Egitim platformu
• 11/4/2008 - Okul Öncesi Eğitim Faaliyetlerinin Uygulanması -2
Yeni okul öncesi programlarının getirdiği yenilikler konusunda alan uzmanlarınca hazırlanmış olan program kılavuz kitaplarının incelenmesi bu konuda önem arz etmektedir. Yeni programlarda öğrencilerin süreç içinde tanınması, gelişmelerin kayıt altına alınması, gelişim sürecinde yapılması gerekenler konusunda özellikle velilerle etkin bir işbirliğine gidilmesi gerekiyor. Eğitim öğretim faaliyetlerinde öğretmenler özellikle planları olmazsa olmaz unsurlar olarak algılamakta ve internet, bakanlık web sayfası gibi yerlerde veya yine bakanlığın gönderdiği plan hazırlama kılavuzlarındaki planları çoğaltıp kullanma yoluna gitmektedirler. Oysa var olan planlar öğretmenler için sadece birer örnek niteliğinde hazırlanmaktadır. Öğretmenlerin bu planları inceleyip okul ve öğrencinin içinde bulunduğu şartları, öğrencilerin içinden geldikleri sosyal-kültürel çevreyi dikkate alarak uyarlamaları gerekmektedir. Özellikle öğrenme öğretme durumu olarak isimlendirilen işleniş kısımlarının öğretmenlerce olduğu gibi alınmaması gerekmektedir. Zira işleniş süreci doğrudan öğretmenin sınıf içinde yapacağı çalışmaları içerir. Bu çalışmaların mutlaka okulun, öğrencinin, çevrenin imkan ve şartlarına göre düzenlenmesi gerekiyor.
Öğrencilerin sene başında okula, sınıfa geldikleri andan itibaren aşama aşama programın belirlediği hedefler, kazanımlar, davranışlar, becerilerle karşılaştırılması, mevcut performanslarının zamanla geliştirilmesi gerekiyor. Bu nedenle öğretmenlerin sene başında karşılaştığı öğrencilerin ne durumda olduklarını belirlemesi önemli bir adımdır. Bu adımda öğrencilerin sosyal, fiziksel, bedensel, davranışsal, duygusal, dilsel yönlerden tanınması, ne durumda olduğunun belirlenmesi gerekir. Bu nedenle bu alanlar itibariyle öğretmenlerin öğrencilerini tanımaya yönelik bilgiler toplaması, kayıtlar tutması gerekir. Bu tanıma başlıkları planların temel gelişim alanları dikkate alınarak da belirlenebilir. Ancak ilk hareket noktasının belirlenmesi önemlidir. Bu belirleme sonrası öğrencilerle yapılan eğitim, öğretim faaliyetleri öğrencilerin durumuna göre farklılaştırılabilir. Etkinlikler, çalışmalar sırasında öğrencilerin katılım, durumları, gelişim düzeyleri, ilerleme durumları değişik araç gereçlerle kayıt altına alınması istenmektedir. Bu çalışmalara yönelik olarak program kılavuz kitabında oyun gözlem formu, anekdot kayıt formu, sistematik gözlem formu gibi örnek formlar bulunmaktadır. Kılavuzdaki örnekler şekil itibariyle öğretmeni bağlayıcı nitelikte değildir. Öğretmenlerin bunları içerik itibariyle dikkate alması gerekir. Önemli olan öğrenciler etkinlik, çalışma ve faaliyetlere katılımının değişik ortamlarda, değişik zamanlarda ve değişik süreçlerde gözlenmesidir. Gözlemedeki amaç öğrencilerdeki gelişim sürecine yönelik kanaate ulaşmadır. Gelişim süreci takip edilerek öğrencilerin ne şekilde yönlendirileceğine dair kararlar verilebilir. Bu nedenle gözlem kayıtlarının tutulması önemlidir. Ancak bu kayıtları her öğrenci için her zaman, her etkinlikte yapılacak gibi anlamamak gerekir. Öğretmenin yapacağı planlamaya göre öğrenciler farklı zamanlarda gözlenip gelişim durumları kayıt altına alınıp değerlendirilebilir. Bu kayıt, gözlem ve değerlendirmelerin öğrenci velileriyle de mutlaka paylaşılması gerekir. Zira okul öncesi eğitimde aile katılımı, yönlendirilmesi çok önemlidir. Öğrencilerin sene başındaki durumlarına yönelik tutulacak kayıtlar belirli aralıklarla yenilenmeli, gelişim süreci gözden geçirilmelidir. Bu yenileme aralığı her öğrenci için her ay, her hafta, her etkinlik sırasında mutlaka yapılacak diye bir zorunluluk yoktur. Öğrencinin gelişim durumuna göre bazı öğrencilere yönelik olarak bir veya iki kez yapılacak gözlem, değerlendirme sayısı bir başka öğrenci için daha fazla sayıda olabilir. Bu sayıyı öğrencinin gelişim sürecindeki başarım düzeyi belirleyecektir. Ancak mutlaka sene başında bir tespit, arada bir de değerlendirme yapılmalıdır. Okullarımızda öğretmenler genelde sene başında bir tespit, değerlendirme yapmaksızın sadece dönem sonunda kılavuz kitaptaki kazanım değerlendirme formalarını doldurmakla yetinmektedir. Oysa kazanım değerlendirme formları dönem sonunda öğrencinin durumuna yönelik bir genel değerlendirmedir. Kazanım değerlendirme formlarında istenen bilgilere yönelik dönem içinde değişik zamanlarda gözlem kayıtlarının tutulması gerekir. Öğretmenler öğrenci dosyası olarak da yayınevlerince hazırlanmış kitapçık biçiminde dosyalar kullanma yoluna gitmektedirler. Oysa bu kitapçık biçimindeki dosyalar öğrencilere yönelik gözlem kayıtlarının tutulmasında oldukça yetersizdir. Bu nedenle bu hazır kitapçık biçimindeki dosyalar yerine öğretmenler kendilerince geliştirecekleri kriterlere göre farklı gözlem, değerlendirme, kayıt ve dokümanları içeren dosyaları oluşturup kullanmalı ve öğrenci velileriyle paylaşmalıdırlar. Öğrencilere yönelik yapılan gözlemler kısa notlar şeklinde not alındıktan sonra düzenli kayıtlar haline dönüştürülürse gözlemler daha anlık, daha betimleyici, daha yararlı olabilir.
Okul öncesi eğitim faaliyetlerinde yeni programların getirdiği uygulamalardan bazıları da aile katılımı, ev ziyaretleri, aile eğitimi gibi çalışmalardır. Bu konulara öğretmenlerin, idarecilerin mutlaka özel önem vermesi gerekir. Bu çalışmalar eğitim öğretim amaçlarının gerçekleştirilmesinde öğretmene sorumluluk getirdiği kadar yardımcı da olur. Aile katılımı hem öğrenciye, hem aileye önemli yararlar sağlar. Ev ziyaretleri çocukların yaşadıkları çevreyi tanıma, çocukları doğal ortamlarında gözleme imkanı verir. Özellikle ev ziyaretleri çalışmalarını öğretmenlerin her öğrenciyi her dönem en az bir kez ziyaret edecek şekilde planlanması ve uygulanması gerekir.
Yeni programlarda değerlendirme sadece öğretmenin öğrencileri değerlendirmesi şeklinde değil programın ve öğretmenin kendisinin değerlendirilmesinin de dahil olmasıyla üç boyutlu olarak düşünülmektedir. Bu üç boyutlu değerlendirmenin her yönüne dikkat edilmesi programın amaçlarına ulaşmasında önemlidir.
Programın uygulanmasına yönelik açıklamalar bir yazının sınırlarına sığmayacak kadar uzun bu nedenle daha sonraki yazılarda görüşmek dileğiyle….
Soru ve önerileriniz için…
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 10/4/2008 - Okul Öncesi Eğitim Faaliyetlerinin Uygulanması -1
Okul öncesi eğitim özellikle 1980 sonrası ülkemizde canlanmaya başlamış bir faaliyet olmakla birlikte dünyanın -gelişmiş dünyanın- ulaştığı noktaya varmaya hala çok mesafe var. Eğitim faaliyetlerinin geliştirilmesi işi daha çok devletin topluma yönelik bir hizmeti olarak devlet tarafından geliştirilmeye, yapılmaya çalışılan bir faaliyet biçiminde düzenlenince bütün sorumluluk da doğal olarak devlet kurumlarının üzerinde kalmaktadır. Uzun yıllar boyunca temel eğitimi ülkenin her tarafına yayma çabası içine girilince temel eğitimin dışında kalan tüm öğretim kademeleri neredeyse ikinci planda kalır hale gelmiştir. İlköğretim sonrası ortaöğretim, yükseköğretim kademeleri de geliştirilmeye çalışılırken okul öncesi eğitim yeterince dikkate alınmamış, alınamamıştır. Oysa insanın fiziksel, ruhsal, zihinsel, duygusal, sosyal ve diğer bir çok yönlerden hızlı ve köklü değişmelerin yaşandığı hayatın ilk yılları için okul öncesi eğitim çok daha can alıcı bir öneme sahiptir. Özellikle ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden yeterince gelişmemiş yörelerdeki toplum gruplarının genel toplumsal ortalamaya yaklaştırılmasında çok daha önemli olduğu ortadadır.
Son yıllarda okul öncesi eğitimin önemine vurgu daha da artmış ve yaygınlaştırılması amacıyla geçmişe göre göze çarpan bir hızlanma ortaya çıkmıştır. Okul öncesi eğitime yönelik programlar üzerinde yapılan değişiklikler, mevzuatta yapılan değişiklikler işleyişi daha sağlıklı bir zemine oturtma sürecinde önemli adımlardır. Ancak personel, fiziki ortam, araç gereç, yöntem-teknik ve uygulama anlamında halen önemli sorunlar devam etmektedir. Okul öncesi eğitim faaliyetlerinin içinde bulunduğu kurumsal yapıların başındaki kişilerin okul öncesi eğitim hizmetlerini yürütme, yönetme becerisi de bu faaliyetlerin niteliğinde önemli bir faktördür.
Okul öncesi eğitim programına yönelik olarak bakanlığın hazırladığı planlama ve uygulamaya yönelik kılavuz kitaplar, programın uygulanmasında alan uzmanlarının hazırladığı programın uygulanmasında öğretmenlerin dikkat etmeleri gereken hususları içeren kitaplar yönetici ve öğretmenler için gerçekten yararlı dokümanlardır. Özellikle alan uzmanlarınca hazırlanmış olan okul öncesi okul programını, bu çağ çocuklarının özelliklerini, öğrenme-öğretme sürecini, ortamların düzenlenmesini, aile katılımını ve ölçme değerlendirmede kullanılacak çeşitli dokümanların tanıtımını yapan kitapların yönetici, öğretmen ve denetim elemanları hatta veliler tarafından etkin bir şekilde incelenmesi, anlaşılması, değerlendirilmesi ve kullanılması gerekiyor.
Okul yöneticileri okul öncesi eğitim kurumları yönetmeliğini ve Bakanlığın gönderdiği genelgeleri ayrıntılı bir şekilde inceleyerek anlamaları gerekiyor. Bu okul öncesi eğitim kurumlarının işleyişinin öğrenilmesi açısından en temel basamaklardan ilki. Yasal anlamda yapılması gereken işler bu alandaki yönetmelik ve genelgelerle düzenlenmektedir. Okul öncesi eğitimin ilke ve yöntemlerini, işleyiş sürecini, işleyiş biçimini bilmek de bir başka aşamadır. Sadece mevzuatı bilmek kurumların işleyişine yönelik bilgi sahibi olmayı gerektirir. Oysa okul öncesi eğitim faaliyeti kendine has kavram, ilke, yöntem ve tekniklere sahiptir. Bu anlamda etkin bir okul öncesi eğitim faaliyeti bu alandaki temel ilke, kavram, yöntem ve tekniklere hakimiyetle mümkündür. Bu husus üniversite düzeyinde eğitim yapan kurumlarca öğrencilerine verilmeye çalışılır. Ancak okul öncesi eğitim alanında üniversite düzeyinde eğitim almamış bir yönetici için bu durum önemli bir eksiklik olarak ortaya çıkabilir. Bu nedenle en azından temel düzeyde kavram, ilke, yöntem ve tekniklere hakimiyet anlamında bu alana yönelik temel bir takım kitapların okunması gerekiyor. Daha sonra da programlara yönelik kılavuz kitaplardan yararlanma yoluna gidilmelidir. Buraya kadar yaptığımız açıklamalar yönetim kademeleri için söz konusu idi.
Okul öncesi alanda görev yapan öğretmenlerin de yukarıda yöneticiler için belirlenmiş usullere uyması gerekiyor. Yöneticiler kadar öğretmenlerin de okul öncesi eğitime yönelik mevzuatı iyi bilmeleri gerekiyor. Zira görev yaptıkları kurumların çalışma şeklini bilmeden eğitim öğretim faaliyetlerini yürütmek çok da sağlıklı olmaz. Öğretmenler bu mevzuatı iyi bilmekle yöneticilerin alacakları kararların isabetli olmasına da yardım edebilirler. Okul öncesi eğitim alanında lisans düzeyinde eğitim almış bir öğretmenin bu alandaki temel kavram, ilke, yöntem ve tekniklere yönelik en azından bilgi düzeyinde yeterli olması beklenir. Ancak öğretmenliğe başlamış olanların da mutlaka öğrencilik yıllarında aldıkları derslere yönelik kitapları yeniden gözden geçirmelerinde yarar vardır. Zira öğrencilik yıllarında alınan derslerin anlaşılması ile öğretmenliğe başladıktan sonra üniversitede anlatılan derslerin anlaşılması aynı düzeyde, nitelikte olmaz. Mesleğin içine girdikten sonra da bu alana yönelik kavram, ilke, yöntem ve teknikleri anlatan kitapları bir kere daha okumak, göz geçirmek gerekiyor.
Her ne kadar okul öncesi eğitime dair üniversite düzeyinde eğitim alınmış da olsa programlara dair yapılan değişikliklere uyum konusunda bir eğitim, bilgilenme, araştırma, inceleme sürecine ihtiyaç vardır. Zira üniversitelerde verilen eğitim faaliyetlerinde genelde o alana yönelik genel anlamda kavram, ilke, yöntem ve tekniklerine dair bilgiler verilmekle yetinilir. Oysa okullarda yapılan eğitim öğretim faaliyetleri yürütülürken günün ihtiyaçlarına, gelişmelerine göre programlarda sürekli değişiklikler yapılır. Özellikle son yıllarda okul öncesi eğitim programlarında önemli değişiklikler yapıldığı görülmektedir. Bu değişikliklere uyum anlamında yeniliklerin çok iyi irdelenmesi, içselleştirilmesi gerekmektedir.
Soru ve önerileriniz için…
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 13/1/2008 - Okul Öncesi Eğitimdeki Gelişmeler
Okul Öncesi Eğitimdeki Gelişmenin Değerlendirilmesi-2
Okul öncesi eğitime yönelik yapılan yasal düzenlemelerin çerçevesi 1973 yılında çıkarılmış olan Milli Eğitim Temel Kanununa dayanır. Bu temel kanun eğitim öğretim hizmetlerinin planlanması, kurulması, düzenlenmesi, işletilmesi, yönetilmesi ve değerlendirilmesine yönelik ilkeleri, amaçları, kuralları, öğretim kademelerini ve isteme yönelik temel hususları açıklamaktadır. Dışardan gelip de ülkemiz eğitim sistemi üzerinde bir çalışma yapmayı düşünen her araştırmacının ilk ele alması gereken ana unsurları yine bu kanun açıklar. Bilindiği gibi yasal düzenlemeler ülke meclisleri tarafından toplumsal hayatın ihtiyaç duyduğu her tür alana yönelik olarak hizmetlerin nasıl, kim tarafından yürütüleceğini belirleyen önemli belgelerdir. Hukuk kuralları diye isimlendirilen yasal düzenlemeler bu hizmetleri yapması gereken resmi kurum/kuruluş/örgütlerin de çalışma düzeni üzerinde büyük etkiye sahiptir.
Okul öncesi eğitimin kapsamına ilköğretim çağına gelmemiş çocuklar girmektedir. Bu çağ genel olarak 4-6 yaş arasını kapsamaktadır. Şu an için isteğe bağlı bir öğrenim kademesi olarak düzenlenmiş olan okul öncesini zorunlu hale getirme yönünde planlar yapılmaktadır.
Okul öncesi eğitimin amaçlarına bakıldığında öğrencileri fiziksel, zihinsel ve duygusal yönden geliştirme, ilköğretime hazırlama, şartları elverişsiz çevrelerden ve ailelerden gelen çocukların istenen seviyeye getirilmesini sağlamak ve son olarak da çocukların Türkçe’yi doğru ve güzel konuşmalarını sağlamak olarak belirlendiği görülmektedir. Okul öncesi eğitim özellikle şartları elverişsiz yörelerdeki çocukların sosyo ekonomik, sosyo kültürel açıdan geliştirilmesinin hedeflendiği söylenebilir. Zira aile ortamında yeterli ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitsel her tür imkanlara sahip olan bir çocuk için fiziksel, duygusal, zihinsel gelişim geriliğinin görüleceği normal şartlarda söylenemez. Bu nedenle okul öncesi eğitimin özelikle ekonomik, sosyal, kültürel yönden geri kalmış yerlerde kurulması, geliştirilmesinin gerekliliği ortaya çıkar. Ancak ülkemizdeki 2006-2007 öğretim yılında resmi ve özel anaokulu ve anasınıflarının yani okul öncesi eğitim kurumlarının iller itibariyle dağılımlarına bakıldığında İstanbul, İzmir, Ankara, Konya, Bursa, Mersin illerinde okul öncesi eğitimde kurumlaşmanın en fazla olduğu yerler olarak sıralandığı, okul öncesi okullaşmanın en az olduğu illerin ise Tunceli, Bilecik, Karabük, Çankırı, Kilis olduğu görülmektedir. Bu sıralamada illerin doğu veya batı olarak karışık şekilde sıralandığı rahatlıkla görülebilir. Ancak illerin çağ nüfuslarının oranları bu sıralamada can alıcı bir öneme sahiptir. Zira nüfus yoğunluğunun az olduğu, genç nüfusun, okul öncesi çağ nüfusunun sayısının az olduğu yerlerde okul öncesinin düşük olması gayet normaldir. Bu konuda daha sağlıklı yorumlar yapabilmek için okul öncesi çağ nüfusunun yoğun olduğu illerdeki oranlar üzerinde durmak gerekir. Buna rağmen eldeki verilere göre rahatlıkla söylenebilecek şey okul öncesi eğitimin kuruluş amaçlarının tersine ekonomik, sosyal, kültürel yönden gelişmiş yerlerde yoğunlaştığı, ekonomik, sosyal, kültürel yönden kısmen daha geri bölgelerde ise oldukça düşük olduğudur. Okul öncesi eğitimin kuruluş amaçlarının tersine olan bu durum aslında sadece okul öncesi eğitim için geçerli değildir. Örnek olarak dünyadaki orta öğretimin dağılımına bakıldığında mesleki eğitimle genel orta öğretim arasında da benzer bir terslik olduğu ülkemizde görülmektedir. Bu durum eğitim yöneticilerimizin acilen çözmeleri gereken problem alanlarından birisini oluşturmaktadır.
Okul öncesi eğitimin özellikle sosyo kültürel, sosyo ekonomik yönden geri kalmış yörelerde bir an önce zorunlu hale getirilip %100’lere varan bir orana çıkarılması gerekmektedir. Zira öğretim kademeleri arasında okul öncesi eğitim döneminin önemi artık inkar edilmez bir gerçek. Özellikle de eğitimin niteliği konusunda ciddi adımlar atılması gereken, bölgeler arası dengesizliklerin siyasal sorunlara kolaylıkla dönüşebildiği ülkemizde bu önem daha da büyük boyutlardadır. Aslında bu öneminden dolayı okul öncesi eğitimin sorun olmaktan çoktan çıkarılması gerekiyordu.
Ülkemizdeki okul öncesi eğitim kurumlarındaki yıllar itibariyle okullaşma oranlarına bakıldığında 1985-1995 arasındaki oranların % 4,1 ile % 7,6 arasında değiştiği görülürken bu oranların dünya sıralamasında çok gerilerde olduğu açıkça görülür. Aynı dönemde 1997 yılı itibariyle gelişmiş ülkelerdeki oranların % 40 ile %100 arasında değiştiği yönündeki verilere bakılınca ülkemizdeki durumun hala içler acısı denebilecek durumda olduğu söylenebilir. Planlı kalkınmanın başladığı 1960’lı yıllardan bu yana hala bu düzeylerde kalmamızın gerekçeleri üzerinde ilgililerin ciddi bir şekilde düşünmesi gerekiyor.
Okul öncesi eğitim 2006-2007 öğretim yılında %25 oranında öğretmen sayısı olarak 19864 olarak verilmiş. Yüzde yirmi beşlik okullaşma oranında yaklaşık yirmi bin kişilik bir öğretmen kadrosu olduğu milli eğitim verilerinde açıkça belirtilmiş. Okul öncesi eğitimin yaygınlaşması fiziki durum, öğretmen sayısı ve öğrenci sayısının üç dört katı dersliğe, öğretmene ihtiyaç duyulacağı açıkça görülmektedir. Buna göre mevcudun yaklaşık üç dört katı personel, derslik ve öğrenciye ihtiyaç duyulacaktır. Bunun ekonomik yük anlamında getirisi ise iktisatçıların ve bütçe uzmanlarının ilgi alanına giriyor. Ancak 1985-1995 dönemi ülkemiz performansına bakınca okul öncesi eğitim konusunda görev üstlenenlere büyük işler düştüğü açıkça söylenebilir.
Soru ve önerileriniz için…
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/1/2008 - Okul öncesi eğitim-2
Okul Öncesi Eğitime Yönelik Bir Değerlendirme
Ülkemizde kalkınma planları ilk defa 1963 yılından itibaren beşer yıllık dönemleri kapsayacak şekilde yapılmaya başlandı. Kalkınma planları ülkenin insan ve madde kaynaklarının mevcut durumunun belirlenmesi, gelecekte nerede olunacağına dair bir öngörüde bulunmayı, bu öngörüye göre sahip olunan tüm kaynakların nasıl kullanılacağının, düzenleneceğinin, adımların ne yönde atılacağının belirlendiği yol haritaları şeklinde düşünülmüştür. Ülkenin nüfusu, insan gücünün nasıl ve hangi ölçülere göre nereye getirileceği, ekonomik yapısı, toplumun ana ihtiyaç maddelerinin ne durumda olduğu ve ne olacağı, toplumun geleceğinde önemli rol oynayacak stratejik alanların nasıl geliştirileceği, toplumun organize şekli olan ve toplumsal hizmeti üretme görevini üstlenen devlet kurumlarının yapısı, ülkedeki iş gücünün ne şekilde düzenleneceği, toplumu ilgilendiren her tür faaliyetin nasıl yürütüleceği, dünyadaki gelişmelere göre nereye gelinmesi gerektiği gibi hususlara yönelik geleceğe dair kararlar alınmaya çalışılmıştır.
Her ne kadar ilk kalkınma planı 1963 yılında yapılmış da olsa Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren planlı bazı çalışmalar yapılmaya çalışılmıştır. Ancak özellikle Devlet Planlama Teşkilatının(DPT) resmi bir kuruluş olarak oluşturulması plan faaliyetlerinin daha ciddi bir şekilde ele alınmasına yol açmıştır. Bu nedenle DPT’nin kuruluşundan önceki planlı faaliyetleri gerçek anlamda bir kalkınma planı olarak kabul etmek doğru olmaz.
Kalkınma planları bir ülkenin geçmiş ve gelecekteki durumu ile ilgili değerlendirme yapmayı düşünenler için oldukça önemli bir kaynaktır. Zira plan bir konuda ulaşılmak istenen hedefi gösterir. Yönetim bilimi konusunda araştırma yapanlar planlama kavramının önemini çok iyi bilirler. Bu anlamda kalkınma planları özellikle toplumsal alana yönelik fikir üreten kişiler için mutlaka incelenmesi gereken dokümanlardandır. Kalkınma planları ilk paragrafta sıraladığımız gibi ekonomik, sosyal, kültürel, yönetsel bir çok konuyu içerir. Kalkınma planlarında ele alınan konulara yönelik mevcut duruma ilişkin açıklamalar, dünyadaki gelişmeler planın hazırlandığı döneme ait ülkenin içinde bulunduğu durumu gösterirken plan sonunda ulaşılması düşünülen noktaya yönelik konulan hedefler planın hazırlandığı dönemdeki yöneticilerin vizyonlarını gösterirken plan sonunda ulaşılan nokta ise yine ülke yöneticilerinin ne derece başarılı olduklarının da bir göstergesi durumundadır. Bu nedenle kalkınma planları geçmişte yönetim kademelerini işgal eden kişilerin başarıları konusunda yapılacak değerlendirmelerde de önemli bir ölçüttür.
Ülkemizdeki birinci beş yıllık kalkınma planı 1963 — 1967, ikinci beş yıllık kalkınma planı 1968 – 1972, üçüncü beş yıllık kalkınma planı 1973-1977, dördüncü beş yıllık kalkınma planı 1979-1983, beşinci beş yıllık kalkınma planı 1985-1989, altıncı beş yıllık kalkınma planı 1990 – 1994, yedince beş yıllık kalkınma planı 1996-2000, sekizinci beş yıllık kalkınma planı 2001-2005, dokuzuncu beş yıllık kalkınma planı 2007 – 2013, yıllarını kapsamaktadır.
Konumuz gereği bu yazıda eğitimle ilgili olarak kalkınma planlarında geçen hususlar üzerinde durmaya çalışacağız. Eğitim konusu deyince de eğitimin yönetimi, kademelerin düzenlenmesi, eğitim alanındaki personel istihdam politikaları, fiziksel şartlar gibi bir çok değişik alt alanın olduğu görülür. Eğitim denilince her ne kadar insanın aklına birkaç kelime geliyor da olsa eğitim öyle birkaç kelimeyle açıklanabilecek bir olgu değildir. Bu nedenle kalkınma planlarında eğitim alt başlığı altında öneminden dolayı okul öncesi eğitim olgusundan bahsetmek istiyorum.
Okul öncesi eğitim toplumların en önemli güç unsurlarından birisi olan insan gücü unsurunun etkin bir şekilde kullanılma yollarının aranması sürecinde eğitimin önemine yapılan vurgunun bir sonucu olarak adım adım ortaya çıkmıştır. Aslında okul öncesi eğitimin ilk ortaya çıkması özellikle sanayi inkılabının ortaya çıktığı 1800’lü yıllara kadar gider. O dönemde fabrikaların yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan insan gücü ihtiyacının bir sonucu olarak kadın nüfusunun da gücüne ihtiyaç duyulması sonrası çalışan kadınların 0-6 yaş çağlarındaki çocuklarının bakım ve gözetiminin sağlanması amacıyla okul öncesi kurumlar ilk kez ortaya çıkmıştır. Eğitim ve gelişim psikolojisi alanında ortaya çıkan gelişmelerin bir sonucu olarak da insan beyninin özellikle ilk dört yılda gösterdiği önemli gelişim aşamalarının farkına varılmasının sonucunda da bu döneme yönelik eğitim faaliyetlerinin önemi anlaşılmış ve okul öncesi eğitime çok daha fazla önem verilir olmuştur. Bu kadar köklü bir geçmişi olmasına rağmen okul öncesi eğitim özellikle 1960’lı yıllarda büyük bir atılım içine girmiştir. Bir çok gelişmiş dünya ülkesinde okul öncesi eğitim % 100’ler seviyesinde veya çok yakınlarındadır. Bir istatistikte 1997 yılı itibariyle bazı ülkelerin okul öncesi eğitim alanındaki oranları Almanya %81, Belçika %100, Yunanistan %56, Fransa %100, İtalya %93, Hollanda %99, Avusturya %72, Portekiz %55, İngiltere %99 şeklinde verilmiştir.
Ülkemizde kalkınma planlarında eğitim konusuyla ilgili açıklamalara bakıldığında tüm kalkınma planlarında Öğrenci sayısı, Öğretmen sayısı, Öğrenci öğretmen oranı, Öğrenci derslik oranı gibi verilerin bulunduğu görülür. Tablo halinde verilen bilgilere bakıldığında okul öncesi eğitime yönelik ilk verilere ancak 5. kalkınma planında (1985-1989) yer verildiği görülmektedir. 5. Kalkınma Planından önce de okul öncesi eğitime yönelik bazı kararlar alınmakla birlikte ortaya rakamsal bir hedefin konulmadığı, üçüncü ve dördüncü kalkınma planlarında okul öncesi eğitime yönelik sadece genel açıklamaların, temel politikalara yönelik bazı öngörülerde bulunulduğu söylenebilir. İlk veriler incelendiğinde 5. Kalkınma planında 1983-1984 öğretim yılında ortaya konulan hedeflere göre okul öncesi eğitim hedefinin %3, dönem sonunda ulaşılması hedeflenen oranın ise %10 olduğu görülmektedir. Kalkınma planlarını hazırlandıkları dönemdeki eğitime yönelik vizyonun bir göstergesi olarak ele aldığımızda eğitim alanında 1983-1989 arasındaki okul öncesi eğitim vizyonumuzun ne durumda olduğunu görebiliriz. 5. Kalkınma Planı sonrası hazırlanan 6. Kalkınma planının incelenmesi 5. kalkınma planında ortaya konulan hedeflere ne derece ulaşıldığının bir göstergesidir. 6. Kalkınma Planının hazırlandığı dönemin başında okul öncesi eğitime yönelik hedeflerin 1988-1989 %4,2, dönem sonunda ise 1993-1994 %11,5 olarak belirlenmesine rağmen 1994-1995 öğretim yılında 4-6 yaş grubundaki okul öncesi eğitimde yüzde 5,1 , seviyesine ulaşıldığı, 7. Kalkınma Planı döneminde beklenen sayısal gelişmenin 2000-2001 dönemi için %16,0 olarak hedeflenirken dönem sonunda 1999-2000 öğretim yılında okulöncesi eğitimde yüzde 9,8.e ulaştığı, 8. plan dönemi için ise 2000-2005 dönemi için %25,0 olarak hedeflendiği görülmektedir. Okul öncesi eğitime yönelik en son hedef ise Okul Öncesi Eğitim Kurumları Genel Müdürü Remzi İNANLI tarafından 2008 yılı sonunda %47 olarak açıklanmıştır.
Buraya kadar yapılan açıklamalarda okul öncesi eğitime yönelik oranların ülke genelindeki ortalamaları verilmiştir. Oysa ortalama olarak gösterilen sayılar bazı illerimizde çok aşağılarda yer almıştır. Örnek olarak ülkemizde okul öncesi eğitimin % 16 olduğu dönemde Şanlıurfa’da % 2-3’lerde idi. Son yıllarda yapılan çalışmalarla bu oranın % 10’lara çıktığı söylenebilir. Sayısal olarak ortaya çıkan gelişmelerin niteliğe yönelik bir değerlendirmesini şu aşamada yapmak çok da yararlı olmayacaktır. Zira niteliğe yönelik değerlendirme yapmayı sağlayacak veriler henüz yok denecek durumdadır. Son yıllarda bakanlık okul öncesi eğitime yönelik program düzenlemeleri yaparak niteliğe yönelik bazı alt yapı çalışmalarına hız vermeye başladığı söylenebilir. Ancak bu konuda değerlendirme yapmak hala erken.
Soru ve önerileriniz için…
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 27/12/2007 - Okul Öncesi Eğitim
Okul Öncesi Eğitim
Eğitim faaliyetini sadece okullarla sınırlandırmak eğitim kavramına yüklenen anlamlara ters düşer. Eğitim denilince her ne kadar ilk akla gelen kavramlardan birisi okul ise de eğitim sadece okulda yapılmaz. Okuldaki eğitim formal eğitim olarak isimlendirilir. İnsan doğduğu andan itibaren eğitim kavramının içeriğinde var olan davranışları göstermeye başlar. Öğrenme, taklit etme, düşünme, gözlem yapma gibi bir çok kavram eğitim faaliyetinin içeriğini oluşturur. Okuldaki eğitim belli bir gelişim döneminden sonra başlar. Okul çağına gelinceye kadar birey yaşadığı çevrenin içinde etkileşimde bulunduğu pek çok değişik kişiden bir çok şey öğrenir. Bir çok temel beceriler kazanır. Okuldaki eğitim formal, çevredeki eğitim informal olarak nitelendirilir. Bu iki farklı ortamda yapılan eğitim arasındaki paralelliğin artması oranında iki eğitim birbirini destekler. Öğrenci okulda öğrendiklerini çevrede kullanırsa öğrenilenler daha kalıcı olur. Benzer şekilde çevreden aldığı etkilerle okulda aldığı etkiler birbirine benzerse o zaman okuldaki eğitim desteklenmiş olur. Öğrencilerin okula gelinceye kadar okulda kazandırılacak becerilerin temellerini ailede ve çevrelerinde almaları onların okul başarılarını da olumlu etkiler. Öğrenci doğup büyüdüğü çevrede, aile ortamında eğitimin içeriğinde var olan düşünme, anlama, dili kullanma, gözlem yapma, kalem tutma, yazma gibi temel becerilere ilişkin ilk davranışları kazanırsa bunlara ilişkin okulda alacağı eğitimde zorlanmaz. Bu nedenle aileler ilk çocukluk yıllarından itibaren çocuklarına bu yönde temel davranışları kazandırma yönünde bilinçli davranmaları gerekir. Okuma, yazma, düşünme becerilerine ilişkin faaliyetlerin yapıldığı, bu tür faaliyetlerin gündelik hayatın rutin işleri olarak görüldüğü, kalem, defter, kitap gibi eğitime dair araç gereçlerin elden ele dolaştığı aile ortamlarında doğup büyüyen bir çocukla bu tür faaliyetlerin yapılmadığı, kalem, defter, kitap türünde araç gereçlerin hiç kullanılmadığı veya çok az kullanıldığı aile ortamlarında büyüyüp yetişen çocukların okulda eğitim faaliyetlerindeki başarıları arasında büyük farklar olmaktadır. Bu nedenle okuldaki eğitimin geliştirilmesi okula gelen çocukların temel becerileri kazanmış olarak gelmelerine de bağlıdır. Eğitimde bu duruma hazır bulunuşluk düzeyi denmektedir. Öğrenciler okula hazır bulunuşluk düzeyleri yeterince gelişmiş olarak gelirlerse formal eğitimin yani okul eğitiminin ulaşmak istediği hedeflere daha kolay ulaşılır. Öğrencilerin okul eğitimine hazırlanmaları için ailelerin bilinç düzeylerinin yüksek olması belki önemli bir unsurdur. Bu ideal bir durumdur. Toplumu oluşturan bireylerin eğitsel, sosyal, kültürel, ekonomik ve daha bir çok değişik yönden gelişmiş olmaları toplumsal yaşamın kalitesini de yükseltir. Gelişmiş ülkelerde bu anlamda okuldaki eğitimi yeterli görmeyip evde okuldakinden daha nitelikli eğitim yapma yönünde bir takım çalışmaların olduğu, hatta okulsuz toplum akımı denilen akımların yavaş yavaş ortaya çıktığı görülmektedir. Toplumdaki bireyler tek tek öyle yetkin hale gelmektedir ki bu bireyler aile ortamında kendilerine has eğitim ortamları oluşturup çocuklarını okullardaki eğitim ortamlarındakinden çok daha iyi yetiştirmekte ve çocuklarını okula göndermeye gerek bile görmemektedirler. Yine bir çok gelişmiş toplumda bireylerin hazır bulunuşluk düzeylerini arttırmak için uygulanan bir diğer sistem de okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılmasıdır. Dünya üzerinde gelişmiş ülkelerin eğitim durumlarına bakıldığında okul öncesi eğitimin nüfusun neredeyse tamamına yakınının okul öncesi eğitime tabi tutulduğu görülür. Okul öncesi eğitimde öğrencilere insanın günlük yaşamında kullanacağı öz bakım becerileri, toplumsal hayatta kullanılacak sosyal beceriler, eğitim öğretim faaliyetlerinde kullanılacak yazma, okuma, düşünmeye ilişkin temel beceriler, dil becerileri gibi daha pek çok alanda gerekecek olan ön beceriler kazandırılır. Yani öğrencilerin hazır bulunuşluk düzeyleri yükseltilmeye çalışılır. Bu eğitimi alan bireyler okul eğitiminde bir çok temel sorunu çözmüş olarak okula gelirler. Bu anlamda genel anlamda ülkemizdeki eğitim sorunlarının özelde de Şanlıurfa ilindeki eğitim sorunlarının çözülebilmesi için okul öncesi eğitimin mutlaka yaygınlaştırılması gerekmektedir. Ailelerin sosyo ekonomik ve sosyo kültürel düzeyinin düşük olmasına karşın okul öncesi eğitimin yeterince yaygınlaşmamış olması ilköğretimi olumsuz etkileyen en önemli unsurlardan birisidir. Okul öncesi eğitimden yararlanamayan öğrenciler okula alışmada zorluk çekmekte bu durum müfredatın gecikmesine neden olmaktadır. Eğitim kademeleri arasında meydana gelen bu gecikme boşluklara neden olurken sonuçta yetersiz öğrenci sayısı okullarda artmaktadır. İlimizdeki ilköğretim okullarına gelen öğrenciler okulun açılmasından itibaren belli bir dönem kalem tutma, defter kullanma alışkanlığını kazanmak için zaman harcamakta, dili uygun bir şekilde kullanma becerileri için de yine ayrı bir zamana ihtiyaç duyulmaktadır. Öğrenci okula gelinceye kadar bu temel becerileri hiç edinmediği veya çok az edindiği için eğitim öğretim faaliyetlerinde kazandırılması gereken becerileri kazanmada geriden başlamaktadır. Bu zaman kaybının önüne geçecek en önemli tedbir okul öncesi eğitimin ülkemizde ve ilimizde yaygınlaştırılmasıdır. Dünya üzerindeki okul öncesi eğitimdeki yaygınlığın ülkemizdeki durumla karşılaştırılınca arada büyük farkların olduğu görülmektedir. Dünya üzerinde gelişmiş ülkelerde % 80-90'larda olan okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranları ülkemizde %16 civarındadır. Bu oranın on yıl öncesindeki durumuna bakıldığında oranın %5-6'larda olduğu görülür. İlimizdeki okul öncesi eğitimin oranı ise son birkaç yıllık çabalarla ancak %3-4'lere çıktığı görülmektedir. Dünyadaki okul öncesi durumla ülkemizdeki ve ilimizdeki okul öncesi eğitim kurumlarının yaygınlığı kıyaslanamayacak bir durumdadır. Okul öncesi eğitimin kuruluş amaçlarından birisi de özellikle sosyo-kültürel düzeyi düşük olan çevrelerdeki çocukların ilköğretim düzeyine yaklaştırılmasıdır. Okul öncesi eğitim kurumlarının ülkemizdeki yaygınlık alanına bakıldığında bu amacın gerçekleşme düzeyinin çok düşük olduğu görülmektedir. Bunun nedeni sosyo kültürel düzeyi yüksek çevrelerdeki ailelerin okul öncesi eğitimin önemini bilmeleri ve eğitim yöneticilerinden bunu daha fazla talep etmeleri olabilir. Eğitimin önemini yeterince kavrayamamış çevrelerde bu bilinç olmadığı için talep de az olmakta ve sonuçta okul öncesi eğitim az gelişmiş yöreler yerine daha çok gelişmiş yörelerde yaygınlaşmaktadır.
Soru, Görüş ve Önerileriniz için...
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 7/10/2007 - Değerlendirme Formları
Okul Öncesi Değerlendirme Formları
Okul öncesi eğitime yönelik programlarda da önemli değişiklikler yapıldı. Yapılan değişiklikler program kitapları ve kılavuz kitaplarıyla öğretmen, yönetici ve diğer ilgi duyanlara daha anlaşılır bir şekilde açıklanmaya çalışılıyor. Aslında hem ilköğretim programları hem de okul öncesi programlarının özellikle kılavuz kitaplar aracılığıyla uygulayıcılar tarafından daha kolay anlaşılmasının sağlanması büyük bir değişiklik. Şimdiye kadar programların uygulanmasına dair bu kadar kapsamlı kılavuz kitap hazırlanması görülmemişti. Bu yönüyle bakanlık güzel bir uygulama yapıyor diyebiliriz. Programın nasıl anlaşılması gerektiğinin, uygulamaların nasıl olacağının yetkili kişilerce ayrıntılı ve örnekleriyle açıklanması uygulayıcıların işini kolaylaştırıyor.
Okul öncesi eğitim programının değerlendirmeye yönelik kısımlarıyla ilgili de ayrıntılı açıklamalar program ve kılavuz kitapta yapılmış. Hatta kitabın baş kısmına kitabın nasıl kullanılması gerektiğine dair tıpkı açık öğretim kitaplarındaki gibi açıklamalar da yapılmış. Buna rağmen uygulayıcıların kafasında hala soru işaretleri devam ediyor. Ölçme değerlendirmede kullanılacak araçlar konusunda yine kitapta verilmiş örnekler uygulamacıların kafasını karıştırıyor. Aslında değerlendirme ile ilgili bölümde yapılan açıklamalarda bu konuda da açıklamalar yapılmış. Yapılan açıklamalardan öğrencilerin tanınmasının önemi, yöntemi, yararı, kullanılacak araçların nasıl kullanılacağına dair bilgiler edinmek mümkün. Yapılan açıklamalardan değerlendirmeye dair gözlemlerin mutlaka kayıt edilmesi, öğrencilerin tanınmasında tek tip araç kullanmak yerine çeşitli araçların kullanılması gerektiği, kullanılan araçların somut, gözlenebilir olması, çocuğun her alandaki gelişim özelliklerinin takip edilmesi, eğitim öğretim faaliyetlerinin sonucunda edinilen ürünlerin niteliğini ölçmek yerine sürecin ve ürünün birlikte ölçülmesi, ölçümlerin sürekli olması gibi hususların vurgulandığı görülmektedir. Kullanılacak araç gereçler olarak gözlem kayıtları, anekdot kayıtları, Gelişim Kontrol listeleri ve standart testler, Gelişim Dosyaları ve Gelişim raporları şeklinde sıralandığı görülmektedir.
Bu araçların nasıl hazırlanacağı, kullanılacağına dair uygulayıcıların kafalarında oluşan soru işaretlerinin yanıtlanması bu araçların kullanımında verimliliği daha da artıracaktır. Gözlem Kayıtları ile ilgili olarak program kitabında oyun gözlem formu ve sistematik gözlem formlarının kullanımı konusunda verilmiş olan örnekler uygulayıcıların kafalarını karıştırmaktadır. Aslında verilen formlar sadece birer örnektir. Şekil olarak illa bu formları çoğaltıp kullanılacak diye bir zorunluluk yoktur. Şekle takılmadan içeriğe bakmak gerekmektedir. Formların içeriğinde istenen bilgiler öğrencilerin çeşitli etkinliklerdeki durumlarına ilişkin tespitler bulunmaktadır. Önemli olan öğrenciye dair gözlemin ne zaman yapıldığı, gözlemin ne amaçla yapıldığı, gözlemin ne kadar sürdüğü gibi hususlardır. Uygulayıcıların dikkat edeceği hususlar bu temel kurallardır. Bu temel kurallara dikkat ettikten sonra şekil olarak ister bir form kullanılır isterse bir defter kullanılır. Öğrenciye dair yapılan gözlemler belirli aralıklarla yinelenmeli, aile ve diğer ilgili kişilerle bu tespitler paylaşılmalı ve değerlendirilmelidir. Burada yine dikkat edilmesi gereken bir diğer husus gözlem sayısı ile ilgilidir. Her öğrenciyle ilgili aynı sayıda gözlem yapılacak diye bir kural da yoktur. Bazı öğrencilerle ilgili her zaman gözlem yapılırken bazı öğrencilerle daha az sayıda gözlem yapılabilir. Yine her öğrenci için her gün aynı türdeki gözlem araçları mutlaka kullanılacak diye bir zorunluluk da yoktur. Bazı öğrenciler için sistematik gözlem yapılırken bazı öğrenciler için rastgele gözlem, bazı öğrenciler için anekdot kaydı diğer bazıları için ise diğer araçlar kullanılabilir. Bu nedenle standart formların peşine düşmek yerine içeriği anlayıp buna göre özgün araçlar geliştirmek hedeflenmelidir.
Ali Hikmet DEMİR
ahdemir4@hotmail.com
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|