Egitim platformu

• 10/5/2008 - EĞİTİM SORUNLARINA DAİR

Kategori: makaleler

Toplumsal alanda var olan bir sorunun bir çok nedenleri olduğu açık bir gerçektir. Bir noktada var olan sorun bir başka alandaki sorunların nedeni olarak ortaya çıkabilir. Bu nedenle sorunları tanımlarken tanımlanan sorunları bir başka sorunun bir sonucu olup olmadığı, sorunlu bir ürünün nedeni olup olmadığının iyi ve doğru bir şekilde belirlenmesi gerekir. Eğitim sistemi üzerinde çalışırken, sorunların tespiti ve çözümü konusunda çalışmalar yapılırken temel sorunların tespit edilmesi ve bunların çözüme kavuşturulması için gayret etmek gerekmektedir. Bu nedenler ne derece doğru bir şekilde ortaya konulabilirse çözümler de o derece doğru olarak üretilebilir. Sorunların nedenlerini sadece sistemin dışında aramamak gerekiyor. Eğitim sisteminin içinden kaynaklanan sorunların da varlığını kabul edip bunların giderilmesi için çaba harcanmalıdır. Eğitim sisteminin içinden kaynaklanan sorunların çözümü yine sistemi işletenler tarafından bulunacaktır. Sorunlara odaklı bir yönetim anlayışının sisteme hakim kılınması gerekmektedir.

 

DENETİM SİSTEMİ İLE İLGİLİ OLARAK YAŞANAN SORUNLAR

Denetim sisteminin il düzeyindeki görevlileri olan ilköğretim müfettişlerinin görev alanlarına giren kurumların çeşitliliğine karşın bu alanlarda düzenli olarak her yıl ilköğretim müfettişlerinin hizmet içi eğitimden geçirilmemesi önemli bir sorun. Bu durum denetim sisteminin etkililiğine olumsuz katkı yapmaktadır.

İlköğretim müfettişlerine yönelik hizmet içi eğitim faaliyetleri yetersiz. Zaman zaman yapılan bir takım faaliyetler de ise ya nitelikli öğretim elemanı bulunamamakta, ya da yapılan faaliyetler eski arkadaşların buluştuğu, yeni arkadaşlıkların kurulduğu ortamlar olmaktan veya gezi, dinlenme amaçlı toplantılar olmaktan ileri ne yazık ki gidememektedir. Bu tür eğitim etkinliklerinin mutlaka daha rasyonel bir şekilde değerlendirilmesi, etkili hale getirilmesi için önlemler alınması gerekmektedir.

Bunun yanında ilköğretim müfettişlerine yönelik hizmet içi eğitim faaliyetine katılım şansını yakalayabilenlerin aldıkları eğitim, kazandığı bilgi ve beceriler daha sonra sistem tarafından etkin olarak kullanılamamaktadır. Bir bakıma eğitimi alanlar kazandıkları bilgi, becerileri kendi kişisel gayretlerine bağlı olarak kullanırlarsa sisteme yararlı olabilmekte aksine bu eğitimi veren sistem bu bilgi, beceri ve yeterliklerden etkin bir şekilde yararlanmamakta, yararlanamamaktadır. Bu alanda büyük bir israftan söz edilebilir.

Denetim birimlerinin sisteme yönelik katkısının artırılması yönünde idari makamlar yeterli çabayı göstermiyor. Sistemin her tarafında yaşanan sorunlara doğrudan şahit olan müfettişlerden daha etkin bir şekilde yararlanılabilir.

Eğitim sistemi içinde denetimsiz alanın kalmaması gerekirken denetime tabi tutulamayan bir çok alan var. Denetim en temel yönetim işlevlerinden birisi olarak daha sistemli, verimli, etkili bir hale getirilmesi için çaba gösterilmesi gerekiyor.

Denetim elemanlarının personele yönelik yaptığı ders teftişi sonucu verdiği karar, yaptığı değerlendirmelerin dikkate alınmaması denetimin işlevini etkisizleştirmektedir. Rehberlik anlayışıyla denetim ve teftiş çalışmaları yapılırken özellikle yeni programlara yönelik gereken çabayı göstermeyen yönetici, öğretmen ve diğer personelin etkin bir yönlendirmeye tabi tutulabilmesi müfettişlerin yaptığı teftiş ve denetim çalışmalarında personele yönelik yaptığı değerlendirmenin yönetim makamları tarafından dikkate alınmasını zorunlu kılacak düzenlemeler yapılması gerekiyor. İşlevsiz bir denetim ve teftiş çalışmasının personele yönelik bir katkısı olamıyor.

Denetime yönelik mevzuat çalışmaları yapılırken mutlaka alanda görev yapan, sistemin içinde çalışan kişilerin görüşlerinin alınmaması bu düzenlemelerin verimliliğini düşürüyor. Sistemdeki düzenlemeler sorun çözücü nitelikte olmak yerine sorunları kökleştirici etki yapıyor. Sistemde düzenleme çalışmaları yapılırken mutlaka katılıma dayalı, şeffaf, adil, bilimsel, sürekli gözden geçirilen bir anlayışla hareket edilmesi gerekiyor.

            Taşradaki denetim birimlerinin kurumsal yapı içindeki yerine ve önemine uygun açık düzenlemeler getirilmeli, sistem içindeki konumlarının net bir şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Taşra teşkilatına yönelik mevzuatın buna göre gözden geçirilmesi gerekmektedir.

İl ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin sistem içindeki hayati önemine uygun bir anlayışla düzenlenmesi, etkin denetlenmesi, çalıştırılması gerekmektedir. Özellikle bu birimlere yönelik bakanlık merkez teşkilatının performansa dayalı etkin denetim sistemi kurması, işletmesi gerekmektedir.

 

EĞİTİM SİSTEMİNDEN KAYNAKLANAN SORUNLAR

Toplumsal bir hizmet sunma sorumluluğunu taşıyan eğitim sisteminin kendisinden kaynaklanan sorunların sıfıra veya en aza indirgenmesi gerekir.

Yaşanan sorunlardan hareket ederek sistemin analiz edilmesi alışkanlığının  tüm örgütlerde kazandırılması gerekir. Bu durumda sorun odaklı bir yönetim anlayışının yaygınlaşması gerekir. Ortaya çıkan sorunlar irdelenmeli, sorunun nereden kaynaklandığının iyi tespit edilmesi gerekir. Sorun yaratan alanlar belirlendikten sonra bu sorunları giderecek olan ilgili tüm birimlerin katkısı, katılımı, çalışması sağlanmalıdır. Bunun yapılabilmesi için ilgili tüm alanlara etki edebilecek bir yapı, makam, irade, yetkili bir organ olması gerekir. Aksi takdirde yaşanan sorunlar çözülemez.

Yaşanan sorunlarla baş edebilmek için en başta sorunların çözülmesine yönelik bir iradenin ortaya konulması gerekmektedir. Öncelikle sistemin tüm kademelerinde kaliteye odaklanmış bir bakış açısının geliştirilmesine önem verilmelidir. Bunun için sistemin içinde yer alan örgütsel yapıların kaliteyi ne derece yakalayabildiklerine ilişkin değerlendirme yapmayı sağlayacak yapısal değişiklere gidilmelidir. Böylece sistemi oluşturan tüm örgütler kaliteye ulaşma düzeyleri itibariyle değerlendirilmeye başlanacak, bu yönde veriler elde edilmeye başlanacak ve her örgütün sisteme olan katkısına ilişkin bir bilgi edinilmiş olacaktır. Bu değerlendirme eğitim sisteminin tüm düzeylerini kapsayacak şekilde yapılmalıdır.

Eğitim alanında sürekli iyileştirme kavramının sistemin tümüne yaygınlaşabilmesi için özellikle üst yönetimin bu kavrama sahip çıkması gerekir. Yönetim sistemimizin sahip olduğu geleneksel tutum ve davranışların bir sonucu olarak üst yönetimin sahiplenmediği hiçbir şey ne yazık ki sistem içinde yaşama şansı bulamamaktadır. Genel yönetimin her tür uygulaması aynen eğitim yönetimine de yansıdığı için eğitim sistemi içinde yapılmak istenecek bir değişim mutlak surette üst yönetim tarafından da benimsenmelidir. Dolayısıyla sürekli iyileştirme kavramının sistemimiz içinde tutunabilmesi için öncelikle bakanlık düzeyinde, ardından aşağı doğru taşra teşkilatları ve okullara kadar giden bir sürecin işletilmesi gerekmektedir.

Eğitime yönelik uygulamaları yapmaktan, eğitimi yönetmekten, düzenlemekten sorumlu birimler, kişiler eğitimden beklenen işlevleri gerçekleştirmede oldukça önemli bir sorumluluğa sahiptir. Eğitimin işlevlerini ne derece gerçekleştirdiğine dair verilere ulaşmaya çalışmalı, bu verileri toplumla paylaşmalı, toplumun da bu verileri dikkatle takip etmesini, değerlendirmesini, takipçisi olmasını sağlamak için toplumsal bilinci geliştirmeye çalışmalıdır. Toplumsal bilinç bu yönde gelişirse eğitim sadece okullarla sınırlı olmaz, yaşam boyu bir süreci kapsar.

Sistemle ilgili olarak yapılacak düzenlemeler planlanırken sistemin bütününü dikkate almadan yapılacak kısmi değerlendirmeler ve sonucunda yine kısmi değişiklik çalışmaları istenen sonucu vermeyecektir. Yapılan değişiklikten etkilenecek tüm birimlerin dikkate alınması değişimin yararına ve uygulanmasına olumlu katkı sağlayacaktır.

Eğitim sistemi için var olan merkezi yapıyı büyük oranda küçültmek, pek çok işlevi eğitim etkinliklerinin yürütüldüğü okullara daha yakın düzeylere indirgemek gerekmektedir. Eğitim sisteminin dikey değil yatay bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Merkezden alınacak işlevler alt düzeylere devredilirken karar, planlama, kontrol mekanizmalarını bir veya birkaç kişiye vermek de bir başka sakıncayı doğuracağından özellikle karar, planlama, kontrol mekanizmalarının geniş kapsamlı kurullar aracılığıyla işletilmesini sağlayacak yapılar oluşturulmalıdır.

Bakanlık eğitim konusunda genel politikaların üretilmesi, eğitime dair genel standartların bilimsel ve dünya gerçeklerine uygun olarak belirlenmesi dışındaki rutin işlerin yürütülmesi konusunda belli fonksiyonları taşraya devretmeli, devasa yapıdan kurtulmalıdır.

İletişimin can alıcı bir önem kazandığı bir dönemde özellikle bakanlık merkez teşkilatının web sayfasının çok etkili kullanılması gerekirken bir çok mevzuat değişikliği uzun süre sonra taşraya ulaşmaktadır. Oysa çıkan tüm genelgelerin ilgili birimin web sayfasında anında duyurulması, her zaman ulaşma imkanının taşra birimlerine sağlanması gerekmektedir.

Ders ücretlerine yönelik düzenlemeler sistemde sorun çözmek yerine karmaşaya sebep olmaktadır. Ders ücretlerine ilişkin düzenlemelerin basit, sade, anlaşılır şekilde yapılması kurumlar açısından çok önemlidir. Kavram kargaşasına, yanlış anlamaya, farklı anlamaya yer vermeyecek genel, adil, dengeli bir sistem getirilmelidir.

Bakanlık merkez teşkilatındaki bir birimin aldığı bir kararın on binlerce kurumda yüz binlerce personel tarafından bir anda tam ve doğru anlaşıldığını, uygulandığını söyleyebilmek mümkün değildir. Alınan kararların doğru ve etkili uygulandığına dair bir yargıya ulaşabilmek için kağıt üstündeki sayısal verilerden çok daha fazlasına ihtiyaç vardır. Bu nedenle de sistem içinde bu tür verilere ulaşabilmek için hem üstten alta, hem de alttan üste iki yönlü düzenleme çalışmalarına büyük ihtiyaç vardır. Bu kadar devasa yapı içinde reform niteliğinde değişiklikleri yapmak ise neredeyse imkansızdır. Bu nedenle sistem içinde ana çerçeve çizildikten sonra bu çerçeveye uygun olarak adım adım iyileştirme, geliştirme çalışmalarının sürekli yapılması daha akılcı görülmektedir.

Eğitim öğretim hizmetlerinin yürütülmesinde yerel yönetimlere daha fazla sorumluluk ve yetki verilmelidir.

Bölgesel şartların dikkate alınarak düzenlemelerin yapılabilmesi için sistem içinde yerelleşme çalışmaları üzerinde durulmalıdır.

 

PERSONELLE İLGİLİ OLARAK YAŞANAN SORUNLAR

Eğitim sisteminin her düzeyi için yönetici olacak kişilerden öncelikle eğitim yöneticiliği konusunda eğitim öğretim görme şartı aranmalıdır.Hiç bir yöneticilik eğitimi almamış kişilerin yönetim makamlarına gelmesini sağlayan yönetici atama sistemi eğitime katkı sağlamayacaktır.

Personel değerlendirme sistemi eğitim sisteminin özellikleri dikkate alınarak mutlaka gözden geçirilmesi gerekir. Aynı şekilde ödüllendirme sistemi üzerinde de daha somut, adil, şeffaf kriterler getirilmelidir.

Sistemde bulunan tüm kademelerde çalışan, görevinin gereğini yerine getiren bir personelle çalışmayan veya daha az çalışan verimsiz personele aynı biçimde davranılmamalı, gerçekten çalışan, gayret edenler bunun karşılığını görebilmelidir. Bu durumu sağlayan adil bir değerlendirme ve buna bağlı olarak ödüllendirme sistemi kurulmalıdır.

Yöneticiler rutin işlerden çok eğitimin kalitesine odaklanabilmeli, sahip oldukları yetkilerini de iyi kullanabilmelidirler. Bu yönüyle iyi bir yönetici yetiştirme sistemine ihtiyacımız bulunmaktadır. Sorunlar ancak yetkin yöneticilerin önderliğinde çözülebilir.

Eğitime yönelik olarak ayrılan ekonomik, sosyal ve teknolojik tüm kaynakların verimli kullanılabilmesi için tüm bu alanlarda iyi yetişmiş insan gücü temini yanında sisteme yönelik de düzenlemeler yapılmalıdır.

Personelin iş başarım düzeyi konusunda hiçbir veriye bakılmaksızın uygulanan bir istihdam politikası vardır. Bu durum kimin verimli, kimin verimsiz olduğuna bakmaksızın sisteme bir şekilde giren herkesi en üst düzeyde başarılıymış gibi görmek sistemin verimliliğini olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden birisidir.

Eğitim sistemini kuran ve işletenler de benzer şekilde nitelikli bir eğitim, nitelikli bir kişi ve dolayısıyla nitelikli bir toplum oluşturmak istiyorlarsa bu dönemdeki öğretmenlik uygulamalarının niteliğini geliştirmeye çalışmaları gerekir.

Kurumlarda ihtiyaç duyulan uzman personelin en alt düzeyde de olsa karşılanması eğitim faaliyetlerinin verimliliği açısından tartışılmaz bir gerekliliktir. Rehber öğretmen, özel eğitimci veya okul öncesi düzeydeki öğretmen ihtiyacının mutlaka acilen karşılanması gerekmektedir. Okuldaki en önemli üç işlevden birisi olan rehberlik uzman personelin olmaması nedeniyle etkin bir şekilde yürütülememektedir.      

Göreve başlayan öğretmenlerde özellikle öğretmenlik meslek bilgisinin en üst düzeyde olması okullarda yapılan eğitim öğretim etkinliklerinin verimliliği için çok önemlidir. Bu konuda hizmet öncesi eğitim sürecinin yönlendirilmesi için ilgili kurumlarla bakanlık düzeyinde işbirliği yapılması gerekir. Aynı şekilde öğretmenler rehberlik, özel eğitim gibi konularda hiç ders almaksızın okullara gelmektedir. Bu durumun öğretmen yetiştiren kurumlarla görüşülerek giderilmesi için girişimlerde bulunulması gerekmektedir.

 

OKUL VE PROGRAMLARA YÖNELİK OLARAK YAŞANAN SORUNLAR

            Programlara yönelik düzenlemeler yapılırken birleştirilmiş sınıf gibi, köy okulu gibi farklı özelliklere sahip okulların durumları dikkate alınmalı, bu tür yerler için genel bir çerçeve belirleyip içini doldurma görevinin taşradaki ilgili birimlere bırakılması yönünde düzenlemeler yapılmalıdır.

            Eğitimin ürünü olan öğrencilerin durumlarına ilişkin de daha kısa süreli değerlendirme yapmaya imkan sağlayacak veri toplama teknikleri kullanılmalıdır. Böylece öğrencilerin durumları öğretim kademelerinin sonunda yapılacak giriş sınavlarından çok önce belirlenmiş ve önlemler de daha erken dönemde alınmış olacaktır. Bu tür sınavlar personelin verimliliğinin belirlenmesinde de farklı araçlardan birisi olarak kullanılmalıdır.

İyi okul hedeflerine ulaşabilmek için eğitimin yapıldığı fiziki ortamların mutlaka çağdaş eğitim kriterlerine uygun hale getirilmelidir. Eğitim sistemimizde merkeziyetçi anlayış mümkün olduğu kadar terk edilmelidir. Belli alanlar dışında okulun niteliğine doğrudan etki eden faktörlerin okula en yakın çevreler tarafından değerlendirilmesini sağlayan yapılar kurulmalıdır. Eğitimle ilgili her tür personelin değerlendirilmesine ilişkin etkin bir sistem geliştirilmelidir. Yeterli performansı gösteremeyen iş gücünün en kısa sürede belirlenmesi, bu durumda olanların etkin bir şekilde geliştirilmesi veya etkin kullanılabilecekleri alanlara kaydırılmasını sağlayacak bir yapının oluşturulması gerekir. İstenen niteliklere sahip olmayan bir iş gücü toplumun insan gücü kaynaklarını israf etmekten başka bir işe yaramamaktadır.

         Bu anlamda öğrenci velileri eğitim çağına gelen öğrencileri için genelde hangi okula kayıt yaptıralım endişesine düşerler. Özellikle de eğitime duyarlı olduğunu düşünen aileler ve veliler üzerinde bu endişe daha fazla hissedilir. Aileler genelde öğrenci sayısı fazla kalabalık olmayan, sosyal çevre itibariyle daha iyi şartlara sahip okullara, veya önceki yıllarda çeşitli sınavlarda başarı elde edilmiş okullara yönelme eğilimindedirler. Kurumlar arasında nitelik farkının ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu ise etkin bir denetim, değerlendirme ve geliştirme sistemiyle mümkündür.

 

 

Soru, görüş ve önerileriniz için...

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/5/2008 - Birey, Toplum ve Eğitim

Kategori: makaleler

İnsan toplumsal bir varlık olduğu için toplu halde yaşamaktadır. Ancak toplu halde yaşamak insan için olmazsa olmaz bir nitelik değildir. İnsan havasız, susuz yaşayamaz. Ancak yalnız başına yaşayabilir. Fakat toplu halde yaşamak insanın yaşam kalitesini yükseltir, yaşamını kolaylaştırır. Bu durum insanları toplu halde yaşamaya zorlamıştır. Buradan hareketle toplumda aslolanın insan olduğu sonucuna ulaşılabilir. Tarih boyunca insanlığa yönelik emirler içeren dinler toplumun tamamına değil tek tek insana yönelik mesajlar içermiştir. İnsan tıpkı binayı oluşturan tuğlalar misali toplum binasını meydana getirir. Toplumu yok sayamayız ama toplumsal değişimlerin tek tek insanlardan hareketle oluşacağını kabul etmek dünya gerçeklerine daha uygun düşecektir.

İnsan tek başına da yaşayabilirse de toplu halde yaşamanın getirdiği avantajlar insanı toplumsal yaşamın içine dahil olmaya zorlar. Bu zorunluluktan dolayı insanları toplumun zorla değiştirdiğini söylemek doğru olmaz. Zira insan toplum olmadan da yaşayabiliyorsa aslolan toplum değil insan, bireydir sonucuna ulaşabiliriz. İnsan hayatını kolaylaştırmak için topluma girer. Dolayısıyla topluma uymak ya da uymamak insanın elinde olan bir durumdur. İnsan yaptıklarını başkasının zorlamasıyla yapmaz. Bireysel amaçlarına ulaşmak için başkalarının desteğine, yardımına ihtiyaç duyar. Bir işin yapılabilmesinde birden çok insanın katılımı o işin daha çabuk, daha kolay sonuçlandırılmasına yardım eder. Bireyin kendisi için koyduğu amaçların niteliği başkalarıyla bir araya gelmesindeki amaçlarını da belirler. Bireyler kendilerine iyi, güzel, doğru, yararlı amaçlar koyarsa bu ortak amaçlar çerçevesinde kişilerle bir araya gelir. Tersine kötü niyetlerle oluşturulmuş, belirlenmiş bir takım amaçlar bireyleri bir araya getirirse o zaman ortaya çıkacak insan grubunun davranış biçimi, bu davranış biçimlerinin sonucu olarak ortaya çıkan ürünler de olumsuz olacaktır.

Bireylerin yaşamlarında karşılaştıkları olaylara alacakları tavırların niteliğini belirleyen de yine o insanın sahip olduğu geçmiş yaşam tecrübesi, olaylara bakış açısı yorumlayış şekli, olaylara yaklaşımı, değerlendiriş şeklidir. Bunlar ise çok küçük yaşlardan itibaren insanın edindiği bilgi, beceri, alışkanlık, davranış, tutum ve değerlere bağlıdır. Bireylere yönelik olarak tüm bu sayılan unsurlar önce aile ortamında, daha sonra eğitim kurumlarında ve bireyin yakın çevresinde etkileşimde bulunduğu kişilerden edindiklerinden etkilenerek oluşur, gelişir. Ancak burada bireyin iradesi hiçbir zaman toplumsal iradenin katı yönlendirmesi altında değildir. Hiçbir birey ben şu davranışı yapmak istemiyorum ancak çevrenin zoruyla bunu yapmak zorunda kalıyorum diyemez. İçinde bulunduğu çevreyi değiştirme, içinde bulunduğu çevredeki gurupları değiştirme, arkadaş çevresini değiştirme, alışkanlıklarını değiştirme şansı ve gücü bireylerde her zaman vardır. İnsan toplumun içinde rüzgarın önünde savrulan bir yaprak gibi değildir.

İnsanlar içinde bulundukları toplumda yapılanlara, yaşananlara yönelik olarak her zaman zihinsel düzeyde de olsa bir yargılamaya tabi tutarlar. Eğitim seviyesi ne olursa olsun her insan mutlaka iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek düzeyde bir anlayışa sahiptir. Eğitim insana daha uzun vadeli, daha kapsamlı, daha kompleks düşünme biçimlerini öğretir. Ama hiçbir zaman eğitimsizlik doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü bir birinden ayırt etmede can alıcı bir faktör değildir. Bu nedenle toplumsal hayatın içinde var olan yanlışlıkları, kötülükleri eğitimsizliğe bağlamamak gerekir.

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

         Ali Hikmet Demir

   (ahdiron4@hotmail.com)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/5/2008 - Eğitime Yönelik Bakış Açısı Üzerine

Kategori: makaleler

Eğitim faaliyetleri toplumu oluşturan çoğu kişi tarafından okulda yapılan öğrenme, öğretme faaliyetleri olarak düşünülür. Çoğu kişiye göre öğrencilerin okula gitmesi, okuma, yazma, temel matematiksel işlemleri öğrenmesi, müfredatın belirlediği derslere yönelik bilgi sahibi olması, yapılan sınavlarda başarılı olması eğitimin hedeflerine ulaştığının göstergesidir. Öğrencilerin devam ettikleri sınıfları başarıyla geçmişse, kendilerine öğretilen dersleri iyi bir şekilde öğrenmişse, sorulan sorulara doğru cevaplar verebiliyorsa iyi bir eğitim almış sayılabilir. İlginç olan bir çok eğitimci de aynı düşüncededir. Bu düşüncenin bir sonucu olarak öğretmenler okullarda sınıf veya derslerin içeriğini oluşturan müfredatın belirlediği çalışmaları sınıf ve okullarda gerçekleştirmeye çalışırlar. Okuma yazmayı öğrenmiş bir öğrenci, yapılan çeşitli sınavlarda başarılı olmuş bir öğrenci öğretmeninin gözünde başarılı bir öğrencidir. Toplumu oluşturan kişiler de öğrencilerden bu tür göstergelerde başarılı olmasını bekler. Eğitim öğretim işlerinin düzenlenmesinden, yürütülmesinden, değerlendirilmesinden sorumlu olan yönetim kademeleri de okul ve öğretmenlerin başarısını belirleyip bu yönde değerlendirme yaparken seviye tespit sınavlarında kaç öğrencinin başarılı olduğuna, üst öğrenim kurumlarına kaç öğrencinin girebildiğine, yapılan değişik bilgi yarışmalarında hangi okulun başarılı olduğuna bakarlar. Bu bakış açısı eğitim kavramına yaklaşan kişilerin vizyonlarını, eğitime yönelik sahip oldukları bilgi düzeylerinin derinliğini gösterir. Sokaktaki sıradan insanların eğitime dair çok derinlikli bir bilgiye, düşünceye sahip olmalarını bekleyemeyiz. Ancak eğitim alanında çalışan, yönetim kademelerinde görev alan, eğitimi kendine bir iş, uğraş alanı olarak seçerek bu alandan bir bakıma ekmek yiyen insanların bu konudaki durumlarının sıradan insandakilerden farklı olması gerekir.

Özellikle kurumsal yapılar faaliyet alanlarına yönelik olarak topluma öncülük, önderlik yapmak zorundadır. Eğitim faaliyetlerine toplumsal yapının şekillendiricisi, yönlendiricisi, geleceği inşa etmede can alıcı öneme sahip işlevler olarak bakmak ve bu bakış açısını toplumu oluşturan tüm gruplara, bireylere ulaştırmak gerekmektedir. Eğitim sadece bir bilgilenme süreci değil, kültürlenme, sosyalleşme, kişilik oluşturma, toplumsal birlik ve beraberliği güçlü bir hale getirme süreci olarak görmek ve göstermek gerekmektedir. Bunun sağlanabilmesi için de eğitimle ulaşılmak istenen hedeflerin kişilerle, gruplarla ve tüm toplumla paylaşılması gerekir. Bu sürecin iyi işletilmesi toplumdaki sıradan insanlardan çok eğitimi bir uğraş alanı olarak gören, eğitimi yönlendiren, değerlendiren, düzenleyen kurumsal yapılara büyük görev düşmektedir. Genel anlamda eğitim sistemi diye adlandırılabilecek bu kurumsal yapının etkin bir şekilde üzerine düşen görevleri yerine getirmesi gerekiyor. Öncelikle eğitim sistemi eğitimi sadece bir bilgilenme süreci olarak görmediğini göstermesi gerekiyor. Bu gerekliliğin yerine getirilebilmesi için eğitimden beklentilerin açık, anlaşılır ve herkesçe paylaşılır bir şekilde ifade edilmesi gerekiyor. İfade edilen bu gerekliliklerin yerine getirilmesi için ihtiyaç duyulan alt yapı imkanlarının oluşturulması, süreci işletecek uzman personelin zamanında ve gerektiği kadar yetiştirilip istihdam edilmesi, personelin verimlilik temelli bir anlayışla değerlendirilip sürekli geliştirilmesi, dünyadaki gelişmelerin takip edilerek sisteme entegre edilmesi, sisteme giren kişilerin istenen niteliklere sahip olarak çıkmaları konusunda işleyişin düzenlenmesi, tüm bu yapılanlara ilgili herkesin gönüllü katılımının sağlanması öncelikle ve acilen olması gerekmektedir. Sistemde yapılacak bu düzenlemeler sonrası toplumun, grupların, kişilerin eğitime yönelik bakışına etki etme imkanı da ortaya çıkabilecektir.

Eğitim sistemimize bu yönden baktığımızda öncelikle sistemde büyük sorunların yaşandığını görmekteyiz. Yukarıdan bu yana dile getirilen eğitim sürecine yönelik yanlış bakış bunun bir göstergesidir. Eğitimi salt bilgi verme süreci olarak görme yanında eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü kurumsal yapılarda büyük eksiklikler yaşanmaktadır. Kararlı bir personel seçme sisteminin olmaması, mevcut personelin verimlilik temelli anlayış bir tarafa şekilci bir anlayışla değerlendirilmesi, personelin geliştirilmesi yönünde bir endişenin olmaması, okul ve kurumlarda ihtiyaç duyulan bir çok uzman personelin istihdamı yerine işleri deneme yanılma yöntemiyle ve istatistiki veri toplama endişesiyle yapan kişilerle götürülmeye çalışılması eğitim sisteminin hemen akla gelen temel sorunları olarak sıralanabilir. Uzman personel deyince eğitim öğretim faaliyetlerinin en önemli üç ayağından biri olan rehberlik faaliyetlerine yönelik olarak okulların büyük çoğunluğunda rehber öğretmen olmaması, özel eğitimin birkaç günlük kurslarla yetişmiş alan dışı kişilere emanet edilmesi, yönetim tecrübesi, eğitimi almamış kişilerin yönetici olarak görevlendirilmesi personel yönüyle önemli eksikliklerden bazıları. Oysa bir işin istenen niteliklere uygun yapılabilmesi öncelikle o işi bilen kişilerin olmasına bağlıdır. Personelin olmadığı bir yerde işin iyi yapılabildiğinden söz etmek anlamsızdır.

Buraya kadar yazdıklarımıza bakılınca bırakın toplumun eğitime yanlış bakışının eleştirisini yapmayı işi eğitim olan eğitim sisteminde var olan yanlış, eksik bakış açısının öncelikle üzerinde durulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. 

 

Soru ve önerileriniz için…

 Ali Hikmet DEMİR

 ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 14/4/2008 - Eğitimde Kalite Sorunu Üzerine Bir Değerlendirme

Kategori: makaleler

Kaliteye yönelik değerlendirmeler yapanlar sistemi oluşturan tüm parçaların niteliğinin iyi hale getirilmesinin önemi üzerinde dururlar. Eğitim sisteminde kaliteden söz edebilmek için eğitim sistemini oluşturan tüm parçaların kalite odaklı ve nitelikli olması gerekir. Tüm parçaların niteliği sistemin genel olarak nitelikli olmasını getirir. Nitelikli bir sistem de nitelikli çıktılar verir. Toplam Kalite Yönetimi kavramı da bir bakıma sistemi oluşturan tüm parçaların aynı düzeyde nitelikli olmasını sağlamaya çalışır. Eğitim sisteminde kalite ancak bu şekilde sağlanabilir.

Eğitim sistemi eğitim faaliyetleri aracılığıyla toplumun ihtiyacı olan eğitim hizmetlerinin üretimini sağlamaya çalışır. Eğitim hizmetlerinde kalite kavramı Toplam Kalite Yönetimi anlayışının yönetim alanında ortaya çıkmasıyla ortaya çıkmıştır. Toplam Kalite Yönetimi ve diğer yönetime dair teoriler öncelikle fabrika türü üretim birimlerindeki çalışma sistemleri dikkate alınarak geliştirilmiş başarılı uygulama sonuçları elde edilince de diğer alanlara da aktarılmaya başlanmış. Eğitim sistemimiz içinde Toplam Kalite Yönetimi kavramı yokken kalite kavramı, kalite beklentisi yoktu şeklindeki bir düşünce yanlış olur. Aslında kalite ile ulaşılmaya çalışılan iyi eğitim, etkili bir hizmet beklentisi her zaman vardı. Ancak ortaya çıkan yönetim anlayışları bu beklentiyi yeni bir söylemle gündeme yeniden getirmiştir.

Sanayi alanında ulaşılan yönetsel başarıların hizmet sektörlerinde özellikle de eğitim gibi amacı insan niteliklerini etkileme olan bir faaliyette aynı mantıkla ve benzer sonuçları verecek şekilde uygulayabilmek oldukça zordur. Zira eğitimde girdi insan, süreci işleten insan, yöneten insan, süreçte kullanılan yöntem, teknik, araç ve gereçlerin etkili kullanımında en can alıcı öğe insan, değerlendirici yine insandır. Ürün olarak ortada var olan da yine insan ve insanın tam olarak ölçülemeyen, nitelenemeyen, belirlenip bir kalıba sokulamayan davranışları, düşünceleri, alışkanlıkları, duyguları ve daha bir çok farkına varılamayan tecrübeyle edinilmiş diğer nitelikleridir. İşleyiş sürecinin kapsadığı zaman, yer gibi diğer unsurlar da yine uzun, kapsamlı ve farklı çevresel etkenlerin etkisindedir. Böylesi bir ortamda, eğitim sisteminin çıktılarına bakarak sisteme yönelik kalite odaklı bir değerlendirme yapabilmek oldukça zordur. Bu söylediklerimizden hareketle eğitimde kaliteye ulaşmak imkansızdır gibi bir sonuca ulaşmak yanlıştır. Kaliteye yönelik yapılacak değerlendirmelerde özellikle Toplam Kalite Yönetiminin getirdiği kavram, ilke ve söylemleri sadece söylem düzeyinde kullanmakla eğitimde kalitenin mümkün olmadığını söylemeye çalışıyorum. Zira eğitim sistemimiz içinde özellikle son on yıldır Toplam Kalite Yönetimi kavramı adeta bir sakız gibi sistemde bulunan herkes tarafından kullanıldığı halde dişe dokunur bir çalışmanın yapılamadığını ifade etmek yanlış bir değerlendirme olmayacaktır. Eğitim sistemimizde üst yöneticilerinden en alttaki taşra yöneticilerine kadar hemen herkes Toplam Kalite Yönetimine yönelik seminer, kurs, toplantı, ders, uygulama türü etkinliklere yönetici, kursiyer, kurs öğreticisi olarak katıldığı halde, okullarda ve diğer kurumlarda kağıt üzerinde Toplam Kalite Yönetimine yönelik bir takım dosyalama faaliyeti dışında uygulamada bir sonuç alındığını görmek çok da mümkün değildir.

Toplam Kalite Yönetimi anlayışı çerçevesinde eğitim faaliyetlerinde kaliteye ulaşmak mümkün değildir demek istemiyorum. Ancak yeni kavramların sisteme entegre edilebilmesi için klasik anlamda bir kalite anlayışı olmaksızın yeni bir anlayışı bina etmenin mümkün olmadığını herkes bilmelidir. Yönetim anlayışının bilimsel bir mantıkla ele alınması yaklaşık yüz elli, iki yüz yıllık bir geçmişe sahip. Bilimsel anlayışla örgütlere, yönetime bakanlar zamanla uygulamayı, süreçleri, işleyişi geliştirmişler ve adım adım yeni anlayışlara ulaşmışlardır. Bilimsel yönetim klasik bir yönetim anlayışına, o da çağdaş yönetim anlayışlarına evrilmiştir. Oysa eğitim sistemimize bu çerçevede bakıldığında bilimsel bir anlayışın dahi sistemimizde tam olarak hakim olduğunu görmek mümkün olamamıştır. Tarihi süreç içinde yaşamadığımız bir tecrübeyi, oluşturmadığımız bir yapıyı ithal ederek sistemimize entegre etmeye çalışmakla başarılı olabilmek mümkün değildir. 

Eğitim Sistemimizde Kalite sorunu vardır. Bunun üzerinde mutlaka durulmalıdır. Ancak bunu illa Toplam Kalite Yönetimi anlayışının getirdiği ilke, kavram, yöntem, teknik, yol ve süreçlerini kullanarak yapacağız diye bir zorunluluk içinde olmamalıyız. Zira Toplam Kalite Yönetimi anlayışı uzun tarihi tecrübe ve uygulama süreçlerinin sürekli geliştirilmesi ile ortaya çıkmış bir anlayıştır. Geçirilen bu tecrübeleri ve uygulamaları bilmeksizin tepeden inme uygulamaya geçirmeye çalışmak uygulamacıların kafasını daha da karıştırmaktadır. Bilmedikleri, anlamadıkları, tanımadıkları kavram, ilke, yöntem ve teknikler uygulayıcılar tarafından yabancı görülmekte bu da her şeyi sırf üstler istiyor diye yapar hale getirmektedir. Sonuçta da her şey kağıt üzerinde kalmaktadır. Bunun yerine eğitim sistemimizi analiz ederek sistemi oluşturan parçalar üzerinde kaliteye odaklı bir yapılanmaya gidilmeli, sistemde en üstten en alta kadar her düzey birbiri ile uyumlu bir hale getirilerek işleyişi öncelikle bilimsel bir mantıkla ele almalıyız. Bilimsel mantıkla ele alınan sistemde yapılacak sürekli geliştirme ve iyileştirme çalışmalarıyla daha iyi sonuçlar verir hale gelecek ve sonuçta kalite de ortaya çıkacaktır. Toplam Kalite Yönetimi anlayışının ulaşmaya çalıştığı sonuçta benzer denebilir. Ancak eğitim sistemimizi işleten kişiler Toplam Kalite Yönetimi anlayışını yeterince tanımadıkları için benzer sonuçları hedeflese dahi Toplam Kalite Yönetiminin kavram, ilke, yöntem, araç-gereç ve süreçlerine yabancı oldukları için uygulamaları anlamaksızın yapar görünmektedirler. Toplam Kalite Yönetimi anlayışının söylemlerini kullanmaksızın kaliteye yönelik yapılacak analiz çalışmaları sistemde bulunan kişiler tarafından daha kolay anlaşılacağı için uygulayıcılar ne yaptıklarını bilerek davranacaklardır bu ise oldukça önemlidir. 

 

Soru ve önerileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

 ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 7/4/2008 - Eğitimi Etkileyen Faktörler ve Eğitim

Kategori: makaleler

Eğitim kavramı toplumsal yaşamın şekillendirilmesinde önemli faktörlerden birisidir. Eğitimi toplumsal yaşamın şekillendirilmesinde tek faktör olarak kabul etmek yanıltıcı sonuçlara ulaştırabilir. Zira toplumsal yaşamın içinde eğitim faaliyeti dışında sayısız bireysel, toplumsal, formal, informal ilişkiler, etkileşimler, faaliyetler söz konusudur. Tüm bunlar bir şekilde toplumun, toplumu oluşturan bireylerin yaşantısını etkiler. Bu nedenle eğitimi tek faktör olarak görmemek gerekir. Bu bakış açısı her şeyin çözümünün eğitimden beklenmemesi gerektiği düşüncesini ortaya çıkarır. Toplumsal yaşamı doğrudan etkileyebilen ekonomik faaliyetler, siyasal faaliyetler, toplumun içinde yaşadığı çevrede etkileşimde bulunduğu coğrafi ortam, çevrede bulunan diğer toplumlarla ilişkilerin biçimi hep toplumun yaşamını doğrudan veya dolaylı etkiler. Tüm bu faktörlerin arasında eğitim de bir faktördür. Sayılan faktörler arasında eğitim belki de en hafif etkiye sahip olanlardan birisi olarak da görülebilir.

 Eğitimin etkisi eğitime verilen anlama göre, eğitimle bireylere kazandırılmaya çalışılan niteliklerin toplumsal yaşamda aldığı yere göre değişir. Eğitim faaliyeti toplumsal yaşamda var olan sayısız faaliyetler içinde ikincil derecede veya uzun vadede etkiye sahip olan faaliyetlerdendir. Eğitim faaliyeti genel yönetim olarak nitelenebilecek kamu yönetiminin alt dallarından birisi olarak söz konusudur. Bu nedenle eğitim faaliyeti genel yönetimin aldığı, alacağı kararlarla her zaman yönlendirilmeye açık bir konumdadır. Eğitimin program boyutu, personel boyutu, yapı boyutu her zaman genel yönetimin alacağı kararlara göre değişebilir. Bu yönüyle bakıldığında günlük yaşamda insanın veya toplumun yaşamını daha çabuk değiştirebilen, etkileyebilen diğer faktörler eğitimin uzun vadeli etkisini değişik yönlere kanalize edebilecek güce sahiptir. Nitekim eğitim sürecinin içinden geçtiği halde istenen niteliklere sahip olmayan bir çok kişiyle karşılaşmak her zaman mümkündür. Bu durum bize eğitimin her zaman istendiği gibi sonuçlar vermeyebileceğini gösteren önemli bir delildir. Eğitim insana bir takım bilgiler, beceriler, duygular, algılayış şekilleri kazandırabilir. Ancak bu kazanılan bilgi, becerilerin, algılayış şekillerinin kullanılacağı toplumsal yaşam homojen, istendiği gibi şekillendirilebilen, kontrol altında tutulabilen bir alan değildir. Bu nedenle bireyler eğitimle elde ettikleri bilgi, beceri, alışkanlık ve algılayış biçimlerini içinden geçtikleri eğitim sürecinde kullandıkları şekilde kullanma gibi bir zorunluluk içinde değiller.

Toplumsal yaşamda ekonomik, siyasal, sosyal ve çevresel faktörleri göz ardı ederek eğitimle ilgili değerlendirmeler yapmak doğru sonuçlara ulaşmayı engeller. Toplumsal yaşama yönelik değerlendirmeler tek bir faktöre bağlı olarak yapılamaz. Toplumsal yaşamda var olan ekonomik, siyasal, sosyal ve çevresel faktörlerin durumu, bu faktörlerin niteliği, yapısı bireysel, toplumsal, kurumsal tüm yapıları doğrudan etkiler. Eğitim sistemi de bu faktörlerden ilk anda etkilenecek alanlardan birisidir. Bu nedenle eğitime dair yapılacak her tür değerlendirmeyi anılan faktörlerden bağımsız düşünmemek gerekir. Ekonomik, siyasal, sosyal ve çevresel faktörler ise çok daha karmaşık etkileşimler içinden geçerek ortaya çıkar.

Toplumsal yaşam kısa bir süre içinde değişip başkalaşmaz. Toplumların yaşamında yıllar, on yıllar fazla bir önem taşımaz. Yüzlerce yıl boyunca ortaya çıkan yaşayış şekilleri toplumsal dokuları şekillendirir, toplumsal dokular oluşturulan kurumlarda vücut bulur. Yüzyıllardır geçirilen yaşantılar genel anlamda yönetim anlayışımızı, toplumsal kurumlarımızın oluşumunu etkilediğine göre eğitime yönelik tartışmaları bu genel oluşumlardan uzak kalarak yapamayız.

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

Ali Hikmet Demir

(ahdiron4@hotmail.com)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 31/3/2008 - Eğitim Sürecinin Amaçlarına Ulaşması Sorunu Üzerine

Kategori: makaleler

Eğitimle edinilen becerilerin, yeteneklerin değerlendirilmesi sadece kişilerin kendilerine bağlı bir durum değildir. Kişiler eğitimle bilgi, beceri, kabiliyet, yetenek, anlayış, nitelik kazanırlar.  Ancak kazanılan bu nitelikler ancak değerlendirildiği takdirde bir anlam kazanır. İnsan gücünün değerlendirilmesi işi ise bireysel ve toplumsal düzeyde iş alanlarının oluşturulmasına bağlıdır. İş alanlarının oluşturulması ekonomi kavramı ile birebir örtüşmektedir. Ekonomi ile eğitim kavramları arasındaki ilişkinin nitelikleri üzerinde bir başka yazıda durmak üzere bu yazıda daha çok eğitim sürecinin nitelik geliştirme yeteneği sorunu üzerinde durmak istiyorum.

Eğitim faaliyetlerine teorik anlamda katılmak kişilere istenen nitelikleri kazandırıp kazandırmadığı hususunun üzerinde mutlaka durulması gerekir. Bir eğitim faaliyetine, eğitim kurumuna, eğitim sürecine girmek ve bu süreci, faaliyetin, kurumun kapsadığı, içerdiği, belirlediği süreyi, programı, çalışmaları tamamlamış olmak o alandaki bilgi, beceri, davranış ve nitelikleri en üst düzeyde veya en azından istendiği şekilde edindiği, kazandığı anlamına gelmemektedir. Bir örnek verilecek olursa liseyi bitiren bir öğrenci diploma almaya hak kazanabilir. Ancak mezun olan kişinin lisede verilmeye çalışılan tüm alanlarda gerçekten bilgi, beceri sahibi olduğu anlamına gelmez. Okullarımızda yıllar boyu yabancı dil dersleri gören ve sınıflarını, derslerini en üst düzey notlarla, derecelerle bitiren kişilerden kaç tanesinin öğrendiğini söylediği yabancı dili konuşabildiğini, kullanabildiğini saymaya gerek yoktur. Yüzlerce saat yabancı dil eğitimi alan kişilerden çok düşük bir azınlık özel bir çabası, gayreti, durumu varsa belli bir düzeyde yabancı dil bilgisine sahip olabilir. Bunların dışındaki büyük çoğunluk resmi belgelerde çok iyi düzeyde yabancı dil bildiği söylense bile aslında yabancı dilde hiçbir şey bilmez durumdadır denilebilir.

Benzer durumda üniversite düzeyinde eğitim alanların bir çoğu yıllarca eğitim aldığı alanda kabaca birkaç temel kavram dışında bir konudan haberdar değilmiş gibi olanların sayısı hiç de az değildir. Ziraat fakültesini bitirip tarladan haberi olmayan mühendisler, tıp alanında eğitim diplomasına sahip olup kan görmeye dayanamayan, eğitim hayatı boyunca hastayı sadece uzaktan hastane yatağında gören doktorlar, bir tek makine vidası sıkmadan makine mühendisi unvanını taşıyanlar, yönetim eğitimi almaksızın yöneticilik yapanların sayısı hiç de az değildir. Buradan elbette tüm mezunların bu durumda olduğunu iddia ettiğimiz zannedilmesin. Ancak kişilerin eğitim gördüğü alana ilişkin büyük eksikliklerle sistemden çıktıkları iddiasını iptal edebilmek örneklere bakınca çok zor görünmektedir. Konumuz eğitim olduğu için eğitim alanından da bir örnek verelim. Milli eğitim bakanlığının düzenlediği hizmetiçi eğitim faaliyetlerine katılan kişilerin çoğu eğitim faaliyetine katılırken ileride lazım olur, bir belgemiz bulunsun düşüncesiyle hareket etmektedirler. Alınan eğitim faaliyetinin getirilerini daha ileri düzeylere kadar götürenler mutlaka vardır. Gerçek anlamda bu eğitim faaliyetlerinin kazandırdıklarını kullananlar mutlaka olabilir. Ancak bu türde olanlar istisnai niteliktedir.

Okullar, üniversiteler, eğitim veren kurumlar öğrencilerine, kursiyerlerine, katılımcılarına mesleki konularda, kuruluş amaçları doğrultusunda eğitim vererek onları bu alanda yetiştirmeyi hedefler. Bu yetiştirme işi okul, kurum veya üniversitelerde görev yapan öğretim görevlisi personel aracılığıyla yapılır. Dolayısıyla okul veya üniversitedeki verilen dersin niteliği o dersin öğretmeninin yeterlilik düzeyiyle doğrudan ilgilidir. Dersi alan tüm öğrencilerin en üst düzeyde bilgi, beceri, davranış, alışkanlık, tutum kazandığını iddia etmek için mezunların durumlarına ilişkin değerlendirme yapabilmek gerekir. Oysa eğitim kademelerinin hiç birisinin sonunda mezunların beceri düzeyini belirleyen genel bir değerlendirme yapmayı sağlayacak bir veri yoktur. Her öğretim kademesi kendisi için hazırlanmış programlara göre faaliyetini gerçekleştirir. Hazırlanan programların uygulanması sürecinde uygulayıcının yapacağı değerlendirme programa dahil olan öğrencilerin durumunu belirlemede yeterli kabul edilmektedir.

Hazırlanan program gereği görevli öğretim elemanının yaptıkları değerlendirmeler sonucu programa katılanlar başarılı kabul edilir. Sonuçta tüm programı bitiren bir öğrenci mezuniyet hakkı elde etmiş olur. Diploma almaya hak kazanır. Ancak diploma almaya hak kazanıncaya kadar geçen sürecin gerçekten nitelikli, istendik, amaca ulaştırıcı bir şekilde işlediğini iddia etmek oldukça zor görünmektedir. Zira yapılan genel seviye sınavlarında (KPSS, TUS, KPDS, OKS, ÖSS vb.) herhangi bir ek destekleyici kurs, ders almaksızın mezunların başarılı olamadıkları rahatlıkla görülebilir. 

 

Soru ve önerileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

 ahdiron4@hotmail.com

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 20/3/2008 - Çocuk Eğitimi ve Çevre Faktörü Üzerine

Kategori: makaleler

İnsanın diğer varlıklardan farklı olarak, yaşamını kendi ayakları üzerinde, kimsenin yardımı olmaksızın sürdürebilmesi için uzun bir zaman geçmesi gerekir. İnsan doğum sonrası bebeklik, çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinden geçer. Yetişkinlik dönemine ulaşıncaya kadar en azından 15-20 senelik bir sürenin geçmesi gerekir. Dolayısıyla insan 15-20 yıllık bir sürenin sonunda kendi ayakları üzerinde durma becerisini  kazanabilir. Bu zamana kadar çevresindekilerin yardım, destek ve bakımına muhtaçtır. Oysa hayvanlara bakıldığında bazen doğar doğmaz veya bazen kısa bir süre sonra kendi ayakları üzerinde durur, kimseye muhtaç olmaksızın yaşamını sürdürür ve birkaç yıl içinde de yetişkin bir duruma gelmektedir.

Çocuğun gelişiminde çevrenin etkisini daha önemli görüp ailenin etkisini önemsiz, güçsüz, yetersiz görenler var. Ancak tarih boyunca azınlıkların çoğunluklar içinde yok olup gitmemesi bu düşünceyi doğrulamıyor. Binlerce yıl boyunca dünyanın her tarafına yayılmış Yahudiler devletleri, üzerinde yaşayacakları ülke toprakları olmaksızın içinde bulundukları her toplumda benliklerini, vaat edilmiş topraklara olan özlemlerini hiç kaybetmediler. Benzer şekilde Osmanlı Devleti içinde azınlık durumunda yaşayan topluluklar da yine benliklerini yüzlerce yıl boyunca kaybetmediler. Günümüzde Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan, ev-bark, çoluk çocuk sahibi olan soydaşlarımız yine benliklerini korumaya devam ediyorlar. Belki siyasal, sosyal, kültürel olarak farklı özelliklere sahip küçük grupların durumunu istisna olarak niteleyenler olabilir. Ancak bir arada yaşanılan çevrede ailelerin grupların bilinçli davranışlarıyla çevresel faktörleri etkisiz kılabileceklerine önemli bir örnektir.

 Çevre ne durumda olursa olsun aileler çocuklarını çevrenin etkisinden koruyup kendi öz değerlerini çocuklarına benimsetebiliyorlar. Çevrenin etkisine kapatabiliyorlar. Bu durum çevrenin etkisinin mutlak olmadığını gösteriyor. Ancak burada çevrenin etkisine karşı bilinçli bir aile yapısının varlığı zorunlu bir şart olmaktadır. Ailenin evde, kendi yaşantı şeklini, düşünce tarzını, hayata bakış açısını bilinçli olarak çocuklara aktarabilmesi gerekiyor. Aile çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal her yönüyle yakından ilgilenmesi, davranışlarını, konuşmalarını, dünyaya bakışını adeta taş işçiliği gibi işlemelidir. Doğduğu andan itibaren konuşmaları, davranışları ve bakış açısıyla örnek olmalıdır. Aile bu bilinçle hareket ederse çocuk içinde doğup büyüdüğü, geliştiği grubun etkisinde kalır. Belirli bir yaşa gelence de yine benzer anlayıştaki ailelerde yetişmiş yaşıt çocukların bulunduğu oyun gruplarında bulunursa çocuk ailenin belirlediği şeklin dışına kolayca çıkmaz. Ancak ailedeki her bireyin bu anlamda ortak bir bilince ve duyarlılığa sahip olması gerekiyor.

Ailenin bir ferdi olan çocuğun zihinsel, sosyal, duygusal ve daha diğer bir çok yönden şekillendirilmesini katı, şekilci, yaratıcılığı öldüren, bireyin kendi öz yaşamını yaşamasının önünde engel olarak görenler olabilir. Ancak toplumun maddi ve manevi her tür mirasını nitelemede kullanılan kültür toplumların devamlılığı için çok önemlidir. Geleceğini garanti altına almak isteyen hiçbir toplum, düşünce yapısı, hayat tarzı kendi öz değerlerini yeni yetişenlere aktarmaktan uzak kalamaz. Çocuğu dünyaya getiren ailenin hukuksal, sosyal, siyasal her tür değer ölçüsüne göre çocuk üzerinde hak sahibi olduğunu kabul eder. Bireyin hayata geldiği andan itibaren uzun bir gelişim sürecine ihtiyaç duyar. Bu süreç içinde zihinsel, duygusal, bedensel, sosyal, psikolojik yönlerden yeterince olgunlaşması gerekir. Bu olgunlaşma sürecinde çocuğun kendi haline bırakılması eğitsel, anatomik ve sosyal gerçeklere de uymaz. Bu nedenle ailelerin çocuklarını istedikleri gibi yönlendirme, bilinçlendirme, büyütme haklarının olduğunu söylemek, kabul etmek gayet doğal bir durumdur.

        Aileler eğer çocuğun yetişme sürecine etkin bir şekilde katılmazlarsa ortaya çıkacak kişisel, duygusal, sosyal boşluk çevre tarafından doldurulacaktır. Böylesi aile ortamlarında yetişen çocukların çevrenin her tür etkisine açık olması normal karşılanmalıdır. Zira doğa boşluk kabul etmez. Hangi alanda bir boşluk varsa orası bir başka benzer özellikle anında ve mutlaka doldurulur. Çocuk donmamış beton gibidir, üzerine ne düşerse izi kalır; Çocukların nasihatten çok, iyi örneklere ihtiyacı vardır türü sözler çocuk eğitiminin özellikle aile ortamındaki yaşayış sürecinden itibaren ne derece önemli olduğunu gösterir. Toplum ancak bilinçli anne ve babaların yetiştireceği çocuklarla değişime, dönüşüme uğrayabilir.

 

Görüş ve Önerileriniz için...

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 25/2/2008 - Eğitimde Hedeflere Nasıl Ulaşılır?

Kategori: makaleler

Eğitim bireyin kendi kendine yapabildiği bir faaliyet değildir. İnsan nefes alıp vermeyi bilinçsiz olarak kendi kendine yapar. Bedensel fonksiyonlar yerine getirilirken bir başkasının yardımına ihtiyaç duyulmaz. Bu fonksiyonlar bedenin kendiliğinden yerine getirdiği işlerdir. Bireyler toplum içinde yaşarlar. Toplum içinde yaşarken her türlü gereksinimlerini başkalarının yardım ve desteği ile yerine getirirler. Her birey toplum içinde bir takım işleri yaparlar. Yaptıkları bu işlerin karşılığında kendi ihtiyaçlarını karşılarlar. Toplumsal yaşama dair yapılan değerlendirmelerde toplumsal hayatın içinde bir çok değişik faaliyetler yapılır. İnsanlar yaşamlarını sürdürebilmek için başkalarının çabalarından yararlanmak zorundadır. Başkalarına her zaman muhtaç olurlar. Robinson Kruzo’vari yaşam tarzları herkes için geçerli değildir.

İnsanlar doğuştan büyük bir potansiyele sahip olarak dünyaya gelirler. Sahip olunan potansiyel sadece bireyin kendisi tarafından geliştirilemez. Bireyin içinde bulunduğu çevre tarafından desteklenmesi gerekir. Bu destekleme bireyin sahip olduğu tüm potansiyeli ortaya çıkaracak şekilde olmalıdır. Bu anlamda eğitim bireyin sahip olduğu tüm potansiyeli ortaya çıkaracak şekilde düzenlenmelidir. Böyle bir düzenleme bireyi merkeze alan bir anlayışla yapılabilir. Ancak dünyadaki insan sayısı kadar birey olduğuna göre tüm bu farklılıkları dikkate alan bir eğitim faaliyetinin düzenlenebilmesi imkansızdır.

Toplumun eğitim ihtiyacını eğitim sistemi karşılar. Eğitim sistemi toplumsal yaşamda formal eğitim ihtiyacını karşılar. Formal eğitim bireyin her tür ihtiyacını karşılayabilir demek çok iddialı bir savdır. Bireylere göre farklılık gösteren pek çok alan vardır. Oysa formal eğitim belirlenmiş müfredatın çerçevesini aşamaz. Müfredat belirli tekniklerle, belirli kriterler gözetilerek hazırlanabilir. Belirlenen kriterlerin tüm bireysel ve toplumsal gereksinimleri karşılayabildiğini de söylemek mümkün değildir.

Eğitim sistemleri içinde bulundukları toplumsal yapıyı dikkate alarak oluşturulması gerekir. Tüm dünyadaki bireyleri değiştirme iddiası eğitim sistemlerinin hiç biri tarafından gerçekleştirilemez. Bu nedenle her sistemin içinde bulunduğu toplumsal çevreye dönük olarak çalışması, çalıştırılması gerekir. Eğitim sistemi içinde bulunduğu çevrede kendisini oluşturan kurumlar, bu kurumları işleten bireyler, bireyler için belirlenmiş rol ve görevlerden meydana gelir. Toplumsal yaşamda var olan gerçeklikler eğitim sisteminin hedefleriyle örtüştüğü oranda uyumluluk ortaya çıkar. Eğitim sistemini toplumsal gerçeklikle örtüştürmeye çalışmak daha gerçekçi bir yaklaşımdır. Tersini düşünürsek toplumsal gerçeklikle mücadele durumu ortaya çıkabilir. Bu ise sistemi de toplumu da yaralar. En azından birlikte hareket ederek güç, enerji üretmesi gereken iki unsur birbiri ile çatışarak güç kaybına, zaman ve enerji kaybına yol açar. Sistemler toplumsal yapıdan güç almak zorundadır. Toplumsal yapıya rağmen bir sistemin yaşaması kendiliğinden değil, zorakidir.

Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar pek çok başlık altında sıralanabilir. Eğitim sisteminin yapısal sorunları, değerlendirme sorunları, birimler arasında koordinasyon sorunları, asli sorunlar, asli unsur olan insan unsurundan kaynaklanan sorunlar, amaçlardan kaynaklanan sorunlar, eğitimin ilişkili olduğu alanlardan kaynaklanan sorunlar,

Sistemleştirilmiş bir yapıda eğitim kavramının içeriği herkes tarafından benzer şekilde algılanmalıdır. Algılayış farklılığı anlayış farklılığını getirir. Anlayış farklılığı ise uygulama farklılığını doğurur. Uygulamanın farklı olması ise farklı sonuçların ortaya çıkmasına neden olur. Algılamanın aynı olması için ortak bir bilgi, anlayış, değer ve yaşantının olması gerekir. Yapılan faaliyete katılanlar arasında algılayış, uygulama birliğinin olması faaliyetin başarısını getirir. Bu birlik bozuldukça başarı oranı düşer. Faaliyet belirlenmiş bir hedefe yönelik olarak yapılmalıdır. Belirlenen hedefler yapılacak faaliyetin yönünü, içeriğini, işleyiş sürecinin niteliğini belirler. Bu nedenle hedeflerin belirlenmesi çok önemlidir.

            Eğitim faaliyeti çok değişik faktörlerin bir araya getirilmesini gerektirir. Çok değişik faktörler eğitimin amaçları doğrultusunda işe koşulur. Eğitim insan niteliklerinin geliştirilmesine yönelik olarak yapılır. Bir başka deyişle insan niteliklerinin geliştirilmesine yönelik bir çok faktörün koordine edilmesi gerekir. Bu koordine işi bir kişi tarafından yapılmaz. Eğitim işine bir çok kişi katılır. Bir çok kişiye ihtiyaç olunca bu işe girişen her kişi aynı anlayışa, aynı bilgiye, görgüye, tutum ve davranışa sahip değildir. Bunlarda da farklılıklar söz konusudur. Bireylerin sahip oldukları her tür özellik yapılacak eğitim faaliyetini etkiler. Kültürel, sosyal, siyasal, ekonomik her tür unsur kişilerin yaptığı işe bir oranda, bir şekilde etki eder. Bu durumda toplumsal düzeydeki bir çok unsurun ortak bir hedef doğrultusunda yönlendirilmesi toplumsal etkiyi de artırır. 

 

 

Soru ve önerileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

 ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/1/2008 - Çocuk ve Eğitimi

Kategori: makaleler

Çocuk Eğitimi Üzerine 2     

                 Çocuğun eğitiminde toplumsal çevrenin en önemli faktör olduğu yönünde bir kanaate sahip olanlar var. Bu düşüncede olanlara göre çocukları aileleri ne kadar iyi yetiştirirse yetiştirsin sonuçta aileleri ne kadar iyi yetiştirirse yetiştirsin sonuçta çevrenin onları değiştireceğine inanıyorlar. Bu düşüncede olanlara göre insan küçük yaşlarda iyi, güzel, saf, temiz bir durumdayken zamanla kötüleşiyor, menfaatçilik, kıskançlık, bencillik gibi bazı kötü huyları kazanıyor. İnsanın küçük yaşlarda göstermediği olumsuz davranışları büyüyünce gösterir hale gelmesi toplumun bir suçu olarak görülüyor. Buradan hareketle de bireylerin, çocukların eğitiminde çevrenin en önemli faktör olduğu sonucuna ulaşıyorlar. Aslında insanın şekillendirilmesinde aile mi, toplum mu tartışmaları çok eskilere dayanıyor. Bu tartışmalarda en mantıklı, tutarlı düşüncenin aile ile çevrenin uzlaştırılması olduğu görülür. Bireyin en iyi şekilde geliştirilmesi ne sadece aileye, ne de sadece topluma bağlıdır. Tek kanatlı kışın uçamadığı gibi insanın yetişmesinde de tek bir unsur söz konusu olmaz.

                İnsan toplumsal bir varlık olduğu için toplu halde yaşamaktadır. Ancak toplu halde yaşamak insan için olmazsa olmaz bir nitelik değildir. İnsan havasız, susuz yaşayamaz. Ancak yalnız başına yaşayabilir. Fakat toplu halde yaşamak insanın yaşam kalitesini yükseltir, yaşamını kolaylaştırır. Bu durum insanları toplu halde yaşamaya zorlar. Buradan hareketle toplum aslolanın insan olduğu sonucuna ulaşılabilir.

                İnsan tek başına da yaşayabilirse de toplu halde yaşamanın getirdiği avantajlar insanı toplumsal yaşamın içine dahil olmaya zorlar. Bu zorunluluktan dolayı insanları toplumun zorla değiştirdiğini söylemek doğru olmaz. Zira insan toplum olmadan da yaşayabiliyorsa aslolan toplum değil insan, bireydir sonucuna ulaşabiliriz. İnsan hayatını kolaylaştırmak için topluma girer. Dolayısıyla topluma uymak ya da uymamak insanın elinde olan bir durumdur. İnsan yaptıklarını başkasının zorlamasıyla yapmaz. Bireysel amaçlarına ulaşmak için başkalarının desteğine, yardımına ihtiyaç duyar. Bireyin kendisi için koyduğu amaçların niteliği başkalarıyla bir araya gelmesindeki amaçlarını da belirler. Bireyler kendilerine iyi, güzel, doğru, yararlı amaçlar koyarsa bu ortak amaçlar çerçevesinde kişilerle bir araya gelir. Tersine kötü niyetlerle oluşturulmuş, belirlenmiş bir takım amaçlar bireyleri bir araya getirirse o zaman ortaya çıkacak insan grubunun davranış biçimi olumsuz olacaktır.

               Bireylerin yaşamlarında karşılaştıkları olaylara alacakları tavırların niteliğini belirleyen de yine o insanın sahip olduğu geçmiş yaşam tecrübesi, olaylara bakış açısı yorumlayış şekli, olaylara yaklaşımı, değerlendiriliş şekli gibi hususlardır. Bunlar ise çok küçük yaşlardan itibaren insanın edindiği bilgi, beceri, alışkanlık, davranış, tutum ve değerlere bağlıdır. Bireylere tüm bu sayılanlar önce aile ortamında, daha sonra eğitim kurumlarında ve bireyin yakın çevresinde etkileşimde bulunduğu kişilerden edindiklerinin toplamından oluşur. Ancak burada bireyin iradesi hiçbir zaman toplumsal iradenin katı yönlendirmesi altında değildir. Hiçbir birey ben şu davranışı yapmak istemiyorum ancak çevrenin zoruyla bunu yapmak zorunda kalıyorum diyemez. İçinde bulunduğu çevreyi değiştirme, içinde bulunduğu çevredeki gurupları değiştirme, arkadaş çevresini değiştirme, alışkanlıklarını değiştirme şansı ve gücü bireylerde her zaman vardır.

                 Bireyi yetiştiren ailenin birey üzerindeki etkisi gelecekte bireyin içinde bulunacağı ortamların niteliğinde de büyük etkiye sahiptir. Aile yetişen bireyin edineceği alışkanlıkları, olaylara bakışında kullanacağı değer ölçülerini kazandırmada çok büyük etkiye sahiptir. Aile kendi çocuğunu bilinçli bir şekilde yetiştirirse, yetiştirme sırasında olumlu bir örnek oluşturursa, söylediklerini aile ortamındaki her birey bizzat kendi yaşantısında uygularsa, bu şekilde ortak değerlere sahip bir çevreyle etkileşimde bulunursa böylesi bir aile ortamında yetişen çocukların yüzde yüz tersi bir ortama girmesi, aile ortamında kötü, olumsuz diye gösterilen değerleri tamamen benimser, destekler hale gelebilmesi mümkün değildir. Bu etkilenme aile ortamında verilen eğitimin bilinç düzeyiyle, örnek olma durumuyla, aile ortamında verilen değerlerin, alışkanlıkların gücüyle, toplumun sahip olduğu tarihsel, kültürel, sosyal değerlerle uyumlu olup olmamasına göre değişir. Bireylerin niteliği toplumun niteliğini etkiler. Toplum da bireyi etkiler ama bu etki yine büyük oranda bireye bağlıdır.

 

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 20/1/2008 - Yeni OGS'ye Dair

Kategori: makaleler

Yeni Orta Öğretime Geçiş Sistemi Üzerine Bir Değerlendirme

SBS(Seviye Belirleme Sınavları) bu yıldan itibaren uygulanmaya başlayacak. Bu sınavlar OKS sınavlarına olan yoğun ilgiyi azaltmayı hedefliyor. Acaba bu hedefe ulaşılabilecek mi? OKS’ye yoğun ilginin nedeni üzerinde durulması gerekiyor. Veliler, aileler iyi bir yaşamın iyi bir eğitimden geçtiğini düşünüyorlar. İyi bir eğitim ise iyi bir üniversiteye gitmekten geçiyor. Üniversite mezunu sayısının her geçen gün arttığı ülkemizde sadece üniversite mezunu olmak yeterli bir nitelik olmaktan çoktan çıktı. İyi bir üniversiteden mezun olmak çok daha önemli bir durumda. Tüm üniversitelerin aynı eğitim kalitesine sahip olduğunu söylemek lafta kalıyor. Tıpkı tüm üniversitelerin iyi bir üniversite olduğu sözünün laftan ibaret olması gibi tüm ilköğretim ve ortaöğretim okullarının aynı kalitede olduğunu söylemek de yine laftan, temenniden öte gitmiyor.

İyi üniversitelere girmek, iyi bir yaşamın anahtarı olarak görülmesinin çok değişik nedenleri var. Bunun en önemli nedenlerinden biri nitelikli iş alanları nitelikli elemanları almak istiyor. Aldıkları elemanlara iyi bir yaşam sunan maddi ve manevi getiriler sağlıyor. Bir bakıma çalışılacak iş alanı sahip olunacak niteliklerin belirleyici unsuru diyebiliriz. İş alanı, toplumun ihtiyaçlarını karşılama işi yani hayatın kendisi bir bakıma ne tür insanlara ihtiyaç olduğunu söylüyor. Tüm üniversiteler bunu sağlayamadığı için sağlayabilen üniversiteler kişiler tarafından tercih edilir hale geliyor. Sonuçta da sınav maratonu başlamış oluyor. Sınav  maratonunun var olması nitelikli üniversitelerin, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarının bulunmayışından kaynaklanıyor. Toplumsal yaşamdaki iş alanlarının veya nitelikli iş alanlarının kısıtlı olması bu acımasız yarışmanın ortaya çıkmasına yol açıyor. Nitelikli iş alanları ise daha fazla iş gücü, daha fazla nitelikli eleman, daha fazla üretim gibi ekonomik, toplumsal unsurların işe karışmasına yol açıyor. Uzmanlaşmanın az olduğu, her önüne gelenin her işi yapmaya çalıştığı, toplumsal ihtiyaçların karşılanması konusunda denetim dışı alanların fazlalığı gibi unsurlar da bu durumu destekliyor. Kısır bin döngünün içinde dönüp duruyoruz.

Yeni Ortaöğretime Geçiş Sistemi(OGS) ile birlikte dershanelere olan yönelimin azalacağı yönünde bir iddia milli eğitim yetkilileri tarafından dillendirildi. Bilindiği gibi yeni OGS sistemi ile OKS sınavları kaldırılmış oluyor. OKS sınav sisteminde sekizinci sınıfın sonunda öğrenciler sınava girip aldıkları puanlara göre fen lisesi, Anadolu lisesi veya diğer özelliği olan okullara yerleşme hakkını elde ediyorlardı. 8. sınıfta yapılan sınav öğrenciler ve aileleri arasında büyük bir stres kaynağı durumuna gelmişti. Niteliği düşük genel ve meslek liselerine gitmek bir bakıma ÖSS’ye giden yolda yeterince hazırlanmama anlamına geliyordu. Bu nedenle aileler ÖSS’de şanslarını arttırma düşüncesiyle çocuklarını daha ortaöğretimin başlangıcında iyi bir ortaöğretim eğitimi alması için fen lisesi, Anadolu lisesi ve diğer genel ve mesleki ortaöğretim kurumlarından ayrı özelliklere sahip ortaöğretim kurumlarına göndermeye çalışıyorlardı. Herkesin doğal olarak talep ettiği bu tür kurumlara girmek ise zorunlu olarak konulmuş olan sınavlarda alınan puanlara göre yapılmak zorunda kalınıyordu. Dolayısıyla sınavlar öğrenciler için büyük önem arz eder hale gelince çocuğunu sınavda başarılı duruma getirmek isteyen veliler okullardaki eğitimin sınavlarda yeterli olmadığını görünce bu kez sınavlara daha iyi hazırlansınlar düşüncesiyle öğrencilerini okul dışındaki yerlere yani dershaneler, kurslar, özel ders veren yerlere zorunlu olarak yöneltiyorlardı. Bu ise aileler üzerinde büyük maddi sıkıntılara yol açıyordu. Bakanlık yetkilileri, hatta bakanların kendileri bu sistemin sağlıksızlığını her ortamda dile getirmekte ve çözüm bulmaya çalışıyorlardı. Son olarak bu dönemde Milli Eğitim Bakanlığı yeni OGS ile bu sorunu çözmeyi düşünüyor. Yeni OGS sisteminin gerçekten iddia edildiği gibi okul dışındaki kurumlara yönelişi azaltıp azaltmayacağını zaman gösterecek. Ancak zamanı beklemeden de bazı öngörülerde bulunmak mümkün. Bu anlamda bir öngörüde bulunmadan önce yeni sistemi tanımak, irdelemek gerekiyor.

            Yeni OGS sistemi 8. sınıftaki OKS sınavını kaldırıyor. Bunun yerine üç farklı alandaki öğrenci başarısını üç yıllık bir süreç içinde değerlendirmeye alıp buna göre elde edilen başarıyı, elde edilen sıralamadaki yeri dikkate alarak fen lisesi, Anadolu lisesi ve diğer özel nitelikli ortaöğretim kurumlarına giriş şartlarını belirliyor. OGS ile birlikte nitelikli ortaöğretim kurumlarına giriş şartları kaldırılmıyor, şartlar yine var. Ancak ele alınan kriter değiştirilmiş oluyor. Önceden 8. sınıfın sonunda tek bir sınavdaki başarıyı dikkate alırken şimdi 6,7,8. sınıflardaki başarıları dikkate alan kriterler konulmuş oluyor. Kriterlerin sayısı çoğaltılmış oluyor. Kriterlerin niteliği değiştirilmiş oluyor ve ele alınacak kriterlerin toplanma süresi ve süreci de değiştirilmiş oluyor. Yeni sistemde öğrenciler için üç farklı alanda kriterler getirilmiş. Birincisi Yıl Sonu Başarı Puanı, ikincisi Davranış Puanı ve üçüncüsü de Seviye Belirleme Sınavı. Yıl Sonu Başarı Puanı öğrencileri bir öğretim yılı içinde derslerden aldığı notların ağırlıklı ortalamalarından elde edilecek. Bu durum öğrencinin okuldaki ders başarısına bağlı olacak. Bu durumun okuldaki eğitimi, başarıyı dikkate alması yönüyle önemli olduğu düşünülebilir. İkincisi ise Davranış Puanı. Bu öğrencilerin okulda sergiledikleri tavır, davranış, sosyal ilişkilerinin bir ürünü olarak öğretmenler tarafından verilecek. Son olarak ise Seviye Belirleme Sınavında alınan puanlar da önceki iki puanla birleştirilecek. Seviye Belirleme Sınavı 6, 7 ve 8. sınıfların sonunda o öğretim yılı içinde görülen Fen, Sosyal, Matematik, Türkçe, Yabancı Dil ve kısmen de Din Kültürü Ahlak Bilgisi derslerinden görülen konuları içerecek şekilde yapılacağı söyleniyor.

            Kriterlere bakılırsa sınavın yine olduğu görülüyor. Sınavı tamamen kaldırmaya gerek var mı, mümkün mü soruları üzerinde de ayrıca durmak gerekir. Ancak yeni sistemde de sınavın olduğuna göre dershanelere yönelişin azalacağını öngörmekte çok erken davranıldığı rahatlıkla söylenebilir. Önceki sistemde 8. sınıfta olan sınav şimdi 6. sınıftan itibaren 7. ve 8. sınıflarda da yapılacak. Yeni sistemi tanıtırken sene sonu yapılacak sınavların öğretim yılı içinde görülen derslerde işlenen konuları içerecek şekilde ve kolaylıkta olacağı söyleniyor. Ancak OKS sisteminde ve ÖSS sisteminde de zaten okullarda görülen derslerdeki konuları içeren sorular soruluyordu. Fakat bu derslerde ortaya çıkan eksiklikler dershane ve diğer okul dışı kurumlarda tamamlanmaya çalışılıyordu. Yeni sistemde de yine 6,7 ve 8. sınıflarda öğretilen konularda ortaya bir takım eksikliklerin çıkacağı ortadadır. Eksiklik olmasa bile bazı öğrenciler diğer bazılarından daha ileri duruma geçmek için dershane ve okul dışı diğer kurumlara gitme zorunluluğunu hissedecekler. Bu durum dershaneye olan yönelimi azaltmayacak tersine artıracaktır. Şimdiden dershaneler 4. 5. sınıflara yönelik kontenjanlar oluşturmaya, 4, 5. sınıflardaki öğrencilere yönelik sınavlara hazırlık faaliyetlerine girmiş durumdalar. Bu durum dershanelere olan yöneliş azalacak öngörüsünü boşa çıkarmış durumdadır. Sistem oturdukça bu yöneliş azalacak denebilir. Ancak sistemin işleyiş süreci bunu desteklemiyor. Zira öğrenciler Yıllık Başarı Puanı, Davranış Puanı ve Seviye Belirleme Sınav Puanı şeklinde üçlü puanlama sisteminin üç yıllık ortalamasına göre sıralanacak. Bu durumda her üç alanda da öğrencilerin en üst düzeyde olması yönünde bir çaba ortaya çıkacak. Böyle bir çabada seviye belirleme sınavı en önemli paya sahip olacağına göre bu sınava hazırlanma aileler için yine büyük bir stres kaynağı olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Ortaöğretim kurumları arasında nitelik farkı varolduğu sürece sınav kriteri olmak zorunda. Sınav kriterinin olduğu yerde ise okul dışındaki kurumlara yöneliş hiçbir zaman bitmez. Tersine artar.  

 

Soru ve önerileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Egitim konusunda konusmak isteyen herkesle bulusmak dilegiyle.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Sayfamız 1
Yazılarım
My facebook
Blog 2
Örnek Site1
urfaeğitim

Kategoriler

Arkadaşlar

Blogcu Yardım
bilgisayaregitimlerimiz
nilufer29
taner özdemir
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:7
Son Sayfa | Sonraki Sayfa