Egitim platformu

• 24/9/2009 - Eğitim Sistemimizin Sorunlarına Dair

Kategori: egitimyonetimi

Bir eğitim öğretim yılı daha başladı. Geçen yılın sonunda sınav sonuçlarından sonra sonuçlara bakarak eğitimin başarısı üzerinde bir çok şeyler yazıldı, çizildi. Bu öğretim yılının başından itibaren de Milli Eğitim Bakanlığının adrese dayalı kayıt sistemine dayanarak kimin hangi okula gideceğinin belirlenmesi, okul öncesi öğretimin yaygınlaştırılması amacıyla kanuni bir düzenleme olmaksızın zorunlu kapsama alınması, yönetici atama yönetmeliğinin yeni şekliyle çıkarılması, eğitimin sorunları, başarılı öğretmen, başarısız öğretmen tartışmaları, öğretmen seçimi, seviye sınıfları oluşturulması, öğretim yılı ödenekleri, kalabalık sınıflar, yetersiz sınıflar gibi konular gündeme gelerek tartışmalar devam ediyor. Bu arada bazı illerde valiler başarısız öğretmenler istifa etsin, sınavlarda başarısız olan okulların yöneticilerini görevden alma gibi konular da yine basınımızda gündeme geldi.

Yaşanan tartışmalarda dile getirilen hususların merkezinde ülkemizdeki eğitimin genel anlamda sorunlarla boğuştuğunu gösteriyor. Eğitim sistemimizin sorunlarına ilişkin görüş ileri sürenlerin hemen tümü kendilerince haklı bir yöne sahip denebilir. Bu tartışmalarda dile getirilen sorunları inkar etmek, haksız olarak görmek, bu sorunları yok saymak veya bu sorunları dile getirenleri kötü, düşman, haksız, karşıt görüştekiler olarak nitelemek yerine söylenenlerdeki haklı yönleri görmeye çalışıp bu sorunların nedenlerini irdelemek, sorunları ortaya çıkaran nedenleri gidermek için çaba göstermek çok daha akılcı bir yaklaşımdır. Eğitim konusunda baş sorumlu olan birimlerin, kişilerin bu tür çabaları teşvik etmesi, eğitim konusunda fikri olanları fikirlerini dile getirmeye cesaretlendirmesi, bu tür fikir açıklama ortamlarını bizzat hazırlaması gerekir. Özellikle eğitim sisteminin içinde çalışanlara bu konuda çok daha fazla imkan verilebilir. Zira yapılan bir çalışmada özellikle bilim insanlarının ve işi bizzat yürütenlerin görüşlerine öncelikle önem verilmesi gerektiği yönünde genel kabuller, ilkeler vardır. Bilim insanları teorik düzeyde bir çok bilgiye sahip olmakla birlikte sadece onların söyledikleri ve yazdıkları ile sınırlı kalınırsa eksik kalınmış olabilir. Zira teorik açıklamalar her ne kadar yaşanan sorunlardan hareketle ortaya konulmuş da olsa tüm zamanların ve her ortamın yaşanmışını tam anlamıyla kavrayabilecek, kapsayabilecek, açıklayabilecek bir teorik açıklamanın varlığını kabul etmek de doğru olmayabilir. Zamana, yere ve kişilere göre olay ve olgular farklı özelliklere sahip olabilir. Bu nedenle bizzat işi yapanların söylediklerine de kulak vermek bir zorunluluktur. Teorik açıklamalar ve uygulayıcıların söyledikleri, görüşleri dengeli bir şekilde ele alınmalıdır.

Eğitim sistemimizin sorunlarına ilişkin yaşananlara ve ortaya konulabilecek çözümlere ilişkin nitelikli çalışmaların kesinlikle ihmal edilmemesi gerekirken ne yazık ki bizim sistemimizde böylesi bir geleneğin oluştuğunu söyleyemiyoruz. Her ne kadar şura türü çalışmalar bu tür ortamlar için bir örnek olarak ileri sürülebilirse de bu çalışmaların uzun aralıklarla yapılması, sınırlı bir konu çerçevesinde yapılması, alınan kararların siyasi iradeye bağlı ve keyfi bir nitelik taşıması gibi nedenlerle gereken yarar ortaya çıkamamaktadır. Şura çalışmalarından farklı olarak yıl içinde belli zamanlarda eğitimle ilgili aynı işi yapan farklı birimlerdeki kişilerin bir araya gelmesi ile daha sistemli, daha mikro düzeyde çalışmalar yapılabilir. İl ve ilçe düzeyinde öğretmenler, farklı düzeylerdeki yöneticiler, denetim elemanları, bakanlığın ilgili birim yetkililerinin de katılımıyla bir araya gelinip fikir alış verişi, değerlendirme çalışmaları yapılabilir. Bu tür çalışmalar bakanlık merkez teşkilatı ile taşradaki birimler arasında doğrudan iletişim ve etkileşimi sağlayabilir. Zira sistem içinde alttan üste gönderilen rapor türü çalışmalar olmakla birlikte bunlar daha çok üst birimlerin isteği doğrultusunda bir emir komuta zinciri şeklinde olmakta ve çoğu zaman bu tür raporlara veri hazırlayan alt birim elemanları önceden defalarca söylenen, yazılan hususların dikkate alınmadığı yönünde olumsuz tecrübeye sahip oldukları için yine yazılsa, söylense bile bir şey değişmeyecek düşüncesi ile gerektiği gibi ve çoğu zaman da haklı olarak önem vermiyorlar. Bu durum sistem açısından da olumsuz bir bakış, motivasyon ve düşünce olarak ortada durmaktadır.

Eğitim sisteminin her alandaki sorunları üzerinde durulması sorunların çözümünü bir anda ortaya çıkarmayacaktır. Ancak sorunları dile getirme, sorunlara birlikte çözüm üretme çabası, sorunları dinleme davranışı kurumlarda bireye değer verildiğini, bireylerin görüşlerine değer verildiğini ortaya çıkaracak ve sonuçta ortaya toplumsal sinerjinin, motivasyonun ortaya çıkmasını da sağlayacaktır ki bu her tür sorunun çözümünde en temel hareket noktasıdır.

Eğitim sisteminde sorunların nedenlerini sadece öğretmene veya sadece yöneticiye bağlamak kolaycılığa kaçmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Bu nedenle sınav sonuçlarının ortaya çıkmasından sonra yöneticileri görevden almayı düşünen veya başarısız diyerek öğretmenleri istifaya çağırmak hiçbir anlam ifade etmiyor dense yeridir. Özellikle üst yöneticiler bu anlamda okul yöneticilerini, öğretmenleri suçlamaktan bir an önce vazgeçmelidir. Aslında üst yönetimden alt yönetime, bakanlık merkez teşkilatından okul yönetimine kadar hemen herkesin eğitime dair yaşanan sorunlarda payı bulunmaktadır. Belki öğrencinin geldiği aile ortamında, öğrencinin kendi bireysel özelliklerinde veya okul dışındaki çevre ve diğer toplumsal kurumlarda da başarısızlıkta payı var diye düşünülebilir. Ancak öncelikle eğitim sisteminin kendi iç bünyesinden kaynaklanan sorunlar üzerinde durulmalıdır. Zira eğitim sistemi bizzat eğitim işini yöneten, değerlendiren, geliştiren yegane makamdır. Bu yönüyle eğitim sisteminin öncelikle kendi iç çalışma sistemini düzenli hale getirmelidir. Bu işte ise büyük oranda üst düzeydeki yöneticilerin payı vardır. Yönetim, yönetici öncelikle başında bulundukları kurumların her türlü çalışma ortamından, çalışma biçiminden sorumlu olan kişidir. Bir kurumda başarı varsa bunda yöneticilerin payı olduğu gibi başarısızlık durumunda da yine yöneticinin payı vardır. Bu nedenle okuldaki yöneticiyi veya sınıftaki öğretmeni suçlayan bir üst yönetici öncelikle kendisini dikkatle değerlendirmesi gerekir. Bakanlık merkezindeki birimler de aynı şekilde öncelikle kendi durumlarını dikkate alıp değerlendirmeleri gerekir. Zira okul yöneticisi ve sınıftaki öğretmen eğitim sisteminin en alt biriminde, en alt basamağında bulunmaktadır. Onlara gelinceye kadar üzerinde durulması gereken bir çok başka birimler, basamaklar bulunmaktadır. Umalım ki bu eğitim öğretim yılı böylesi bir değerlendirmenin yapıldığı bir ilk yıl olsun.

 

 

 

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için….

         Ali Hikmet DEMİR

  ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 11/8/2009 - Eğitimi Doğru Anlamanın Önemi

Kategori: makaleler

Okul eğitim faaliyetinin örgün şekilde yapıldığı ortamlardır. Okullarda yapılan eğitim faaliyetinin niteliği örgün eğitim faaliyetinin niteliği ile ilgilidir. Oysa okullar insan yaşamının sınırlı bir zamanını ve sınırlı bir yönünü ele alıp şekillendirme gücüne çok sınırlı bir oranda sahiptir. Buna karşın toplumda eğitim denilince hemen bir çok insanın zihnine okul binaları, önlüklü veya formalı öğrenciler, öğretmenler gelir. Eğitim denilince okuldaki eğitim düşünülür. Eğitim sorunları denilince okuldaki eğitim sorunları, eğitim sisteminin her türlü sorunları düşünülür. Bu durum toplumsal potansiyele gerçek anlamda katkıda bulunabilecek anlamda eğitime odaklanılmasının önünde büyük bir engel olarak durmaktadır.

Eğitimin toplumsal hayatın her alanında ortaya çıkaracağı değişimden söz edilirken daha çok bireye eğitimle kazandırılabilecek beceri, yetenek, performans, potansiyel, çalışma azim ve isteği gibi daha çok kişisel niteliklere yönelik getirileri vurgulanmaya çalışılır. Bu niteliklerin büyük çoğunluğu kişilere özgüdür. Kişinin daha çok kendi çabasının bir sonucu olarak ortaya çıkabilecek niteliklerdir. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir eğitim faaliyeti kişilere kendi istekleri dışında bir şeyler yapma gücüne sahip değildir. İnsanlara eğitimle bir çok bilgi, beceri, yetenek, yöntem ve teknik öğretilebilir, gösterilebilir. Ancak tüm bunları insanın sadece kendi isteği olduğu takdirde bir anlam ifade edebilir.

Okullar belli yaş gruplarındaki öğrencileri bünyesine alıp yine kendileri için belirlenmiş programlar çerçevesinde yetişmiş insan gücü aracılığıyla belli bir süre eğitmeye, öğretmeye çalışarak işlevini yerine getirmeye çalışabilir. Bu işlevlerini yerine getirirken bazıları çeşitli nedenlerden dolayı daha başarılı olabilirken bazıları da başarısız olabilir. Okul için belirlenmiş süreci başarıyla bitirenlere diploma verilmiş olması, diplomalı insan sayısının çoğalmış olması o toplumda her istenenin başarılabileceği anlamına gelmemelidir. Toplumun tüm bireylerine en üst düzeyde eğitim seviyesini bitirenlere verilen diploma belgelerini düzenleseniz dahi istenen sonuçlara ulaşamayabilirsiniz.

Bunun en büyük nedeni hemen pek çok şeyin öncelikle insanın bireysel yaşam şekline bağlı olmasıdır. Eğitim faaliyeti toplumu oluşturan bireylerin bu yaşam şekillerini etkileyebildiği özellikle de bireyin kendi içinden gelerek kazandığı nitelikleri kullanabilme isteğini uyandırabildiği, bu isteği uzun süre canlı tutabildiği ölçüde başarılı sayılabilir. Amacına ulaşmış olabilir. Bireysel yaşam şekli büyük bir önceliğe sahip olmakla birlikte yeterli bir şart da değildir. Bu bireysel çabaların zamanla toplumsal yaşama da aynı şekilde yansıması, toplumsal bir zemine oturması da gerekir. Bireyler edindikleri her tür niteliği geliştirmeye, kullanmaya, daha da güçlendirmeye istekli, arzulu oldukları takdirde kendileri gibi olan insanları bulacak, zamanla bunlar daha büyük gruplara, ekiplere, kitlelere dönüşecek ve sonuçta devasa toplumsal bir güç olarak ortaya çıkacaktır. Bu devasa toplumsal güç ortaya çıktığı anda da adeta yuvarlanan bir kar topunun gittikçe büyümesi ve hızlanması gibi müthiş bir hale dönüşebilecektir. Ancak bunun olabilmesi en başta bireysel yaşam şeklinin değiştirilmesi ile mümkündür. Aslında bu da bir bakıma eğitimle yapılabilir. Ancak eğitim kavramına bakışın bugünkü şekilden büyük oranda değişmesi gerekmektedir. İnsanlarımızın eğitimi belirli okulları bitirip diploma sahibi olmak olarak düşünmekten vazgeçmeleri gerekiyor. Okula gidip diploma almak eğitim sürecinin sadece bir giriş kapısı olabilir. Asıl iş bu kapıdan girdikten sonra başlamaktadır. Gerçek anlamda eğitim, hayatın içinde kişinin okulda kör-topal edindiği bilgileri kullanma, geliştirme, kıyaslamalar yaparak gerçek hayatla bağını doğru bir şekilde kurduktan sonra daha ileri aşamalara doğru hızlı adımlarla yürünmesi ile ortaya çıkabilir. Eğitimin belirli bir süre devam edip sona ermesi gibi bir durumun olmaması gerekiyor. Tersine yaşam sürdüğü müddetçe daha güçlenerek, gelişerek devam etmesi gerekiyor. Bu ise sürekli olarak eğitim, kendini geliştirme, sürekli sorgulama, sürekli kıyaslamalar yapma, sürekli değerlendirme, gözlemler yapma, bilgi edinme gibi oldukça karmaşık süreçlerin işletilmesi ile mümkün.

İçinde yaşadığımız toplumda bu anlamda eğitimin gerçek anlamda işlevini yerine getirebildiğini söylemek bir tarafa düşünebilmek bile mümkün görünmemektedir. Toplumu oluşturan bireylerin eğitimi okulla sınırlı bir zamana sıkıştırmaları, diploma sahibi olmayı eğitimin sonucu olarak görmeleri nedeniyle eğitim daha başlangıç aşamasında bırakılmaktadır. Bu durum eğitimin kişisel yaşamı değiştirmesine katkı sağlayamamasına, dolayısıyla da toplumsal boyutlara kadar ulaşamamasına neden olmaktadır. Sonuçta da toplum olarak kısır bir döngünün içinde debelenip duruyoruz. Sürekli sorunlarla karşılaşıldığı için yaşanan sıkıntılar kişileri daha da ümitsizliğe sevk etmekte, bu ümitsizlik daha da atalet yaratmakta bu durum ikinci bir kısır döngüyü doğurmaktadır. Kısır döngüler iç içe geçince sorunlar daha da büyümektedir.

Bu durumdan kurtulmanın en başta gelen adımı her bireyin kendi yaşam şeklini gözünün önüne getirip eğitim kavramının gerçek anlamda hayatında doğru bir yerde bulunup bulunmadığını düşünmesi, gerçek anlamda eğitime önem verip vermediğini değerlendirmesi ve hemen harekete geçmesidir. Kaybedilen her an zararın büyümesine, sorunların çoğalmasına yol açmaktadır.

Doğru bir değerlendirme için herkesin kendisine eğitim konusunda kendi kişisel yaşamımda neler yapıyorum sorusunu sorması ve samimi bir şekilde cevaplaması gerekiyor. Eğitim denilince ne anlaşıldığı, eğitimi okulla sınırlı anlayıp anlamadığı, özel yaşamında eğitim adına ne yaptığı, kendini geliştirme adına ne yaptığı, neler yapılması gerektiği konusunda bilgisinin ne düzeyde olduğu, gerçek anlamda bildiklerini uygulayıp uygulamadığını, dünyanın en kıymetli, en önemli, en vazgeçilmez değeri olan zamanını nasıl harcadığı gibi sorular üzerinde kişisel olarak düşünmeye başlayan bireylerin sayısı çoğaldığı ve bu soruların cevaplarını vermek için düşünmeye başlayanların harekete geçtiği anda toplumsal potansiyel de harekete geçmeye başlayacaktır. Aksi taktirde bu çamurun, kısır döngünün içinde daha çok nesiller, değerler kayıp edeceğimiz gün gibi ortadadır. 

 

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz İçin….

                      Ali Hikmet DEMİR

                ahdiron4@hotmail.com

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/7/2009 - Sınav Sonuçları ve Eğitimde Kalite İlişkisi

Kategori: makaleler

ÖSS ve SBS sonuçları açıklanmaya başlandı. Bu tür merkezi sınavlar eğitime dair mevcut duruma yönelik önemli veriler sunuyor. Sınavlarda sorulan sorulara öğrencilerin verdiği yanıtlara göre öğrencilerin bilgi düzeylerine ilişkin kanaatlere ulaşılabiliyor. Sınav sonuçları öğrencilerin durumlarına ilişkin kısmen objektif veriler olarak değerlendirilebilir. Sınavlarda genelde akademik düzeye yönelik sorular sorulduğu için öğrencinin her yönden değerlendirilmesi yerine sorular sorulan alanlara yönelik değerlendirmeler yapılması daha doğru sonuçlara götürebilir. Yapılan sınavların zamanına, şekline, süresine bakınca aslında öğrencilerin durumlarına ilişkin net bilgilere ulaşmak da doğru olmayabilir. Zira SBS’de bir yıl boyunca alınan derslere yönelik sorular sorulurken ÖSS’de çok daha kapsamlı bir dönemi içeren sorular soruluyor. Bu nedenle öğrencinin aldığı eğitimin kalitesinden ziyade sınav gününe kadar yaptığı hazırlıklara göre geldiği seviyeye yönelik bir değerlendirme yapılabilir. Daha fazlasını yapabilmek sınavların sınırlarını zorlamak anlamına gelebilir. Yapılan sınavlar test tekniğine uygun olarak hazırlanıp yürütüldüğü için yine öğrencinin durumuna ilişkin yeterli betimleyici özelliklere sahip değil denebilir. Sınavlarda verilen süre de öğrencinin durumuna ilişkin değerlendirme yapmada bizi hatalara götürebilir. Bu nedenle bu tür sınavları öğrencinin eğitim seviyesine yönelik olarak ele almak yerine sorulan sorulara cevap verme becerisi konusunda belirleyici bir unsur olarak görmek daha doğru olacaktır. Bundan başka sınavlara giren öğrencilerin sadece okullarda aldıkları eğitimle yetinmediklerini de dikkate alarak sınav sonuçlarının genellenmesinde veya değerlendirilmesinde dikkatli olunması gerekiyor.

            Yapılan sınavlara yönelik bu şüpheci yaklaşıma rağmen sınav sonuçlarını özellikle eğitim sistemi açısından ele almak gerekiyor. Öncelikle sınav sonuçlarına bakarak değerlendirme yapılmasının hatalarından, sakıncalarından söz etmekle birlikte eğitim sistemimizin ürünü olan öğrencilere yönelik bir başka verinin olmadığını unutmamak gerekiyor. Bu durum eğitim sistemimiz açısından önemli bir eksikliktir. Sınav sonuçlarına bakarak yapılacak değerlendirme sınava giren öğrencilere yönelik olarak ve sınavın kapsamı ile sınırlı olarak kalacaktır. Oysa eğitim sistemi içinde okul öncesinden ilköğretime, ortaöğretimden yüksek öğretime kadar hemen her kademenin değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Sınavlar ilköğretim için sadece 6,7 ve 8. sınıflara ortaöğretim için ise liseyi bitiren öğrencilere yönelik olarak yapılmaktadır. Bu durum eğitim sistemimizi hesabını bilmeyen müsrif tüccar konumuna düşürmektedir. Eğitim programlarında yapılan değişikliklerle sonuç değerlendirmesi yerine süreç değerlendirmesine geçilmesi, yönetim bilimleri açısından sıfır hata yönetimi gibi kavramların benimsenmeye çalışıldığı bir dönemde ÖSS ve SBS gibi sonuç odaklı değerlendirmeler yapmak eğitimimize katkı sağlamaktan çok uzaktır. Sınavlarla kapsama alınmaya çalışılan öğrencilerin durumları bir bakıma sistemin çıktısının değerlendirilmesidir. Çıktının değerlendirmesinin yapılması bu çıktıları veren sistemin elden geçirilmemesi hiçbir anlam, yarar sağlamamaktadır. Yapılması gereken sonuçlar kadar süreci de dikkate almak, sınava giren öğrencilerle sınırlı kalmak yerine eğitim sisteminin tüm kademelerinde yapılan faaliyetleri dikkate alan bir değerlendirme sistemi getirmektir. Eğitim sistemimize bu yönüyle bakıldığında yapılması gerekenden çok uzak bir noktada bulunulduğu söylenebilir. Eğitimin her alanını, her kademesini dikkate alan bir değerlendirme sisteminin geliştirilmesi gerekliliği yerine eğitim sistemimiz içinde değerlendirme dışı sayısız alanla karşı karşıya kalmaktayız. Değerlendirme yapılmaksızın sadece sınav odaklı bir yaklaşımla eğitimde bir yere gelmek neredeyse imkansızdır. 

Eğitime dair kazanım olarak on binlerce derslik yapılması eğitim adına önemli bir adım olarak görülebilir. Ancak çağımızda tek yönlü bakışlar, hareket tarzları yerine çok yönlü ve durumsal bakışlara ve hareket tarzlarına ihtiyaç vardır. Eğitime dair öncelikle fiziksel eksiklikler giderilsin daha sonra diğer adımlara geçilir anlayışı yerine durumsal bir bakış açısıyla fiziki ihtiyaçları olan yerlerde bu ihtiyaçların giderilmesine öncelik verilirken bu ihtiyaçların olmadığı, en azından fiziki anlamda sorun olmayan yerlerde de duruma göre atılması gereken bir sonraki adıma bakılması eğitim sistemimizdeki sorunlu alanları duruma, yere, konuma göre farklı gözle değerlendirilmesini getirecektir. Eğitim sistemine bakıldığında sistemin tümünde homojen bir sorun dağılımından, benzerliğinden söz etmek mümkün görünmemektedir. Bir yerde fiziksel imkanlara yönelik sorunlar varken bir başka yerde bu tür sorunların olmadığı ancak orada da bir başka tür sorunun yaşandığı görülmektedir. Oysa eğitim sistemini yönetenler fiziksel anlamda temel sorunlara odaklandıkları için bu tür sorunları olmayan ancak farklı sorunları olan yerlere farklı çözümler sunma yoluna gitmemekte daha çok temel sorunla ilgilenerek yapılabilecek diğer adımları atmaktan imtina etmektedirler. Bu durum eğitim sisteminin sorunlarının azalmasına yardım etmemektedir.

Eğitimin ne tür sorunlarının olduğunun iyi belirlenmesinde özellikle yönetim makamlarının üzerine büyük iş düşüyor. Zira eğitim sistemimiz merkeziyetçi bir anlayışla dizayn edilip işletilmektedir. Bu durum durumsal yaklaşımların ortaya konulmasında yönetsel makamlara daha büyük sorumluluklar yüklemektedir. Eğitim sisteminde sınav sonuçlarına odaklı bir değerlendirme yapılmasını beklemek yerine süreç odaklı bir değerlendirmenin geliştirilmesi için önlemlerin alınması gerekiyor. Bunun sağlanabilmesi için ise eğitimle ilgili olanların daha etkin bir şekilde kullanılmasını gerektiriyor. Öncelikle eğitim sisteminin her yönüyle etkin işletilmesi gerekiyor. Zira eğitim sistemi en azından eğitim işini bilen kişilerden oluşmuş bir sistem olarak eğitimden ne anlaşılması gerektiğine dair bir fikir birliği oluşturabilecek durumdadır. Eğitimin niteliğine ilişkin değerlendirmeler yapılırken öğrenci, veli, öğretmen, okul yönetimi etkileşimine dayalı bir yaklaşım ideal olmakla birlikte eğitim yönüyle toplumsal gerçekliklerimize uymamaktadır. Toplumda ortalama eğitimin 3-5 yıl arasında olduğu bir durumda eğitimden yararlanan velilerin eğitimin niteliğine dair etkin bir katılım göstermelerini beklememek gerekiyor. Bu nedenle öncelikle eğitim sisteminin iç işleyişinin iyileştirilmesi gerekiyor. Bu ise etkin bir yönetim, denetim, değerlendirme, eğitim ve personel geliştirme süreçlerinin kurulması ile mümkündür. Eğitim sistemi iyi bir yönetim sistemine ama her düzeyde iyi bir yönetim sistemine sahip olursa öncelikle eğitim sistemi sistem anlayışı ile çalışmaya başlar. Ardından bu yönetim sistemine katkı sağlayabilecek etkin bir denetim sistemine ihtiyaç vardır. Ancak kurulacak denetim sisteminin mutlaka süreci etkin bir şekilde izleyebilen, geliştirebilen, yönlendirebilen bir yapıda ve işleyişte olması gerekir. Etkin bir yönetim ve denetim sistemi personelin geliştirilmesinde  önemli işlevler görecektir. İyi yönetim, iyi denetim, iyi personel sonuçta iyi ürünler vermeye başlayacaktır.

Mevcut yapılanmaya bakıldığında eğitim sisteminin sistem anlayışı ile işlemeyi bırakın rasyonel bir anlayışla yapılandırılamadığını bile söyleyebiliriz. Sistemin yönetiminde de önemli sorunlarla karşılaşılmaktadır. Denetim ise neredeyse adı var gibi bir duruma gelmiştir. Personele, kurumlara yönelik izleyici, geliştirici, yönlendirici bir denetim sisteminden söz edebilmek neredeyse imkansız gibi görünmektedir. Yönetim ve denetimde yaşanan sorunlar personel değerlendirilmesi, geliştirilmesi alanında daha büyük başıboşluklara yol açmaktadır. Bu durum eğitim sisteminin nitelikli bir işleyişe sahip olmasını engellemekte ve sonuçta sınavlara yönelik olarak basındaki acı tablolarla karşılaşılmaktadır.    

 

Soru, Görüş ve önerileriniz için….

                Ali Hikmet DEMİR

               ahdiron4@hotmail.com

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 15/7/2009 - Öğrenci Kıyafetleri Çalıştayının Düşündürttükleri

Kategori: egitimyonetimi

Öğrenci kıyafetleri ile ilgili bir çalıştay yapıldı. Bu çalıştay iki gün boyunca başkent öğretmen evinde çalıştı. Bu çalıştaya Milli Eğitim Bakanı da katıldı. Başlangıçta bakan öğrenci kıyafetleri konusunda yapmayı düşündükleri çalışmalar konusunda açıklamalar yaptı. Kendilerini ilgilendiren konularda öğrencilerin görüşlerinin alınmasının önemli olduğunu söyledi. Bu yaklaşım bakan adına güzel bir davranış olarak değerlendirilebilir. Ancak bu yaklaşım konusunda olumlu düşünceler taşınmasını engelleyen hususlar akla geliyor. Kendini ilgilendiren konularda ilgili kişilerin katılımı ile işlerin yürütülmesi yönetişim olarak da adlandırılıyor. Yönetişimin bir kurum için hayati değerde olduğu son dönemlerde kabul edilen gerçeklerden. Bakanın olumlu görünen ancak olumsuz düşünceler nedeniyle gölgelenen yaklaşımının nedeni olarak bu yaklaşımın ilkesel olmadığı, ikincil öneme sahip konularda değerli gibi görünen, yüceltilen hususların her konuda dikkate alınmadığı söylenebilir. Eğitimde sorunlu alanlar denilince ders ücretlerine ilişkin düzenlemeler, yönetici seçimi, atanması, belirlenmesine yönelik düzenlemeler, öğretmenlerin niteliğine yönelik değerlendirmelerin, ödüllendirme sisteminin etkililiğine yönelik düzenlemeler, denetime yönelik düzenlemeler, öğrenci başarısının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler, eğitim programlarının etkililiğine, sorunlarına, çözüm önerilerine yönelik değerlendirmeler, hizmet içi eğitim faaliyetlerinin etkililiğine yönelik değerlendirmeler, sistemin etkililiğine yönelik değerlendirmeler aynı anlayışla ele alınamamaktadır. Bu durum eğitim sistemimiz adına büyük bir kayıptır.

Öğrencilerin kıyafetine ilişkin bir konu eğitim adına ne kadar önemli olabilir sorusu üzerinde durulunca eğitime dair ikinci, üçüncü derecede öneme sahip olduğu söylenebilir.

Öğrenciler arasında kaldırılacağı düşünülen husus tek tip kıyafet diye nitelenen mavi önlük uygulamasıdır. Yani Türkiye’nin herr tarafında ilköğretimin ilk beş yılındaki çocukların giydiği mavi önlük uygulamasıdır konusunda neler yapılabilir sorusu üzerinde düşünecek bir çalıştay yapıldı. Oysa kıyafetler konusu zaten bir çok ildeki çoğu okulda farklı farklı uygulamalara rastlanıyordu. Aslında var olan bir uygulama yaygınlaştırılmış olacak. Fazla bir etkisi olmayacak. Okullar kendilerine göre farklı tipteki kıyafetleri belirleyip uyguluyorlardı. Bu durum önlük uygulamasına göre aslında veli üstündeki yükü azaltmıyor tersine artırıyor. Okulların aynı kıyafeti kullanması yerine her okulun kendine göre bir kıyafet uygulaması zaten söz konusu idi. Yine aynı okulun tüm öğrencileri tek tip üniforma gibi kıyafete bürünmüş olacak. Bu durumda da yine öğrenci veli inisiyatifi yerine okul, idare, okul aile birliği, ticarethaneler etkileşimine göre bir inisiyatif söz konusu olacak. Aslında eğitimde kıyafet eğer bu kadar önemli bir unsur ise yapılması gereken her öğrencinin kendince istediği kıyafetle okula gitmesinin önünün açılmasıydı. Ama bunun olması çok zayıf bir ihtimal.

Bakanlığın olumlu gibi göründüğü halde ilkesel olmadığı için gölgelenen yaklaşımına gelince özellikle bakanlık üst yönetimi, merkez teşkilatı hemen bir çok konuda yönetişim ilkeleri çerçevesinde ilgili kişilerin görüşünü dikkate almaksızın bir çok konuda düzenleme yapmaktadır. Durum böyle iken kalkıp öğrenci kıyafetleri konusunda dile getirilen görüş alma, katılımcı yaklaşım çok da anlamlı, inandırıcı olmamaktadır.

Bakanlığın görev alanına giren onlarca konu vardır. Tüm bu konulara yönelik şimdiye kadar yapılmış bir çok şuralar ve sonucunda alınmış kararlar vardır. Buna rağmen şura kararlarının bir çoğunun uygulanmaması alışılmış, sıradan durumlardır. Çalıştay uygulaması keşke her konu için geçerli olsa. Bakanlık merkezinin belirlediği sınırlı sayıdaki katılımcı ile bir iki günlük çalışmalar yerine tüm ülkeden ilgililerin katılımına sağlayan uzun görüşmeler sonrası eğitimin temel sorunlarına yönelik görüşler alınsa ve buna göre eğitime dair yasal düzenlemeler yapılabilse. Ne yazık ki bunun yerine eğitimin niteliği ile çok da ilgili olmayan, eğitimin sorunlu alanlarına yönelik çare olmayacak ikinci, üçüncü plandaki konularla uğraşmaya devam edilecek gibi görünüyor. 

 

 

 

    Soru, görüş ve önerileriniz için…

   Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/6/2009 - Eğitimde Yönetim Faktörüne İlişkin Bir Değerlendirme

Kategori: egitimyonetimi

Eğitimin yönetimi, denetim ve değerlendirilmesi bakanlığın yetkisinde olan bir durum. Bakanlık bu yetkisini yönetim ve denetim organları aracılığı ile kullanmaya çalışıyor. Bu unsurlardan yönetime yönelik değerlendirmeleri bu yazı sınırları içinde ele almaya çalışılacaktır. Bakanlığın yönetim organları merkeze bağlı taşra birimleri tarafından işletiliyor. Bakanlığın eğitime dair düzenlemeleri merkez ve taşrada yer alan bu yönetim birimlerince hayata geçiriliyor. Eğitime dair kararlar her ne kadar merkez ve taşrada yer alan bu yönetim birimleri tarafından alınıyorsa da eğitimin asıl yapıldığı yerler olan okullarla yönetim organları arasında birebir bağlantıdan söz etmek mümkün değildir. Yönetim organları aldıkları kararlarla okullarda yapılacak faaliyetleri büyük oranda etkileniyor da olsa eğitimin asıl yapıldığı yerler olan okullar eğitimin nicelik ve niteliğine dair büyük öneme sahiptir. Merkez ve taşra yönetim organları eğitimin can alıcı noktalarında bulunmakla birlikte bu birimler daha çok yönetsel kararlarla eğitime etki ederken daha çok okullarda yapılan faaliyetlere ilişkin verilerin toplanması, derlenmesi, değerlendirilmesi çalışmasından daha öteye gidememektedirler. Eğitime dair faaliyetlerin insana bakan yönü okullarda, sınıf ortamlarında, öğretmen-öğrenci etkileşiminden doğuyor. Yönetsel makamlar ise bu etkileşimle çok da ilgili görünmüyorlar.

Yönetsel makamlar bakanlık merkez teşkilatında yer alanlar yanında taşrada yer alan yönetim makamları olarak sistemde yer almaktadır. Yönetim sistemine ilişkin literatürde yönetim birimleri üst birimler, aracı üst birimler ve okul yönetim birimleri şeklinde tanımlanmaktadır. Üst birimler olarak bakanlık merkezinde yer alan ana ve yardımcı hizmet birimlerinin başındaki yöneticiler anlatılmaktadır. Aracı üst birimler olarak il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin başındaki yöneticiler, okul yöneticileri olarak da her türlü okul yönetimleri anlatılmaktadır. Üst sistemler durumundaki yönetim birimleri bakanlığın faaliyet alanına ilişkin genel çalışma esaslarını, program düzenlemelerini, eğitime dair yapılacak her türlü çalışmaları genel ve özel şartlarını düzenleme yetkisine sahiptir. Aracı üst sistemler okullarla bakanlık üst birimleri arasında bir yerde yer alıp daha çok iki taraf arasında bilgi, emir, veri alış verişini sağlamaktadır. Okul yönetimleri eğitimin asıl amacı olan bireylere yönelik çalışmaların yapıldığı sınıflardaki öğrenme öğretme süreçlerinin yürütüldüğü noktalara en yakın olan yönetim birimleridir.

Bakanlıkta yer alan bu yönetsel yapının işleyişine, etkililiğine bakıldığında en üst birimde olan birimler yetki yönüyle en büyük güce sahip olmakla birlikte eğitimde nitelik ve nicelik itibariyle etki etmede beklendiği gibi bir etkiye sahip değildir. Ülkemizdeki eğitimin durumuna bakılınca kurumsal yapıya, personel durumuna, kurumların çeşitliliği ve ülke üzerindeki dağılımına bakıldığında çok büyük bir etkiye sahip olmasını da beklememek gerekiyor. Zira on binlerce eğitim kurumu, binlere varan farklı yerleşim yerinde yüz binlerce personele yönelik nitelik ve nicelik itibariyle merkezi bir noktadan etki edebilmeyi beklemek çok da akla uygun görünmüyor. Ancak yapılan yasal düzenlemeler, programlara yönelik düzenlemeler, özlük haklarına yönelik düzenlemeler, sistemin işleyişine yönelik düzenlemeler eğitimle ilgili olan herkese belli bir oranda etki edebilmekle birlikte bu etki sınırlı kalmaktadır. Kurumlara, personele yönelik etkisi uzun vadede ve şekli olmaktan öteye geçememektedir. Üst birimler yapacakları düzenlemelerle sistemin daha etkin, verimli çalışmasına katkı sağlayabileceği gibi sistemin düzensiz, verimsiz, karmaşık hale gelmesine de yol açabilir. Nitekim eğitim sistemimiz içinde yönetici atama sisteminin, ders ücretlerine ilişkin sistemin, sosyal etkinliklere yönelik sistemin ve daha diğer bir çok sistemin düzenlenmesinde yaşanan sorunların temelinde üst birimlerin aldığı kararların büyük etkisinin olduğu görülmektedir. Üst sistem eğitim sisteminin içinde var olan sorunlara odaklanarak sistemi sürekli analiz etmeli, sorunların çözümüne yönelik etkin çözümler geliştirebilmelidir. Bu yönüyle bakıldığında eğitim sistemimiz içinde atılması gereken önemli adımlar hala atılamamış durumdadır.

Aracı üst sistemler daha çok üst sistemlerin etkisinde görev yapmaya çalışırken eğitimin bizzat yapıldığı yerler olan okullara en yakın önemli birimlerdendir. Ancak bu noktanın da eğitim sistemimizde gerektiği gibi işletilebildiğini söylemek zordur. Yapısal olarak eğitime yönelik önemli kararların uygulanmasında, değerlendirilmesinde, yönlendirilmesinde etki edebilecek bir noktada bulunmakla birlikte kendisinden beklenen bu etkinin sistemde yaratılmasında önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu birimler daha çok bakanlık merkezinden gelen emir ve talimatların okullara, ilgili personele, kurumlara iletilmesi, gereğinin genel olarak kağıt üzerinde takip edilmesi dışında fazla bir çalışma yapamamaktadırlar. Bunun nedenleri üzerinde ayrıca durulması gerekmekle birlikte üst sistemin genel olarak sistemin işleyişine yönelik olarak yapacağı düzenlemelere bağlı olarak önemli çalışmalara ihtiyaç olduğu söylenebilir.

Okul yönetimleri aslında eğitimin bizzat yapıldığı yerler olan sınıflara en yakın yönetim birimleri olmakla birlikte eğitim sistemi içinde en az önem verilen birimlerden birisi denebilir. Okul yönetimleri öğretmenlerin sınıf içinde yaptığı çalışmalara yönelik önemli etkiler yapabilecek konumda bulunmaktadırlar. Eğitim faaliyetleri bakanlık merkez teşkilatında tutulan istatistiki verilerden, çıkarılan yönetmeliklerden, hazırlanan programlardan çok daha fazla bir şeydir. Bu saydıklarımızın eğitimle doğrudan hemen hiç ilgisi yoktur bile diyebiliriz. Eğitimin tanımından hareketle yapılan değerlendirmelerin tamamında amaç bireylere yapılacak etki en başta gelir. Bireye yönelik yapılacak etki ise sınıf içinde öğretmen, öğrenci, veli etkileşiminden doğar. Bu nedenle eğitime dair bir şeyler yapma iddiasında olan birisinin mutlaka sınıf içi etkinliklere, öğretmen, öğrenci ve veli etkileşimine bir şekilde etki etmeyi gerektirmektedir. Bu etkileşimin yönlendirilebilmesi ise sadece merkez üst birimleri, taşrada yer alan aracı üst birimlerin çalışması ile yapılabilmesi imkansızdır.

 

 

Görüş ve Önerileriniz için….

      Ali Hikmet DEMİR

             ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 14/6/2009 - Eğitimin Hayati İşlevi; Denetim

Kategori: denetim

Eğitime dair kuramsal alanda dünyada yazılı olanların hemen bir çoğundan ülkemizdeki alan uzmanlarının haberdar olduğunu söyleyebiliriz. İletişim imkanlarının geliştiği bir çağda dünyanın her hangi bir yerinde yapılan bir faaliyetten, yazılan bir makaleden, piyasaya çıkan bir kitaptan anında haberdar olmak mümkün. Üniversitelerimizdeki öğretim üyeleri bilgi anlamında dünyadaki bir çok meslektaşından geri olmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Eğitim yöneticileri de eğitime dair uygulamaları üniversiteler ve araştırma kuruluşları aracılığıyla kısa sürede öğrenebiliyorlar. Eğitim sistemlerinin geldiği yer itibariyle nerede olduğunu onlar da üç aşağı beş yukarı biliyorlar.

Buna rağmen ülkemiz eğitim sisteminin yaşadığı sorunlara bakıldığında dünyadaki mevcut seviyeye ulaşma konusunda önümüzde uzun mesafelerin olduğunu söyleyebiliriz. Eğitime dair bir çok sorunların yaşandığı ülkemizde bilgi ve tecrübe itibariyle fazla bir eksiğimiz olmamasına rağmen yaşanan sorunların çözülememesi büyük bir eksiklik. Bu eksikliğin var olmasında hemen herkesin payı olduğu bir gerçek. Öncelikle bilim adamlarımız dünyadaki bilgi birikimini olduğu gibi ülkemize aktarırken kendimize özgü sorunlara kendimize özgü çözümler geliştirmek yerine kuramsal bilgi aktarımı ile yetiniyorlar. Yapılan araştırmalar en alt düzeyden en üst düzeye kadar başka ülkelerde yapılmış olanların bir benzerinin sadece uyarlanması şeklinde oluyor. Kurama ilişkin yapılan açıklamalarda kuramla uygulamanın birebir örtüşmesi, uygulamanın sistematik gözlemleri sonucu kurama ulaşmanın gerekliliği vurgulandığı halde bilimsel çalışmalarımızda ne yazık ki başka toplumsal kültürlere özgü kuramsal sonuçların ülkemiz diline aktarılmasından daha fazlasının yapılamadığını, kendi uygulamamıza yönelik yapılması gereken sistematik gözlemlerden hareketle kuramsala ulaşma yerine başkalarının ulaştığı kuramsal bilgiden hareketle kendi uygulamamızı bu kuramsal çerçeveye uygun olarak yorumlama çabası ile karşı karşıya kalmaktayız. Böylesi bir bilimsel çalışma beklenen yararı gösteremiyor. Bilim adamlarımızın mutlaka kuramsal bilgileri edindikten sonra kendimize özgü uygulamaları da sistemli bir şekilde gözlemesi, başkalarının yaptığı kuramsal açıklamaları yok saymaksızın ancak kendi özgün uygulamalarımızdan hareketle kendi kuramsal dilimizi, alt yapımızı, söylemimizi geliştirmeleri gerekiyor.

Yöneticiler de kuramsalı tamamen dışlamadan uygulamayı daha iyi anlama, yaşanan sorunların çözümünde kuramsal düşüncenin ortaya koyduğu ilkeleri yok saymadan hareket etmeyi alışkanlık haline getirmesi gerekiyor. Eğitime dair yaşanan sorunların kuramsal bilgi olmaksızın çözülemeyeceğinin bilincine varmaları gerekiyor.

Bilimsel çalışmalara konu olan, sorunlar yumağı haline gelmiş eğitim alanlarından birisi de denetim sistemimiz. Denetime dair yazılmış bir çok kitapta denetim alanında, eğitim denetimi alanında bir çok şeyin yazıldığı, söylendiği görülür. Ancak bunların hemen bir çoğu yabancı kaynaklarda ortaya konmuş kuramsal temellere dayanarak açıklanmaya çalışılır. Denetime ilişkin ortaya konulan araştırmaların kuramsal çerçevesine bakıldığında ikinci, üçüncü kuşaktan mutlaka yabancı kaynaklara dayanıldığı görülür. Eskiden beri ortaya konulmuş eğitim denetimine ilişkin görüşler sürekli tekrar edilip durulur. Ülkemiz eğitim denetiminin kendine özgü sorunlarının belirlenmesi, sistemin geliştirilmesi için yapılacak çalışmalar, etkin bir eğitim denetiminin nasıl oluşturulacağına ilişkin öngörüler, görüşler olmadığı görülebilir.

Yöneticilerimizin de eğitim denetimine ilişkin elle tutulur bir çabalarının olmadığı, eğitim denetiminin etkili, verimli, sistemli bir hale getirilmesi konusunda gereken girişimlerde bulunmadıkları söylenebilir. Bu kısa yazıda eğitim denetimi konusunda yaşanan sorunlara ilişkin uygulamada görülen bir takım göstergeler üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Böylece eğitim denetimine ilişkin çalışma yapmayı düşünenlere bir takım doneler sağlanmış olabilir.

Denetim sisteminin çalışma alanının büyük bir sahipsizlik içinde olduğu söylenebilir. Öncelikle Milli Eğitim Bakanlığının denetim sistemini daha iyi hale getirmeye yönelik bir çalışma yaptığını söylemek yanlış olur. Eğitimin niteliğine, denetimin niteliğine dair bir öngörü/plan/vizyonun somut bir şekilde ortaya konulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu durum denetimin niteliksizleşmesinde de en önemli etkenlerden birisidir.

Denetim sisteminin en önemli unsurları olan müfettişler kendi başlarına terk edilmiş, bırakılmış durumdalar denirse abartılmış olmaz. Müfettişlerin yaptıkları çalışmaların niteliğine dair, müfettişin niteliğine dair bir standart, değerlendirme yok denebilir. Yasal metinlerde ortaya konulmuş bir takım genel ve özel niteliklerden söz edilebilir. Ancak bunlar genel bir çerçeveden öteye bir anlam ifade etmemektedir.

Eğitim sistemi içinde denetim elemanlarına yönelik bir takım ön kabullerle hareket edildiği söylenebilir. müfettiş olan bir kişinin eğitim, öğretim, yönetim denetim ve diğer alanlarda bilgili olduğu, yeterli olduğu ön kabulü var gibi görünüyor. Eğitim sistemimiz içinde hemen bir çok alanda olduğu gibi denetim alanında da bir kişi bulunduğu görevin gerektirdiği sıfatı taşıyorsa o sıfatın gerektirdiği tüm özelliklere sahiptir gözü ile bakılıyor. Gerçekten istenen niteliklere sahip mi değil mi şeklinde bir değerlendirme hemen hiçbir alanda yok iken denetim alanında daha da yok denebilir. Denetim yönetim adına faaliyet yürüten bir alt sistem. Bu sorgulamayı öncelikle yönetimin yapması gerekiyor. Yönetimin yapmadığı sorgulamayı denetime karşı başka hiç kimse yapamıyor.

Eğitim denetimine ilişkin olarak müfettişlerin çalışma düzenine ilişkin bir takım genel düzenlemelerden söz edilebilir. Sayısal olarak teftiş edilecek öğretmen sayısı, çalışma alanındaki kurumların sayısı gibi bir takım istatistiki veriler tutuluyor. Ancak bunun dışında başka bir faktör yok.

Literatürde yönetim ve denetim eğitim sisteminin işleyişinde yer alan, karşılıklı ilişki, etkileşim içinde olan ve birbirlerini tamamlayan işlevler olarak görülmekle birlikte ülkemiz eğitim sistemi içinde denetim büyük oranda hatta tamamen yönetimin etki ve yetkisi içinde yer almaktadır. Dolayısıyla denetime ilişkin bir şeyler söyleyebilmek için öncelikle yönetime yönelik bir takım şeyler söylemeyi gerektiriyor. Bu konumuyla denetimin etkisinin sınırlı kaldığı söylenebilir. Denetimin yapacağı işin sınırları yönetim tarafından çizilmektedir. Yönetim ne kadar bilimsel, çağdaş, sistemli, verimli olabilirse denetim de bundan o derece etkilenmektedir. Yönetime rağmen denetimin farklılık yaratabilmesi oldukça güç görünmektedir.

Eğitimi etkileyen bir çok unsurun denetimi de doğrudan etkilediği rahatlıkla söylenebilir. Öğrenci sayısının kalabalık olması, velinin/ailenin bilinç düzeyi, ailenin ekonomik/sosyal durumu, toplumun gelişmişlik durumu, araç gereç ve imkanların yeterlik düzeyi, bunların öğretmen tarafından etkin kullanım durumu, personel değerlendirme/ödüllendirme sistemi, yönetim uygulamaları öğretmeni sınırlıyor olabilir. Tüm bu alanlardaki sınırlılıklar aynı şekilde denetimi de sınırlamaktadır. Okulların içinde bulunduğu şartlar, öğretmeni, okul yöneticisini dolayısıyla da denetimi ve bu faaliyeti yürütenleri büyük oranda etkilemektedir.

Yönetimin müfettişe bakışı, yaklaşımı denetimi, denetim elemanlarını da mutlaka etkiler. Yılda sınırlı sayıda ve sınırlı bir zamanda müfettişlerle bir araya gelen, çoğu zaman müfettişleri karşısına  alıp sadece konuşup direktif veren bir yönetimin müfettişi, denetim sistemini anlaması, algılaması, motive edebilmesi mümkün görünmemektedir.

Yönetimin kendini sınırlamama isteği denetimin de etkisizleşmesinin önündeki önemli engellerden bir diğeridir. Denetim, sistemin sağlıklı işlemesine ilişkin veriler sağlayan geri dönüşüm sistemi olarak işlemesi gerekirken yönetim ve yöneticiler bunu kendi kusurlarının ortaya çıkarılması şeklinde görürse denetimi etkisizleştirmenin yollarını arayabilmektedir. Böylesi bir durumda denetim yönetim tarafından büyük oranda sınırlanmaya çalışılır ve ortaya kurumsal bir çatışma çıkar. Kurumsal çatışma kuruma büyük zarar verir.

Müfettişlere/denetime yönelik kurumsal bakış gelişmediği durumlarda söylentilerden büyük oranda üst yönetim olumsuz etkilenmektedir. Sonuçta da denetime bakış olumsuz bir hale dönüşebilir. Bundan başta denetim zarar gördüğü gibi uzun vadede yönetim, örgüt ve toplum da olumsuz etkilenmektedir.

Mevzuat, çalışma düzenini belirleyen yasal düzenlemelerin sık sık değişmesi, yapılan değişikliklerin uygulamacılardan habersiz, katılım olmaksızın, kapalı kapılar ardında, bütünlükten uzak bir şekilde yapılması, getirilen düzenlemelerin adil, şeffaf, sistemli bir şekilde uygulanmaması gibi durumlar denetim sisteminin sağlıksız işleyişine ilişkin göstergeler olarak değerlendirilebilir. Denetim sisteminin çalışmasını düzenleyen ilke ve kuralların uygulamada karşılaşılan sorunların çözümüne yardım edecek, kurumsal verimliliği geliştirecek şekilde, kurumsal bir bakış açısıyla yapılması gerekir. İlke ve kuralların kişisel bakış açısına, kişisel anlayışa, kişisel ilişkilere dayalı olarak yapılıyor olması, kişileri dikkate alarak değiştirildiği izlenimi verilmesi, kişisel inisiyatife dayalı farklı ve keyfi uygulamaların yapılması gibi olay ve olgular sağlıklı, rasyonel ve çağdaş sistemlerde görülmeyen, bilimsel yönetim anlayışının henüz ortaya çıkmadığı dönemlere özgü uygulamalardır. Bu durum sistemin adil, rasyonel ve doğal olarak gelişmesine engel olur.

Denetim elemanlarının işlerini doğrudan etkileyen bakanlık düzenlemeleri, emir ve genelgelerin bakanlıkta tek elden çıkması denetim uygulamalarında dolayısıyla da yönetim uygulamalarında birlik ve beraberliği sağlayacaktır. Her birimin kendince bir yazı gönderip emir vermesi, birbirinden habersiz davranması, merkez teşkilatı bünyesinde özellikle taşradaki denetim elemanlarına yönelik bir veri tabanının olmaması denetim sisteminin sorunlarını daha da büyütür.

Denetim yapılan kurumların denetim sisteminin içine dahil edilmesi veya çıkarılması bir anda alınacak kararlarla olmaz. Bu yönüyle çalışma alanının sınırlarını belirleyen bilimsel, tutarlı bir anlayış, görüş birliği, değerlendirme çalışması yapılması gerekir. Eğitim sisteminin bütünlüğü içinde birbiriyle ilişkili işlevlerin tek elden denetlenmesi, yönlendirilmesi sistem bütünlüğü açısından hayati bir öneme sahiptir. Sistem bütünlüğü olmaksızın yapılacak her türlü çalışma bölük pörçük, baştan savma olacaktır. Okul ve kurumlarda yürütülen bir işlevin denetlenmesi sürecinde işlevle ilgili diğer kurumların dışarıda bırakılması işlevlerin yarım yamalak yürütülmesine, uygulamalarda karşılaşılan sorunların çözülememesine, sorunların sürüp gitmesine neden olabilir.

Denetimin sistem içindeki yerinin belirsizliği idari kadrolarla denetimi karşı karşıya getirebilir. Çağdaş sistemlerde sistemin parçaları arasındaki ilişkilerin şekli açık, net, rasyonel bir şekilde belirlenmesi gerekir. Tabiatın boşluk kabul etmediği gerçeği karşısında sistemin içindeki hangi parçanın hangi işleve sahip olduğunun açık bir şekilde belirlenmediği bir ortamda verimlilikten, etkililikten, çağdaş yönetimden söz edilemez. Denetim elemanlarının sistemin üst yönetimi tarafından her işte keyfi olarak kullanılmak istenmesi, sorumluluk/yetki/görev dengesini hemen hiç dikkate almaması karmaşaya, çatışmaya, motivasyon eksikliğine, enerji, zaman, para ve iş gücü kaybına neden olabilmektedir.

Özlük haklarındaki gerilemeler, özlük haklarına yönelik olarak yapılan düzenlemelerde dengeye, adalete raiyet edilmemesi denetim alanında iş yapmaya çalışan personel üzerinde olumsuz etkiler yaparken denetim sistemi ve bağlı alt-üst sistemler üzerinde de olumsuz sonuçların doğmasına neden olabilir. Bu anlamda sisteme dair düzenleme yapanların iyi bir sistem analizi yapmaksızın acil kararlar almaması gerekir.

Denetim elemanlarının seçiminde, yetiştirilmesinde kullanılan yöntemler, araçlar, süreçler üzerinde de ciddi bir şekilde düşünülmesi gerekir. Örgütsel sistemler içinde en önemli işleve sahip olan denetim işlevini yürütecek olanların çok hassas bir şekilde seçilmesi, yetiştirilmesi gerekir. Sistemin içine giren birisinin sistem dışına çıkarılabilmesi oldukça zordur. İstenen niteliklere sahip kişileri bir defada ve doğru bir şekilde seçmek gerekir.

Denetim elemanlarının hizmet içinde yetiştirilmesinde uzun vadeli, planlı, sistemli bir bakış açısının mutlaka geliştirilmesi gerekir. Hizmet içi eğitim faaliyetlerinde günü birlik, kişilere dayalı, verimsiz, sözde kalır bir durumda olması bu faaliyetlerin yarar yerine zarar vermesine yol açabilir. Düzenlenen faaliyetlerin yararlı olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme mutlaka yapılmalıdır. Büyük gruplarla, anlatıma dayalı ve öğretim görevlilerinin inisiyatifine dayalı olarak yürütülen, sonuçları değerlendirilmeyen, grup etkileşimi sağlamayan, gerçek ihtiyaçlara yönelik olarak yapılman, sonuçları takip edilmeyen, sürece etkisi sorgulanmayan her faaliyet göstermelik olmaktan öteye geçemeyecektir.

Uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesine yönelik bir eğitim faaliyetine hemen her zaman yer verilmelidir. Özellikle görev alanlarına giren kurumların işleyişine yönelik yetiştirme faaliyetlerinin yapılması denetimin etkisini, yararını daha da artıracaktır. Aksine kurumlara yönelik işleyiş, kurumların tanınması, denetimine ilişkin süreçlerin tamamen müfettişlerin kendi kişisel inisiyatifine bırakılması kişiye göre, kişinin becerisine göre denetim uygulamalarının gelişmesine yol açabilir ki bu durum kurumsal çalışmayı sağlıksızlaştırır.

Denetimin yaptığı tespitler, değerlendirmeler dikkate alınmıyorsa denetim yapmanın bir anlamı da kalmayacaktır. Bu yönüyle denetimin ne söylediğine bakılırken nasıl ve neden söylediğine de bakmak gerekir. Böylece hem sistem hem de sistemin değerlendirilmesi yani denetimin kendisi değerlendirilmiş olur. Denetim elemanlarının yaş ve kıdem itibariyle verimliliklerinin sürekli takip edilmesi, sorgulanması, analiz edilmesi gerekir. Denetim elemanlarının performansına yönelik merkezin belirlediği kriterler, ölçütler, değerlendirme yöntemleri veya araçlar geliştirilip kullanılmalıdır. Denetimin çalışma alanının özelliği dikkate alınarak bu tür özel yöntem ve araçlar sistemin verimliliği, geleceği, hayatiyeti için büyük önem taşır. Aslında sadece denetim için değil, sistemin içinde bulunan tüm unsurlar için çalışma alanına, sahip olunan işleve göre özel değerlendirme araçları geliştirilmesi gerekir. Sistemin tümünü toptan bir bakış açısıyla değerlendirmeye çalışmak değerlendirmecilere psikolojik bir tatminden öte bir yarar sağlamayacaktır.

Denetim başta olmak üzere eğitim sisteminin tümüyle kuram ve uygulama bütünlüğü içinde ele alınarak kendimize özgü bakış açısının geliştirilmesi daha fazla  geciktirilmeyecek bir çalışmadır.


Soru, Görüş ve Eleştirileriniz için.... 

 

Ali Hikmet DEMİR

       ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 11/5/2009 - Eğitim Sistemi ve Başarı

Kategori: egitimyonetimi

Eğitim faaliyeti çok değişik faaliyetlerin birleşiminden oluşan bir süreçtir. Bu faaliyetleri yürütenler, yönetenler, denetleyenler ve değerlendirenler farklı kişilerdir. Tüm bu farklı kişiler arasında bir koordinasyon olması gerekir. Koordinasyonu yapacak olan birimlerin herkesin yapması gereken ve yaptığı çalışmalardan haberdar olması gerekir. Eğitim faaliyetinin özelliği gereği tüm bu kişiler ve kişilerin yaptığı işler sınırları belirli ortak bir yerde bulunmamaktadır. Eğitim faaliyetleri sınıflarda, eğitim işlerinin yönetildiği yerler okul müdür ve yönetici odalarında, eğitimin genel anlamda yönetilmesi, yönlendirilmesi, değerlendirilmesi gibi işleri yürüten diğer birimler okullar dışındaki yerlerde, denetim faaliyeti  sınıf, okul ve diğer pek çok değişik ortamda yapılırken değerlendirme işi de yine farklı kişiler tarafından farklı zamanlarda ve farklı şekillerde yapılmaktadır. Yapılan her çalışmanın birbiriyle sıkı bir şekilde ilişkili olması gerekirken birbirinden kopuk, dağınık bir durumda olması eğitimde ulaşılmak istenen hedeflere ulaşmayı zorlaştırmakta, engellemektedir. Aslında merkeziyetçi bir anlayışla örgütlenen eğitim teşkilatında bu anlamda bir koordinasyon eksikliği yaşanmaması gerekir gibi düşünülse de eğitim teşkilatının çok büyük bir yapıda olması, çok geniş bir alana yayılması, çok karmaşık bir yapıda olması gibi nedenlerden dolayı eğitim sistemimizde büyük koordinasyon eksikliklerinin varlığından söz edilebilir.

Eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü yerler olan sınıflarda yapılanları en yakın yönetici birimler olan okul müdürlükleri veya yöneticilikleri ne derece takip edilebiliyor, okullarda yapılan tüm eğitim öğretim ve yönetim faaliyetleri ne derece takip edilebiliyor, tüm okulların bulunduğu yerleşim merkezlerinde eğitim, öğretim ve yönetim faaliyetleri ne derece bakanlığın genel politikalarına, programların amaç ve ilkelerine uygun olarak ne derece yürütülüyor sorularının net cevaplarını verebilmek oldukça zor. En azından yapısal olarak bunların tümünün genel anlamda özellikle de nitelikle bağlantı kurularak takip edilebildiğini gösteren yapısal bir örgütlenmeden söz edebilmek mümkün değil. Tüm sınıflardan, tüm okullardan, tüm yerleşim birimlerinden haberdar olunarak koordineli bir çalışmanın yürütülebildiğini iddia edebilmek için elde net verilerin olduğunu söyleyebilmek mümkün görünmüyor. Böyle bir durumda sağlıklı bir koordinasyondan söz edebilmek de mümkün değil. Koordinasyonu kimin ne yaptığından haberdar olarak herkesin yaptığını ortak bir noktaya yöneltmek şeklinde anlarsak merkez ve taşra teşkilatları ile okullar arasında elbette en azından amaç ve ilkeler bazında farklı bir faaliyetten söz edemeyiz. Sisteme rağmen farklı bir kurumsal yapı, farklı işlevlere sahip bir kurum, amaç ve ilkeleri yok sayan bir faaliyetin varlığından söz etmek haksızlık olur. Ancak eğitimin gerçekleştirmek istediği amaç ve ilkelere ulaşmada sistemin verimliliği açısından önemli sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Üstelik mevcut sorunları her sağlıklı sistemde görülebilecek türde ve düzeyde sorunlar olarak da tanımlayamayız. Dünyadaki gelişmiş eğitim sistemlerinin yaşadığı sorunlarla ülkemiz eğitim sisteminin yaşadığı sorunlar karşılaştırıldığında AB’ye aday bir ülke için oldukça alt düzeyde sorunlarla boğuştuğumuzu söylemek yanlış olmaz. Dünyanın eğitim niteliklerini geliştirmeden söz ettiği, ülkeler arası eğitim kurumlarının işbirliği yollarının arandığı bir dönemde ülkemizde hala ilköğretimin yaygınlaştırılmasından, okuma yazma bilmeyen nüfustan, okulsuz yerleşim birimlerinden, fiziki yönden yetersiz okullardan, ikili öğretim yapmaktan, personel eksiği yaşayan okullardan, ücretli ve vekil öğretmenlikten, kızların eğitiminden söz edilmesi eğitime dair bulunduğumuz nokta hakkında önemli ip uçları vermektedir. Eğitim sistemimiz içinde amaç ve ilkeler kağıt üzerinde gerçekleşiyor görünürken nitelikli eğitim anlamında kişisel çabaya bağlı oluşumlarla karşılaşmaktayız. Bir başka deyişle eğitim sistemimizdeki mevcut başarı sistemin işleyişinden kaynaklanan doğal bir başarıdan ziyade kişisel çabaların bir sonucu olarak adeta rastlantısal bir durumdan söz edilebilir. Bu durumun en önemli nedenlerinden birisi koordinasyon eksikliğidir.

Mevcut koordinasyon eksikliklerinin önüne geçebilmek için en başta sade bir yapının oluşturulması, genel ve önemli bir takım işlevler dışında bir çok işlevin eğitim faaliyetlerinin yapıldığı yerler olan birimlere en yakın merkezlerde toplanması gerekir.

Eğitim faaliyetlerinde makro düzeyde koordinasyon sorunlarının çözümlenebilmesi bakanlık merkez teşkilatı, taşra teşkilatı, yönetim anlayışı ve organizasyon anlayışında önemli değişikliklerin yapılmasına bağlıdır. Merkezde özellikle eğitime dair dünya standartlarını ön plana alarak oluşturulacak eğitim standartlarının belirlenmesi, eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü, yönetildiği merkezlerin bu standartlara uygun olarak işletilip işletilmediğinin etkin bir şekilde denetlenmesi, değerlendirilmesi gibi işlevler yüklenebilir. Eğitim faaliyetlerinin her alanı için belirlenecek standartların gerçekleşme düzeyleri objektif bir şekilde belirlenip toplumla paylaşılarak şeffaf, katılımcı bir anlayış yaygınlaştırılabilir. Öğretmenlerin atanması, yer değiştirmesi, yöneticilerin atanması, yükseltilmesi, seçilip yetiştirilmesi, yer değiştirilmesi gibi hususların ancak genel çerçevesini bunu da bilimsel ve dünya standartlarına uygun olacak şekilde belirleme dışında bir başka işe merkezin karışmamasını sağlamak gerekir.

Tüm birimler için belirlenecek standartlara ulaşma durumlarının, personelin iş başarım düzeyinin, kurum ve kuruluşların amaç ve hedeflerine ulaşma düzeylerinin etkin bir denetim sistemi ile takip edilmesi, sorunların nedenlerine ilişkin yapılacak rasyonel analizlere göre yeniden örgütleme ve koordinasyon faaliyetleri eğitim sistemindeki başarıyı bireysellikten, rasgelelikten kurtaracaktır.

 

 

   Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

  Ali Hikmet DEMİR

         ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/4/2009 - Topluma Nitelikli Eğitim Sunma ve Öğretmen Yetiştirme İlişkisi

Kategori: makaleler

Eğitim faaliyetleri toplumsal bir hizmet üretme aracı olarak kurulmuş olan okullar aracılığı ile yürütülmektedir. Okul öğrencinin gelişim süreci içinde hala büyük bir öneme, yere sahiptir. Öğrencilerin okul dışında eğitimle verilebilecek anlayış, bilgi, beceri, alışkanlık, tutum ve davranışları alabilecekleri bir başka yer hala yok gibidir. Toplumun eğitim seviyesi geliştikçe eğitime dair hizmet veren farklı kurum, kuruluş, ortam ve mekanlar zamanla gelişecektir.

Ailenin eğitim seviyesi öncelikle eğitim sürecinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Günümüzde bir çok aile çocuğunun eğitimini okulla sınırlı bırakmamakta, hatta aile desteklemezse okulun hemen hiçbir şey yapamadığı gibi anlayışlar daha sık dile getirilmeye başlanmıştır. Özellikle eğitime dair hassasiyet taşıyan bir çok ailede devlet okulları yerine özel okullara doğru bir yöneliş görülmektedir. Bu yönelişin altında devlet okullarında sınıfların kalabalık olması, okulların fiziki imkanlarının yetersizliği, personel yetersizliği, araç gereç yetersizliği, okullardaki güvensiz ortamlar, yetkililerin duyarsızlığı gibi bir takım olumsuzluklar nedeniyle fazla bir şey yapılamayacağı yönünde olumsuz tutum ve inançlar yer almaktadır. Bu olumsuz tutum ve inançlar imkanı olan aileleri özel okullara yönlendirmektedir.

Toplumun eğitim seviyesi itibariyle yükselmesi eğitim hizmetlerinin niteliğine dair sorgulamaların da artmasına yol açmaktadır. Toplumun eğitim seviyesinin yeterince yüksek olmaması nedeniyle de eğitimin niteliğine dair geniş toplum kesimleri tarafından etkin bir sorgulamaya gidilememektedir. Bu durum okulların eğitim kalitesi konusunda da büyük bir sorgulamayı getirememektedir. Ailelerin büyük çoğunluğu okula giden öğrencisinin sınıfını geçmesi, iyi bir karne getirmesi, takdir ve teşekkür gibi belgeler alması, okulunu bitirip diploma almasını eğitimin üzerine düşeni yaptığının bir işareti olarak saymakta ve okuldan daha fazlasını beklememektedir. Eğitimin niteliğine dair değerlendirme yapabilen küçük bir azınlık ise örgütsüz, dağınık, bireysel hareket ettiği için herhangi bir etkide bulunamamaktadır.

Okulların büyük bir toplum kesimi için tek eğitim merkezi konumunda olması okulun işlevine dair önemli çalışmaların yapılmasını gerekli kılmaktadır. Toplumun eğitim ihtiyacını karşılayan merkezler durumundaki okullarda eğitim öğretim faaliyetleri öğretmenin güdümünde, yönetiminde, inisiyatifindedir. Bu durum öğretmen nitelikleri üzerinde düşünülmesini de gerektirmektedir. Öğretmen yetiştirme sistemi ülkemizde uzun yıllar boyunca sürekli değişikliklere uğramıştır. Bu değişiklikler arasında bir birlik, beraberlik, sistemli bir bakış açısı olduğunu söylemek oldukça zordur. Tersine günü birlik karşılaşılan sorunlara acil çözüm bulma endişesi ile plansız, programsız, gelişi güzel karar ve uygulamalara dayalı olarak bir şeyler yapılmaya çalışılmıştır. Eğitime dair günü birlik karar ve uygulamaların sıkıntıları hala sürmekte ve uzun yıllar da sürmeye devam edecek gibi görünüyor.

Geçmişte yapılanlar bir tarafa günümüzde yapılan uygulamaların da geçmişte üretilmiş sorunlardan ayrı, sorunsuz, sistemli, istendik şekilde olduğunu söyleyemeyiz. Üniversiteler tarafından yürütülen öğretmen yetiştirme sisteminin eğitimin yapıldığı yerler olan okullardaki sorunları çözücü şekilde olmadığı kolayca söylenebilir. Üniversiteler öğretmen adaylarına eğitim-öğretim konusunda teorik bilgiler vererek dört yıl boyunca öğretmenlik formasyonu kazandırmaya çalışıyorlar. Üniversiteden mezun olan ve öğretmenlik formasyonu aldığı kabul edilen kişileri ise ülke çapında eğitim faaliyetlerini planlama, yönetme, denetleme görevini yürüten Milli Eğitim Bakanlığı işe almaktadır. Dolayısıyla öğretmen adaylarını yetiştiren kurumlar üniversiteler iken bunları istihdam eden bir başka kurum olan bakanlıktır. Yetiştirenle istihdam eden farklı olunca bu iki farklı kurumsal yapı arasında koordinasyonun önemi çok daha fazla bir oranda artmaktadır. Öğretmen adaylarının üniversite ortamında aldıkları eğitimle kendilerine verilen formasyon, bu süreçte öğretmen adaylarının eğitime, öğretmenlik mesleğine bakışı üzerinde önemle durulması gerekiyor. Üniversite ortamında özellikle üniversitelerin öğretmen yetiştiren fakültelerinin bulunduğu yerleşim yerlerinin kalabalık nüfus yapısı, yoğun sosyal faaliyet imkanları, öğrencinin içinde bulunduğu sosyal çevrelerin çeşitliliği ile öğretmen olduktan sonra girilen ortamların sosyal çevreleri arasında dağlar kadar fark olmaktadır. Üniversite ortamında eğitim gören bir öğretmen adayı öğrenci psikolojisi içinde olarak ancak öğretmenlik mesleğine teorik bilgi düzeyinde hazırlama dışında bir hazırlığa tabi tutulmadığı için hayata atıldığında, mesleğe girdiğinde tamamen farklı bir ortamla, çevreyle karşılaşmaktadır. Bu durum öğretmenlik mesleğini yürütecek olan kişilerde büyük değişikliklere yol açmaktadır. Üniversiteler öğretmen olarak yetiştirdikleri kişilerin alanda takibini yapmamakta, dolayısı ile mezunlarının ne tür sorunlarla karşılaştığını, ürünlerinin toplum içinde ihtiyacı ne derece karşıladığını görmemekte, görememektedir. Üniversitelerin mezunlarını takip etme, alanda karşılaştıkları sorunları görerek bu sorunların çözümüne yönelik değerlendirmeler yaparak ne kadarının kendisinden kaynaklandığını, ne kadarının kendisi dışındaki unsurlardan kaynaklandığını araştırması, sorgulaması buna göre kendi iç dizaynında düzenlemeler gitmesi bilimsel bir tutumdur. Bilimsel tutumun bilimsel çalışmalar yapması gereken kurumlardan beklenmesi en doğal bir durumdur. Ancak alanda karşılaşılan öğretmenlerin, öğretmen adaylarının hemen hiç birisi bu tür bir bilgi alışverişinden, geri dönütün varlığından söz etmemektedir. Bu durum öğretmen yetiştiren yegane kurumlar olan üniversiteler için büyük bir handikaptır. Bakanlığın da bu yönde bir bilgilendirmeye, bir geri dönüt sağlamaya yönelik çalışmalar yapma imkanı varken o da yapmamaktadır. Dolayısıyla üniversiteler öğrencilerini mezun etmekte, milli eğitim de merkezi bir takım sınavlar sonucu alınan puanlara göre adayları istihdam etmekte, kendince yeniden öğretmenleri hizmet içinde yetiştirmeye çalışmaktadır. Aslında bakanlığın bu yönde etkin bir hizmet içi eğitim faaliyetinden de söz etmek mümkün görünmemektedir. Öğretmen adayları öğretmenliği meslek içinde yıllar geçtikçe deneme yanılma ile yavaş yavaş öğrenmeye çalışmaktadır. Ancak bu tür bir çabayı öğretmenliğe dair, mesleğe dair sürekli daha iyiye ulaşma endişesi taşıyanlara özgü olarak görmek gerekir. Zira öğretmenlik mesleğinin niteliğine dair istihdamcı durumundaki bakanlık tarafından öğretmenleri sürekli gözleyen, değerlendiren, geliştirmeye çalışan bir yapıdan, anlayıştan, uygulamadan söz edebilmek mümkün değildir. Öğretmenler atandıktan sonra etkin bir değerlendirmeye tabi tutulmaksızın yıllar boyu işlerini sürdürmekte, bazen hemen hiç değerlendirme yapılmaksızın emekli olmaktadırlar. Sadece tüm devlet memurlarına yönelik olarak hazırlanmış olan sicil değerlendirmeleri öğretmenler için de her yıl yapılmaktadır. Ancak bu değerlendirmelerin öğretmenlik mesleği ile hemen hiçbir ilgisi yok denebilir.

Üniversitelerin öğretmen yetiştiren kurumlarının işleyişi ise okullardaki işleyişlere yönelik olarak teorik bilgi vermeden daha öteye gidememektedir. Okul tecrübesi, staj türü bir takım uygulamalar olmakla birlikte bunlar büyük oranda yetersiz kalmaktadır. Her üniversitenin öğretmen yetiştiren biriminin yeterliliği bu birimlerde görev yapan öğretim üyesi veya elemanlarının yeterliliğine bağlı kalmaktadır. Öğretmenlik mesleğine dair hemen hiçbir tecrübesi olmayan, alanda yaşanan sorunlara tamamen yabancı kalan kişilerin bulunduğu durumlarda öğretmen adaylarının yetişmesinde büyük eksiklikler görülmektedir. Üniversitelerin bulunduğu yerleşim yerlerinde mevcut olan merkezi birkaç okulda yapılan okul tecrübesi, staj uygulamaları öğretmenlerin uygulamasına önemli bir katkı yapmamaktadır. Alanın daha yakından tanınması için mutlaka farklı yapılardaki, farklı yerleşim birimlerindeki okulların görülmesi, yakından incelenmesi, öğretmen, öğrenci, veli, yönetici ve deneticilerle etkileşime girme imkanlarının verilmesi gerekiyor. Öğretmen adayları her tür eğitim ortamını yakından görerek yetişirse eğitimin sorunlarına daha aşina olacakları için alanda da önemli sorunlar yaşamamış olacaklardır.

Eğitimin hizmet olarak sunulmasında hala önemli bir konuma sahip olan okulların istenen niteliklere sahip hizmet sunabilmesi öğretmen kalitesine, öğretmen kalitesi ise iyi bir hizmet öncesi yetişmeye, bu ise bilimsel bir tutumla çalışan üniversitelere, öğretim üyesi ve elemanlarına, işbirliğine açık bir bakanlığa bağlıdır. 

 

   Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

  Ali Hikmet DEMİR

        ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 19/4/2009 - Eğitim Sorunları ve Toplumsal Yaşam

Kategori: egitimyonetimi

Eğitim faaliyeti toplumun insan gücünün değiştirilmesi, şekillendirilmesine yönelik olarak düşünülmüş, geliştirilmiş, sistemleştirilmiş ve işletilmekte olan bir faaliyetler bütünüdür. Bir çok değişik toplumsal faaliyetin etkisi doğrultusunda yürütülen bu faaliyete her ne kadar toplumda hemen herkes tarafından çok önemli görevler yüklenmekte de olsa etkisinde bulunduğu tüm diğer toplumsal faaliyetlerden bağımsız olarak istediği sonuçları veya kendisine yüklenen sonuçları alabilmesi mümkün değildir.

Eğitimin etkisi altında kaldığı faaliyetler denilince bir çok değişik alan düşünülebilir. Toplumsal alanda var olan faaliyetlerin hemen hepsi bilimsel çalışmalara konu olmuş alanların içine girer. Toplumsal alanda var olan hemen her faaliyet alanına yönelik olarak varlığını söylediğimiz faaliyet alanları ekonomi, hukuk, siyaset, sosyoloji, din, toplumsal baskı grupları, psikoloji gibi alanların hemen tümü eğitimi olumlu veya olumsuz bir şekilde mutlaka etkiler. Eğitim faaliyetlerini tüm bu alanlarda istenen noktaya gelmeden bu alanlardaki niteliklerden bağımsız olarak bir yerlere gelmesini beklemek boşuna bir beklentiden öte gitmez. Eğitimin tüm bu sayılan alanlarla ilgisini görmezden gelmek toplumsal gerçeklere gözünü kapatmak anlamına gelir. Eğitimin ekonomi ile, eğitimin hukuk ile, eğitimin siyaset ile ve diğer alanlarla ilişkisi olmak zorundadır. Eğitimin sadece diğer alanlarla sağlıklı bir etkileşim ve iletişim içinde olması yetmez. Eğitimin kendi içinde de sağlıklı bir yapıya, işleyişe sahip olması gerekir. Eğitim gibi bu kadar geniş alanlarla etkileşim içinde bulunan bir alanı sadece öğretmenlerin veya eğitimcilerin çabası ile bir yerlere gelmesini beklememek gerekiyor.

Ekonomik faaliyetlerdeki nitelikli çalışmalar mikro ve makro düzeyde toplumsal alanın tümünü büyük oranda etkiler. Eğitime dair yatırımlar, eğitime dair planlama faaliyetleri, eğitime dair personel, araç gereç, fiziki şartların iyileştirilmesi hep ekonomik niteliklere doğrudan bağlıdır. Ekonomi ise üretim, tüketim ve paylaşım gibi temel kavramlar çerçevesinde yürütülen faaliyetler olmakla birlikte toplumsal ve bireysel çabalarla doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla toplumu oluşturan bireylerin üretim, tüketim ve paylaşıma dair ortaya koydukları çabalar ne kadar nitelikle olursa ekonomik alandaki kazanımlar geliştiği gibi ekonominin doğrudan doğruya etkisi altında olan eğitimde de aynı oranda gelişecektir. Dolayısıyla eğitime dair endişeler taşıyanların eğitimin ilgili olduğu alanlara da aynı şekilde ilgi duyması gerekiyor.

Eğitimin üzerinden siyasetin etkisinin kalkması gerektiğine dair dile getirilen bir çok görüşle hemen her zaman karşılaşmak mümkündür. Okurlar arasında da bu düşüncede olan bir çok kişinin olduğuna inanıyorum. Ancak toplumsal yaşamın düzenlenmesi konusunda doğrudan doğruya etki ve yetkiye sahip siyaset kurumun yine toplumun geleceğine dair çalışmalar yapması gereken bir alan olan eğitimden uzak kalmasını beklemek de yine toplumsal alanın tanınmamasına dair bir göstergedir. Siyaset toplumda her alanla ilgilenmek zorunda olduğu gibi eğitimle de ilgilenmek zorundadır. Toplumun siyasal hedeflerine yön veren siyaset kurumunun toplumun yarınına yönelik yapı taşı olan bireyleri şekillendirme görevini yürüten eğitimden uzak kalmasını beklemek anlamsızdır. Bu yönüyle siyasetin eğitimle de ilgilenmesi gerekir. Ancak siyaseti günlük parti hizipleşmeleri, parti içi ve partiler arası iktidar mücadeleleri olarak algılayıp da eğitimle siyaset ilişkisin düşünmek elbette istenmeyen bir durum olabilir.

Eğitim faaliyeti toplumsal gücün niteliğine yönelik bir şekillendirme faaliyeti olduğu için toplum içinde yer alan tüm baskı gruplarının da ilgi alanı içine girmektedir. Ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel ve daha diğer bir çok gruplar eğitim aracılığı ile toplumun geleceğine etki etmeye çalışırlar. Bu nedenle eğitimin bu baskı grupları ile ilişkisinin de mutlaka bilinçli bir şekilde ele alınması gerekir. Demokrasi anlayışının gelişmesi ile birlikte geçmişte yaşanan güç mücadeleleri bu gün şekil değiştirmiş durumdadır. Toplumsal hayatın içinde varlığını güçlü bir şekilde göstermek isteyen her düşünce şekli örgütlenmekte, bu örgütler aracılığı ile diğer kurumsal yapıları etkilemeye çalışmaktadır. İletişim imkanlarının üst safhaya çıktığı günümüzde toplum içinde yoğun bir çatışma da vardır. Bu çatışmanın varlığını doğal karşılamak gerekiyor. Geçmişteki çatışmalar savaş-barış çizgisinde yürütülürken günümüzde soğuk, gizli, barışçı görünümde ama çatışmacı bir anlayışla yürütülmektedir. Silah, kaba kuvvet gibi unsurlar yerini bilgi, teknoloji, etki, ekonomik güç unsurlarına bırakmıştır. Demokratik toplum yapısı içinde bireyler arasında birlik, beraberlik, ortak bir anlayış, bakış açısı, hoş görü, güç birliği gibi bir çok değişik alanda birlik oluşturabilen toplumlar her alanda potansiyellerini birleştirerek önemli bir güç haline gelebilirken parçalanmış, güven bunalımının yoğun bir şekilde yaşandığı topluluklarda ise güç kaybı, çatışma, endişe, korku, içe kapanma gibi duygular gelişmektedir. Bu durum eğitimin önemini daha da artırmaktadır.

Hukuk sistemleri toplumsal hayatı etkileyen ve devlet desteğinde var olan yapılar olarak toplumun içindeki adalet duygusunun ayakta kalmasını sağlarken eğitim faaliyetlerini de doğrudan etkilemektedir. Eğitim sistemi yasal bir çerçeveye bağlı olarak işlemek zorundadır. Yasal çerçeve hukuk sisteminin doğrudan doğruya çalışma alanı içinde yer alır. Eğitim sistemini kurup işletenlerin hukuk bilgisi, hukuk duyarlılığı, hukuk algıları eğitim sistemini ve bu sistemin içinde bulunanları doğrudan doğruya etkiler. Eğitimin yapısını belirleyen hukuki çerçeve toplumsal yaşamdan güç aldığı oranda meşruiyetini güçlendirir. Toplumsal yaşamla uyumu artacağı için toplum nezdinde kabul edilirlik katsayısını artırır. Bu da eğitimin hukuki dayanağını güçlendirir.

Eğitimin konusu olan bireyin iç dünyasını konu alan psikoloji, toplumsal yapı içinde var olan tüm kurumsal yapıların, grupların anlayışını, bakış açısını irdeleyen sosyoloji, toplumun kültürel unsurlarından manevi kültür unsurlarının şekillendirilmesinde önemli bir etkiye sahip olan din gibi alanlar hep eğitimle ilgili olarak mutlaka dikkate alınması gereken alanlardır. Toplumsal anlayışın şekillendirilmesinde son yıllarda büyük bir gelişme gösteren medyanın da eğitimle ilgisinin unutulmaması gerekiyor.

Saymaya çalıştığımız tüm unsurlar eğitimin dışında var olan ve eğitimi doğrudan doğruya etkileyen önemli parçalar olmakla birlikte eğitimin kendi iç yapısından kaynaklanan sorunların öncelikle ve acilen ele alınması gerekiyor. İyi işleyen bir ekonomi, hukuk, siyaset ve diğer alanlara karşın sürekli sorun üreten bir eğitim sisteminden iyi sonuçların ortaya çıkmasını beklememek de gerekiyor. Eğitim kendi içinde iyi bir işleyişe sahip olursa diğer alanlardaki sorunlardan daha az etkilenir. Eğitimin iç dinamiklerinden sorunlar çıktığı durumlarda dıştan gelen etkiler bu sorunları daha da büyütür.

 

Soru, Görüş ve Eleştirileriniz için….  

                        Ali Hikmet DEMİR

                 ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 5/4/2009 - Öğretmen, Öğrenci, Okul ve Eğitim Sistemi Etkileşimi

Kategori: Okullar

Öğrenci her gün evinden çıkıp okula gelir. Sınıflara girer, kendileri için ayrılmış yerlere oturup sınıfa gelen öğretmenin söylediklerini okul saati bitene kadar ses çıkarmadan dinler, uygular. Bu süre içinde ders saatleri dışında verilen teneffüs zamanlarında bahçeye çıkıp gönüllerince koşup oynamaya, arkadaşları ile ortak bir şeyler yapmaya fırsat bulurlar. Bu süreler içinde öğrenciler kendi başlarına kalırlar. Bu süre içinde ne yaparsa tamamen kendi içinden gelenleri yapar. Öğrenci olarak bulunduğu okulda diğer öğrencilerin yaptıklarından da büyük oranda etkilenirler. Küçük bir toplum örneği olan okulda gerçek anlamda toplumsal etkileşim teneffüs saatlerinde, sınıflarda, koridorlarda, bahçede kısaca öğrencilerin bulunduğu, öğretmen, idareci ve diğer yetkili kişilerin bulunmadığı her yerde yaşanır. Bu sürede yaşanan toplumsallaşma okul saatleri içinde çok küçük bir zamanı kaplar. Teneffüs saatleri dışındaki diğer zamanlar ise öğrencilerin sınıf ortamında öğretmen kontrolünde daha çok eğitim öğretim faaliyetleri olarak nitelenen faaliyetlere ayrılmıştır. Öğretmen kontrolünde sınıf içinde yapılan eğitim öğretim faaliyetlerinin öğrenciye kazandırdıklarının niteliğine dair eğitimciler bir çok değerlendirme yaparken öğrencilerin kendi başlarına kaldıkları, doğal bir etkileşim ortamında kazanımlar edindikleri ve toplumsallaşma sürecinde sınıf içi etkinliklere göre çok daha etkili ve kalıcı izli etkilere sahip olan kısma fazla dikkat edilmez.

Okula dair yapılacak değerlendirmelerde öğrencilerin neyi, ne zaman ve ne derece edindiğinin takibi yapılması okulun işlevlerini yerine getirme düzeyini belirlemede de önemlidir. Okulun varlığı, öğrencilerin okula gelip gitmesi, gördükleri derslere ilişkin aldıkları notlar ve bu notların gösterildiği karnelerin düzenlenmesi, okulun sınıflarının sırayla bitirilmesi, sonunda da diploma alınıp okuldan mezun olunması, mezuniyet belgelerinin düzenlenmesi eğitim sisteminin iyi işlediğinin, okulun işlevlerinin yerine getirildiğinin göstergesi olarak en alt düzeydeki verilerdir. Bu tür veriler eğitim sisteminin iyi işlediğine, eğitim faaliyetlerinin gerçek anlamda amaçlarına ulaştığına ilişkin olarak bir değerlendirmeye dayanak teşkil edemez. Etmemelidir. Bunlar eğitim faaliyetlerine ilişkin şekle yönelik bir takım verilerdir. Şekle bakarak yapılacak değerlendirmeler her zaman yanıltıcı olur. Eğitim sisteminin verimine, eğitim yatırımlarının toplumun iyiliğine yönelik olarak harcandığına ilişkin çok daha önemli, can alıcı verilere ihtiyaç duyulmaktadır.

Okula gelip giden öğrencilerin okuldan ne kazandığını bilmek okulun işlevlerini yerine getirip getirmediğini bilmek anlamına da gelir. Okulda yapılan faaliyetlerin niteliğine ilişkin değerlendirme yapmak okulun bahçesi, sınıfları, koridorları ve diğer bölümlerinde neler yapıldığını bilmekle mümkün olabilir. Bu ise sadece istatistiki verilere yansıyan sayılara bakılarak yapılamayacak kadar zordur. Öğrencinin okulda, ders saatleri içinde ve ders saatleri dışında yaptıklarına, edindiklerine bakılması gerekir. Sınıf içi eğitim öğretim faaliyetleri, sınıf dışı öğrenci-öğrenci etkileşimi, öğrenci-yönetici, öğretmen-öğretmen, öğretmen-yönetici etkileşimine bakmak gerekir. Tüm bu etkileşimlere bir yazı çerçevesinde bakabilmek imkansız derecede zordur. Bu nedenle bu etkileşimler içinde öğrenci-öğretmen etkileşiminin sınıf içindeki boyutunu ele almaya çalışacağım. Zira öğretmen öğrenci etkileşimin okul içi ve okul dışı olmak üzere değişik yönleri vardır. Okul içinde de ders içi ve ders dışı değişik boyutları vardır. Tümüne genel bir bakışla değerlendirme yapmak yanıltıcı olabilir.

Sınıf içi eğitim öğretim faaliyetlerinde öğretmen hakimiyeti hissedilir oranda güçlüdür. Öğrenci sınıf ortamında öğrenen, dinleyen, şekillendirilen, etkilenen, edilgin konumda bulunan bir biçimlendirme sürecine tabi tutulur. Bu süreçte her ne kadar öğrenci merkezli eğitimi önemseyen program düzenlemeleri yapılsa da öğretmenin başrolünde bir değişiklik, eksiklik görülmez. Öğretmen programın kendine verdiği role rağmen sınıfta, kapalı kapının ardında öğrenci ile baş başadır. Bu etkileşimde öğrencinin öğretmeni yönlendirmesi, etkilemesi, değerlendirmesi beklenemez. Öğrenci yaşına, bulunduğu öğretim kademesine göre öğretmenin sınıf içindeki rolünü oynaması konusunda zihninde bir değerlendirmeye sahip olsa da bunu sınıf içinde öğretmene karşı açık bir şekilde dile getirmez. Zihninde var olan bakış açısına göre öğretmenine davranır, onun söylediklerini elinden geldiği kadarıyla yerine getirmeye çalışır. Ancak zihninde var olan öğretmene dair fotoğrafı arkadaşları dışında kimseyle paylaşmaz. Eğitim sistemini düzenleme gücüne sahip olan üst birimler de hiçbir zaman sınıf içindeki öğretmenin durumuna ilişkin öğrenciye fikrini sormaz. Bu durum sınıf içinde yapılan eğitim öğretim faaliyetlerine ilişkin sağlıklı bir değerlendirme yapılmasının önünde önemli bir eksiklik, handikap, engel olarak durmaktadır.

Öğretmenin sınıf içi çalışmalardaki rolünü etkin oynamasının öğrenci gelişimine olumlu veya olumsuz büyük bir etkisi vardır. Özellikle küçük sınıflarda bu etkinin önemi çok daha fazladır. Öğrencinin yaşı büyüdükçe öğrenme eksikleri konusunda kendince değerlendirmeler yapıp önlemler alması beklenmekle beraber yaşça küçük olan öğrenci gruplarında öğrencinin böyle bir değerlendirmeyi yapması beklenemez. Öğrenci küçük yaşlarda her zaman almaya hazır, yönlendirmeye açık, kendine yapılacak rehberliğe büyük oranda ihtiyaç duyan bir durumdadır. Bu nedenle küçük yaşlarda eğitim faaliyetlerine tabi tutulan öğrencilerin öğretmenlerine yönelik yapılacak değerlendirme çalışmaları ile büyük yaşlarda eğitime tabi tutulan öğrencilerin öğretmenlerine yönelik yapılacak değerlendirme çalışmaları arasında farklılık olması gerekir.

Bu farklılığın farkına öncelikle eğitim sistemini düzenleme yetkisine, gücüne sahip olanların varması gerekir. Bu farklılığa göre de öğretmen değerlendirmesinde değişik uygulamalara yer verilmesi gerekir. Eğitim sistemimizde toptancı bakışa rağmen bunun kısa sürede hayata geçmesini beklememek gerekiyor. Öncelikle bu konuda bir bilinç oluşması gerekiyor. Bilinç oluşmadan uygulamanın hayata geçmesini beklemek hayalden öte bir anlam ifade etmemektedir.

 

Görüş ve önerileriniz için….

    Ali Hikmet DEMİR

      ahdiron4@hotmail.com

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Egitim konusunda konusmak isteyen herkesle bulusmak dilegiyle.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Sayfamız 1
Yazılarım
My facebook
Blog 2
Örnek Site1
urfaeğitim

Kategoriler

Arkadaşlar

Blogcu Yardım
bilgisayaregitimlerimiz
nilufer29
taner özdemir
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:18
Son Sayfa | Sonraki Sayfa