Çocuğa, öğrenciye bir şeyler öğretebilmek için neler yapılması gerekir sorusuna doğru cevap verilebildiği takdirde öğrenme öğretme süreci, eğitim süreci ve bu süreçte kimlerin hangi rolleri nasıl oynamaları gerektiği daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır.
İnsanın bir şeyler öğrenebilmesi için öncelikle öğreneceği konuya ihtiyaç duyması gerekiyor. İhtiyaç duyduğu her konuyu insanlar en iyi şekilde öğreniyorlar. Öğrenilen her şey insanın ihtiyaçlarını karşılaması gerekiyor. İhtiyacı karşılamayan, işe yaramayan hiçbir şey insan tarafından öğrenilmesi gereken bir husus olarak görülmüyor. Öğrenilmesi gereken hususlar ortaya çıktığında bireyler, insan bunun gereğini yerine getirmeye her zaman hazır oluyor. Öğrenilmesi gereken hususların farkına varmak bu durumda oldukça önemli.
Yani herkesin neyi öğrenmesi gerektiğini kendisinin karar verebilmesini beklemek doğru değil. Herkesin neyi öğrenmesi gerektiğine kendisinin karar vermesini beklemek bilinenlerin sürekli yeni baştan tekrar edilmesi haline gelebilir.
Oysa insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliklerden birisi başkalarının tecrübelerinden, bilgilerinden yararlanabilmesidir. Bilimsel çalışmalar, kültürel öğeler hep bu bilgi birikiminden yararlanmanın bir sonucu. Bu durumda mutlaka birilerine neyi öğrenmesi, nasıl öğrenmesi gerektiği konusunda bir başkasının yol göstermesi gerekiyor. Yol gösterme insanların zaman kaybının önüne geçiyor. Ancak toplu halde yaşayan insanların tümünün aynı duygu, düşünce ve fikirlere sahip olduğunu söylemek imkansızdır.
Böyle olunca her birey aynı konuda çok farklı duygulara, düşüncelere, fikirlere, alışkanlıklara sahip olabiliyor. Söylenen bir söz, yaşanan bir olay, algılanan bir olgu herkes tarafından aynı şekilde algılanmıyor. Çok değişik sebeplerden dolayı herkes farklı bir gözle bakıyor ve düşünüyor. Böyle olunca herkesin ne anladığının, neden böyle anladığının, nasıl algıladığının farkına varılması gerekiyor. Yine toplumsal yaşamın getirdiği zorunluluklardan bir diğeri de iş birliği yapma ihtiyacıdır. İnsan tek başına yaptığından daha çoğunu başkalarıyla güç birliği yaparak başarabiliyor. Bunun farkına varan insanlık toplu yaşama alışkanlığını edinmiş durumda. Toplu yaşamanın getirdiği en önemli kurallardan birisi ise işbirliği yapmadır. Çevrede var olan bir olguyu aynı şekilde görmüş, yaşamış olmalarına rağmen farklı şekilde etkilenen, farklı şekilde algılayan, düşünen, duygulanan insanlar arasında işbirliğini sağlamak ise oldukça zor.
Yukarıda altı çizili değerlendirmeye yeniden dönecek olursam bireyin bir şeyler öğrenebilmesi için neler yapılması gerektiği sorusunun cevabını tek bir cümleyle verebilmek mümkün değil. Bir şeyler öğrenebilmek için bireyin kendi içinden getirmesi gereken bir takım şartlar olduğu gibi dışardan da hazırlanması gereken bir takım şartların oluşması, oluşturulması gerekiyor. Birey kendiliğinden bir şeylerin farkına varabilmesi mümkün olmadığına göre dışardan da kendisine yol gösterecek kişilere ihtiyaç duymaktadır. Bu durumda öğrenmenin olabilmesi için öğrencinin kendisinden istenen şartların yerine gelmesi yanında dışardan istenen şartların da yerine getirilmesi gerekiyor. Öğrenci veya bireyin hem öğrenmesi hem öğretilmesi ayrı unsurların etkisinde olan iki ayrı süreç. Bu iki süreç her ne kadar ayrı olarak da adlandırılsa, ayrı unsurların etkisinde de olsa bir çok ortak noktada kesişmektedirler. Bir kere her ikisinin ortak noktası bireyin, kişinin, öğrencinin kendisidir. Hem öğrenme hem öğretme sürecinin kazandırmayı hedeflediği bilgi, görgü, davranış, alışkanlık, duygu ortaktır. Bu ve benzeri ortak noktalar iki ayrı süreci birleştirir.
İki ayrı süreç, iki ayrı ortamdan kaynaklanan yerine getirilmesi gereken şartların varlığı iki farklı süreci işletenler arasında koordinasyonu gerekli kılmaktadır. Bu koordinasyon olmaksızın iki ayrı sürecin kendi başına doğru yöne hareket edebilmesi ve sonuçta doğru sonuca ulaşabilmesi imkansızdır. Bu gün bireylerin, kişilerin, insanların öğrenmeleri gereken bir çok hususu öğrenememesinin en önemli nedenlerinden birisi bu içten ve dıştan gelen unsurların koordinasyonunun olmamasıdır. Bu koordinasyonun oluşturulmasında iç unsurlar mı daha önemlidir dış unsurlar mı daha önemlidir sorusunun cevabının bulunması da sürecin veya her iki sürecin amaçlarına ulaşması açısından önem taşımaktadır.
Buraya kadar saydığımız hususların sadece okullarda veya sadece evde, aile ortamında yerine getirilmesi de yine eksikliği ortaya çıkaracaktır.
Bu gün bir çok anne baba çocuğunu okula göndermekle üzerine düşen görevleri yerine getirmiş olduğu düşüncesindedir. Bundan dolayı da okulların üzerine büyük bir yük binmiş durumdadır. Bu yükü okulun tek başına kaldırabilmesi mümkün değildir. Aslında okulu tek başına ifade ederken okulun tümünün öğrencinin öğrenme ve öğretiminde etkin olduğunu anlamamak gerekiyor. Öğrenci bir sınıfın üyesi olarak okula aidiyet kazanmakta sınıftaki tüm öğrenme öğretme faaliyetlerinde ise öğretmen etkin olmaktadır. Dolayısıyla anne babalar çocuğunu okula gönderirken aslında kendisi dışında öğretmenlik görevini üstlenmiş tek bir kişiye güvenmiş oluyor. Elbette okulun içinde bulunan öğrenci okulun genel havasından belli bir oranda etkileniyor ancak baskın olan unsur öğretmendir. Öğretmenin yukarıda öğrencinin öğrenmesinde ihtiyaç duyulan unsurlara, değerlere veya kavramlara hakimiyet düzeyi sınıfındaki tüm öğrencilere etki etmesinde büyük önem taşımaktadır. İhtiyaç duyulan unsurlara, değerlere veya kavramlara en üst düzeyde hakim olan öğretmenler dahi tek başlarına sınıflarındaki tüm öğrencilere en üst düzeyde etki etmede zorlanabilirler. Zira okulun genel havası, öğrencinin içten gelen özellikleri, öğrencinin aile çevresi ve ailenin içinde bulunduğu daha geniş çevre bu üst düzeyi desteklemesi gerekir. Bu destek söz konusu değilse öğretmenin çabaları boşa gidebilir. Benzer şekilde okulun havası, öğrencinin kendi içinden getirdiği özellikler, aile çevresi ile ailenin içinde bulunduğu daha geniş çevrenin her biri için bu durum söz konusudur. Bireyin istenen şekilde yetişebilmesi tüm bu farklı çevrelerin birlikte ortak hedefe doğru yönelmelerine bağlıdır. Bireyin yetişmesi bu yönüyle bakıldığında gerçekten oldukça zor görünmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki eğitim süreci zaten uzun, zahmetli ve karmaşıktır. Tıpkı insanın kendisi gibi.
Öğrencinin, çocuğun bir şeyler öğrenebilmesi için sevgi, anlayış, sabır, ilgi, örnek olma, gözlem, değerlendirme, geri dönüt, bilgi, pekiştirme, tekrar, uygulama, başkalarına anlatma, benimseme, idealize etme, övgü ve takdir gibi bir çok unsura, değere, kavrama ihtiyaç vardır. Tüm bu değerlerin, kavramların veya unsurların bireye yönelik yapılacak öğrenme, öğretme faaliyetlerinde kullanılacak süreçlerin her aşamasında değişik tonlarda, kıvamlarda kullanılması gerekiyor. Öğrenmenin veya öğretme işinin yapıldığı her ortamda yukarıda saydığımız unsurların, değerlerin veya kavramların kullanılması zorunluluktur. Ancak burada tüm bu unsurların doğru ve zamanında uygun tonlarda kullanmasını bilmek de önemlidir. Bunların tümünü herkesin doğru ve zamanında uygun tonlarda kullanabilmesi ise oldukça zordur. Zira bu da ayrı bir bilgi, beceri ve alışkanlığı gerektirir. Bu bilgi, beceri ve alışkanlığın kazandırılması ise uzun ve bireyin kendisine yaşatılacak sürecin daha önce yaşanmış olmasını gerektirmektedir. Bir başka deyişle bireye, öğrenciye, çocuğa bir şeyler verme görevini alanların da bu süreçlerden geçerek gelmiş, yetişmiş olmaları, vermeye çalıştıkları değerleri, kavramları veya unsurları benimsemiş, edinmiş olmaları ve hayatlarında göstermeleri gerekiyor. Bunlar olmaksızın yapılan çalışmalar her zaman eksik kalacaktır.
Çocuğa bir işi, bir davranışı neden yapması gerektiğini anlatarak talepte bulunulursa yani işin, davranışın mantığını kendisine kavratırsanız söz konusu işi veya davranışı daha içten ve doğru yapar. Bu durum sadece çocuklar için değil aslında toplumdaki herkes için geçerlidir diyebiliriz. Ama işin ve davranışın mantığını herkese her zaman açıklamak mümkün olmuyor olabilir. Bunun çok çeşitli sebepleri olabilir. Zaman yoktur, açıklayacak kişinin psikolojisi buna uygun değildir. Anlatılan kişinin bilgi düzeyi buna uymuyordur. Anlatanla dinleyen arasında çok değişik duygusal, sosyal, kültürel farklılıklar vardır. Tüm bunlar bu imkansızlığın veya zorluğun nedenleri olabilir.
Görüş ve önerileriniz için...
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com
|