Egitim platformu

• 22/3/2009 - Eğitim Sisteminin Etkin İşlemesi ve Toplumsal Bilinç

Kategori: makaleler

Toplu halde yaşama zorunluluğunun bir sonucu olarak ortaya çıkan sayısız kurumsal yapılar toplumsal hayatın içinde bir ihtiyacı karşıladıkları sürece işlevlerini ve varlıklarını sürdürmeye devam edebilirler. Toplumsal hayatın içinde sayısız farklı alanda etkinlikler, oluşlar, olaylar, olgular vardır. Bu sayısız etkinlik, oluş, olay ve olgu toplumsal hayatın karmaşası içinde varlığını sürdürürken değişik kurumsal yapıların görev veya ilgi alanı içine girer. İnsanın bilgi düzeyine, algılama alanının genişliğine bağlı olarak bunların farkına varılır veya varılmaz. Farkına varılan etkinlik, oluş, olay ve olgular insanların birey olarak veya toplu olarak yaşamlarını az veya çok etkiler. Toplumun içinde yaşamlarını devam ettiren bireyler de bilgi ve algılama düzeylerinin derecesine göre bu etkinlik, oluş, olay ve olguların değişik düzeylerde farkına varırlar. Toplumların gelişmişlik düzeyleri bu farkındalık düzeyine bağlı olarak değişir. Gelişmiş bir toplumsal düzeyde bulunan toplumlarda bireylerin farkındalık düzeyi yüksek iken düzey itibariyle düşük olan toplumlarda bu düzey daha aşağılardadır. Toplumu oluşturan bireylerin farkındalığını geliştirmede medya, eğitim, iletişim imkanları gibi bir çok farklı unsur işe sokulabilir. Eğitim kavramı bu farkındalığın yükseltilmesinde oldukça önemli bir yere sahip olmakla birlikte tek başına istenen sonucu alabilmesi mümkün görünmemektedir.

Eğitim kavramının içine çok değişik alanların, unsurların dahil olduğunu kabul etmekle birlikte okulda eğitim kavramı toplumda hemen herkes tarafından eğitim denilince ilk akla gelen bir kavramdır. Aslında eğitim kavramı toplumsal, bireysel, planlı veya plansız, örgün veya yaygın, belli dönemlere yönelik veya genel anlamda herkesi içerecek şekilde yaşamın hemen her dönemi için söz konusudur. Ancak toplumsal yaşamın içinde ve bireylerin kendi öz iradelerine yönelik olarak yapılabilecek eğitim faaliyetlerinden hareketle toplumsal farkındalığı oluşturacak şekilde eğitime etki edebilmek, eğitim kavramını bu geniş kapsamıyla ele almak çalışma alanını büyük oranda genişletir, karmaşıklaştırır dolayısıyla da fikir üretmeyi güçleştirir. Sonuçta eğitim kişilerin kendi inisiyatiflerine bağlı olarak her dönemde yapılabilir. Ancak bireysel yönü ağır basan böyle bir yaklaşımla topluma etki eden bir unsur olarak eğitime dair bir şeyler söylemek zorlaşır. Bu nedenle eğitim denilince okuldaki eğitim kavramının üzerinde durarak fikir üretmek daha sonuç alıcı bir yaklaşım olacak gibi görünmektedir. Sonuçta okulda eğitim yarının büyüklerini oluşturacak olan çocuklara yönelik olarak yapıldığı için toplumsal yönü de vardır. Üstelik okulda eğitim kavramından hareketle üzerinde çalışılabilecek somut bir sistemle de karşı karşıya gelinmiş olunur. Aksi takdirde bireysel boyutta her şahıs kendi anlayışına uygun olarak eğitimi kendini geliştirme anlamında ele alabileceği için tek tek bireylerle karşı kalınır ki bu anlamda çalışma alanımız soyutlaşır. Bu soyutluktan kurtulmak için okulda eğitim diyerek alanımızı biraz daha sınırlandırmış, somutlaştırmış oluyoruz.

Eğitimciler okulda eğitim faaliyetlerinde başarı için okul, aile  ve çevrenin işbirliğinin önemli olduğunu söylerler. Okul aile ortamında çıkarak gelen çocuk üzerinde çalışırken çocuğu içinden çıkarak geldiği sosyal ortamdan soyutlayamaz. Bu soyutlama yapılamadığı için okuldaki başarı büyük oranda okulda yapılacak çalışmalar yanında aile ve çevrenin yapısına bağlıdır. Okulda eğitimin istenen niteliklere sahip olmasını okul dışında aile ve çevre önemli ölçüde etkiler ancak bu okulda eğitimin tamamen diğer iki unsurun etkisi altında kaldığını, aile ve çevreye rağmen okulda eğitimin hiçbir şekilde etkisinin olmayacağı anlamına gelmez. Aslında üç unsur birbirine bağlı olduğu kadar birbirinden bağımsız bir yapıda da bulunur. Okul, aile ve çevrenin mükemmel uyumu sonucunda okula gelen öğrenci istenen niteliklere sahip olarak yetişir. Bu üç unsur arasında okul diğer iki unsura göre daha formal bir yapı içinde yer alır. Okul sadece eğitim öğretim faaliyetine yönelik olarak kurulmuş bir toplumsal hizmet kurumu olduğu için diğer iki unsura göre daha özel bir çalışma alanına sahiptir. Aile ve çevre bu yönüyle bakıldığında daha karmaşık, daha çeşitli ilişkilerin, etkileşimlerin etkisinde kalır. Okulun bu formal yapısının bir sonucu olarak okula dair söylenebilecek hususlar diğer iki unsura yönelik olarak söylenebilecek hususlara göre daha fazla etki yaratabilir. Okul bir eğitim sisteminin içinde yer alır. Bu eğitim sisteminin nitelikli işleyişi okul işleyişini de doğrudan etkiler. Aile ve çevreye yönelik yapılması gereken çalışma alanları çok da bağımlı, sınırlı alanlar değildir. Aile ve çevreye yönelik yapılabilecek çalışmalar çalışma yapmaya niyetlenen kişilerin elini ayağını daha kolay bağlar. Aile ve çevreye yönelik etki edebilme imkanı çok daha sınırlıdır. Oysa okul formal bir yapının parçası olarak var olduğu için okula yönelik yapılacak değerlendirmeler, çalışmalar çok daha kolay olabilir.

Bu nedenle toplumsal anlamda farkındalığı geliştirmede okulda eğitim üzerinde durulması daha pratik sonuçlar verebilir. Okul toplumsal güç unsurlarının etkisinde olarak varlığını sürdürür. Topluma yönelik bir şeyler söyleme düşüncesinde olanlar okulda eğitim kavramına yönelik yapacakları değerlendirmeler aracılığıyla toplumsal güç odaklarına yol gösterebilir. Okulda eğitimin niteliğinin geliştirilmesi sayesinde toplumsal yaşamda farklılıklar oluşturulabilir. Toplumsal güç odakları da okullar aracılığıyla toplumsal dönüşüme olumlu bir katkıda bulunabilir. Okul parçası bulunduğu eğitim sisteminin niteliğine bağlı olarak daha kolay şekillendirilip yönlendirilebilir. Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar tamamen ortadan kalktığı takdirde toplumsal değişimin önemli bir parçası olan okullar da daha nitelikli hale gelebilir. Ancak eğitim sistemi sorunlu olursa aile ve çevrede var olan sorunlar daha da kökleşir. Toplumsal yaşama yönelik bir şeyler yapma iddiasında olan bir güç önce elinde bulunan araçları istendik şekilde ve etkili kullanabilir hale gelmiş olması gerekir. Toplumsal güç odaklarının en büyüğü olan devlet bu yönüyle elinde bulundurduğu eğitim sisteminin niteliğini geliştirmeli, eğitim sisteminde sorunlu alanları en aza indirmelidir. Eğitim sisteminde yaşanan sorunlu alanlara yönelik diğer yazılarda buluşmak dileğiyle..

 

 

Görüş ve önerileriniz için….

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 2/3/2009 - Eğitimin Toplumsal İşlevi Ve Bireysel Çaba İlişkisi

Kategori: makaleler

Toplumsal alanda eğitim, sağlık, adalet, ekonomi gibi bilimsel çalışmalara konu olmuş bir çok insana özgü faaliyet vardır. Toplum nezdinde yaşanan olayların tümünü tam anlamıyla tanımlamak oldukça güçtür. Zira insan davranışları bireysel olarak çok karmaşık olduğu gibi toplumsal düzeydeki insan davranışları bundan daha karmaşıktır. Konu olarak ele aldığımız eğitim kavramı da birey ve toplumu doğrudan ilgilendirmektedir.

Toplumu oluşturan bireyler olsun, aileler olsun eğitimi en üst düzeyde talep ediyor, kendileri veya çocukları adına eğitimden yararlanmanın her yolunu arıyorlar.

Eğitime dair görüş alışverişi yapılmasını sağlayacak ortamların bulunması eğitime dair konuların toplum nezdinde tartışılmasına, eğitime dair hususların düşünülmesine, bu konularda var olan olumlu veya olumsuz her şeyin ortaya konulmasına katkı sağlayacaktır. Bu ise eğitime zarar değil yarar getirir. Herkes kabul eder ki toplumun gündemine giren her sorun, bir şekilde çözülmeye çalışılır, toplumun zihninde canlılığını korur.

Bugün eğitime dair yapılan tartışmalar toplumsal değişimi doğrudan ilgilendirmektedir. Dolayısıyla tüm toplumu ilgilendirmektedir. Bu nedenle son yıllarda eğitim alanı insan mühendisliği/toplum mühendisliği biçiminde nitelendirilmektedir.  

Günlük yaşantımız içinde eğitimin önemine daima vurgu yapıldığına hemen her ortamda şahit oluruz. Akan trafikte olumsuz bir davranışla karşılaşınca eğitimsizliğe bağlarız, bir sırada beklerken sıraya girmeyen birini görürsek yine eğitimsizlikten bahsederiz. Yolsuzluklar, haksızlıklar, yanlışlıklar kısaca hemen her olumsuz durum eğitimsizliğe bağlanır. Adeta eğitim her şeyin çaresi, her şeyi çözen sihirli bir değnek olarak görülür ve olumsuzluklar karşısında herkes suçu eğitime atar.

Eğitim hakkında yediden yetmişe hemen herkesin az çok bir fikri vardır. Bunun bir nedeni de toplumda hemen herkesin hayatının bir döneminde eğitimle bir şekilde muhatap olmasıdır. Yani herkesin eğitime dair yaşanmış bir tecrübesi vardır. Yaşanan bu tecrübe herkese eğitime dair konuşma imkanı verir. Peki hemen herkesin bir şekilde eğitime dair edindiği bu tecrübe yeterli midir?...                                                                                    Eğitim kavramının içeriğine baktığımızda çok geniş bir alanla karşılaşırız. Bu geniş alanda eğitim denilince neyin anlaşılması gerektiği, ne anlatılmak istendiğinin iyi belirlenmesi gerekir. Eğitim alanının o kadar çok değişik alt dalları, ilgili alanları vardır ki eğitime dair yapacağımız bir fikir üretimi çalışmasında doğru sonuçlara ulaşabilmek için tüm bu alanlardan haberdar olmak gerekir. Aksi takdirde dar bir çerçevenin içinde yararsız, gereksiz bir kısır döngüden kurtulmak, bir sonuca ulaşmak mümkün olmaz.

Bu kadar önemli bir yere oturtulan eğitim kavramının toplumda herkes tarafından doğru bir şekilde algılandığını söylemek fazla iyimser bir bakış açısıdır. Eğitim denilince toplumda hemen bir çok kişinin aklına okulda yapılan eğitim gelir. Oysa okulda yapılan eğitimle tartışmalarda dile getirilen ve şart olarak görülen eğitim aynı düzey, kapsam ve içerikte yer almaz. Bir çok kişinin aklına gelen okulda eğitim sınırlı bir zamanda, belirlenmiş bir program doğrultusunda, çoğu zaman yetişmiş uzman elemanlar aracılığıyla yürütülen, belli yaş gruplarına yönelik olarak yapılıp sonunda diploma türü bir belgelerin verildiği faaliyetler katılanların edilgin, pasif kaldığı faaliyetler olup kişisel iradenin çok da ön plana çıkamadığı, çıkarılamadığı eğitim faaliyetleridir. Böyle bir eğitim faaliyeti ile toplumsal alanda büyük değişikliklerin sağlanabilmesi mümkün değildir.

Toplumsal hayatta yaşanan sorunların çözümüne yönelik eğitim faaliyetleri daha çok okul dışı zamanlarda, kişilerin etkin olduğu, kendi kendine öğrenme faaliyetine yönelik çalışmalardır. Bu ise içinde bulunduğumuz toplumda hiçbir toplumsal, resmi veya sivil kurumun görev alanına girmemektedir. Toplumun tümünü kapsar düzeyde bir çalışmanın sivil ve resmi bir kurumun görev alanına girebilmesi de aslında mümkün değildir. Sivil ve resmi kurumlar veya örgütler daha çok kendileri için belirlenmiş amaçlar doğrultusunda görevlendirilen kişiler aracılığıyla ve tanımlanmış görevlerin yerine getirilmesi şeklinde çalışırlar. Bu tür bir yapıda bireylerin dışardan yönlendirilmesi söz konusudur. Toplumsal yaşamın içinde yer alan tüm bireyleri böyle bir yapının içine sokabilmek mümkün değildir.

Kişilerin etkin olduğu, kendi kendine öğrenme faaliyetine yönelik çalışmalar kişisel inisiyatife bağlı olduğu için kişilerin kendi iç dinamiklerinin büyük rolü bulunmaktadır. Kişisel inisiyatife dayalı eğitim kavramının içine yaşam boyu öğrenme kavramı girmektedir. Yaşam boyu öğrenmeyi kişisel öğrenme, kişisel olarak kendini geliştirme şeklinde düşünmek gerekmektedir. Kişisel gelişim kavramı toplumda her birey tarafından yaşamının önemli bir ilkesi haline getirilmesi gerekmektedir. Ancak bu gereklilikte inisiyatifin bireylere bağlı olduğunu unutmamak gerekiyor.

Toplumu oluşturan bireyler ne kadar çok bu inisiyatifi eline alıp etkin bir şekilde kullanırsa toplumsal eğitimin niteliği de o kadar yükselecektir. Bu durumda eğitimin niteliğine yönelik sonuç almada her bireye büyük işler düşmektedir.

 

Ali Hikmet Demir

Eğitimci

(ahdiron4@hotmail.com)
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/2/2009 - Zorunlu Bölge Uygulaması ve Sorunlar

Kategori: egitimyonetimi

Zorunlu bölge uygulaması önceleri iller düzeyinde iken daha sonra ilçeler düzeyine indirildi. Böylece iller arası farklılıklar çok daha adil bir şekilde dikkate alınmaya başlanmış olundu denebilir. Ancak uygulamada görülen aksaklıklar dikkatle incelendiğinde aslında ilçeler düzeyinde yapılan düzenlemenin de yeterince adil olmadığı görülmektedir. Ülkemiz yer yüzü şekilleri çok farklı özellikler göstermektedir. Yerleşim yerlerinin düzenlenmesi değişik şartlara, ihtiyaç durumlarına göre yapılırken doğal olarak tüm şartları aynı anda karşılaması beklenemez. Yerleşim yerlerinin sınırlarının belirlenmesinde konulmuş kriterlerin neler olduğu belli olmadığı için yapılan düzenlemelerin yanlış veya doğru olduğu yönünde görüş ortaya koymak zor görünmektedir. Bu nedenle mevcut şartlara göre bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. İller ilçelere, ilçeler köylere ve köy altı yerleşim yerlerine kadar değişik biçimlerde yerleşim birimleri ile karşı karşıya kalınmaktadır. İlçelerin yer yüzü şekilleri de tıpkı ülkenin yer yüzü şekilleri gibi çok değişik özellikler göstermektedir. İlçe içinde dağlık, ovalık yerler, ulaşım imkanları iyi olan ve olmayan yerleşim yerleri bulunmaktadır.

            Zorunlu görev uygulaması iller düzeyinde iken illerin sosyo ekonomik durumlarının benzerliğine göre bir gruplandırma yapılıyordu. Oysa iller merkez itibariyle sahip oldukları imkanlarla çevre itibariyle sahip olunan imkanlar aynı düzeyde olmuyordu. Bu nedenle il düzeyinde bir gruplamanın yeterince adil olmadığı görüldü. Çok gelişmiş il durumunda olan yerleşim birimlerinin çok zor şartlara sahip ilçeleri bulunuyordu. Bu nedenle de il merkezi ile ilçelerde çalışanlar arasında bir dengesizlik, haksızlık, adaletsizlik oluyordu. Bu olumsuzlukların giderilmesi için zorunlu bölge uygulaması ilçelere kadar indirgendi. Ancak mevcut durumda bunun da yeterli olmadığı görülmektedir. Aynı ilçe içinde öyle yerleşim yerleri bulunuyor ki birisi ulaşım yolları üzerinde iken bir başkası çok daha olumsuz şartlarda bulunabiliyor. Daha önce il merkezlerinin zorunlu bölge kapsamında olduğu dönemde yaşanan sorunların aynısı şu anda ilçeler düzeyinde yaşanmaya devam ediyor. Yaşanan sorunların alanı kısmen daraltılmış da  olsa istenen çözüme ulaşılamamıştır.

Yapılması gereken zorunlu bölge uygulamasının okullar düzeyinde ele alınmasıdır. Okullar düzeyinde yapılacak düzenlemede olumsuz şartlara sahip olan yerleşim biriminde bulunan okul aynı çevre içindeki sosyo kültürel yapıdan bağımsız olamayacağı için görev yapan personel arasında dengesizlik, adaletsizlik, haksızlık olmamış olacaktır. Bunun sağlanması, uygulanması e okul uygulamalarının yaygınlaştığı bir dönemde zor değildir. Her personel içinde bulunduğu şartlara göre zorunlu bölge çalışmasını yapmış olacaktır.

Zorunlu bölge uygulaması bölgeler arası dengesizliğin giderilmesi için uygulanmaya çalışılıyor. Ancak eğitim faaliyetlerinde uygulamada yaşanan sorunların da görülmesi ve çözüme kavuşturulması için önlemler alınması gerekiyor. Okullar düzeyine indirgenecek bir zorunlu çalışma yükümlülüğü sonrası okulların norm kadroları üzerinde de önlemler alınması gerekiyor. Uygulamada zorunlu bölge kapsamında bulunan yerleşim yerlerinde bulunan okulların kadrolarının sanal olarak büyütülmemesi de gerekiyor. Uygulamada kurumların daha fazla personeli istihdam etmesi için sanal veya uygun olmayan düzenlemelerin önüne geçilmesi gerekiyor. Norm kadro bilindiği gibi okuldaki ders yüküne göre personel istihdamını düzenleme amacıyla getirilmiş bir uygulama. Bu uygulama plansız, sistemsiz bir personel istihdamının önüne geçmek amacıyla getirildi. Bu yönüyle personel politikalarının sağlıklı bir zemine oturmasına önemli katkılarda bulundu denebilir. Okuldaki ders yükünü belirleyen unsur şube sayısıdır. Norm kadro uygulamasını sekteye uğratan olumsuz uygulamalardan birisi gelişigüzel şube oluşturmadır. Okulda bulunan öğrenci sayısına göre oluşturulabilecek şube sayısına ilişkin bir kriter konmadığı veya etkin bir şekilde böyle bir kriter kullanılmadığı takdirde okullar veya okulların bulunduğu ilçe yönetimleri şubelerin sayısını keyfi olarak artırmakta veya azaltmaktadır. Şube sayısının kritere dayanmaksızın artırılması veya azaltılması kurumda bulunacak personel sayısına doğrudan etki etmektedir. Otuzun altında bile olsa iki veya üç şube oluşturan okullarda sanal bir iş gücü oluşturulmuş olmakta bu da sistemin istismar edilmesine yol açmaktadır. E okul uygulamalarının etkin bir şekilde uygulandığı eğitim sistemimiz içinde bu anlamda bir önlem almak zor değildir. Okullara veya ilçe düzeyindeki yöneticilere ikinci bir şubenin oluşturulması için konulacak kriterlere sıkı bir şekilde uyulmasını sağlamak merkez karar organlarının elindedir. Otuzun altında öğrenci bulunan bir okulda aynı şubeden ikinci bir tanesinin açılması zorunlu görev kapsamına giren personel sayısını artırma yönünde bir yarar sağlayabilir. Ancak sistemin dengesini bozan, kişilere fayda sağlarken topluma zarar veren bir uygulamadır. Bu anlamda mutlaka acil önlem alınması gerekmektedir.

 

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/2/2009 - Toplumsal Eğitime Olan İhtiyaç

Kategori: makaleler

Toplumu oluşturan bireylerin iyi yetiştirilmesi gerekiyor. Bunun için de herkese düşen görevler var. Ancak toplumu oluşturulan bireylerin eğitilmesi denilince hemen herkesin aklına okulda eğitim geliyor. Ancak okulda yapılacak eğitimle bireylerin her yönden yetiştirilebilmesi mümkün görünmemektedir. Zira okullar formal eğitim kurumları olarak kendileri için belirlenmiş eğitim programları doğrultusunda faaliyet yapmak zorundadır. Eğitim programlarının içeriği de öğretim kademelerinin durumu dikkate alınarak daha çok akademik düzeyde öğrenme öğretme süreçlerine yönelik olarak düzenlendiği görülmektedir. Bir başka deyişle okullarda her sınıf için belirlenmiş bir müfredat vardır. Her sınıfın müfredatını uygulamakla görevli sınıf veya branş öğretmenleri bulunmaktadır. Bu öğretmenler kendilerine verilmiş olan müfredatın dışına çıkma hak ve yetkisine sahip olmadıkları gibi buna zaman da bulamamaktadır. Sınıflardaki öğrenci sayılarının kalabalık olması, branş öğretmenlerinin bir çok sınıfa derse girmesi, öğretmenlerin yoğun müfredat yanında okulun yönetim ve öğrenci kişilik hizmetleri, rehberlik gibi diğer işlerine yönelik yapmaları gereken sorumluluklarının fazlalığı gibi hususlar da öğretmenleri bunaltmaktadır. Bu durumda öğretmenler müfredatın yetiştirilmesini dahi ancak gerçekleştirmeye çalışırken bunun dışındaki diğer işlere zaman bulamamaktadır. Okulda öğrencilerle birebir etkileşime giren başka bir eleman da olmadığı için öğrencinin sadece okulda mükemmel bir şekilde yetiştirilmesi mümkün görünmemektedir.

Okulun dışında değişik unsurların toplumsal eğitime dahil olması gerekmektedir. Ancak anayasa ve diğer yasaların eğitim öğretim faaliyetleri devletin kontrolünde ve milli eğitim bakanlığı tarafından yapılır şeklinde getirdiği düzenlemeler bu alanı milli eğitim bakanlığı dışında bir başka organizasyona kapatmaktadır. Milli eğitim bakanlığı makro düzeyde eğitime dair göstergeleri geliştirme çabaları yanında toplumsal eğitime yönelik kapsamlı, planlı, sistemli bir çalışmaya girişememektedir. Okulların yapamadığı, milli eğitim bakanlığının da zaman ve fırsat bulamadığı toplumsal eğitim faaliyetleri usta çırak ilişkisi biçiminde devam edip gitmektedir. Oysa gelişmiş toplumlarda özellikle toplumsal eğitim faaliyetleri sadece merkezi bir otoritenin eline bırakılmamakta, sivil inisiyatife de hareket imkanı verilmektedir. Ülkemizde alaylı mektepli diye eleştirilen Osmanlı Dönemi eğitim şekli toplumsal eğitim düzeyinde halen aynen devam etmektedir.

Toplumsal eğitim denilince ne demek istendiğinin de ortaya konulması belki daha açıklayıcı olabilir. Toplumu oluşturan bireyler aile ortamında doğup, büyür, gelişirler. Okul çağına gelinceye kadar çocuk aile ve yakın çevresinin kendisine verdiği anlayış, değer yargısı, davranış kalıpları dışında hiçbir farklı, sistemli örnekle karşılaşmaz. Aileyi kuran bireylerin anlayışları ne düzeyde ise çocukların anlayış düzeyi olduğu gibi çocuğa geçer. Okul çağı gelince öğrenci olarak okula başlayan birey okuldaki öğretmeninin beceri düzeyine göre yeni bilgi, beceri, davranış ve tutumlarla karşılaşır. Okula başladığı andan itibaren de yukarıda betimlemeye çalıştığım bir okul ortamına girer. Aslında okulda bulunduğu süre içinde akademik bir takım bilgi, beceri ve alışkanlıklar dışında fazla bir şey verilemez. Dolayısıyla okula geldiği süre içinde de aile ortamındaki şartlardan tamamen farklı bir ortamla karşılaşmaz. Okul ortamında farklı ailelerden gelen çocuklarla bir arada bulunarak belli bir oranda sosyalleşme söz konusudur ancak bu sosyalleşme planlı, programlı, sistemli olmaz. Çocuğun içinde doğup büyüyeceği aile ortamından başlayarak toplumsal hayatın her aşamasında ihtiyaç duyacağı bilgi, beceri, alışkanlık, değer ve tutumların planlı, programlı, sistemli ve bilinçli bir şekilde kendisine kazandırılması gerekir. Bu toplumsal eğitim kavramının içeriğini oluşturur.

Böylesi bir toplumsal eğitimin verilebilmesi için de bireyin doğumundan hatta doğum öncesinde aile kurumunu oluşturacak kişilerin aile kurumunun oluşturulması sürecinde eğitilmesi, bilgilendirilmesi gerekiyor. Aile içi ilişkiler, çocuk yetiştirme, evlilik eğitimi, ev işlerinin yapılması, evin yönetilmesi, toplum içinde farklı ortamlarda nasıl davranılacağına ilişkin iletişim becerilerinin edinilmesi, toplu yaşamanın gerektirdiği kuralların öğrenilmesi, toplumsal hayatın içinde birey olarak görev ve sorumlulukların öğrenilmesi, toplumsal kuralların niteliği, toplumsal hayatın içinde var olan ilişkiler, toplumsal hayatı düzenleyen kuralların, değerlerin niteliği gibi daha bir çok konularda toplumsal eğitim mekanizmalarının oluşturulması, işletilmesi gerekiyor. Bu şekilde uygulanacak bir toplumsal eğitim faaliyeti toplumu oluşturan her bireyin en üst düzeyde yetişmesini sağlar. Nitelikli insanların oluşturduğu bir toplum da çok daha güçlü olur. 

Bu gün saydığımız konuların hemen hiç birisinde böylesi bir eğitim mekanizması işletilememektedir. Her birey kendiliğinden ve içinde bulunduğu çevrede gördüğü kadarıyla, içinde bulunduğu grupların etkisinde kalarak kendisi nasıl algılayıp düşünüyorsa ve kavrıyorsa o şekilde kendince bir takım bilgi, beceri, alışkanlık, tutum ve değer yargılarına sahip olarak yaşamını sürdürmektedir. Bu durum en önemli toplumsal güç unsurlarından birisi olan insan gücünün heba olmasına yol açmaktadır. Eğitimin yeterince yaygınlaşmaması, herkese alabileceği en üst eğitim imkanlarının sunulmamış olması da bu durumu daha olumsuz düzeylere götürmektedir.

 

 

 

   Soru, Görüş ve Önerileriniz için

           Ali Hikmet DEMİR

       ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 2/2/2009 - E-Kayıt Uygulaması ve Sonuçları Üzerine

Kategori: egitimyonetimi

Bakanlık e kayıt sistemi ile aileleri kendilerine en yakın okula çocuklarını kayıt ettirmeyi sağlıyor. Ülkemizde eğitimin önemine inanan bir çok veli, aile çocuklarına iyi bir eğitim sunma endişesi taşıyor. Bu endişeden dolayı aileler çocuklarını okula kayıt ettirecekleri zaman iyi bir okul, iyi bir öğretmen arıyorlar. Okul ve öğretmenin çocuğun eğitimine etkisi yadsınamaz bir gerçek. Özellikle ilk beş yıllık dönemdeki sınıf öğretmenliği çocuğun eğitim hayatında can alıcı bir öneme sahip. Bir çok temel davranış, alışkanlık, bilgi ve beceri bu beş yıllık dönemde kök salmaya başlıyor. İyi bir temel atılırsa öğrenci sonraki yıllardaki eğitim etkinliklerinde fazla zorlanmıyor. Bilgi, beceri, alışkanlık ve davranışlarını bu sağlam temelin üzerine daha kolay bina edebiliyor. Bu durumun bilincinde olan aileler hangi okula, hangi öğretmene çocuklarını emanet edeceğini düşünüyor, soruşturuyor, araştırıyor.

Milli eğitim bakanlığı bünyesinde görev yapan tüm öğretmenlerin öğretmenliğin gerektirdiği niteliklere sahip olduğunu, tümünün görevinin gerektirdiği liyakate sahip olduğunu söylemek zor. Buradan öğretmenlerin tümünü töhmet altında bırakmak doğru değildir. Görevinin gereğini yerine getirmek için kendini adeta parçalayan, canla başla gayret eden fedakar öğretmenlerin varlığını da inkar etmek büyük bir haksızlık olur. Hatta devlet memurları içinde işlerinin gereğini en üst düzeyde yapan meslek gruplarının başında öğretmenlerin geldiği rahatlıkla söylenebilir. Ancak yine de öğretmenlik mesleğinin gereklerini yapmaktan uzak kişilerin sayısı hiç de az değildir. Aslında böyle bir ikileme yani görevinin gereğini yapanlar yanında yapmayanlar da var ikilemine düşülmesinin en önemli nedenlerinden birisi eğitim hizmetini kuran, yöneten, değerlendiren ana sistemin, bakanlığın bu konuda şeffaf, objektif bir veriyi ilgililerle paylaşmaması, bu verileri kamuoyuna sunmaması/sunamamasıdır. Eğitim öğretim süreci içinde öğretmenlerin ne derece verimli olduğunu ortaya koyan objektif kriterler geliştirilemediği için herkes kendine göre bir değerlendirme yapabilmektedir. Eğitim öğretim işlerini düzenleyen, yöneten bakanlığın iyi okul, iyi öğretmen denilince ne anlaşılmalıdır sorusunun cevabını verebildiğini söylemek zor. Durum bu olunca iyi okul, iyi öğretmen nitelemesi vatandaşın anlayışına kalmaktadır. Kendince eğitimi iyi olan okullar, kaliteli öğretmenler, veliler tarafından aranıp bulunuyor. Böylesi okul ve öğretmenlere talep doğal olarak artmaktadır. Çünkü iyi bir eğitim öğretim hizmeti almak her vatandaşın en temel hakkıdır.

Bakanlığın uygulamaya koyduğu e kayıt sistemi ile herkes evine en yakın okula gitme zorunluluğu getirilmeye çalışılıyor. Böylesi bir zorunluluğu getiren bakanlığın okullarda sunulan eğitim öğretim hizmetlerinin kalitesi konusunda herkese benzer imkanları hazırlaması da bir gerekliliktir. Bir başka deyişle iyi okul, iyi öğretmen kavramı konusunda herkesin gönlünü ferah tutacak bir standardın hayata geçirilmesinin önlemlerinin alınması gerekiyor.

Milli Eğitim Bakanlığının en azından nitelikleri itibariyle düşük olan okul ve personeli daha yakından takip etmesi, okul personelinin durumuna ilişkin veli görüşleri alınması, okul ve personele yönelik standartlar konulması, koyulan standartları gerçekleştiren ve gerçekleştiremeyen okul ve personelin durumlarının irdelenmesi, standartlara ulaşmama nedenlerinin sorgulanması, geliştirici önlemlerin alınması, tüm bu konularda toplumu, eğitim hizmetinden yararlananları bilgilendirecek çalışmalar yapılması gerekiyor.

Eğitim sistemimiz içinde çalışanla çalışmayanın bir tutulması, performansa dair bir kaydın, verinin bulunmaması, eğitimi talep eden velilerin görüşlerine hiç önem verilmemesi, özellikle üst sınıflarda bulunan öğrencilerin memnuniyetine ilişkin hiçbir veri alınmaması, etkisiz ve verimsiz çalışmasını tetkik etmek bir tarafa personeli hiç görmeden sadece kağıt üstünde yapılan değerlendirme uygulamaları, subjektif değer yargılarına dayanan bir ödüllendirme sisteminin uygulanması, ortaöğretimde okul ve personeli kendi haline bırakan bir denetim anlayışının devamlılığı gibi sorunlar gerekliliklerin önünde önemli sorunlar olarak durmaktadır. Aslında bu temel sorunlar ve gereklilikler yerine getirilmeden e kayıt türü uygulamaların hayata geçirilmesi başka sorunların ortaya çıkmasına yol açabilir.

 

Ali Hikmet DEMİR

        ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/1/2009 - Öğretim Standartlarına Olan İhtiyaç

Kategori: makaleler

Okullar, toplumun eğitim öğretim ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla oluşturulmuş örgütlü yapılardır. Okulların kuruluşu, işletilmesi, değerlendirilmesi eğitim sisteminin iç işi gibi algılandığı geçmiş dönemlere göre günümüzde özellikle gelişmiş ülkelerde bu anlayış yanlış bir algı olarak görülür hale gelmiştir. Bunda özellikle eğitilmiş insan gücünün artması, bilginin, iletişimin geçmişe göre çok daha kolay, çabuk, yaygın bir hale gelmiş olmasının büyük payı vardır.

Eğitim faaliyetlerinin yürütülmesinde öğretmenlerin önemli bir yer tuttuğu hemen herkes tarafından kabul edilir. Öğretmenler eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü yerler olan sınıfların en önemli yöneticileri, yönlendiricileri ve rehberleridir. Bu durum öğretmenin sınıf ortamında var olan öğretmen öğrenci etkileşiminde üstün bir konumda olmasını da sağlar. Ancak bu üstünlük eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliği konusunda öğretmenin sorumluluğunu da daha büyük bir oranda artırır. Her ne kadar son zamanlarda yapılan program geliştirme çalışmalarında öğrencilerin daha aktif olmasını gerektiren bir takım düzenlemeler yapılmış da olsa bu durum öğretmenin sınıf ortamındaki konumunda değişiklik yapamamaktadır. Sınıf ortamında öğretmenin sahip olduğu konumu değiştirecek bir düzenlemenin de yakın zamanda yapılacağını beklememek gerekiyor. Eğitim öğretim faaliyeti öğretmen öğrenci arasında bir etkileşimin sonucu olarak ortaya çıkacak ürünlere yönelik olarak yapılır. Bu durumda öğretmen ve öğrenci etkileşiminde öğretmenin üstün bir konumda olması doğaldır. Sınıf ortamında yapılan faaliyetlerde henüz istenen düzey bilgi, beceri, alışkanlık ve tecrübeye ulaşamamış öğrencilerin öğretmenlere göre daha üstün bir konumda bulunmasını beklemek de gereksiz, anlamsız ve yersizdir. Öğretmen sınıf ortamında faaliyetleri yönlendiren unsurdur.

Eğitim öğretim faaliyetlerinde önemli bir yere sahip olan öğretmenin çabaları eğitim öğretim faaliyetinin niteliğine büyük oranda etki edecektir. Bu nedenle öğretmenin çabaları büyük önem taşımaktadır. Eğitim öğretim faaliyetinin niteliğine dair bir şeyler söylemek isteyenler bu anlamda öğretmenin çabalarına yönelik olarak da bir şeyler söylemek zorundadır. Eğitim öğretim faaliyetlerinde görev alan tüm öğretmenlerin aynı düzeyde başarı gösterdiğini söylemek oldukça zor görünmektedir. Aslında bu konuda olumlu veya olumsuz bir yargıya varmak da mümkün olmayabilir. Zira öğretmen çabalarına yönelik eğitim sistemi içinde oluşmuş tartışılmaz, somut, objektif değerlendirme sistemi bulunmamaktadır. Öğretmenlerin çabalarına yönelik olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapabilmek için veriye ihtiyaç bulunmaktadır. Veri olmaksızın ne söylense yanlış olacaktır. Bu durum eğitim sisteminin üst düzeyde düzenleyicileri, değerlendiricileri, yöneticileri açısından olumsuz bir durum olarak görülebilir. Zira eğitim öğretim faaliyetlerinde en önemli faktörlerden birisi olan öğretmenlerin çabalarına yönelik değerlendirme yapmayı sağlayacak verinin hala oluşturulmamış, ortaya konulmamış olması bu çağda eğitim sistemlerinin geldiği nokta açısından bakıldığında önemli bir eksikliktir.

Yapılan eğitim öğretim faaliyetlerinde görev alan personelin çabalarına yönelik olumlu veya olumsuz bir şey söylerken bunun veriye dayalı olması değerlendirme yapacak olanlara da yol gösterecektir. Eğitim öğretim faaliyetlerinde yol gösterici verilerin oluşturulması öğretim standartları oluşturulması ile mümkündür. Öğretim standartları okullarda yapılan eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliği üzerinde bir şeyler söylemek isteyenlere, değerlendirme yapmak isteyenlere veri sağlar. Öğretim standartlarının oluşturulmasında eğitim sisteminin üst düzey yönetim mekanizmalarına büyük iş, sorumluluk düşmektedir. Hangi okulun ne düzeyde nitelikli eğitim yaptığının, hangi personelin ne düzeyde başarılı bir çaba ortaya koyduğunun belirlenmesinde öğretim standartlarıyla yapılacak karşılaştırma sonrasında daha doğru değerlendirmeler yapmak mümkün olabilir.

Eğitim sistemini yönetenlerin, dizayn edenlerin belirleyeceği öğretim standartları okullar, sınıflar, öğretmenler arasında her tür farklılığı dikkate alacak düzeyde ayrıntılı olmayabilir. Bu nedenle okullar düzeyinde de bu tür standartların oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bu anlamda merkez birimlerinin genel standartlar belirlerken okul ve daha alt düzey birimler için daha ayrıntılı standartlar belirlenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Ancak her şeyden önce böylesi bir standarda ihtiyaç olduğunun farkına varılması gerekmektedir ki bu eğitim sistemimiz için oldukça gecikmiş bir durumdur.  

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

       Ali Hikmet DEMİR

               ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 11/1/2009 - Eğitimde Rehberlik Faaliyetleri ve Sorunlar

Kategori: makaleler

Eğitim denilince toplumda hemen herkesin aklına gelen birkaç kavram sıralandığında okul en başta gelecektir. Okullarda yapılan faaliyetler olarak da eğitim öğretim faaliyetleri düşünülür. Eğitim öğretim faaliyetleri de öğretmenin kontrolünde, yönlendirmesi doğrultusunda yapılır. Dolayısıyla eğitim, okul, öğretmen kavramları eğitime dair konuların başlıcalarıdır. Eğitime dair anlayışlar geliştikçe tıpkı bilim tarihindeki alanların gelişen, çoğalan, biriken uzmanlık bilgisiyle birlikte çeşitlenmesi gibi eğitimle ilgili konular, alanlar da çeşitlenmektedir. Bu anlamda okuldaki işler düşünülürken sadece eğitim öğretim faaliyetleri ile sınırlı kalınamayacağı, eğitime dair de sadece okul ve öğretmenle yetinilmemesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Öğretmen okulda eğitim öğretim faaliyetlerini yürütürken toplumun oldukça kompleks bir alanında çalışmakta, her yönden bir çok farklı alanın etkisinde olan eğitim sektörü içinde tek başına sonuç alınamayacak bir noktaya gelinmiş bulunmaktadır. Eğitime dair fikir üretenler eğitimle ilgili olarak siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik, tarihi ve daha bir çok farklı alanın üzerinde durulması gerektiğini vurgulamaktadır. Klasik anlamda bir öğretmen ve okul, defter, kitap gibi bir takım unsurların bir araya getirilmesi ile eğitime dair her şeyin çözümlendiği anlayışı artık çok gerilerde kalmıştır.

Çok da yeni olmamakla birlikte uzun zamandır okullarda yapılan faaliyetler arasında eğitim öğretim faaliyeti bir boyut olarak ele alınmakta ancak bunların yanında yönetim bir ikinci boyut, rehberlik üçüncü bir boyut olarak okuldaki işler arasında temel olarak sayılmaktadır. Bu anlamda eğitim öğretim faaliyetlerine yönelen bir bakış açısı okuldaki işleyişin ancak üçte birlik bir alanına yönelmiş demektir. Üçte ikilik bir kısmı dışarıda tutularak eğitime dair bir takım hedeflere ulaşabilmek imkansız görünmektedir. İyi işleyen bir sistemde her parçanın önemi büyük olduğu apaçık ortadadır. En küçük bir vidanın üzerine düşen işlevi yerine getirmemesi genel anlamda sistemi olumsuz etkilediği gibi birbirinden uyumsuz durumdaki alt sistemlerin iyi bir ürün ortaya çıkarabilmesi tamamen imkansızdır. Okullarda iyi bir sonuç almayı düşünen bir bakış açısının eğitim öğretim kadar yönetime, rehberliğe büyük önem vermesi gerekmektedir.

Özellikle rehberlik faaliyetleri gelişmiş ülkelerde büyük bir ciddiyetle ele alınırken bizim sistemimizde henüz yeni yeni farkına varılmaya başlanmış durumdadır. Eğitim öğretim kavramı bireylere bilgi, beceri, davranış, görgü kazandırmayı hedeflerken hemen bir çok başka alanı gözden kaçırabilmektedir. Yüzyıllar boyu eğitim öğretim faaliyetlerini kişilere bilgi yükleme süreci olarak gören anlayış, ortaya çıkan bilimsel gerçeklerle birlikte bilgi yükleme sürecinin çok daha farklı alanlarla ilgisini fark edince rehberlik faaliyetleri ortaya çıkmıştır. Rehberlik faaliyetleri okuldaki en önemli üç faaliyetten birisi olarak ortaya çıkınca buna göre okulların yeniden dizayn edilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu zorunluluğun bir sonucu olarak okullarda rehberlik faaliyetleri amacına uygun bir şekilde organize edilmiş, ihtiyaç duyulan personel, alt yapı, araç gereç ve mesai düzenlemelerine gidilmiştir. Bu süreci amacına uygun bir şekilde işleten toplumlarda, ülkelerde, sistemlerde rehberlik faaliyetleri istenen sonucu vermiştir. Bireyin tanınması, içinde bulunduğu topluma uyum sağlaması, sahip olduğu potansiyeli en iyi şekilde ortaya çıkarıp toplumun hizmetine sunması toplumsal yaşama oldukça önemli artı değerler kazandırmıştır. Toplumların gelişmesinde en önemli unsur olan insan unsurunun istenen nitelikleri kazanmasında rehberlik faaliyetleri üzerine düşen görevleri layıkıyla yerine getirebilmiştir.

Eğitim sistemimiz içinde rehberlik faaliyetlerinin bu anlamda istendiği şekilde örgütlenebildiğini, organize edilebildiğini, personel, alt yapı, araç gereç ve işleyiş anlamında istenen noktalara gelebildiğini söylemek zor görünmektedir. Rehberlik faaliyetleri uzun zamandır eğitim öğretim sürecinin içinde var gibi görünse de rehberliğin amacına uygun bir şekilde yürütülebildiğini söylemek için çok daha fazla veriye ihtiyaç bulunmaktadır. Okullarda rehberlik faaliyeti denilince uzun zaman haftalık ders saatine eklenen bir ders saatini kapsayacak sürede yapılan bir çalışma olarak algılanmış ve öğretmenler kurullarında yapılan dağıtım sonrası sınıf öğretmeni olarak belirlenen kişilerin bu ders saatinde öğrencilerin başında beklemesi şeklinde uygulanmıştır. Günümüzde okullarda yapılan rehberlik uygulamaları da bundan farklı değildir. Sınıf Rehber Öğretmeni diye isimlendirilen kişilerin yaptığı çalışmalar eğitim sistemimiz içinde rehberlik faaliyeti olarak görülmektedir. Bu faaliyetler çerçevesinde ise ilgili öğretmen yılda iki kez öğrenci velileriyle toplantı yapmakta, son yıllarda ortaya çıkan e-okul sistemi uygulamalarına göre öğrencilerle ilgili bir takım bilgileri diğer öğretmenlerden toplamakta, yine yılda iki kez formalite icabı aynı sınıfa derse giren öğretmenlerle birlikte şube öğretmenler kurulu toplantı tutanaklarını dosyalamaktadır. Bunun dışında öğretmenlerin yeterlik düzeylerine, ilgi durumlarına göre öğrencileriyle yakından ilgilenmeye çalışan, kendisine yansıtılan öğrenci sorunlarına yönelik girişimlerde bulunan öğretmenlerin sayısı da az da olsa yok değil. Okullarımızdaki rehberlik faaliyetlerine yönelik olarak son birkaç yıldır hazırlanan programlar doğrultusunda öğrencilere yönelik bir takım etkinlikler de yapılmaya çalışılıyor ancak bunlar genelde öğretmenler tarafından bir angarya olarak görülmekte olup on beş günde bir yapılan bir takım form doldurma faaliyetlerini de istenen düzeyde bir rehberlik faaliyeti olarak ele almak rehberliğin ruhuna, amacına uygun düşmemektedir.  

Rehberlik faaliyetleri öğretmenler tarafından değişik nedenlerden dolayı yeterince önemli bir şekilde ele alınmamakta, adeta bir angarya olarak görülmektedir.  Bu bakış rehberliğe dair olumsuz bir tutumun ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Sonuçta da okulda yapılması gereken üç önemli işten bir tanesi havada kalmakta ve bir bakıma okul üzerine düşen işlevlerden birisini yerine getirememektedir. Bu önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu sorunun sonuçları üzerinde sistemli çalışmalar yapılması gerekmekle birlikte bir yazının sınırları içinde temel bazı sorunlar üzerinde de kısaca durmak yararlı olacaktır. Okulun işlevini eksik olarak yerine getirmesi eğitim hizmetinin eksik yapılmasına yol açmaktadır. Eğitim öğretim faaliyetleri ile sıkı bir bağlantısı olan rehberlik faaliyetlerinin yapılmaması eğitim öğretimde büyük oranda eksikliklerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Toplumun insan gücünü yetiştirme görevini yürütmesi gereken okulların işlevini yerine getirmemesi insan gücü unsurunun heba olmasına, bireysel potansiyelin ortaya çıkarılamamasına neden olmaktadır. İnsan gücünün heba olması bir toplum için az bir şey değildir. Özellikle de her türlü teknolojik imkanların ortaya çıkarılmasında insan unsurunun inkar edilmez önemi karşısında insan unsurunu heba eden bir toplumun bilgi toplumu çağına girmiş bir dünyada istenen noktaya gelebilmesi hayalden başka bir anlam taşımamaktadır.

Eğitim sistemimiz içinde acilen rehberlik faaliyetlerine yönelik ihtiyaç duyulan personel ihtiyacının karşılanması gerekmektedir. Bu anlamda okul öncesinden yüksek öğretime kadar en azından her okula en az bir rehberlik uzmanı görevlendirilmesi gerekir. Rehberlik uzmanlarının rahat çalışabileceği ortamların, araç gereçlerin acilen hazırlanması gerekir. Personel ve alt yapı ihtiyacının karşılanmış olması rehberlik faaliyetlerinin istenen sonucu verir hale getireceğini göstermemekle birlikte en temel adımın atılmasında bir başlangıç olacaktır. Aksi taktirde insan gücümüzü heba etmeye devam edeceğimizden kuşku duyulmaması gerekiyor.

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

       Ali Hikmet DEMİR

              ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/1/2009 - Hizmet İçi Eğitime Dair

Kategori: egitimyonetimi

Hizmet içi eğitim faaliyetleri eğitim sistemi içine girmiş, sistemin bir parçası durumundaki personele, kişilere yönelik olarak düşünülen, planlanan ve uygulanan faaliyetlerdir. Bu faaliyetler sistemin kurulması sonrası ortaya çıkan yeniliklerin takibi, ortak bir anlayış kazandırma, uyum problemleri yaşayanların sorunlarının giderilmesi, sistemin işleyişinde ortaya çıkan eksikliklerin giderilmesi, eğitime dair politikaların sistemin içindekilere anlatılması gibi değişik amaçlarla yapılmaktadır. Eğitim sistemimiz içinde hizmet içi eğitim faaliyetleri milli eğitim bakanlığı tarafından planlanmakta, yönetilmekte ve değerlendirilmektedir. Bu konuda bakanlığın çıkardığı yönetmelikler yanında bu faaliyetleri organize eden ana bünyeye bağlı bir birim ve hemen her birimin kendi içinde ve taşra teşkilatları bünyesinde oluşturulan birimler aracılığıyla düzenlenmeye, yürütülmeye çalışılmaktadır.

Hizmet içi eğitim faaliyetleri genel eğitim faaliyetlerinin içinde ve yanında mutlaka yer verilmesi gereken önemli faaliyetler olmakla birlikte eğitim sistemi içinde bu faaliyetlere gerektiği kadar önem verildiğini söylemek zor görünmektedir. Teşkilat ve yasal düzenleme anlamında sorun yok gibi görünse de uygulamada karşılaşılan durumlara göre hem teşkilatın hem de yasal düzenlemelerin mutlaka analiz edilmesi gerekirken bu anlamda eğitim sistemimiz içinde hizmet içi eğitim faaliyetlerine yönelik anlamlı bir analizin yapıldığını söylemek zor. Aslında sadece hizmet içi eğitim faaliyetlerine yönelik değil eğitim sisteminde bir çok alanda faaliyetlerin niteliğine yönelik bir analiz yapıldığını söylemek mümkün görünmemektedir. Sistemin kendi içinde analiz yapmadığını söylemek için yeterli veriye sahip olmamakla birlikte ilgili paydaşlarla paylaşılan bir analizden söz edilemez. Yıllar itibariyle hangi alanlarda kaç tane faaliyet yapıldığı, bu faaliyetlere kaç kişi katıldığı gibi istatistiki verilerin olması analiz olarak görülmemesi gerekiyor. Faaliyete yönelik analizden kasıt yapılan faaliyetlerin verimliliği, katılanların yararlanma düzeyi, faaliyetlerin yararına dair algı düzeyleri, yapılan faaliyetlerin ihtiyacı karşılama durumlarının analizi ve bunların paydaşlarla paylaşımı gibi durumlar anlaşılması gerekiyor. Bu yönüyle sistemde bir analizden söz edebilmek mümkün değildir.

Hizmet içi eğitim faaliyetleri son dönemlerde yerel düzeyde de planlanmaya, uygulanmaya çalışılıyor. Ancak ne merkezi, ne yerel düzeyde yapılan hizmet içi eğitim faaliyetleri personelin ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmadığı görülüyor. Bu alanda var olan algılar; faaliyetlerin ihtiyaçlara uygun olarak dizayn edilmediği, tatil amaçlı faaliyetler olarak görüldüğü, hiçbir işe yaramayan belge yığını olduğu, gelen kişilerin yeterli olmadığı, faaliyet sonrası takibatın yapılmadığı, edinilen becerilerin kişisel çaba çerçevesini aşamadığı, kariyere neredeyse hiçbir katkısının olmadığı, yapılan faaliyetlere yönelik bir veri alt yapısının olmaması nedeniyle kimin hangi faaliyete katılmasının gerektiği düşünülmeden kararlaştırıldığı, aynı faaliyete defalarca katılan kişilerin olduğu, tanıdığı olanların istediği faaliyete katılabilirken tanıdığı olmayanların hiçbir faaliyete katılamadığı gibi başlıklarda toplanabileceği görülmektedir. Bundan başka hizmet içi eğitim faaliyetlerinin planlanması, yönetilmesi, takip ve değerlendirilmesi uzmanlık düzeyinde denebilecek düzeyde bilgi, görgü, anlayış ve eğitimi gerektirirken teşkilatlarda bu tür faaliyetler daha çok nöbetleşe yapılan rutin işler gibi görülmekte ve daha çok bölüm şeflerinin inisiyatifinde yapılan faaliyetler haline dönüşmüş durumdadır.

Hizmet içi eğitim faaliyetlerinin yürütülmesinde finansal, araç gereç, metot-teknik personel, fiziki ortam, katılacakların ihtiyaçlarının gözetilmesi, faaliyetlerin yürütülmesi, değerlendirilmesi gibi bir çok konuda çalışma yapılması gerekiyor.

Eğitim sistemini bir kere kurduktan sonra her yönüyle yakından takip edilmesi, gözlenmesi, analiz edilmesi buna göre yeniden dizayn, düzenleme çalışmalarına yer verilmesi gerekiyor. Sürekli iyileştirmenin özünde bu anlayış olmalı. Sürekli iyileştirme olmayan sistemler ise görünürde var olsalar bile topluma hizmet üretmek yerine sorun üretmeye başlarlar.

   

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

       Ali Hikmet DEMİR

              ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/12/2008 - Eğitimde Kalite Nereden Başlar?

Kategori: makaleler

Eğitim faaliyeti okulda yapılır. Örgün eğitim diye anılan bu eğitim sadece okulda yapılan faaliyetlerle bitmemekle birlikte okulda yapılan boyutu büyük bir önem taşır. Eğitim öğretim faaliyetlerinin başarısını etkileyen çok değişik faktörlerden söz edilir. Okul, aile ve çevre bu değişik faktörlerin en önemli üç ayağıdır. Eğitimde kaliteyi hedefleyen bir bakış açısı bu üç önemli faktörü de dikkate almak zorundadır. Ancak bu üç faktörü de dikkate alabilecek düzeyde bir faaliyetin eğitim sistemi tarafından tek başına düzenlenebilmesi, yürütülebilmesi mümkün değildir. Okul, eğitim sistemi tarafından kurulan, işletilen düzenlenen ve yönlendirilen faktörlerden birisi olmakla birlikte sadece eğitim sistemini yönetenlerin çabasıyla sonuca ulaşabilecek bir aygıt, araç durumunda değildir. Okul için sınırlı bir etki imkanına sahip olan eğitim sisteminin aile ve çevreye yönelik eğitim faaliyetlerindeki kaliteyi arttırabilecek düzeyde köklü değişimi sağlayabilmesini beklemek gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Aile ve çevre sadece eğitime dair çalışmalarla yönlendirilemeyecek kadar karmaşık, büyük, çok farklı alanlarla karşılıklı bağımlılık içindeki sistemlerle çevrili durumdadır. Bu nedenle aile ve çevrenin eğitimin amaçları doğrultusunda yönlendirilmesi çok daha zordur.

Eğitim faaliyetleri sadece okulda yapılacak çalışmalarla nitelikli hale getirilemez. Ancak eğitim sistemi, okuldaki faaliyetleri daha nitelikli hale getirmede okulun işleyişine yönelik bazı değişiklikler yapabilir. Okul, eğitim faaliyetlerinin yürütülmesinde öğrencilerin şekillendirilmesinde önemli bir etkiye sahip olmakla birlikte tüm sorumluluğun, gücün tek başına okulda olduğunu düşünmek doğru olmaz. Zaman zaman okulların öğrenci niteliklerine yaptığı etkinin oranlarına ilişkin araştırmalara da rastlanmakla birlikte okul, aile ve çevre faktörleri arasında kimin ne kadar etkiye sahip olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Okullardaki eğitim niteliğini geliştirmede okul dışındaki faktörlerin planlı, programlı, resmi tek bir yapı tarafından yönlendirilmesi mümkün olmadığı için aile ve çevreye yönelik bir çalışma daha çok düşünce boyutunda yürütülebilir. Ancak okul diğer iki faktörden farklı bir konumdadır. Okul, eğitim-öğretim faaliyetlerinin planlı, programlı, resmi bir yapı tarafından yönlendirilebilen faaliyetleri içeren kurumsal bir yapıdır. Bu nedenle genel anlamda eğitim öğretim faaliyetlerinde nitelik sorunu yerine okuldaki eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliğinden söz etmek daha doğru olacaktır. Okuldaki eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliği sorunu üzerinde durulursa çalışma alanı daha kolay sınırlanabilir, yapılacak çalışmalara ilişkin somut adımlar daha kolay atılabilir.

Okuldaki eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliği sorunu ele alınırken okulun yapısı, işleyişi kadar eğitim sisteminin genel yapısına, genel işleyişine yönelik değerlendirmelerin de yapılması gerekir. Zira okul eğitim sisteminin genel yapısından ve genel işleyişinden bağımsız bir birim, yapı değildir. Tersine eğitimin genel yapısı, işleyişi okulun çalışmaları üzerinde büyük oranda etkilidir. Aslında bu anlamda okuldaki eğitim-öğretim kalitesinden söz ederken eğitim sisteminin yapısal, işlevsel, yönetsel kalitesinden söz etmek gerekiyor. Ülkemizdeki merkeziyetçi yönetim anlayışının yapısına, işleyişine bakıldığında sadece eğitim faaliyetlerine ilişkin hususlar değil hemen tüm toplumsal hizmet alanlarında merkezin büyük etkisinden söz edilmesi gerekir. Eğitim faaliyetleri de bu anlamda her ne kadar okulda yapılıyor da olsa merkeze rağmen okuldaki eğitim öğretim kalitesinin artırılması hususu kişisel çabalarla sınırlı bir durum olarak kalmaktadır.

Eğitim öğretimin kalitesini merkezi eğitim sisteminin yapısının ve işleyişinin etkisinde görmek belki kolaycılık gibi görünebilir ancak genel yönetimin toplumsal alandaki etkisini dikkate almaksızın tabandan bir takım çabalarla eğitim kalitesini okul temelli bir yapıya dayandırarak yapılabilmesini beklemek toplumsal, yönetsel gerçeklere uymamaktadır. 

 

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

       Ali Hikmet DEMİR

                  ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 18/12/2008 - Eğitime Dair İlginç Bir Paylaşım

Kategori: yorumlar

İnternet yaşadığımız dünyada büyük bir nimet, hele bir de yabancı diliniz varsa değmeyin keyfinize. Oturduğunuz yerden dünyanın her tarafına anında ulaşabiliyor, istediğiniz herkesle anında iletişime geçip haber, bilgi, belge ve daha akla getiremeyeceğiniz hemen her şeyi paylaşabiliyorsunuz. Dünyanın en ileri ülkelerinin üniversite kütüphanelerine girip istediğiniz dokümana ulaşabiliyorsunuz. İstediğiniz doküman derken elbette istisnaların olduğunu kabul ediyorum. Ama çok uzun aşamalara kadar insanın bilgi, görgü, iletişim, etkileşim ve paylaşım ihtiyacını internet rahatlıkla karşılayabiliyor. İnternette yazışmalar yaparak ilgi alanlarınızın ortak olduğu kişilerin yaşam şekilleri, çalışma şartları, yaşadıkları toplumsal, ekonomik, siyasal, kültürel, mesleki sorunlarından haberdar olabiliyor, içinde yaşadığınız toplumla kıyaslamalar yapıp ne kadar şanslı veya şansız olduğunuzu görebiliyor, bazen seviniyor bazen de hayıflanıyorsunuz. Bu yazımda mesleki konularla paylaşım imkanı bulduğum bize çok da uzak olmayan bir ülkedeki arkadaşla yaptığım konuşmaların bir özetini yapmaya çalışacağım.

Bu arkadaş Akdeniz’de küçük bir ada devletinde yaşıyormuş. Kendisi ile eğitim konularında zaman zaman yazışıp konuşuyoruz. En son konuşmamızda ülkesindeki eğitim problemlerinden söz etti. Okuyunca sevindiğim yerler olduğu gibi hayıflandığım yerler de olmadı değil. Yazılanları okuyunca bir çoğunuz da bana hak vereceksiniz diye düşünüyorum. Bu ada ülkesinde eğitim sistemi tek elden yönetilen, merkezi bir yönetim anlayışının ama katı merkeziyetçi anlayışın hakim olduğu bir yermiş. Öyle ki öğretmenlerin çalıştıkları okullardaki derse giriş çıkış saatleri, teneffüs süreleri, kullanılacak araç gereçler, öğrencilerin kullanacağı defterlerin boyutları, kitapların kaplanacağı kapların şekli, rengi dahi merkezi hükümetin alacağı kararlarla belirleniyormuş. Eğitim sisteminin başındaki kişi eğitim adına her şeye tek başına karar verir, yöneticileri istediği gibi seçebilme hürriyetine sahipmiş. Özellikle merkezi yönetim birimlerinde görev alabilmek için eğitim, liyakat, kariyer, bilgi, beceri gibi nitelikler yerine bakanın kendi şahsına münhasır geliştirdiği kriterlere uyma şartı gerekiyormuş. Merkez teşkilatında görev yapanlar merkezde bulunmanın verdiği güvenle ve edindikleri avantajla taşra dedikleri merkez dışındaki birimleri istedikleri zaman arayıp yönlendirir, alınan kararları istedikleri gibi değiştirmiş. Değiştirmekte direnenler olursa onları da görevlendirme, soruşturma gibi bahanelerle oradan oraya gönderir, bazen de merkeze alıp hiçbir görev, çalışma yeri, çalışma  materyali vermeksizin günübirlik gelip gitmesini ister, adeta canından bezdirmeye çalışırlarmış. Anlayacağınız merkezde bulunmak büyük bir avantaj sağlarmış. Bunun için de herkes merkeze gidebilmek için elinden geleni yaparmış. Merkezi denetleyen, çalışmalarını verimli mi değil mi, toplumun kaynaklarını iyi kullandı mı, kullanmadı mı, belirlenen amaçlara ulaştı mı, ulaşmadı mı diye hiç sorgulama yapan olmazmış. Adeta merkez krallık gibi yönetilirmiş. Yine merkezde bulunanlar beğenmedikleri bir kural oldu mu hemen bunu kendi isteklerine göre esnetir, değiştirirmiş. Hatta yapılacak bir düzenleme olduğu zaman önce merkezdekiler kendi durumlarına zarar getirecek bir şey var mı bakıp, değerlendirip gereken düzeltmeleri yaptıktan sonra çıkarırlarmış. Yapılacak düzenleme konusunda işi gerçekten yapanlara, sıkıntıyı gerçekten çekenlere hiçbir şey sorulmaz, anlaşılmayan bir konu var diyerek kendilerine danışanlara da yuvarlak, sıradan cevaplar verir savuştururlarmış. Zaten verdikleri cevabı da kimse sorgulayamazmış.

Eğitim sisteminin merkezindeki bu durum taşrayı da benzer bir yapıya girmeye zorluyormuş doğal olarak. Bu nedenle de taşra bir şey yapacağı zaman kendiliğinden harekete geçmez, merkezden haber, bilgi, emir gelmesini beklermiş. Böyle olunca da taşrada hemen hiçbir yeni şey yapılmaz, tüm yeniliklerin merkezden dikte edilmesini beklermiş herkes. Taşra teşkilatları diye nitelenen yerleşim yerlerindeki en üst birimlerin yöneticileri de her bakan değişmesinde soluğu merkezde alır, yeni bakanın anlayışını anlamaya, öğrenmeye çalışır ardından da görev yerlerine dönüp kendilerini buna göre yeniden dizayn etmeye çalışırlarmış. Yöneticilik tıpkı merkezdeki birimlerde olduğu gibi taşrada da bir kritere dayalı olarak belirlenmiyormuş. Hatta yönetici olmak için hiçbir kriter de yokmuş. Kimin görüntüsü, fiziği, merkezdekilerin hoşuna giderse onu taşraya atar, okulların yöneticilerini ise rahatlıkla yönlendirebilecekleri, her söyleneni yapmaya hazır gününü kurtarmaya çalışan kişilerden seçerlermiş ki merkezde kendileri rahat edebilsin. Bazı yerlere kazara gelen yetenekli, bilgili, becerili yöneticiler istenenler karşısında kural, kanun, düzen, nizam gibi bir takım şeylerden söz edince bu kişilerin ayağını kaydırmanın yollarını hem merkezdekiler hem de yerleşim biriminin eğitimden sorumlu yöneticileri birlikte ararlarmış. Okullarda göreve yapan yöneticilerin durumlarına ilişkin de yapılan bir değerlendirme çalışması yokmuş. Peki okullardaki yöneticilerin görevlerinin gereğini yapıp yapmadıklarını nasıl anlıyorsunuz diye sorunca merkeze veya üst birimlere sorun götürmeyen, her söyleneni yapan yöneticiler pek makbul olarak görülüp en başarılılar sıralamasını her sene alfabetik sıraya göre belirler, bazen ufak tefek de olsa sorun çıkaranların sırasını bir dahaki sefere gelinceye kadar atlar, bazen de sıranın en sonuna koyarlarmış. Yönetici olsun bizim anlayacağımız manada eğitici personel olsun bu kişilerin ödüllendirilmesi ise her hangi bir denetime dayalı olarak yapılmazmış. Merkezdeki yöneticiler tanıdıkları, bildikleri yöneticilere sorup danışır, araştırır ona göre sırayla herkese ödüllendirmeleri vermeye çalışırlarmış. Ödüllendirmeye yönelik herhangi bir kural, düzen, kanun gibi bir şey yok mu diye sorunca arkadaş elbette böyle bir kriterin olduğunu, ancak bu kritere uymayan birisinin bulunabilmesinin imkansız olduğunu, kimsenin de bu kriterlere yönelik olarak bir belge, delil istemediğini dolayısıyla ödüllendirmenin böyle al gülüm ver gülüm devam ettiğini söyledi. Zaten ödüllendirme diye verdikleri şeyin de hemen hiçbir anlam ifade etmediğini, zira yükselmelerde, yer değiştirmelerde kimsenin böyle şeylere bakmadığını söyledi.

Denetim sistemini ilgim çektiği için sordum. Denetim elemanları adı geçen bu ülkede çok kötü durumda imiş. İçinde bulundukları şartları duyunca ben yine de halimize şükrettim diyebilirim. Denetim elemanlarının söylediğini, yazdığını yönetim kademeleri hiç önemsemiyor, denetim elemanlarına rapor hazırlatılsa bile yine kendi istediklerini yapıyorlarmış. Denetim elemanı öğretmenin çalışmalarını gidip görse, dersini dinlese, gözlemlerini rapor etse bile öğretmen veya yöneticiye yönelik olarak güvenilir ajan diye nitelenen kişilerin sözlü de olsa  beyanlarına inanıyor, denetim elemanlarınca görevini iyi yapmadı diye rapor yazılan öğretmeni veya yöneticiyi bile yılın öğretmeni seçip ödüllendiriyorlarmış. Denetim elemanları ne yapacaklarını şaşırmış bir halde kime  başvuracaklarını bilmeden okullara gidip geliyorlarmış. Bakan olarak görev yapan kişi denetim elemanlarına yönelik olarak olumsuz bir anlayışa sahip olduğu için kısa sürede denetim sistemini kaldırıp yerine herkesin kendi kendini denetleyip otokontrolünü sağlayabileceği bir yapı kurmaya çalışıyormuş. Denetim elemanları yerine okulların öğrencilere verdikleri karneleri merkezi yönetim sistemi adını verdikleri bir sistemle takip etmeyi, daha ileri aşamada bu sistem aracılığı ile bütün yönetim, denetim faaliyetlerini merkezden yürütmeyi, okullarda yönetici, denetim elemanı gibi bir personel bulundurmamayı, daha da ileri bir adımda da sınıfları, okulları sistemden çıkarıp öğrencilerin günlük hayatlarında, evlerinde yaptıklarını bir şekilde bu merkezi yönetim sistemi aracılığı ile değerlendirip isteyen herkesi eğitimden geçirmeyi hedefliyorlarmış. Bana çok ilginç geldi. Böylesi bir eğitim sisteminin içinde yetişen insanların oluşturduğu bir toplum üçüncü dünya ülkesidir diye düşündüm. Ama ülkenin verilerine, gelişmişlik seviyesine bakınca hiç de öyle olmadığını arkadaşım bana söyledi. Fırsat bulursam bu ülkeyi ziyaret etmeyi, eğitim sisteminin geldiği noktayı yakından görmeyi istiyorum. Tecrübelerimi sizinle de paylaşmayı düşünüyorum diyeceğim ama siz sakın inanmayın çünkü böyle bir ülke henüz dünyada yok. Bunları nereden yazdım derseniz biraz hayal kurmak istedim. Hayal kurmak insan hangi yaşta olursa olsun gerçekten çok güzel. Selam ve saygılar.

 

   Soru ve önerileriniz için…

          Ali Hikmet DEMİR 
       a
hdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Egitim konusunda konusmak isteyen herkesle bulusmak dilegiyle.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Sayfamız 1
Yazılarım
My facebook
Blog 2
Örnek Site1
urfaeğitim

Kategoriler

Arkadaşlar

Blogcu Yardım
bilgisayaregitimlerimiz
nilufer29
taner özdemir
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:18
Son Sayfa | Sonraki Sayfa