara bağlı kalır. Sistemde bir düzenleme çalışması yapılması söz konusu olduğu zaman modası geçmiş yeterliklere sahip olan bireyler yeni düzenlemeleri benimsemezler, sistem içinde çatışma ortaya çıkar, yeni düzenlemeler sürekli olarak engellerle karşılaşır. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 7/7/2007 - Eğitim Sorunları
Bu gün eğitime dair yapılan tartışmalar toplumsal değişimi doğrudan ilgilendirmektedir. Dolayısıyla tüm toplumu ilgilendirmektedir. Bu nedenle son yıllarda eğitim alanı insan mühendisliği/toplum mühendisliği biçiminde nitelendirilmektedir. Toplumsal sorunlar birbirinden bağımsız değildir. Bir alanda var olan bir sorunun pek çok değişik nedeni vardır. Bu nedenle yaşanan sorunların kaynağını bulabilmek oldukça zordur. Toplumda bir alandaki sorunların niteliği ve niceliği bir başka alandakine yakın düzeydedir. Yani bizim, eğitim sistemimiz sorunluyken sağlık veya adalet sistemimiz çok iyi durumdadır demek sosyal gerçeklere uymamaktadır. Eğitim sisteminde yaşanan sorunların benzerleri diğer alanlarda da mutlaka benzer düzeyde yaşanmaktadır.
Bu manada toplumsal sorunlar tüm toplumsal kurumlara yansımaktadır. Toplumsal sorunların çözülmesi dolayısıyla eğitim alanında yaşanan sorunların çözülmesi de toplumsal gelişmişlik düzeyinin artmasına bağlıdır. Eğitime dair yaşanan sorunları farklı başlıklar altında farklı yönlerden sıralayabiliriz.
Ülkemizdeki eğitim sorunlarını dört ana başlık altında toplamak mümkün.
1. Eğitim faaliyetinin niteliğinden ileri gelen sorunlar
2. Her ilin yapısından kaynaklanan sorunlar
3. Eğitim hizmetinin sunumundan kaynaklanan sorunlar ve
4. Eğitim faaliyetini talep edenlerden kaynaklanan sorunlar
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 29/6/2007 - Kendime Dair
1969 İzmir Dikili doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi doğduğum ilçede yaptım. Kastamonu Eğitim Yüksek okulunu 1988 yılında bitirip Kars/Iğdır ili Aralık ilçesi Ortaköy köyünde 1989-1992 yılları arasında öğretmen ve müdür yetkili öğretmen olarak görev yaptım. 1992 yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi bölümünü kazanınca Ankara’ya atamam yapıldı. 1996 yılında Gazi Üniversitesindeki bölümü bitirdim. Öğrenimim süresince Mamak Kıbrıs Köyünde ve Mamak Misket İlköğretim Okullarında sınıf öğretmeni, hizmet içi eğitim sonrası Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ve İngilizce derslerine girerek öğretmenlik yaptım. 1996 yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsüne kayıt yaptırdım. 2003 yılında eğitim bilimleri enstitüsü eğitim yönetimi ve teftişi bölümünden mezun oldum. Doç. Dr. İnayet PEHLİVAN AYDIN’ın danışmanlığında “İlköğretim Okul yöneticilerinin Öğrencileri Strese Sokan Davranışları ve Öğrencilerin Başa Çıkma Davranışları” konulu tez çalışmasını yaptım. 1997 yılında Şanlıurfa iline ilköğretim müfettişi olarak atandım. Çağdaş eğitim dergisinde “Okullardaki Şiddete Çözüm önerisi” ve “Eğitim Sisteminin Geliştirilmesine Dair Yapıcı bir Eleştiri” başlıklı iki makale ile yine değişik dergilerde yazılar yanında yerel gazetelerde de eğitim konusunda yazılar yazmaktayım. İntermediate düzeyinde İngilizce bilgisine sahibim. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 26/6/2007 - ingilizce öğretmenlerine tavsiyeler
İNGİLİZCE DERSLERİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
İngilizce öğretimi eğitim sistemimiz içinde büyük sorunlar yaşanan alanlardan birisidir. Bu ders son yıllara kadar İngilizce’ye ilgi duyan, biraz yabancı dil bilgisine sahip olduğunu düşünen branş dışı öğretmenler tarafından girilen, bazen sırf boş geçmesin diye girilen derslerden biri durumundayken son yıllarda bakanlığın branş öğretmeni alımına önem ve öncelik vermesi sonucu okullardaki branş öğretmeni sayısı kısmen artmış ve sorunlar biraz daha azalmış oldu diyebiliriz. Eski yıllardaki ihmalin getirdiği bir çok nedenden dolayı öğrenciler yabancı dil temelini kazanmaksızın üst sınıflara geçtiler. Halen çoğu okulda yabancı dil öğretmeni temininde sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu dokümanla okullarda yaşanan İngilizce öğretim sorunlarına bir nebze de olsa yardımcı olunmaya çalışılmaktadır. Buradaki tavsiyeler doğruluğu kesin kanıtlanmış, değişmez ilkeler olmayıp İngilizce öğretmenlerine bu alana biraz ilgisi olan bir denetim elemanı olarak yol göstermek amacıyla geliştirilmiştir. Buradaki tavsiyeler uygulamalarla geliştirilecek, daha iyiye ulaşma yolunda daha büyük adımlara ön ayak olacak bir bakıma düşüncesi olanlara da düşüncesini paylaşma yolunda cesaret verecektir.
1) Öncelikle yabancı dil öğretiminde temel becerilerin kazandırılması üzerinde önemle durulmalıdır. Bu nedenle de özellikle 7. ve 8. sınıflarda derse giren öğretmenler bu sınıflara ait ders kitaplarını kullanacağım diye kendilerini bir zorunluluk içinde hissetmemelidirler. Zira 7. ve 8. sınıf kitapları önceki sınıflarda kazanılması gereken becerileri tam ve doğru olarak kazanmış öğrenciler düşünülerek hazırlanmıştır. Oysa okullarda çoğu öğrenci yabancı dil öğretmenini dahi belki de ilk kez görüyor olabilir. Bu nedenle öğretmen bu sınıflara ait ders kitaplarını kullanmak yerine yabancı dilde öğrenilmesi gereken en temel yapılar üzerinde durarak işe başlamalıdır. Bu amaçla en temel yapılar belirlenmeli, buradan başlanarak adım adım ilerlenmelidir. Gerekirse 4. 5. ve 6. sınıflarda kullanılan kitaplar yeniden kullanılabilir.
2) Öğretmenler öğrenilen yapıları içeren basit metinler oluşturmalı ve bunları tahtaya ve öğrencilerin defterlerine yazdırmalı ve bu metinler üzerinde okuma, anlama, telaffuz çalışmaları yapılmalıdır.
3) Öğrenilen yapılar metinlerde kullanılırken metinler öğrencilere sürekli okutulmalı, tekrar edilmelidir. Yeni yapılar öğretilirken eski öğrenilmiş yapıları da içeren basit ve kısa metinlerden yararlanılmalı, yeni yapı eski yapıların arasına bir bakıma serpiştirilmeli, yeni yapı eski yapıları içeren bir metin içerisinde verilmeli, öğrenci eski yapı ile yeni yapıyı bir arada görmelidir. Böylece eski yapı tekrarlarla pekiştirilirken yeni yapı da tanınmış olacaktır.
4) Sınıf içindeki varlık, araç gereç, yer ve malzemelerin İngilizce karşılıkları kağıtlara yazılarak ilgili yerlere yapıştırılmalı, asılmalıdır. Böylece öğrenciler çevrelerinde gördükleri varlıkların İngilizce karşılıklarını öğrenecek bir bakıma İngilizce kelime hazinelerine bu kelimeler de eklenmiş olacaktır.
5) Yakın çevrede sürekli kullanılan araçlar, bedenin bölümleri, günlük hayatta sürekli karşılaşılan olay, olgu ve yerler, malzemeler İngilizce yapılar öğretilirken konu olarak kullanılmalı, cümlelerde bunlar sürekli işlenmelidir. Öğrenciler sürekli karşılaştıkları olay, olgu, yer ve malzemelerin İngilizce karşılıklarını daha kolay öğrenebilecektir.
6) Sınıf içinde asılı olarak kalacak ve sürekli geliştirilecek şekilde kelime listeleri oluşturulmalıdır.
7) Kelime hazinesini kontrol edici, geliştirici çalışmalar, yarışmalar sürekli yapılmalıdır.
8) Öğrenilen her yapı açıklayıcı kuralıyla birlikte örnek olumlu, olumsuz ve soru cümlesiyle birlikte özet halinde yazılmış ve yeni yapıların eklenebilmesine uygun Consolidation türü defter, karton, kağıt türü araçlar geliştirilmelidir. Bu araçlarda öğrenilen her yapıya ilişkin örnek cümleler(olumlu, olumsuz ve soru şeklinde) basit kurallar özet halinde gösterilmelidir. Bu araçta ilk öğrenilen yapıdan son öğrenilen yapıya kadar tüm yapılar kısaca özetlenmiş halde bulunmalıdır. Yeni öğrenilen bir kelimenin öğrenciler tarafından tüm yapılar kullanılarak olumlu, olumsuz ve soru cümlesi şeklinde cümleler kurması sağlanmalıdır. Bu tür ödevler verilmelidir. Böylece öğrenciler her öğrenilen yeni kelimeden sonra eski öğrenilen yapıları da tekrar etmiş olur, yapılar sürekli kullanıldığı için pekişir, kurallar daha iyi kavranır.
9) Yeni öğrenilen kelimelerin telaffuzları parantez içinde yazdırılmalıdır. Ancak öğrencilerin yazılışla okunuşu karıştırmamaları konusunda yönergeler verilmeli, telaffuz için kullanılan şekliyle kelimenin yazılışını karıştırmamaları sürekli vurgulanmalıdır.
10) Yeni öğrenilen kelimeler resimlerle birlikte verilmelidir.
11) Yapılar işlenirken diyaloğlardan, dramatizasyonlardan mutlaka yararlanılmalıdır.
12) Sözlük kullanımına özen gösterilmelidir.
13) Sınıf içinde yabancı dile yönelik köşe, levhalar, panolar oluşturulmalıdır.
14) VCD Player, Kasetçalar türü araçlar sınıfa getirilerek kullanılmalı, listening çalışmaları bu araçlar yardımıyla yapılmalıdır. Materyal temini konusunda özel okullar, özel kurslar ve diğer özel öğretim kurumlarıyla mutlaka görüşülmeli, onlardan da yararlanılmaya çalışılmalıdır. Televizyon karakterleri, çizgi film karakterleri, öğrencilerin sevdiği futbolcu ve diğer kişi ve karakterlerin yabancı dil öğretiminde araç olarak kullanılmasına da önem verilmelidir.
15) Öğrencilere yabancı dil öğrenmenin yararları, ayrıcalıkları, internet, günlük yaşam ve diğer alanlardan sık sık örnekler göstererek olumlu pekiştireçler verilmesine özen gösterilmelidir.
16) Başarılı olan, yabancı dile ilgi duyan öğrencilere yönelik ek çalışmalar yaptırma, ek çalışma yaprakları hazırlama konusunda öğretmen özel çaba harcamalıdır.
17) Derslerin sonunda o derste anlatılan konulara ilişkin küçük quizler yapma, sık sık bilinen İngilizce kelimeleri yazdırma türü çalışmalar yapılmalı, bunlar değerlendirilmeli ve öğrencilere de bunların sonuçları bildirilmelidir.
18) 7. ve 8. Sınıflarda kitabı bırakıp basit yapılardan hareket edilirse planlamada nasıl bir yol izlemek gerekir diye bir soru akla gelebilir. Yabancı dil müfredatı incelendiği takdirde amaç ve davranışların Türkçe olarak yazıldığı ve bu yazılanları kesin sınırlar içerir şekilde olmadığı görülecektir. Müfredat programında amaç ve davranışlara ilişkin ifadeler öğrenilen yabancı dile ilişkin genel bir takım becerileri tanımlar şekilde yazılmıştır. Dolayısıyla öğretmen bu amaç ve davranışları ele alırken kullanması gereken araç, metin, konu seviyeye uygun olarak öğretmenin kendisi tarafından oluşturulacaktır. Bu anlamda planlamayla uygulama arasında bir sorun da olmayacaktır. Kaldı ki eğitim öğretim faaliyetlerinde amaç öğrencilere bir takım becerileri kazandırmaktır. Müfredatın belirlediği amaç, davranış ve konular ders defterlerine yazılsın diye değil öğrencilere yönelik olarak hazırlanmıştır. Bunun dışında İngilizce öğretmeni planlarını yaparken müfredattan aldığı kısımları, İngilizce yapıların dışındaki dersin işleniş sürecine ilişkin açıklamaları Türkçe olarak yazılmalıdır.
Ali Hikmet DEMİR
İlköğretim Müfettişi
ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 24/6/2007 - Eğitimin etkisi!

Eğitimle dönüştürülmesi gereken yerlerin sayısı o kadar çok ki. Sadece eğitim böylesi bir yükün altından kalkabilmesi mümkün değil. Oysa topluma yön vermesi gereken yöneticiler her şeyi eğitimden bekliyorlar. Eğitim toplumsal dönüşümü sağlayan araçlardan sadece birisi. Yukarıdaki resim yüzlerce yerleşim yerinin sadece bir örneği. Kuş uçmaz kervan geçmez ücra bir yere yerleşen insanlara diğer alt yapı hizmetlerini götürmeden sadece eğitimle ne yapılabilir? Üstelik eğitim vermek için gönderilen eğitim personelini de ihtiyaç duyduğu her türlü destekten yoksun bırakırsanız nasıl başarıya ulaşabilirsiniz? Devlet tüm güçleriyle buralara müdahale edip gücünü, varlığını hissettirmesi gerekirken bu gibi yerlerde devletin varlığı ile yokluğu arasında ne yazık ki bir fark görülmüyor. Böylesi yerlerde demokrası, insan hakları, toplum hayatını düzenleyen kurallar, hukuk kuralları, yasalar yerine aşiret kuralları, güçlünün sözü geçerli hale gelmiş durumda. Böylesi yerlerin azaltılması sadece eğitimle mümkün değil. Devletin güvenlik kurumları, yöneticileri ve tüm yetkilileri bu konuda çaba göstermesi gerekiyor. Ancak ondan sonra eğitim üzerine düşeni yapabilir. Aksi takdirde havanda su dövülmeye devam edilecektir. Bunun sonucunda da toplumun kaynakları heba olmaya devam edecek. Benden söylemesi. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|