Egitim platformu

• 30/9/2009 - Performans Ödevi Uygulamalarına İlişkin Bir Değerlendirme

Kategori: programlar

2004 Yılından itibaren uygulanan ilköğretim programlarının uygulanmasında önemli sorunlarla yüz yüze bulunduğumuzu söylemek mümkün. Öncelikle programların doğru bir şekilde uygulanabilmesi doğru bir şekilde anlaşılmasına bağlı. Programların uygulanmasında önemli bir işleve, göreve sahip olan öğretmenlerin programları uygulama başarılarına ilişkin bir dönüt yok denebilir. İl ve ilçe düzeyinde hazırlanıp gönderilen raporlar bu anlamda bir dönüt olarak kullanılıyor olabilir. Ancak bu raporlar yaşanan sorunları doğru bir şekilde ve tam olarak yansıtmada yetersiz kalıyor olabilirler. Aslında bu böylesi bir çalışmanın olup olmadığı konusunda yaşanan belirsizlik bu konuda bir şey söylemeye imkan vermiyor.

İlköğretim programlarındaki unsurlardan birisi de kullanılması gereken yöntem ve teknikler, değerlendirme araçları olarak kullanılması gereken performans ödevleri. Performans ödevlerinin doğru bir şekilde anlaşılıp uygulandığı konusunda ciddi şüpheler bulunuyor. Performans ödevlerine ilişkin çalışmalar zümre öğretmenler kurulu toplantılarında belirlenmeye ve öğretmenler tarafından uygulanmaya çalışılıyor. Ancak zümrelerde genelde göstermelik bir konu  listesi hazırlanmasından daha ileriye  gidilemiyor. Hazırlanan konu listeleri büyük oranda kağıt üzerinde kalmakla birlikte uygulamaya geçilenler genelde bir konu ismi olarak öğrenciye verildikten sonra öğrenci tarafından internetten bizzat veya  bazen de internet kafelerde yapılan görüşmeler sonrası kafe sahip veya görevlilerinin aldıkları çıktıların bir dosyaya konularak öğretmene verilmesi ve bu birkaç sayfalık performans ödevi görüntüsündeki çalışmanın öğretmen tarafından notlandırılması ve bunların e okul sistemine performans ödevi olarak geçirilmesi şeklinde yürütülüyor denebilir.

Performans ödevlerinin mantığının öğretmenler tarafından doğru bir şekilde kavranması uygulanmasının da başarısını  getirmektedir. Performans kavramının temelinde bireyin çabası bulunmaktadır. Dolayısıyla yapılacak bir performans ödevinde özellikle öğrencinin ortaya koyacağı çaba üzerinde durulması, ortaya konulan çabanın sonucunun mutlaka ilgili öğrenciye bildirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda ortaya konulması gereken çabanın nasıl olması gerektiği konusunda, öğrenciden istenen performansın niteliği konusunda öğrenciye başlangıçta bir yol haritasının sunulması gerekiyor. Bu programlarda yönerge ve değerlendirme ölçütü olarak belirlenmiş. Öğrenci aldığı yönergedeki açıklamalar doğrultusunda ve yapılacak değerlendirmede dikkat edilmesi gereken hususlar doğrultusunda ödevini hazırlaması ve yaptığı çalışmaları da arkadaşlarına anlatması bir başka deyişle sunum yapması gerekiyor. Öğretmenin hazırlanan ödevleri belirlenmiş kriterlere uygun olarak hazırlanıp hazırlanmadığını, sunumun istenen şekilde yapılıp yapılmadığını sınıf ortamında ve daha sonraki süreçte değerlendirmesi gerekiyor. Öğretmenin yapacağı değerlendirmeler sunumun sonunda ve ürüne yönelik olarak olması gerekiyor. Sunumun sonunda yapılan değerlendirmede öğretmen hem ödevi hazırlayan öğrenciye hem de dinleyicilere ve daha sonra ödev hazırlayacak öğrencilere geri dönüt ve rehberlik yapmış olacaktır. Yönerge hazırlanması öğrencinin elinde bir yol haritası niteliğinde olacaktır. Bu nedenle bu basamağın atlanmaması, ihmal edilmemesi gerekiyor. Yönerge aracılığı ile ödevi hazırlayacak olan öğrencinin velisine de hazırlanacak ödevde nelerin istendiği, nasıl bir çalışma yapılması gerektiği, amacın ne olduğu konusunda bilgi verici bir işlev de yürütülmüş olacaktır.

Performans ödevinde yürütülmesi gereken bu sürecin işletilmesinde çok farklı sorunlarla karşılanmaktadır. Yönerge hazırlama gereksiz görülmekte, sadece konu adı verilmekte, bazen değerlendirme kriterleri verilmekle yetinilmekte, bazen de sınıf içinde panoya bir tane asılmakla yetinilmekte, ödevler yazılı bir doküman şeklinde hazırlanıp sunum yaptırılmaksızın sadece belge üzerinde değerlendirilip not verilmekle yetinilmekte, aynı ödev tüm öğrencilere verilmekte, verilen ödevlerin toplanması aynı günde yapılmakta, değerlendirmeler uzun bir zaman geçtikten sonra yapılmakta ve sadece  e okul sistemine  işlenmekle yetinilmekte, veliye bildirme boyutu tamamen ihmal edilmektedir.

Performans ödevlerinin hazırlanması, değerlendirilmesine dair sürecin programda söylendiği, açıklandığı şekliyle yürütülememesine ilişkin ileri sürülen gerekçelere bakıldığında aslında bu sürecin gereği gibi anlaşılmadığı görülmektedir. Uygulayıcı durumundaki öğretmenler performans ödevlerinin hazırlanmasının güç olduğunu, öğrencilerin bunları hazırlayamadıklarını, sunum yapmaya zaman olmadığını, performans ödevlerini sınıfta sunum yaptırılması halinde işlenmesi gereken konuların yetişmediğini, velilerin bu program konusunda bilinçli olmadıkları, ödevlerin veliler tarafından hazırlandığını, tüm öğrencilerin performans ödevlerinin değerlendirilmesinin aynı günde yapılmasının mümkün olmadığını dile getirdikleri görülüyor.

Bu durum performans ödevlerinin uygulayıcılar tarafından tam ve doğru algılanmadığının göstergelerinden birisi. Oysa performans ödevlerinin tümünün bir günde toplanması yerine dönem başından sonuna kadarki bir süreye yayılabilir. Performans ödev konuları sınıf ortamında işlenmesi gereken konular arasından seçilebilir. Sunumlar her derste işlenmesi gereken konu ile bağlantılı olarak öğrenciler tarafından yapıldıktan  sonra öğretmen tarafından anında değerlendirmeye alınabilir. Bu tür uygulamalar öğretmene değerlendirme yapmada zaman kazandıracağı gibi konulardan da geri kalınmamasını, öğrencinin sunum yapmasını, değerlendirmelerin daha çok  programın amacına uygun yapılmasını sağlayabilir. En önemlisi de performans kavramının ruhuna, mantığına uygun olarak öğrencilerde istenen aktivite, etkin olma durumu sağlanabilir. Sınıf içi süreçlerde kullanılması gereken bu tür uygulamaların istendiği şekilde gerçekleştirilebilmesi için personelin eğitimi yanında yakından gözlenmesi, değerlendirilmesi,  yol gösterilmesine ihtiyaç var.

 

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

                Ali Hikmet DEMİR

           ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/9/2009 - Eğitimde Program Uygulamaları Üzerine

Kategori: programlar

İlköğretim programlarında yapılan değişiklikler sonrası okullarda neler değişti sorusu konusunda kafa yoranlar bu konuda verisizlikten yakınıyor olabilirler. Bu konuda bakanlığımıza büyük işler düştüğü halde dişe dokunur bir açıklama ne yazık ki toplumla hiç paylaşılmadı. Aslında sorumluluk sahibi bir yönetim yapılan değişikliklerin ne düzeyde başarılı olduğuna dair veriler toplayıp ilgililerle paylaşır. Bir konuda değişiklik yapmanın yeterli ve zor olmadığı ancak zor olanın değişikliklerin hayata geçmesi olduğunu bilmeyen yoktur. İlköğretim programlarının sınıflarda ne düzeyde uygulandığına dair verileri toplamak hak ve yetkisi bakanlığa aittir. Okulları yapan, işleten, yöneten, düzenleyen milli eğitim bakanlığıdır. Milli eğitim bakanlığı bu yetkisini başkaları ile kullanmakta oldukça cimri davranıyor. Topluma hizmet sunmakla yükümlü bir birimin bu hizmeti sunduğu topluma karşı çok daha sorumlu davranması gerekiyor.

Programlar eğitim sistemi içinde eğitim kurumlarının var oluş amaçlarını en güzel şekilde belirleyen unsurlardandır. Eğitim kurumları mevzuat adı verilen yasal hükümler, bu yasal hükümlerin gereklerini daha ayrıntılı açıklayan alt düzenlemeler aracılığı ile işlevlerini yerine getirtmeye çalışılır. Ancak sadece mevzuata dayalı bir çalışma ile kurumsal işleyiş amacına uygun yürütülemez. Kurumsal işleyişin asıl işlevlerini gösteren unsur kurumların faaliyet alanına yönelik olarak hazırlanmış programlardır. Programlar kurumların var oluş amaçlarını net bir şekilde ortaya koyar. Bir kurumsal yapı mevzuat açısından doğru işletilebilir. Ancak programlara uygun olarak işletilmiyor olabilir. Bu anlamda kurumlara yönelik yapılacak değerlendirme sadece mevzuat dikkate alınarak yapılamaz.  Bu yapılırsa tek yönlü bir değerlendirme yapılmış olur. Ne yazık ki günümüzde özellikle konumuz olan eğitim sistemimiz içinde bu tek yönlük değerlendirme anlayışı köklü bir hale dönüşmüştür. Kurumlara yönelik yapılan değerlendirmelerde sadece mevzuat hükümleri dikkate alınır olmuştur. Oysa mevzuat hükümleri kurumsal işleyişin daha çok nicelik yönünü öne çıkarır. Nitelik yönünü ön plana çıkaran yön program unsurudur. Eğitim sistemimiz içinde program unsurunu dikkate alarak değerlendirme alışkanlığının bir an önce kazandırılması gerekir. Ancak program unsurunu ön plana çıkarabilmek oldukça zordur. Zira program unsuru her şeyden önce bu konuda yeterli gelişme düzeyine ulaşmış personele ihtiyaç gösterir. Eğitim sisteminin her düzeyinde yer alan personelin program konusunda yetkin bir halde, yetkin bir anlayışa sahip olması gerekir. Okul yöneticileri, merkez teşkilat yöneticileri, taşra teşkilat yöneticileri, il ve ilçe milli eğitim müdürlüğünde görev yapan yönetici personel öncelikle bu alanda iyi yetişmiş olmalıdır. Programı uygulayacak olan öğretmenler yöneticilerden çok daha iyi düzeyde olması gerekir. Ancak yöneticilerin de bu anlamda öğretmenden geri kalmaması gerekiyor. Oysa eğitim sistemimiz içinde uygulayıcı düzeydeki öğretmenler program kavramı konusunda yeterli bilgiye, anlayışa sahip olmadıkları gibi yöneticiler onlardan çok daha kötü bir durumdadır. Hemen hiçbir planlı yöneticilik eğitimi almamış kişilerin başında bulunduğu eğitim kurumları niteliğe dair bir değerlendirme yapılmaksızın işlevlerini yürütüyor gibi görünmekte buna karşın bu işten asıl sorumlu olan bakanlık ise hemen hiçbir girişimde bulunmamakta devam etmektedirler. Bu durum eğitimin nitelik yönü itibariyle değerlendirilmemesini ortaya çıkarmaktadır.

Eğitim kurumlarında değişikliğe gidecek türde kararlar alınması sonrası bu değişikliklerin hayata geçirilmesi bir başka önem taşımaktadır. Programların değiştirilmesi bir adımdır. Ancak bu adımın ardından diğer adımların da gelmesi gerekmektedir. Programlar öğretmenlerin sınıf içinde yapacağı çalışmaları belli bir oranda yönlendirmektedir. Bu yönüyle programları hazırlayanlar sınıf içi faaliyetleri yönlendirme, değiştirme yönünde bir adım atmış olur. Atılan adımları destekleyecek diğer adımlardan diğeri sınıf içi çalışmaların gözlenmesi, değerlendirilmesidir. Programları değiştirmek sınıf içi çalışmaları değiştirmenin bir adımıdır. Sınıf içi çalışmalar nasıl yürütülüyor sorusunun cevabı tam olarak verilmeden programlara yönelik değişikler konusunda bir şey söylemek doğru ve tam olmaz. Eğitim sistemimiz içinde sınıf içi çalışmaların gözlenip değerlendirilmesine yönelik sistemli, etkili, verimli bir çalışmadan söz edebilmek güç görünüyor. Sınıf için süreçleri gözlemeye yetkili olan amir durumundaki kişiler bulunmakla birlikte bunlardan okul yöneticileri dışındaki diğer yöneticilerin bu konuda zaman, bilgi, beceri, imkana sahip olmadıkları görünmektedir. Okul yöneticileri de öğretmenlik mesleğinden herhangi bir özel eğitim almaksızın yönetim makamlarına geçmeleri nedeniyle ders denetimi, program değerlendirme, personel değerlendirme gibi konularda bilgiye, beceriye ve yeterliğe sahip olmadıkları görülmektedir. Özellikle ilköğretim düzeyinde ilköğretim müfettişlerinin sınıf denetimlerinden, sınıf içi faaliyetlerde gözlem ve değerlendirme yapmaya yönelik görevlerinin varlığından söz edilebilir. Ancak bu çalışmalar öğretmenin başarısına yönelik olarak üst yönetim tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmamaktadır. İlköğretim müfettişleri tarafından sınıf içi süreçlere yönelik olarak yaptıkları çalışmaların tümüyle etkili, verimli, sistemli, düzenli, objektif olduğunu iddia etmek doğru olmayabilir. Ancak buna rağmen hiçbir değerlendirme yapılmaksızın yürütülen çalışmalar dikkate alındığında belki bir parça daha kötünün iyisi bir durumla karşı karşıyayız denebilir. Orta öğretim kurumları ve diğer kurumlar bu yönüyle çok daha olumsuz bir noktada denebilir. 

Eğitim sistemimizde programların değiştirilmesine yönelik yapılan çalışmalar olumlu bir adım olarak görülmelidir. Ancak bu noktanın yeterli olmadığının da ardından eklenmesi bir başka gerekliliktir. Bu anlamda programların uygulanma düzeylerine ilişkin verilerin toplanması ve ilgililerle paylaşılması, sorun yaşanan yönlerin giderilmesi için yapılması gerekenler konusunda ilgililerle koordine içinde çalışılması, özellikle yöneticilerin program uygulamaları konusunda daha yeterli hale getirilmesi için çalışmalar yapılması, sınıf içi süreçlerin daha etkin ve çeşitli yollardan karşılaştırılmalı olarak daha yakından takip edilmesi, yapılan gözlem ve değerlendirmelerin daha ciddi olarak ele alınması, eğitimin her kademesi için sınıf içi süreçlerin takibi konusuna hassasiyet gösterilmesi gerekiyor. Bu gerekliliklerin de bir an önce yerine getirilmesi için ilgililerin bir an önce harekete geçmesi gerekiyor.

 

 

  Görüş, öneri ve eleştirileriniz için…

   Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 2/11/2008 - Eğitim Programlarına Yönelik Bir Değerlendirme

Kategori: programlar

Okullarda uygulanan ilköğretim programlarına hala yeni demeye devam etmeye gerek var mı bilemiyorum ama yaklaşık dört yılı aşkın bir zamandır uygulanan programlara yönelik değerlendirmelere rastlamak gittikçe seyrekleşiyor. Geçmişe, programın ilk yıllarına göre yapılan değerlendirmeler en azından basına, eğitimcilerin gündemine hemen hiç gelmiyor diyebiliriz. Bunun değişik nedenleri üzerinde durulabilir. Nedenleri ileri sürerken herkesin düşüncesine göre nedenler ileri sürebileceğini de kabul etmek gerekiyor. Yani eğitim programlarına yönelik olumlu görüşe sahipseniz değerlendirmelerin azalma nedeni olarak programların uygulanmaya başlandığını, uygulamaların oturduğunu, anlaşıldığını bu nedenle de değerlendirme yapılmasına gerek görülmediğini söylerken olumsuz görüşe sahip olan birisi bu nedenleri daha olumsuz bir bakış açısına dayandırabilir. Toplumdaki karşılaşılan bir çok olaya yönelik yapılacak değerlendirmelerde bu ikili durumla karşılaşmak mümkündür. Toplumdaki bireyler sevdikleri, beğendikleri, taraftar oldukları durumlara yönelik değerlendirme yaparken her zaman olumlu taraflara bakarken yani bardağın dolu tarafına bakarken beğenilmeyen, sevilmeyen, taraftar olunmayan durumlara yönelik değerlendirmeler yaparken daima felaket senaryoları üretir, bardağın boş tarafına vurgu yapar. Bu insanların doğasında var olan bir durum denebilir. Belki de bu değerlendirme de kolaycılık, basitçe işin içinden sıyrılmak olarak görülebilir.

İlköğretim okullarında uygulanan programlara yönelik yapılacak değerlendirmelerde tamamen olumlu veya tamamen olumsuz değerlendirmeler yapmak yerine her iki yöne de vurgu yapılması belki de en uygun olan davranış olacaktır. Eğitim programlarına yönelik olumlu değerlendirmelerin en başında belki de en genel anlamda programların değiştirilmesinin gerekliliğine olan inanç ve bunun sonucunda alışılmış uygulamaların irdelenmesinin bir bakıma yaşanan sorunların kabulü ve giderilmesine yönelik atılmış olumlu bir adım olarak görülebilir. Eğitim programları sürekli değerlendirmeye tabi tutulup olumsuz taraflarının giderilmesi gerekirken eğitim sistemimiz içinde bu anlamda programların sürekli irdelenmesi, değerlendirilmesine yönelik çabaları bu programdaki uygulamalara kadar kapsamlı, hızlı, çabuk yapıldığını göremiyorduk. 15-20 sene önce kabul edilmiş programlar uzun zamandır uygulanmaktayken yaşanan sorunlara rağmen değiştirmek kimsenin aklına gelmiyordu. Bu programlar bu yönüyle belki eğitimcilere programların dinamik yapısını, sürekli geliştirilmesi gereken olgular olduğunu hatırlatmış oldu. Bu yönüyle olumlu bir katkı yaptı denebilir.

Programların en azından sekiz yıllık bir dönemi bütün olarak dikkate alarak konuları, içeriği buna göre yeniden ele alması, bazı yönlerden sadeleştirme yapması, ekleme ve çıkarmalar yapması bir başka olumlu yön olarak ifade edilebilir. İlköğretimin beş yıllıktan sekiz yıllığa çıkarılması her ne kadar 1973’ten bu yana yasal anlamda var olan bir durum idiyse de programlara yönelik herhangi bir düzenleme bu güne kadar yapılmamıştı. Bu dağınıklık bu programların devreye girmesi ile ortadan kalkmış oldu.

Programların içeriğine yönelik düzenlemelerin yapılması da bir başka olumlu yön olarak ifade edilebilir. Öğrencilere sadece bilgi değil, bilginin daha ileri düzeylerde ifadesini gerektiren beceri, tutum, değer, alışkanlık, uygulama, analiz, sentez gibi yönlerinin vurgulanması, daha ileri zihinsel becerileri kullanmayı gerektirecek etkinlikler, alışkanlıklar üzerinde yoğunlaşılması, en azından uygulayıcılara bu yönde bir yol haritası çizilmesi programlar açısından önemli yeniliklerden bir diğeri olarak söylenebilir.

Programlarda uygulayıcıların işini zorlaştırsa da öğrencilerin sürekli gözlenmesi, eksikliklerinin belirlenmesi ve giderilmesinin istenmesi, bireysel ayrılıkları dikkate alması, ön bilgilere dayalı öğrenme öğretme süreçlerinin dikkate sunulması, etkinlik temelli öğretim adı altında öğrencileri aktif hale getirmeye yönelik örnek uygulamaların, etkinliklerin öğretmenlere hazır olarak verilmesi hep programa yönelik olumlu değerlendirmelerdir.

Ölçme değerlendirme sistemine getirilen yeni anlayış da programda problemli alanlardan birisi olmakla birlikte alternatif ölçme araçlarının getirilmesi ile ortaya çıkan çeşitlilik öğrencilere yönelik değerlendirmelerin verilere dayalı olması, objektifliği sağlama ve keyfi uygulamaları engelleyici düzenlemeleriyle programın olumlu yönlerine örnek olarak verilebilir.

Uygulamaya konulan programlara yönelik yapılan eleştiriler üzerinde durulacak olursa aslında kağıt üzerinde yazılmış olan programlara yönelik yapılacak eleştirilerden en başta geleni yazılan programların gerçek hayata yönelik bir çok yönü es geçtiğini söylemekle başlanabilir. Programcıların hemen tümü tarafından dile getirilen en önemli hususlardan birisi programların yazılı olarak çok mükemmel olması bir tarafa uygulanabilecek türde olmasıdır. Bireysel olarak oturup masa başında çok güzel programlar yazılabilir. Ancak bunlar gerçek hayatla örtüşmediği durumlarda bir anlam ifade etmez. Uygulamaya konulan programlara bu yönüyle önemli eleştiriler getirilmektedir. Birleştirilmiş sınıf uygulamasını dikkate almaması, öğrenci sayısının çok kalabalık olduğu durumlarda uygulamanın imkansızlığı, öğrenmeyi öğrenme davranışını kazandırmaya çalışırken okulların alt yapılarındaki büyük eksikliklerin dikkate alınmaması, aile ortamındaki araştırma olanaklarının imkansızlıklarına karşın hala bilgiyi öğrencinin kendi çabasıyla edinilecek bir olgu olarak bakılması ve tüm materyallerin buna göre hazırlanması programdaki temel sorunlu alanlardan birisi olarak görülebilir.

Programın getirdiği bir çok tekniğin uygulamada imkansızlığına karşın sırf çeşitlilik olsun diye neredeyse hangi kaynakta ne varsa tümünün bir araya getirilmesi gibi bir durumla karşı karşıyayız. Yöntem ve teknik, araç gereç çeşitliliği programın olumlu bir yönü olarak görülebilecekken olumsuz bir yön olarak da karşımıza çıkmaktadır. Programlar o kadar çok bilimsel endişelere bağlı kalınarak hazırlanmış ki adeta okullarda görev yapan öğretmenler ölçme değerlendirme, öğretim ilke ve yöntemleri alanlarında uzmanlık düzeyinde kişilermiş gibi kabul edilmiş. Öğretmen okul ortamındaki işler dışında başka bir uğraşı, işi, endişesi, zamanı olmayan, sadece okulu, sınıfı, öğrencisini düşünmekle görevli kişiler olarak görülmüş ve bu görüşle programlar, etkinlikler, çalışmalar hazırlanmış. Öğretmen yirmi dört saat öğrencisini, sınıfını düşünerek yaşayacak bir kişi olarak görülmüş. Bu ise büyük bir hayalden, handikaptan başka bir şey değil.

Programlar ezberci eğitimden kaçma endişesiyle, öğretmenlere salt bilgi yükletmemek adına bilgi dışındaki diğer faktörlere yönelinmiş. Bilgi yanında beceriler, alışkanlıklar, değerler, davranışlar, tutumlar ve diğer alanlarla bağlantılar sağlama adına bir çok değişik faktör işin içine sokulmaya çalışılmış. Öğretmen sınıf içinde çalışmaları yürütürken etkinlikleri yaparken sadece bilgiye yönelmeyip özel ve genel becerileri, ara disiplinleri, tutum ve değerleri, alışkanlık ve davranışları da göz önünde bulundurmak zorunda. Tüm bunları yaparken de bireysel ayrılıkları da dikkate almak zorunda. Böyle bir durumda öğretmen öğrencilerle sınıf ortamında çalışma yaparken bir çok değişik faktörü dikkate alması gerekiyor.  Bu çalışmaları yürüttüğü sırada da süreci de değerlendirme endişesiyle öğrencilere yönelik olarak gözlemler, kayıtlar, grup ve akran değerlendirmeleri, etkinliklerin anlaşılma düzeylerine ilişkin değerlendirmeler de yapması gerekiyor. Bu tür bir çalışmayı yapacak bir öğretmenin sınıfta bir değil birkaç duyusunun sürekli canlı tutulması gerekiyor ki bu da bir insan için imkansız bir durumdur.

Programlarda süreci de değerlendirme üstelik bir değil birkaç farklı araçla değerlendirme çalışması yapılması isteniyor. Her ne kadar kılavuz kitaplarda verilen örnek etkinlikler, örnek değerlendirme ölçekleri öğretmenlere hep bunlar sadece birer örnekten ibaret, bunları olduğu gibi kullanmak zorunda değilsiniz dense de farklı uygulamalara yönelik özel bir eğitim almamış öğretmenler kendilerine verilen örnekleri olduğu gibi kullanmaya çalışınca büyük bir sorunla karşılaşmaktadırlar. Bu durumda öğretmenler ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette iki arada bir derede kalmakta kendilerince çözüm yolları bulmaya çaba göstermektedirler. Ancak bulunan çözüm yolları programların mantığına, felsefesine, ruhuna uygun olmaktan çok eski bilinen yöntemlere, uygulamalar devam şeklinde olmaktadır. Bir bakıma programı uygulamaktan vazgeçmektedirler. Programlara yönelik yaşanan sorunlara ilişkin değerlendirmeler bir yazının sınırlarına sığmayacak kadar karmaşık, uzun ve zorlu. Bu nedenle programları uygulama iradesi olanlar bir an önce programlara yönelik olumlu ve olumsuz değerlendirmelere kulak vermeli, yapılması gereken kısa, orta ve uzun vadeli planları bir an önce hazırlayıp uygulamaya geçirilmelidir. Aksi taktirde eğitim sistemimiz yeni bir mevtaya daha yer arayacak gibi görünüyor.  

Programlara yönelik yapılması gereken en başta gelen iş programları destekleyecek diğer unsurların harekete geçirilmesi, programların uygulanması sürecinde ihtiyaç duyulan faktörlerin etkin bir şekilde düzenlenmesinin sağlanmasıdır. Programlar tek başlarına yazılarak eğitimdeki niteliğe etki edemezler. Eğitimde önemli olan sistemin diğer parçalarının da işe koşulması gerekiyor. Bu yükün altından programların tek başına kalkabilmesi mümkün görünmüyor.

 

 

 

Görüş ve Önerileriniz için…

 Ali Hikmet Demir

 ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 12/10/2008 - Yeni Programlarda Yöntem ve Teknik Sorunu

Kategori: programlar

Eğitim ve öğretim insanlığın var olduğu andan itibaren ortaya çıkmış insan faaliyetlerinden birisidir. Bilgisini bir başkasına aktarma isteği ve ihtiyacı eğitim ve öğretimin de başlamasına yol açmıştır. Bilinenlerin bir başkasına anlatma, gösterip yaptırma yoluyla doğrudan aktarılması şeklinde ortaya çıkan faaliyetler toplumsal yaşam geliştikçe şekil değiştirmiştir. Ancak ilk günden bu yana eğitim öğretim faaliyetindeki temel mantıkta bir değişme olmamıştır. Birebir eğitim ve öğretim faaliyetleri insan nüfusunda ortaya çıkan artışla birlikte grup eğitimine ve zamanla okul eğitimine dönüşmüştür.

Özellikle eğitimin devletin önemli bir görevi olarak görülmeye başlanması ve eğitim yanında diğer tüm alanlardaki bilimsel gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni ve sistemli düşünme biçimleri eğitim faaliyetlerinin de gelişi güzellikten kurtulmasına yol açmış sonuçta planlı, programlı eğitim faaliyetlerinin ortaya çıkmasına, eğitim bilimleri literatürünün zamanla gelişmesine, eğitim programları, eğitimin yönetimi, planlanması gibi kavramların bu literatüre girmesine yol açmıştır. Eğitim programı kavramı bu anlamda günümüz eğitim öğretim faaliyetlerinde can alıcı bir öneme sahip olmuştur. Eğitim programı ve program geliştirme gibi kavramlar sınıf içi çalışmaların içeriğini, şeklini, derinliğini doğrudan etkilemektedir. Eğitim öğretim faaliyetleri bir kişinin bireysel inisiyatifine bırakılamayacak kadar ciddi, karmaşık ve önemli bir iştir. Öğretmen sınıfa girip istediği şekilde bir eğitim öğretim faaliyeti yürütemez. Bu konu bilginin hızla arttığı, iletişimin ve etkileşimin hızla gelişmesinin sonucunda küçük bir köy haline gelen günümüz dünyasında çok daha önemli ve kolay hale gelmiştir. Özellikle siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel unsurların başka toplumlara etki etmede büyük önem taşıdığı günümüzde sınıflarda yapılacak çalışmaların sadece öğretmene bırakılmaması çok daha önemli bir konudur. Bu nedenle öğretim programları hazırlanır, eğitim sistemleri programlı öğretim faaliyetine çok daha fazla önem verir hale gelmiştir.

Program geliştirme kavramı içinde programların hazırlanması, uygulanması, geliştirilmesi belli ilkelere bağlı kalınarak yapılır. Eğitim sisteminin kurulup işletilmesi sadece fiziksel ortamların hazırlanması, buralara öğrencilerin alınıp görevlendirilen personel tarafından eğitim öğretime tabi tutulması anlamına gelmemektedir. Fiziksel ortamlarda toplanan öğrencilere öğretilecek veya verilecek içeriğin de eğitim sisteminin üst birimlerince belirlenmesi gerekmektedir. Programlı öğretim öğretici personele bir yol haritası hazırlar. Bu yol haritası yoluyla öğretici kişi dağınıklıktan kurtulmuş olur. Neyi ne kadar ve nasıl öğreteceğini hazırlanan programlar ilgili kişiye gösterir. Eğitim öğretim faaliyetlerinde amaçlar, içerik, öğrenme öğretme durumları, değerlendirme tüm programlı faaliyetlerin içinde mutlaka olmak zorundadır. Bu kavramlar programlı bir eğitim öğretim faaliyetinin ana taşıyıcılarıdır. Bu ana taşıyıcılar olmaksızın bir eğitim öğretim faaliyetinin olması mümkün değildir.

Amaçlar eğitim öğretim faaliyetlerinde temel düşüncelerdir. Eğitim öğretim faaliyetinin sonucunda faaliyete giren, faaliyete katılan kişilerde olması beklenen bilgi, beceri, düşünce, değer, anlayış, tutum ve alışkanlıkların tümü amaçlar şeklinde sıralanır. Bu nedenle özellikle amaçlar düzeyinde eğitim öğretim uygulayıcılarına bir seçme hakkı, ekleme, değiştirme imkanı verilmez. Eğitim sistemini kuranlar bir bakıma bu düşünceleri eğitim felsefesinin verilerinden hareketle kendileri ortaya koyarlar. Öğretici personele bu konularda inisiyatif kullanma hakkı verilmemektedir. Bu yönüyle öğretici personel belirlenmiş eğitim amaçlarını gerçekleştirmekle sorumludurlar. Eski veya yeni tüm programlarda amaç, hedef, kazanım adıyla veya başka şekilde bu unsur mutlaka vardır. Yeni olarak nitelenen ilköğretim programları bunu kazanım olarak ifade etmektedir. Amaçlar veya kazanım bir bakıma eğitim sisteminin en özelden en genele ulaşmayı düşündüğü temel düşüncelerin göstergeleridir. Amaç-Kazanım farklılaşmasında amaç yerine kazanım kavramının kullanımı daha çok alışılmış vurgunun yanlış algılanmasının kaldırılmasının düşünüldüğü görülmektedir. Ama öz itibariyle bakıldığında programlı eğitimin temel yaklaşımında bir farklılaşma olmadığı görülmektedir.

İçerik kavramı programlı öğretim düşüncesinde amaçlara ulaşmada kullanılacak her türlü bilgi, beceri, davranış ve alışkanlıkları gösterir. Bu aşamada eğitim öğretim sürecine giren, eğitim öğretim faaliyetlerine tabi tutulan bireye öğretilecek, gösterilecek, verilecek her türlü bilgi, beceri, duygu, hareket, davranış ve alışkanlık belirlenir. Bu aşama öğretici personeli amaçlar kadar sıkı bir şekilde bağlamaz. Zira hangi öğrenciye, bireye hangi tür bilgi, beceri, alışkanlık ve davranışların verileceği öğretim ortamının özellikleriyle doğrudan ilgilidir. Ortam ve ortama gelen birey veya öğrenci bu aşamada mutlaka dikkate alınması gerekir. Bu nedenle öğretici personelin içeriğe yönelik düzenlemeler yapması adeta bir zorunluluktur. Bu düzenlemeyi yapmaksızın kendisine verilen örnek içeriği olduğu gibi kullanmak öğretmeni, öğretici personeli zora sokar. Ne yazık ki bu konuda öğretmenlerin çoğu bu zorluğa rağmen içerik üzerinde hiçbir düzenleme yapmamaktadır. Adeta kendilerine verilen örnek içeriği adım adım takip edilmesi gereken yazılı emirler gibi düşünmekte ve öğrencilerin durumunu dikkate almaksızın içeriği olduğu gibi öğrenciye aktarmaya çalışmaktadır. İçerik itibariyle yeni ilköğretim programlarına bakıldığında eskiye göre düzenleme çalışmalarının yapıldığı görülmektedir. Özellikle ilköğretimin sekiz yıla çıkarılmasıyla birlikte içeriğe yönelik önemli düzenlemeler yapılması gerekiyordu. Bu yönüyle düzenlemelerin yapılması gayet normaldir.

Öğrenme öğretme süreci eğitim öğretim faaliyetlerinin yapılış şekline yönelik açıklamaları içermektedir. Bir bakıma nasıl bir eğitim öğretim faaliyeti yapılacak sorusu öğrenme öğretme süreciyle doğrudan ilgilidir. Nasıl bir eğitim sorusu da yöntem ve teknikle doğrudan ilgilidir. Öğretmenliğin belki de asıl can alıcı noktası bu aşamadır. Zira amaçların belirlenmesi öğretmenin dışında bir olgudur. İçerik de bir bakıma genel çerçeve olarak bile olsa öğretici personel için ilgili kişiler tarafından belli şekilde hazırlanmaktadır. Eğitim öğretim faaliyetlerinin yapılmasında işleyiş sürecinin işletilmesinin nasıl olacağı büyük oranda öğretmenin yeteneğine bağlı bir durumdur. Bu nedenle özellikle bu konuda öğretmenlerin kendilerini çok iyi yetiştirmesi gerekmektedir. Öğrenme öğretme süreci doğrudan doğruya öğretmenin yöntem ve teknik bilgisine, bu bilgiyi uygun şekilde ve etkili olarak uygulamasına/ uygulayabilmesine bağlıdır. Öğrenme öğretme sürecinin işletilmesi içinde düşünülebilecek yöntem ve teknik kavramı ilköğretim programlarının yeni diye söylenen bir çok yönleri içinde belki de en eski olan yönüdür. Yöntem ve teknik kavramı eğitim öğretim faaliyetlerinin görülmeye başladığı ilk andan itibaren hep vardı. Birilerine bir şey öğretmen düşüncesinde olan her insan öğretimi, eğitimi nasıl yapacağı sorusunu hep sora gelmiştir. İlk çağlardan itibaren eğitim öğretim konusunda düşünce üretenler yöntem teknik konusuna kafa yormuşlardır. Bu yönüyle bakıldığında yeni ilköğretim müfredatı hiç de yeni değildir. Yöntem ve teknik düşüncesi, endişesi her zaman eğitimcilerde olmuştur. En eski yöntem ve tekniklerin dahi bu gün eğitim öğretim faaliyetlerinde kullanılabileceği yerler vardır. Eğitimin amaçları zamana, zemine göre değişmiş olabilir. Bilginin gelişmesi ile birlikte içerikte de büyük oranda değişmeler ortaya çıkabilir. Ancak yöntem ve teknik konusu hiçbir zaman eskimez. Büyük oranda değişmez. Yenilikler, eklemeler mutlaka yapılır ancak eski diye nitelenenler tamamen terk edilmez. Bu yönüyle yeni programlardaki yöntem ve teknikleri her yönüyle yeni diye nitelemek doğru olmayabilir. Yeni programlarda kullanılan yöntem ve tekniklerin içeriğine ilişkin bir şeyler söylemek bu yazının içeriğini, sınırlarını oldukça genişleteceği için ayrıntıya girmeksizin burada genel anlamda şu söylenebilir yöntem ve teknik öğretmenliğin asıl başarısını ortaya çıkaracak yön olması hasebiyle oldukça önemlidir. Bu nedenle yetenekli, iyi bir öğretmen çeşitli örneklerden kendi şahsiyetine, felsefesine, öğretim stiline uyacak bileşik bir yöntem ve teknik geliştirebilir, kullanabilir. Önemli olan tüm meslek hayatında çeşitli yöntem ve teknikleri incelemek, bunları sınıf ortamında kullanmak, geliştirmektir.

 

Görüş ve Önerileriniz için…

 Ali Hikmet Demir

 ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 8/9/2008 - Eğitimde Değişimi Sağlamanın Yolları

Kategori: programlar

Eğitimde anlayış değişti demekle anlayış değişmiyor. Eğitimde programların yapılmasında var olan anlayışın değişmesi sınıflarda yapılması gereken çalışmaların çerçevesinin değişmesi anlamına geliyor ancak sadece programlarda yapılan değişiklikler eğitimde anlayışların değişmesini sağlayamıyor. Programlar yazılı bir çerçeve olarak hazırlanıyor. Yazılı materyallerin hayata geçmesi ancak uygulamalarla mümkün olabiliyor. Uygulama ise sınıflarda doğrudan doğruya öğretmenlere bağlı olan bir durum. Eğitimin bizzat yapıldığı yerler sınıflar. Sınıflarda etkin olan faktörler ise öğretmenler. Eğitimi değiştirmek, şekillendirmek isteyen bir anlayış ancak öğretmenlere, sınıflara etki edebildiği oranda anlam kazanabilir. Aksi takdirde sadece programlarda yapılan değişikliklere bakarak eğitimdeki anlayışın değiştiğini düşünmek, iddia etmek, inanmak yanıltıcı olur. Sınıfların içine etki edebilmek ise oldukça zor. Eğitime yönelik alınan kararların sadece alınmış olması sınıflarda değişimi sağlayamaz. Çok daha fazla şeye ihtiyaç vardır. Uzun bir zamana ihtiyaç vardır. Bu anlamda karar alıcıların bu konularda dikkatli olması, kamuya yönelik doğru bilgiler vermeleri gerekir. Eğitime dair alınan kararların uygulamaya geçirilmesi, yapılan değişikliklerin sonuçlarının doğru bir şekilde değerlendirilmesini bir anda yapabilmek mümkün değildir. Bu nedenle sistemi düzenleyicilerin bunun bilincinde hareket etmeleri gerekir.

Sınıflara etki edebilmek için yapılması gerekenler üzerinde dikkatle durulmalıdır. Sistem kararları aldıktan sonra uygulamayı takip etmesi gerekiyor. Okul yöneticilerinin bunu sağlamasını beklemek de doğru olmaz. Okul yönetimleri önemli bir faktör olmakla birlikte okulun içinde bulunduğu çevre, okuldaki iç unsurların ilişkileri, okulun sahip olduğu hava, kurumsal kültür alınan kararların etkin bir şekilde uygulanmasını, dolayısıyla sınıflarda istenen, beklenen değişimlerin sağlanabileceğini beklememek gerekiyor. Sınıflarda öğretmenler aldıkları eğitimin gereği olarak kazandıkları bilgi, beceri, alışkanlık, tutum ve düşüncelere dayanarak eğitim etkinliklerini, faaliyetlerini yürütürler. Uzun yıllar boyunca edinilmiş bir çok alışkanlık, beceri, tutum ve düşüncelerin bir kararla değişmesini beklemek insan doğasına da uymaz. Karar alıcıların öğretmenlere etki etmede gereken araçları etkin bir şekilde kullanmaları gerekiyor. Sınıf ortamında öğretmenin alışkanlıkları sınıfa dışardan gelecek unsurların yapacağı değerlendirmelere göre alınacak önlemler, kararlar sonrası değişme sürecine girebilir. Sistemde yapılacak değişiklikler öğretmenlere bildirilmekle hayata geçmez. Alınan kararlar doğrultusunda gereken davranış, tutum, beceri ve uygulamaların önceden belirlenmesi, ardından öğretmenlerin bu konularda ne kadar bilgi, beceri sahibi olduğunun kontrolü, eksik bilgilerin tamamlanması, en sonunda da istenen davranış, bilgi, beceri ve alışkanlıkların uygulamada kullanılıp kullanılmadığının takibi gerekir. Alınan kararlar doğrultusunda sınıflarda çalışmaların yürütülüp yürütülmediğini takip etmeden sistemde yapılan anlayış değişikliklerinin uygulanıp uygulanmadığına karar verebilmek imkansızdır. Sınıf içine etki edebilmek için kararların alınması, kararlar doğrultusunda eğitimcilerin eğitilmesi, uygulamaların takip edilmesi, alınan kararların uygulanma biçimine yönelik yanlışlıklar, eksiklikler varsa nedenleri üzerinde durulması, iyi, güzel, etkin uygulamaların sistemde yaygınlaştırılması için önlemler alınması, olumsuz sonuçlara neden olan gerekçelerin ortadan kaldırılması için ne tür düzenlemelerin yapılması gerektiğinin belirlenmesi ile mümkündür.

Bu genel çerçeveye bakıldığında eğitimde anlayış değişikliğinin ancak etkin bir yönetim sonrası etkin bir eğitim ardından da etkin bir denetim yapılmasının olmazsa olmaz unsurlar olduğu görülmektedir. Yeni programlara yönelik uygulamalara bu çerçeve içinde bakıldığında eğitim sistemimizde 2004 yılından beri yapılan program değişikliklerinde yönetsel anlamda kararların alındığı, kararlar doğrultusunda sistemde bir takım kısmi düzenlemelerin yapılmaya çalışıldığı söylenebilir. Ancak asıl uygulayıcılar olan sınıf yöneticileri, öğretmenlere yönelik etkin bir eğitim çalışmasının yapılamadığı rahatlıkla söylenebilir. İller düzeyinde programlara yönelik seminer türü çalışmalarla öğretmenlere yönelik eğitim faaliyetleri yapılmaya çalışılmıyor değil. Ancak bu faaliyetlerin sınıf içi uygulamaları değiştirebilecek düzeyde köklü, sağlam, etkin olduğunu söylemek imkansız. Üstelik bu eğitim çalışmaları sadece öğretmenlere yönelik olarak yapılmaya çalışılıyor. Etkili olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmadığı için yararı üzerinde bir şey söylemek zor. Ama öğretmenler dışında sistemde önemli bir noktada olan okul yöneticileri, okulların bağlı olduğu il ve ilçe yöneticilerinin yeni programlara yönelik eğitime tabi tutulduğunu söylemek neredeyse imkansız. Okul ve diğer eğitim yöneticilerinin de mutlaka bu konularda etkin eğitimlere tabi tutulması gerekiyor.

Genel çerçevede diğer önemli bir unsur olan denetim faaliyetlerinin de amaca uygun bir şekilde kullanılabildiğini söylemek mümkün görünmüyor. Denetim yeni programların uygulanması sürecinde etkin bir şekilde hemen hiç kullanılamamıştır denebilir. İller ve ilçeler düzeyinde öğretmenlere yönelik seminer çalışmalarında denetim elemanlarına öğretim görevlisi olarak görevler verilmesi dışında programların uygulanması sürecinde denetimden beklenen etkiyi yapacak düzeyde düzenlemelerin hemen hiç yapılmadığı, tersine sistemde denetimin etkisinin gittikçe hissedilmez hale getirici kararların alındığı, düzenlemelerin yapıldığı söylenebilir. Denetimin kendisinden beklenen etkiyi yapabilmesi için öncelikle yetiştirilmesi gerekirken programların uygulamaya geçirildiği andan itibaren birkaç sınırlı eğitim toplantısından, eğitim çalışmasından başka bir şey yapılmadı denebilir. Programlar daha çok bireysel ilgi, merak ve araştırmaya dayalı olarak öğrenilmesi, kavranılması düzeyinde kalmıştır.

Bu genel çerçeveden programlara yönelik uygulamalara bakılınca programların yazılı olarak hazırlanması sürecinde girişilen çabaların uygulanması sürecinde şiddetini kaybettiği, atılması gereken temel adımların hala atılamadığı, yerleştirilmeye çalışılan anlayışı kökleştirici, sağlamlaştırıcı unsurlara gereken desteğin verilemediği bunun da programların anlaşılması, oturması sürecini uzattığı görülmektedir.  

 

Soru, görüş ve önerileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 7/7/2008 - Programlarda Değerlendirme Süreci ve Araçlar Üzerine Değerlendir

Kategori: programlar

        Programlar sanki öğretmenleri eğitim öğretim dışında başka bir işle uğraşmayan kişilermiş gibi düşünülerek hazırlanmış. Eğitim öğretim işinde de bir tek alanda ve bir tek sınıfın sorumluluğunu yüklenen kişiler gibi algılanmış adeta. Okullarda öğretmenlerin üzerinde iş yükünün fazlalığı öğretmenleri yeterince bunaltıyor diyebiliriz. Öğrenci sayısının fazla olması, eğitim öğretim alanında yapılacak işlerin çeşitliliği, eğitim öğretim işleri dışında yapılacak bir çok işin bulunması, okullarda bulunması gereken personelin en alt düzeyde dahi bulunmaması, eksik personelin işlerinin de öğretmenlere yüklenmesi, ailenin gereken desteği vermemesi/verememesi, yönetimlerin eğitim öğretimde öğretmeni yeterince destekleyememesi, motive edememesi, personeli değerlendirme sisteminin aksaklıklarının bir sorunu olarak çalışanla çalışmayan ayrımının yapılamaması, eğitim öğretim için ayrılan zamanın az olması, okullarda fiziki kapasitenin, eğitim öğretim ortamının yetersizlikleri, eğitim sisteminde esnek bir yapının olmaması gibi bir çok neden programların uygulanmasını engellemektedir.  Gözlem kayıtları için gereken formların çoğaltılması bir tarafa bu formların doldurulması, değerlendirilmesi, analiz edilmesi, muhafazası, sonuçları hakkında öğrenciye dönüt verilmesi güçleşmektedir. Üstelik öğrenciler sınıf ortamında robot gibi sadece ders ve etkinlik çerçevesinde nasıl yönlendirilirse öyle hareket eden unsurlar değildir. Ders ve etkinlik dışı bir çok değişik davranışları da söz konusu. Öğretmen sınıfta eğitim öğretim sürecini yürütürken müfredatın belirlediği kazanımları kazandırmaya çalışırken bir çok farklı çalışma da yapmak zorunda. Bunların arasında bir de gözlem yapmasını istemek programdaki açıklamalara uygun bir gözlem çalışmasını yapabileceğini düşünmek, beklemek ülkemizdeki sınıf içi ortamı, bu ortamın işleyişini hiç bilmemek anlamına gelecektir.

         Yeni programlarla birlikte öğrenme öğretme sürecinde değerlendirmeye çok daha farklı bir görev, işlev yüklenmiş oldu. Bu yeni görev ve işlevler değerlendirme sürecini öğretme öğrenme sürecinin her aşamasına dahil etti. Eğitim öğretim sürecinde değerlendirme araçlarında çeşitlilik ortaya çıktı. Geleneksel değerlendirme araçları diye nitelenen ve genelde eğitim öğretim çalışmalarının sonuçlarını ölçmede geçmişten bu yana kullanıla gelen araçlar yanında alternatif ölçme araçları da işe dahil edildi. Bu araçlarla öğrenme öğretme sürecinin her aşamasına yönelik ölçme ve değerlendirme çalışmaları yapılması hedeflendi. Görüşme, gözlem, performansa dayalı değerlendirmeleri yapmayı sağlayan bir çok değişik form, ölçek, test ve envanter örnek olarak kılavuz kitaplarda yer aldı. Bu örnekler programcılar tarafından sadece öğretmenlerin işlerini kolaylaştırdığı düşüncesiyle kılavuz kitaplarda yer almakla birlikte bir çok öğretmen bu örnekleri birebir uygulanması, kullanılması gereken program öğeleriymiş gibi algılandı ve uygulanıp kullanılmaya çalışıldı. Ancak kısa sürede büyük bir karmaşa içine girdiklerini fark ettiler. Alternatif ölçme araçlarını geliştirenler de kanımca bunların uygulamada etkin kullanılıp kullanılamayacağı konusunda yeterince kafa yormadılar. Bunun bir nedeni de programlara yönelik düzenleme çalışmalarını yapanların uygulamayı yeterince tanımamaları olarak  da olabilir. Bu yazıda bazı ölçme araçları üzerinde durmaya çalışacağım. Alternatif ölçme araçlarından birisi görüşme. Öğrencilerin çalışmaları, konuları nasıl anladıkları konusunda anlama düzeylerinin değerlendirilmesine yardım etmek amacıyla kullanılacağı söyleniyor. Görüşme öğrenciyle birebir iletişim kurmayı gerektiriyor. Sınıf ortamında yapılabilecek bir çalışma değil. Ders saati dışında ayrı bir zaman ayırmayı gerektiriyor. Aynı anda birden çok kişiye yönelik olarak yapmak mümkün olmadığı için tüm öğrencilerle kısa zamanda görüşme imkanı bulmak zor. Dört, beş farklı şubede derse giren bir öğretmen ortalama en azından 120-150 öğrenciyle muhatap oluyorsa bunların tümüyle ne kadar sürede görüşülebilir hesap etmek zor olmasa gerek. Görüşmüş olsa bile görüşme sonuçlarını değerlendirebilmek için ayrı bir zamana ihtiyaç duyacaktır. İhtiyaç duyulan bu zamanı bulmak önemli bir sorun olmakla birlikte yapılan görüşme sonuçları konusunda öğrenciye bir dönüt verme, eğitim sürecini yeniden ele alma, düzenleme gerekebilir. Böyle bir durumda görüşmeyi kullanmada önemli sorunlarla karşılaşılması kaçınılmazdır.

         Görüşme kayıtlarının tutulması da ayrı bir sorun olarak durmaktadır. Öğretmen öğrenci arasında birebir iletişim, konuşma, etkileşimi gerektiren görüşmenin yararlı olabilmesi için uygun zamanın, ortamın, paylaşma isteğinin, kendini rahat ifade edebilen bir öğrencinin ve bu süreci gönüllü olarak yönetecek etkin bir öğretmenin olması gerekiyor.  

         Birkaç öğrenci için yapılması yeterli olur diye düşünülebilir ancak bu da uygun bir çalışma olmaz. Kiminle, neden görüşme yapılacağı konusunda bir kriter bulabilmek oldukça zor. Programın hedeflediği amaçlara uygun da düşmeyebilir.

         Bir ders için yapılabilecek görüşmede yaşanan bu sorunları birkaç ders için yapılabileceğini, yapılması gerektiğini düşününce işin daha da zorlaştığı görülür. Üstelik öğretmenlerin kendi branşı dışında da farklı derslere girdiği düşünülürse karmaşa daha da büyümektedir.

         Alternatif ölçme araçlarından birisi de gözlemlerdir. Gözlem çıktıların görülebildiği alanlarda önemli olarak görülüyor. Uygulamada hız ve zamanın önemi üzerinde duruluyor. Öğrenciler hakkında doğru ve çabuk bilgi sağlanabildiği söyleniyor. Öğrencinin soru, öneri ve cevaplarının, tartışmalara katılım durumunun, grup içindeki durumunun, öğretmenin yaptığı çalışmalara gösterdiği tepkinin gözlenmesi isteniyor. Bu gözlemler yapılırken de herkes için aynı standartların kullanılması, her öğrencinin değişik durumlarda, değişik zamanlarda ve birkaç kez gözlenmesi, her öğrenciye değişik özellik, beceri ve davranışlarına göre gözlemeyi, tüm bu gözlemleri de anında kayıt etmek gerektiği söyleniyor.

         Bu çalışmalar etkinliklerin planlanması sonrası sınıf içinde uygulanması sürecinde yapılacak. Öğretmen sınıf içinde  eğitim öğretim faaliyetlerini yönetirken aynı zamanda belirlediği standartları göz önünde bulundurarak öğrencileri değişik beceri, özellik ve davranışları itibariyle gözleyecek ve kayıt yapacak. Bu arada da öğrencilerin yapacakları çalışmalara rehberlik yapacak, bilgi, beceri, tutum, değer ve davranış kazandırmaya çalışacak. Programın yaptığı açıklamalardan gözlem formlarının kullanılması gerektiği anlaşılıyor. Dolayısıyla öğretmenin hangi öğrencileri hangi yönde ne kadar süreyle gözleyeceğine karar vermesi, buna göre gözlem formlarını hazırlaması ve sınıfına getirip bu formlarda yer alan standartlara göre veri toplayıp bunları kayıt altına alması gerekiyor. Aynı anda birkaç öğrenciyi gözlemesi mümkün olamayacağına göre değişik derslere yaymak zorunda. Öğretmenin etkileşimde bulunduğu öğrenci sayısı artıkça, girilen ders çeşidi farklılaştıkça, şube sayısı ve çeşidi artıkça gözlem metodunun kullanımı güçleşmektedir.  

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için…
         Ali Hikmet DEMİR
     ahdiron4@hotmail.com

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/6/2008 - Biten Bir Yılın Ardından Yeni Programlara Yönelik Bir Değerlendi

Kategori: programlar

Yeni programların uygulanmaya başlandığı dördüncü öğretim yılı da sona erdi. Yeni programlara dair yapılan uygulamaların bu güne kadarki durumuna ilişkin ayrıntılı bir açıklamanın yapıldığını bakanlığımız web sayfasında göremedik. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından programların uygulanmasına yönelik bir takım talimatlar yayınlandı. Ancak programların uygulanmasına dair başarı durumuna ilişkin, yaşanan sorunlara ilişkin kamuya yönelik yapılmış bir açıklama göremedik. Bu nedenle programların uygulama başarısına yönelik, yaşanan sorunlara yönelik yapılacak değerlendirmeler kişisel değerlendirmeler düzeyinden ileri gidemiyor. Ancak bu bireysel değerlendirmeler de önemli bir veri olarak görülmelidir.

Programların pilot uygulamalarının yapıldığı dönemde karşılaşılan sorunlara yönelik olarak değerlendirmeler kamuya açık olarak yapılmamakla birlikte değişik hizmet içi eğitim faaliyetlerinde katılımcılara yönelik olarak özellikle de programın uygulanmasında görev alanlar tarafından bir takım değerlendirmeler yapılmıştı. Yapılan değerlendirmelerde programların özellikle öğrenci sayısı kalabalık olan sınıflarda uygulanmasında önemli sorunlarla karşılaşılacağı söyleniyordu. Öğretmenlerin programların uygulanmasında hazır bulunuşluk durumları da önemli bir başka sorun alanı olarak niteleniyordu. Birleştirilmiş sınıflı okullardaki uygulamalar, yöneticilerin programların uygulanmasında üzerlerine düşen görevleri yerine getirmedeki başarıları, merkez ve taşra teşkilatı kadrolarının programları benimseme, sahiplenme durumları, yeni programların getirmeye çalıştığı anlayışın toplumsal temelinin güçsüz olması, eğitime yönelik olarak öğretmen, öğrenci, velilerin alışılmış algıları, bakış açıları, üst öğrenim kademelerine geçişte uygulanan sınavlar, özellikle birinci sınıflarda başlamak üzere tüm sınıflarda kullanma zorunluluğu getirilen el yazısı çalışmaları gibi hususlar önemli sorun alanları olarak dile getirildi.

Geçen zaman içinde öğrenci sayısının kalabalıklığı en önemli sorunlardan birisi olarak varlığını devam ettiriyor. Programlar ilk defa 1990’ların sonunda Gazi Üniversitesi bünyesindeki özel ilköğretim okulu bünyesinde 20-24 öğrencilik sınıflarda ve önemli bir uzman desteğine dayalı olarak uygulandığı hususları dikkate alındığında ülke çapındaki kırsal, şehir veya diğer tür tüm ilköğretim okullarında başarıyla uygulanmasını, üstelik de ilk anda tam ve doğru olarak uygulanmasını beklemek doğru bir yaklaşım olmayabilir. Özellikle öğrenci sayısının kalabalık olduğu sınıflarda, birleştirilmiş sınıflı okullarda programların uygulanmasında hala önemli sorunlar yaşanmaya devam ediyor. Bu sorunun kısa sürede ortadan kalkmasını beklememek gerekiyor. Ancak bu alanda önemli çalışmalar yapılmadan programların başarıyla uygulanmasını beklemek doğru değil. Öğrenci sayısının sınıflar bazında mutlaka sayısının azaltılması gerekiyor. Programların içeriğindeki bir çok yöntem ve tekniğin kalabalık sınıflarda uygulanmasının mümkün olmadığını alan uzmanları söylüyor. Böyle bir durumda programların uygulanmasında önemli bir unsur olan öğrenci sayısının düşürülmesi üzerinde önemli adımlar atılması gerekiyor. Öğrenci sayısı yanında birleştirilmiş sınıflı eğitim yapılan okullarda da bu programın uygulanmasında önemli sorunlar bulunuyor. Bakanlığımızın web sayfasında ülkemizdeki birleştirilmiş sınıflı okulların sayısına ilişkin açık ve net bir veri bulunmamakla birlikte mevcut okullar arasında azımsanmayacak sayıdaki birleştirilmiş sınıflı okulda yeni programların mevcut şekliyle etkin bir şekilde uygulanabilmesi mümkün görünmüyor.

Öğretmenlerin yeni programların uygulanmasına yönelik olarak hazır bulunuşluk düzeylerinin istenen düzeyde olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bakanlığımız öğretmenlerin yeni programlara uyumlarının sağlanması konusunda etkin bir tanıtım, eğitim, uygulama çalışmasını yapabildiğini söylemek zor. İlköğretim müfettişleri aracılığıyla iller bazında yapılan planlamaya uygun olarak öğretmen eğitimleri sağlanmaya çalışıldı. Ancak bunların yeterli olduğunu söylemek imkansız. Bakanlık yeni programların içeriğini, programlara yönelik kılavuzları, program tanıtım kitaplarını talim terbiye kurulu başkanlığının web sayfasında yayınladı. Ancak bu yayınların yayınlanmış olması tüm öğretmenler tarafından okunduğu, anlaşıldığı, uygulandığı anlamına gelmiyor. Öğretmenlerin programlara yönelik doğru bir bakış açısı kazanması, doğru uygulamalar yapması, doğru sonuçlara ulaşması için çok daha fazlasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu anlamda yöneticilere büyük işler düştüğü halde yöneticilerin de yeni programlara yönelik tam ve doğru bir anlayışa sahip olduklarını söylemek zor görünmektedir. Öğretmenlerin uygulamalarına yönelik rehberlik ve denetim görevini yürüten ilköğretim müfettişlerinin de etkin çalışmalar yapmakta değişik faktörler nedeniyle zorlandığı görülmüştür. Bu faktörler arasında müfettişlerin kişiliğinden doğan faktörler yanında denetimi etkisizleştiren merkezi bakış açısı da önemli bir faktör olarak etken olmuştur. Denetim elemanlarının etkisini mümkün aldığı kadar azaltıldığını gören öğretmenler yetkisiz denetim elemanlarının söylediklerini çok da ciddiye almaz bir duruma da girmişlerdir. Bu durum yeni programların uygulanmasında yaşanan sorunların azaltılmasında etkin bir denetim faaliyetinin yürütülmesini engellemiştir.

Öğretmenler arasında yeni programların getirdiği yoğun iş yükünü göze alıp çaba gösterenlerle göstermeyenlere göre farklı bir değerlendirme, uygulama yapılmasına imkan sağlayan bir ödüllendirme sisteminin olmaması da önemli bir olumsuz faktör olarak varlığını devam ettirmiştir. Yeni programların getirdiği öğrenme öğretme sürecinin yürütülmesinde kullanılması gereken yöntem ve teknik çeşitliliği, süreci de değerlendirmeye yönelik yapılması gereken ölçme değerlendirme çalışmaları ve yeniden düzenleme çalışmaları, geleneksel ölçme araçları yanında getirilen alternatif ölçme araçlarının çokluğu, çeşitliliği, aileye yönelik olarak yapılması gereken çalışmalar tümüyle öğretmenin karşısına iş yükü olarak çıkmıştır. Bu iş yükünü üzerine alan öğretmenler gerçekten yoğun bir çalışma temposuna girmektedir. Eğitim sisteminin personel değerlendirmeye yönelik uyguladığı geleneksel yöntemler ve uygulamalar çalışana çalışmasının karşılığını veren türde bir uygulamaya imkan vermekten çok uzaktır. Denetim sisteminin de etkisizleştiği bir yapıda öğretmen bu kadar yoğun bir iş yükünün altına girmek yerine alışılmış performansından daha fazlasını göstermekten uzak kalmaktadır. Bu da programların başarısını düşürmektedir.

Yeni programlarla birlikte uygulanmaya başlanan el yazısı uygulaması da ayrı bir sorun alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğrenci sayısının kalabalık olduğu, okul öncesi eğitimin yaygın olmadığı, uygulama konusunda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmayan öğretmenlerin olduğu yerlerde öğrenciler el yazısı yazmakta önemli sorunlarla karşılaşıyorlar. Özellikle yeni sisteme uygun okuma yazma alışkanlığı kazanmamış olan sınıflarda el yazısında yaşanan sorunlar daha da büyümektedir. Yeni tekniğe uygun olarak başlayan öğrenciler de ise temel davranışlar, alışkanlıklar yeterince edinilmeden başlandığı durumlarda öğrenciler kendi yazılarını bile okuyamaz duruma düşebilmektedir. Bu konuda özellikle öğretmenlerin etkin bir şekilde eğitilmesi, yönlendirilmesi gerekiyor.

Programlara yönelik olarak etkin, sistemli ve kapsamlı değerlendirmelerin mutlaka yapılması gerekiyor. Bu değerlendirmeler sonrası sistemde yapılması gereken düzeltmeler üzerinde ciddi bir şekilde düşünülmesi ve uygulanması gerekiyor. Bunlar yapılmaksızın birkaç yıl sonra bu program uygulaması da başarısız oldu tamamen değiştirelim şeklindeki bir uygulama veya karar sistemin içinde bulunanlarda güvensizliği daha da büyütmekten öte bir etki yapmayacaktır.

 

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

         ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/5/2008 - Yeni Programlar ve Yapılması Gerekenler

Kategori: programlar

Yeni programların uygulanmaya başlandığı günden bu yana yaklaşık dört yıl geçti. Bu süre içinde yeni programın mantığına uygun bir şekilde uygulandığına dair net verilere sahip değiliz. İlköğretim programları ilköğretim kademesine yönelik olarak hazırlanmış olmakla birlikte okul öncesi ve ortaöğretime yönelik düzenlemelerle de bütünleştirilmeye çalışılıyor. En azından uzun vadede böyle bir hedefin olduğu düşüncesi programın hazırlanması sürecinde üst düzey görev alanların zihinlerinde var olduğu anlaşılıyor.

            Değişimin gerekçesini açıklayan yetkililer eğitim sistemimizin istenen öğrenci niteliklerini katılımcılarına veremediğini kabul ediyorlar. Bilgi anlamında ileri düzeylere ulaşılmasına rağmen bilginin kullanımını gerektiren düzeylerde çok aşağılarda kalındığının farkına varılmasına neden olan uluslar arası düzeydeki yarışmalar, seviye tespit sınavları programın değiştirilmesinin en önemli gerekçelerinden birisi. Fen alanında, matematik ve dil becerilerine yönelik alanlarda yapılan, sadece bilgiyi değil, bilgiyi kullanma, işleme, değerlendirme, analiz etme, yorumlama düzeylerindeki becerileri de ölçmeyi amaçlayan bu seviye tespit sınavlarında ülkemiz öğrencileri son sıralarda veya son üç beş ülke arasında yer alıyor. Dünyanın en önemli stratejik, siyasal, ekonomik, coğrafi noktalarından birinde yer alan ülkemiz yapılan bu seviye tespit sınavlarında üçüncü dünya ülkeleri arasında bile neredeyse yer alamaz duruma gelmiş gibi görünüyor. Kırk civarında ülkenin katıldığı seviye tespit sınavlarında otuz altı, otuz sekiz gibi son sıralarda yer almak ülkemiz eğitim düzeyinin hiç de iyi bir noktada er almadığını gösteriyor. Bu göstergeler eğitimde bilgiye odaklanma yerine bilgiyi kullanma becerilerine odaklanmayı zorunlu hale getirmiş ve dünyanın çoğunda uygulanan sistemlerin benzeri sistemlere yönelmeyi gerektirmiştir. Ülkemizde son dört yıldır bu gerekliliğin şartları hazırlanmaya çalışılmaktadır. İlköğretimdeki program değişikliklerinin yapılış amacı budur.

            Mevcut eğitim sistemimizin ortaya çıkardığı tabloya bakınca toplumumuzu oluşturan bireylerin öğrenim hayatları boyunca bir çok ders görmelerine rağmen bu derslerde kazandırılmaya çalışılan bir çok bilgiye yeterince sahip olmadığı, bilgiye sahip olanları ise bu bilgiyi uygulamaya geçiremedikleri, öğrenim hayatı boyunca alınan bir çok bilginin ezber düzeyinde kaldığı, kısa bir süre içinde unutulup gittiği, işlevsiz kaldığı, yetişmiş insan gücümüzle orantılı olarak bilimsel alanda yeterli araştırma geliştirme faaliyetlerine yer verilemediği, taklitten öte geçmeyen bir anlayışa sahip bireylerle toplumun içinde bulunduğu coğrafi, ekonomik, stratejik konuma yakışmayan bir düzeyde olduğu, bunun da sorumlusunun eğitim olduğu söyleniyor.

Program değişikliklerinin amacına ulaşması halinde eğitim sisteminin içinden geçerek üst öğrenimlere ulaşan ve oradan toplumsal hayata giren bireylerin alacağı şekil programların vizyonunda dile getirilmektedir. Yeni uygulamaya geçirilen ilköğretim programlarının geliştirmeyi hedeflediği insan tipine bakıldığında bilgiyi kullanabilen, bilgiye nasıl ulaşabileceğini bilen, araştırmayı öğrenmiş, duyduğuna körü körüne inanmayan, eleştiren, sorgulayan, projelere dayalı olarak çevrenin sorunlarına çözümler üretebilen, sosyalleşmiş, işbirliğine yatkın, ekip çalışmasını özümsemiş, bilimsel araştırmalara ilgi duyan, bilimsel düşünceyi özümsemiş, bilimsel sorun çözme süreçlerini her türlü soruna uygulayabilen bir kişiler oluşturmayı hedeflediği görülmektedir. Bu hedeflerde eskiden farklı olarak ezberciliğin olmadığı, sadece bilgi öğretmenin hedeflenmediği, öğrenmeyi öğrenmiş bireylere ulaşmanın hedeflendiği düşünülmektedir. Bu sayede tıpkı gelişmiş toplumlarda olduğu gibi bir insan tipine sahip olunacağı varsayılmaktadır.

Bu varsayımın gerçeğe dönüşmesi için sadece programlarda yapılacak bir değişiklik yeterli olmayacaktır. Yaşadığımız zaman içinde var olan sosyal gerçeklik toplumsal hayatın çok karmaşık ilişkilere dayandığını gösterir. Bu karmaşık yapı toplumsal değişimlerin amacına ulaşmasını sistemli bakış açısına ve çalışmaya bağlı hale getirmiştir. Bu durum eğitim sistemindeki birçok faktör üzerinde önlem alınmasını, değişiklik yapılmasını gerektirmektedir. Eğitim sistemi sadece programa bağlı bir yapılanma değildir. Program sistemdeki parçalardan sadece birisidir. Eğitimde program öğretmen tarafından sınıfta gerçekleştirilmeye çalışılır. Bu anlamda programların etkin uygulanması öğretmene doğrudan bağlıdır. Öğretmenin çalıştığı okul ortamı programların uygulanmasında bir başka faktördür. Okul ortamının yönetilmesi okul yöneticilerine bağlıdır. Okul sistemi eğitim sisteminin bir basamağıdır. Okul sisteminin bağlı olduğu il/ilçe eğitim müdürlükleri bir başka faktördür. Öğretmenlerin programı uygulamada kullanacakları araç gereç, yöntem, teknikler yine eğitim sisteminin önemli faktörleridir. Eğitim sisteminin çalışmasını sağlayan mevzuat hükümleri uygulamaları doğrudan etkileyen bir başka faktördür. Eğitim sisteminin hizmet sunduğu toplumsal yapı bir başka faktördür. Bu faktörlerin tümü eğitim sistemini dolayısıyla da programların uygulanmasını doğrudan etkilemektedir.

Son dört yıldır uygulanan ilköğretim programlarının başarıyla uygulanabilmesi için alınması gereken diğer önlemler alınmadan başarılı olunabilmesini beklemek hayal gibi görünmektedir. Programların başarılı bir şekilde hedeflerine ulaşabilmesi için öğretmen değerlendirme sisteminin mutlaka yenilenmesi gerekmektedir. Denetim sistemi üzerinde daha etkin çalışmalar yapılması gerekmektedir. Her kademedeki yönetim sistemi üzerinde çalışılması gerekmektedir. Öğretmen yetiştirme sistemi üzerinde çalışılması gerekmektedir. Kademeler arası geçiş sistemi düzenlenmesi gerekir. Okul öncesi eğitim kademesinin her yerde yaygınlaştırılması gerekir. Fiziksel eğitim ortamlarının dünya standartlarına uygun hale getirilmesi gerekir.

Bu alanlarda bir düzenleme yapılmaksızın programların istenen sonuçlara ulaşabilmesi oldukça zor görünmektedir. 

 

Soru ve önerileriniz için…

 Ali Hikmet DEMİR

 ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/5/2008 - Programlar, Uygulamalar, Sorunlar

Kategori: programlar

Programların uygulanması sürecinde karşılaşılan sorunlar üzerinde dururken programın anlaşılmasında önemli sorunların yaşandığı söylenebilir. Bunun da değişik nedenleri üzerinde durulabilir. Öğretmenlerin program kavramı üzerinde yeterli bilgiye sahip olmaması bu konuda önemli nedenlerden birisi. Öğretmenler öğretmenlik eğitimi aldıkları dönemde program hazırlama, program geliştirme, programların temel mantığına, felsefesine dair bir almaksızın okuldan mezun oluyorlar. Dolayısıyla bakanlığın yaptığı programlara yönelik çalışmaların büyük resimdeki yerine dair yeterli alt yapıya sahip olmaksızın mesleğe giriyorlar. Bu durum programlara yönelik yapılan değişikliklerin anlaşılmasını da engelliyor. Öğretmenlik mesleğine giriş öncesi bu dönemde yaşanan bu eksikliğin benzeri rehberlik, özel eğitim, öğretim ilke ve yöntemleri, eğitim tarihi gibi diğer bir çok alanda yaşanıyor. Öğretmen yetiştiren kurumlar öğretmenlik meslek bilgisini oluşturan pedagojik formasyon verme konusunda yeterli başarıyı gösteremiyorlar. Bu durum mesleğe girdikten sonra öğretmenlerin bir çok sorunlarla karşılaşmasına yol açıyor. Yeni programların hazırlanması sürecinde geçirilen aşamaları bilmeyen, bu sürecin temel felsefesini kavramamış öğretmenler böylesi bir değişikliğin gerekliliğine de inanamıyorlar. Doğal olarak bunu kavrayamıyorlar. Bu durum programların anlaşılmasının önündeki en önemli engellerden birisidir.

Bir diğer sorunlu alan değişimle birlikte ortaya çıkan büyük bilgi yığınının araştırma, okuma, inceleme, irdeleme gibi bir takım akademik çalışmaları gerektirmesine karşılık öğretmenlerin bir çoğunun bu akademik çabayı göstermekten kaçınması. Talim Terbiye Kurulunda yayınlanan programlar her sınıfın her dersini de içerecek şekilde kılavuzlar şeklinde de hazırlandı. Ancak kılavuz kitapların hacmi, sayısı, içeriğinin yüklü olması yanında programlarda yapılan sürekli değişiklikler bunları takip etmeyi güçleştirdiği gibi böyle bir çabayı göstermek istemeyenlere de mazeret teşkil etti. Öğretmenlerin bir çoğu sınıfta eğitim öğretim mi yapayım, programları mı okuyayım, kılavuzu mu inceleyeyim diyerek bu işleri boşladı. Çevrede kim ne yapıyorsa, kim neyi söylüyorsa parça parça yapmaya çalıştı. Bilmeksizin, anlamaksızın yapılan çalışmalar ise ne yazık ki amacına ulaşamadı. Bakanlık Talim Terbiye Kurulunun web sayfasında yayınladığı yeniliklere dair yazıları, duyuları veya okullara kadar gönderilen yazıları herkesin okuduğunu, anladığını düşünerek, gönderilen raporlardaki sayısal bir takım verilere bakarak her şeyin güllük gülistanlık gittiği vehmine kapılarak adeta sağırlar diyaloğuna girmiş görünüyor. Asıl anlaşılmayan yönleri açıklayan yazılar, düzenlemeler yapmak yerine aileleri külfete sokmayacak, suya sabuna dokunmayacak bir takım açıklamalar, mevzuat düzenlemeleri ile idare etmeye çalışıyor ancak temel sorunlara yönelik dişe dokunur bir açıklama getirilmiyor. Bu durum kafaların daha da karışmasına yol açıyor. 

Bilimsel mantığın getirdiği bir takım teorik yaklaşımların uygulamada nasıl olacağı dikkate alınmaksızın hazırlanan örnekler programları yeterince incelemeyen, okumayan öğretmenler tarafından mutlak uygulanması gereken emirler şeklinde telakki edilince programın bir çok yönü aksıyor. Ölçme değerlendirmenin mantığı kavranmadan sadece kılavuz kitaplardaki bazı formlar istenince gösterilmek için çoğaltılıp dolduruluyor. Öğretmenler gibi programı anlamayan yöneticiler, deneticiler ve aileler de bu karmaşaya ya ses çıkarmıyor veya geçiştiriyor. Böyle olunca yapılabilecek, yararlı olabilecek bir çok uygulama da gerçekleştirilemiyor.

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

         Ali Hikmet Demir

   (ahdiron4@hotmail.com)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 18/2/2008 - Yeni Programlar ve Sorunlar

Kategori: programlar

Programın hazırlanması, uygulanmasında, değerlendirilmesinde görev alan kişilerin uzmanlık düzeyleri, kuramsal bakış açıları programları doğrudan etkiliyor. Uygulamacı olan öğretmenler içinde ise her tür öğretmen var. Eğitim öğretim faaliyetinin yürütücüsü olan öğretmenler çok çeşitli kaynaklardan gelirler. Sınıf ve branş öğretmenliği bir tarafa aynı alanda öğretmenlik eğitimi almış kişiler arasında dahi farklılıklar vardır. Zira üniversiteler, üniversitelerde görev yapan öğretim üyeleri, bu öğretim üyelerinin öğretmen yetiştirme stilleri, öncelik verdikleri hususlar arasında bir birlik beraberlikten söz etmek oldukça zor. Öte yanda okullarda görev yapan öğretmenlerin eğitim düzeylerinde de farklılıklardan söz edilebilir. Görev yapan öğretmenler arasında lisans düzeyi, yüksek lisans-doktora düzeyi, ön lisans düzeyi, vekil, ücretli gibi çeşitli düzeylerde eğitim seviyelerine sahipler. Aynı biçimde yaş olarak tecrübe olarak da okullarda çeşitli kategorilerden söz edilebilir. Görev yapılan okulun bulunduğu yer itibariyle de çeşitli kategoriler var. Tüm bu farklı kategoriler programın uygulanmasını olumlu veya olumsuz etkilemektedir. Programcılar bu farklı kategorilerin özellik ve ihtiyaçlarını dikkate alarak esnek bir yapı oluşturmalıdırlar. Aslında programları hazırlayanlar ve programın uygulanmasından sorumlu olan yetkili makamlar esnekliğin varlığından söz etmişler. Ancak öğretmenlerimizin bir çoğu bu esnekliği dikkate alarak çalışma yapmayı önemsemiyor. Programların çevre şartlarına ve öğrenci seviyesine uyarlanması amacıyla elden geçirilmesi, uyarlama yapılması yeni bir program hazırlamak kadar zahmetli bir iş. Bu zahmetli iş öğretmenlerin gözünü korkutuyor ve öğretmenler daha kolay olan yolu seçip kılavuz kitapları olduğu gibi kullanıyormuş gibi yapıyorlar.

Programların uygulanması konusunda uygulayıcılara yol gösterme önemli bir nitelik. Özellikle yeni programlar bu yönüyle önceki programlara göre daha ileri bir durumda diyebiliriz. Zira hazırlanan öğrenci çalışma kitapları, ders kitapları, program kitapları ve öğretmen kılavuz kitapları öğretmenlere oldukça açık uygulama örnekleri vermektedir. Hazırlanan kılavuz kitaplar öğretmenlere neyi nasıl yapacaklarını çok açık bir şekilde adım adım gösteriyor. Bu yönüyle gerçekten programa yönelik istekli, bilinçli çalışmalar yapmak isteyen öğretmenlere büyük kolaylıklar sunuluyor. Ancak öğretmenlerin büyük çoğunluğu bu imkanları yeterince kullanamıyorlar/kullanmıyorlar. Bir çok öğretmen program ve kılavuz kitapları okumak istemiyor, okumuyor. Böyle olunca da programın felsefesinin, mantığının, uygulanmasında dikkat edilecek hususların öğrenilmesinde büyük eksiklikler ortaya çıkıyor.

Hazırlanan programların birleştirilmiş sınıflı okullarda da uygulanacağını unutmamak gerekiyor. Kırsal alandaki yaşantı programların uygulanmasını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu alana yönelik olarak programın uygulanma şekline ilişkin açıklamaların programa mutlaka yazılması gerekiyor. Uyarlama çalışmalarına yönelik sorumluluk il/ilçe milli eğitim müdürlüklerine açık bir şekilde mutlaka verilmelidir. Taşranın özelliklerini dikkate almadan yapılacak bir program merkez durumundaki sosyo kültürel yönden gelişmiş bölgeler dışına çıkmayabilir. Programların hazırlandığı ilk yıllarda birleştirilmiş sınıflı okullara yönelik sekiz on sayfalık bir açıklama getirilmeye çalışıldı. Ancak bu açıklamalar çok yetersizdi. Halen birleştirilmiş sınıflı okullarda program uygulanmasında büyük sorunların var olduğu görülmektedir. Eğitim sistemimiz içinde birleştirilmiş sınıflı okulların sayısı hiç de azımsanacak bir düzeyde değil. Bu yönüyle yeni programların uygulanmasında birleştirilmiş sınıflı okullara özgü düzenlemelerin uygulanabilecek düzeyde mutlaka yapılması gerekiyor.  

Kuramsal bakış açısının olması şart ancak sosyal bilimlerdeki kuram çeşitliliğini de unutmamak gerekiyor. Yıllarca öğretmenlere özellikle ilk okuma yazma öğretimi konusunda Gestalt anlayışının doğruluğu anlatılırken şimdi yeni programla birlikte yapılandırmacı anlayışa geçilmesinin sebebini açıklamak oldukça güç. Bu durum öğretmenlerde şimdi de sıra bu kuramsal anlayışta, bakalım bundan sonra sıra hangisine gelecek, nasılsa Milli Eğitimde her şey sabahtan akşama değişmekte anlayışının kökleşmesine yol açıyor. Bu anlayışın hakim olduğu öğretmenler işi bir bakıma yavaştan alarak programın uygulanmasını adeta geciktiriyorlar. Öğretmenlere yönelik etkin bir denetim mekanizmasının işletilememesinin bir sonucu öğretmenler kendi kişisel inisiyatiflerine göre davranıyorlar. Okul yönetimleri dahi programların uygulanması sürecinde üzerine düşen görevleri yeterince yapamıyor. Bu nedenle de yöneticilerin öğretmenlere yönelik etkin bir program rehberliği yapabilmesi söz konusu değil. Denetim elemanları ise yıllardır ihmal edilmiş olmanın verdiği bir olumsuz motivasyonla programlara yönelik güçlü bir sahip çıkma duygusundan uzaklar. Bakanlık özellikle ilköğretim müfettişlerine yönelik uyguladığı sağırlar diyaloğunu terk etmedikçe bu motivasyonun düzelmesini beklemek hayal olacak gibi görünüyor.

       Öğretmenlerde eğitim öğretim faaliyetleri konusunda, program konusunda bütüncül, sistemli bir bakış açısı büyük çoğunluğunda yok denebilecek düzeyde. Yeni programların uygulamaya geçirilmesinden önce genelde okullarda yaşanan durum planlar hazır olarak alınır, bu planlara göre ders defterleri doldurulur, programda var olan temel bazı bilgi, beceriler de kazandırılmaya çalışılırdı. Her öğretmen uzun yıllar boyunca deneme yanılmayla edindiği tecrübeye göre öğrencilerine yönelik okuma, yazma, anlama, matematiksel işlem becerileri kazandırma konusunda geliştirdikleri kişisel teknikleri kullanırlardı. Öğrencilere yönelik etkin, objektif ve kısa vadeli ölçme değerlendirme çalışmaları yapılamadığı için öğrencilerde var olan eksikliklerin görülmesi kısa vadede mümkün değildi. Yapılan OKS veya ÖSS sınavları öğrencilerin durumlarına ilişkin bir veri ortaya koyardı. Ancak yeni programların uygulamaya geçirilmesi ile birlikte ölçme değerlendirme çok farklı bir konuma oturdu. Yeni programda ölçme değerlendirme sistemin neredeyse bel kemiği durumunda. Fakat okullarda görev yapan öğretmenler ne program konusunda ne de ölçme değerlendirme konusunda yeterli bilgiye sahip değiller. Bu bilgisizlik programın uygulanmasının önündeki en önemli engellerden birisidir. Öğretmen program alanında özel bir eğitim almamışsa program değerlendirme, yorumlama, çevre-öğrenci seviyesine göre uyarlamada büyük yetersizlikler yaşamaktadır. Programın içeriği, öğrenme öğretme süreci, değerlendirme gibi kavramlar öğretmenlerin literatüründe olmayan, ne olduğu bilinmeyen kavramlar. Bir bakıma yeni olan bu kavramların öğretmenler tarafından doğru anlaşılması, doğru kullanılması programların başarısı açısından büyük önem arz ediyor.

 

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için...

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Egitim konusunda konusmak isteyen herkesle bulusmak dilegiyle.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Sayfamız 1
Yazılarım
My facebook
Blog 2
Örnek Site1
urfaeğitim

Kategoriler

Arkadaşlar

bilgisayaregitimlerimiz
nilufer29
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:3
| Sonraki Sayfa