Egitim platformu

• 30/11/2009 - Eğitimde Kanayan Yara: Sınav Odaklı Yaklaşım

Kategori: makaleler

Hafta sonları sabahın erken saatlerinde şehrin sokaklarında dershanelere giden öğrenciler dışında neredeyse kimseler yok denebilecek türde manzaralarla mutlaka karşılaşmışsınızdır. Yaz tatili tam bitmeden başlayan koşuşturmaca okulların açılmasıyla daha da hızlanıyor. Sınavların yapılması ile kısa bir süreliğine azalmakla birlikte bir sonraki dönem yeniden başlıyor. Bu koşuşturmacanın nedeni, ne kadar süreceği konusunda kesin bir şey söylemek oldukça zor görünüyor.

Sınav odaklı yaklaşımdan hemen herkes yakınıyor. Ancak bu konuda ne yapılması gerektiği konusunda neredeyse kimsenin bir çözüm önerisi de yok gibi. Eğitim sistemimiz içinde sınav odaklı yaklaşımın bir sonucu olarak okul dışı kaynaklar büyük güç kazanıyor.

Eğitim sisteminde yönetici birimlerde bulunanlar özellikle bakanlık makamında oturan sayın yetkililerimiz sınav odaklı eğitimden uzaklaşmanın yollarını arıyorlar. Bu çabanın bir sonucu olarak da sistemde farklı değişiklikler yapılmaya çalışılıyor. Bunun en yakın örneği Cumhuriyet tarihi boyunca Hasan Ali YÜCEL’den sonra –Hasan Ali YÜCEL 7 yıl 7 ay bakanlık yapmıştı- en fazla bakanlık makamında oturma imkanına kavuşmuş kişi olan Hüseyin ÇELİK’tir. Hüseyin ÇELİK 2005’ten sonra yapılan program değişikliklerinin uygulamaya geçirilmesi çalışmaları ile Ortaöğretim Kurumları Sınavı(OKS) uygulamalarının yerine getirilen Seviye Belirleme Sınavı (SBS) uygulamalarını anlatırken dile getirdiği bir öngörüsü ile gündeme gelmişti. Hüseyin ÇELİK’in öngörüsüne göre SBS uygulaması sayesinde öğrencilerin dershanelere gitmesine gerek kalmayacaktı. Çünkü öğrencilere uygulanacak SBS çok basit olacak, okulda yıl boyunca öğrenilen konular SBS’nin içeriğini oluşturacak. Sonuçta öğrenciler bu kadar basit bir sınav için okul dışı kaynaklara yönelmeye ihtiyaç duymayacaklardı. Ancak SBS uygulamasının başladığı günden itibaren Hüseyin ÇELİK’in öngörüsünün tersine dershaneye gidenlerin oranı azalmak yerine tersine arttı. Önceden öğrenciler 7, 8. sınıfta dershaneye giderken şimdi 4., 5. sınıftan itibaren gitmeye başladılar. Hafta sonları sabahın erken saatlerinde şehrin sokaklarını şimdi 11, 12 yaşındaki çocuklar doldurmaya başladılar. SBS uygulaması bu şekliyle devam ettiği sürece de bu durum daha da kökleşerek, güçlenerek devam edecek gibi görünüyor.

Eğitim sistemini yöneten, düzenleyen, denetleyen birimlerin başındaki kişilerin öngörülerine rağmen uygulamaların değişmemesi ve bu tür öngörülerin sadece bu bakan zamanında değil önceki hiçbir bakan zamanında tutmamış olması toplumda ana baba rolündeki kişilerin söylenenlere göre değil yaşadıkları gerçeklere göre hareket etmesine neden oluyor ve insanlar, yetkililer ne derse desin bildikleri yoldan şaşmaksızın yollarına devam ediyorlar. Çünkü yaşanan gerçekler insanların söylenen sözlere inanmamak gerektiğini gösteriyor. Bu eğitim sistemimiz açısından büyük bir sorun. Eğitim öğretimi, okulları istediğiniz kadar teorik tanımlarından hareketle sınavlara hazırlık faaliyeti veya sınavlara hazırlık merkezleri değil iyi insan, iyi vatandaş, iyi yurttaş yetiştirmek veya bireyin kendisini gerçekleştirmesinde yardım süreci olarak tanımlayın toplumsal gerçeklik bu tanımların sadece kitaplarda kalmasına yol açıyor.

Eğitimin sınav odaklı olmasının nedenleri üzerinde durulursa, bu nedenler doğru bir şekilde teşhis edilebilirse belki sınav odaklı yaklaşımlardan nasıl kaçınılabileceğinin de yolları bulunabilir. İnsanlar çocuklarının iyi bir geleceğe sahip olmasını istiyorlar. Bu her ana babanın en doğal isteğidir. Bu isteğe ulaşmanın yollarını çok önceden görebilen anne ve babalar çocuklarının iyi bir öğretmen, iyi bir okul, iyi bir meslek sahibi olmasını sağlamanın yollarını arıyorlar. Sorunun en başta nedeni eğitim sisteminin kaliteli olmaması olarak belirtilebilir. Tüm öğretmenlerin, okulların aynı niteliklere sahip olduğu bir ortamda insanların daha iyinin peşine düşmesi anlamsız olurdu. Öncelikle ilköğretim ardından ortaöğretim en sonunda da üniversite düzeyinde farklı niteliklere sahip okulları, personeli gören insanlar çocuklarına avantaj sağlamanın yollarını arıyorlar. Avantaj sağlama arayışının bir sonucu olarak özel dershaneler, özel ders verenler bir çözüm kapısı olarak ailelerin karşısına çıkıyor. Aileler iyi bir meslek sahibi olmanın yolu olarak iyi bir üniversiteye gitmek olarak görüyorlar. İyi bir üniversiteye ihtiyaç duyulmasının nedeni geçmişe göre üniversite mezunlarının sayısındaki artışın getirdiği enflasyonun bir sonucu olarak her üniversiteyi bitirene iş hayatında iş bulmak neredeyse imkansızlaşıyor. İyi üniversitelerden mezun olanlar piyasada iyi yerlerde iş bulabiliyorlar. İyi üniversiteyi herkes tercih edince de doğal olarak bir sıralama ortaya çıkıyor. Tüm üniversiteleri aynı kaliteye getirelim yaklaşımı toplumsal gerçeklerle uyuşmuyor. Üniversiteye giriş sistemi bu yönüyle önemli bir sorun gibi görünüyor olabilir ancak üniversiteye giriş sistemi eğitim sisteminin sorununun nedeni değil sonucudur. Üniversiteye giriş sistemine hazırlık ortaöğretim sistemi olduğu için veliler haklı olarak üniversiteye hazırlık öncesi ortaöğretimde nitelikli eğitimin peşine düşüyorlar. Üniversiteye girişi kolaylaştıran nitelikle ortaöğretim hangi okullarda ise aileler oralara girmenin yollarını arıyorlar. Ortaöğretime girişin anahtarı ise ilköğretim sürecindeki SBS’ler olduğu için aileler daha ilköğretimden itibaren sınav odaklı bir sürece sürüklenmiş oluyorlar.

Toplumdaki ebeveynleri dolaylı olarak da bireyleri sınav odaklı sürece yönelten nedenler sadece iyi okullara gitme endişesinden kaynaklanmıyor. Eğitim sistemi de bireyleri, ebeveynleri bu sürece zorluyor. Eğitim sistemini yönetenler okullara yönelik değerlendirmeler yaparken SBS ve ÖSS başarılarındaki verileri kullanıyor. Bu durumda okul yöneticileri de öğretmenleri SBS ve ÖSS türü sınavlardaki başarı göstergelerini yükseltmeye zorluyor. Bu zorlama öğretmen,  yönetici ve aileleri sınav odaklı yaklaşımların içine daha da güçlü şekilde sokuyor. Böyle bir sürecin yaşanmasının en önemli nedenlerinden birisi eğitim öğretim faaliyetlerine ilişkin başka göstergelere sahip olunmamasıdır. Eğitimi düzenleyen birimler eğitimin niteliğine dair verilere sahip olmadıkları için bu tür sınav sonuçlarını eğitime dair kararlarında dayanak oluşturmada bir veri olarak kullanma yoluna giriyorlar. Bu yola girilince de sınav odaklı yaklaşım sistem içinde oldukça güçleniyor. Eğitim sistemi içinde eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliğine dair farklı veriler olsa veya farklı verilere ulaşma yolları bulunmuş olsa sınav odaklı yaklaşımlara bu kadar güçlü şekilde bağlı kalınmasına gerekli kalınmayacaktır. Eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliğine ilişkin veriler eğitimi yöneten birimlere doğru kararlar almada yardımcı olabilir. Eğitim yönetenler bu yolu bulmak için çaba göstermektense daha kolay yolu seçerek sınav odaklı yaklaşımlara saplanıyorlar. Ancak bu daha büyük sorunların doğmasına neden oluyor.

Aslında eğitim sisteminin sorunları farklı şekillerde ortaya çıkıyor. Üniversiteye giriş sistemi, sınav odaklı eğitim sistemi hep sorunlu eğitim sisteminin sonuçlarından her birini oluşturuyor. Eğitim sistemindeki sorunlar da aslında toplumsal sistemin sorunlarından kaynaklanıyor denebilir. Toplumsal sistemimiz eğitim sistemi dışında bir çok farklı sistemin birleşmesinden oluşmaktadır. Dolayısıyla eğitim sistemimizdeki sorunlardan söz ederken toplumsal sistemimizin diğer alanlarının sorunlarından da söz etmeyi gerektirmektedir. Zira bizim eğitim sistemimiz sorunlu iken diğer toplumsal sistemimizi oluşturan parçaların sorunsuz olduğunu söylemek gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Ülkemizdeki sağlık sistemi, adalet sistemi, güvenlik sistemi, yönetim sistemi, ekonomik sistemimiz tümüyle sorunlar yumağı haline gelmiş durumda. Tüm bu sorunlar yumağının içindeki sorunlu uçlardan birisi de eğitim sistemimiz. Eğitim sistemimizin sorunları da sınav odaklı yaklaşım, dershanecilik, özel ders vermek, üniversiteye giriş sistemi gibi göstergelerle görünür hale geliyor. Bu nedenle eğitim sistemimizin sorunlarının çözülmesi için toplumsal sistemimizin tüm sorunlarının ele alınması gerekmektedir. Bu ise kısa süreli bir çalışma ile başarılamayacak kadar zordur. Eğitim sistemimizdeki sorunları toplumsal sisteme bağlayarak sorunlu alanları eğitim sisteminin dışından geliyormuş gibi bir kanıya da saplanmamak gerekiyor. Zira eğitim sisteminin sorunları eğitim sisteminin dışından olduğu kadar kendi içinden de gelmektedir. Eğitim sisteminin dışından kaynaklanan sorunlar çok karmaşık, çözülmesi çok zor olabilir. Ancak eğitim sisteminin içinden kaynaklanan sorunların çözümü dış nedenlere göre çok daha kolay ele alınıp çözülebilir.

       Soru,  görüş ve önerilerin için….

   Ali Hikmet DEMİR

                    ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 11/8/2009 - Eğitimi Doğru Anlamanın Önemi

Kategori: makaleler

Okul eğitim faaliyetinin örgün şekilde yapıldığı ortamlardır. Okullarda yapılan eğitim faaliyetinin niteliği örgün eğitim faaliyetinin niteliği ile ilgilidir. Oysa okullar insan yaşamının sınırlı bir zamanını ve sınırlı bir yönünü ele alıp şekillendirme gücüne çok sınırlı bir oranda sahiptir. Buna karşın toplumda eğitim denilince hemen bir çok insanın zihnine okul binaları, önlüklü veya formalı öğrenciler, öğretmenler gelir. Eğitim denilince okuldaki eğitim düşünülür. Eğitim sorunları denilince okuldaki eğitim sorunları, eğitim sisteminin her türlü sorunları düşünülür. Bu durum toplumsal potansiyele gerçek anlamda katkıda bulunabilecek anlamda eğitime odaklanılmasının önünde büyük bir engel olarak durmaktadır.

Eğitimin toplumsal hayatın her alanında ortaya çıkaracağı değişimden söz edilirken daha çok bireye eğitimle kazandırılabilecek beceri, yetenek, performans, potansiyel, çalışma azim ve isteği gibi daha çok kişisel niteliklere yönelik getirileri vurgulanmaya çalışılır. Bu niteliklerin büyük çoğunluğu kişilere özgüdür. Kişinin daha çok kendi çabasının bir sonucu olarak ortaya çıkabilecek niteliklerdir. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir eğitim faaliyeti kişilere kendi istekleri dışında bir şeyler yapma gücüne sahip değildir. İnsanlara eğitimle bir çok bilgi, beceri, yetenek, yöntem ve teknik öğretilebilir, gösterilebilir. Ancak tüm bunları insanın sadece kendi isteği olduğu takdirde bir anlam ifade edebilir.

Okullar belli yaş gruplarındaki öğrencileri bünyesine alıp yine kendileri için belirlenmiş programlar çerçevesinde yetişmiş insan gücü aracılığıyla belli bir süre eğitmeye, öğretmeye çalışarak işlevini yerine getirmeye çalışabilir. Bu işlevlerini yerine getirirken bazıları çeşitli nedenlerden dolayı daha başarılı olabilirken bazıları da başarısız olabilir. Okul için belirlenmiş süreci başarıyla bitirenlere diploma verilmiş olması, diplomalı insan sayısının çoğalmış olması o toplumda her istenenin başarılabileceği anlamına gelmemelidir. Toplumun tüm bireylerine en üst düzeyde eğitim seviyesini bitirenlere verilen diploma belgelerini düzenleseniz dahi istenen sonuçlara ulaşamayabilirsiniz.

Bunun en büyük nedeni hemen pek çok şeyin öncelikle insanın bireysel yaşam şekline bağlı olmasıdır. Eğitim faaliyeti toplumu oluşturan bireylerin bu yaşam şekillerini etkileyebildiği özellikle de bireyin kendi içinden gelerek kazandığı nitelikleri kullanabilme isteğini uyandırabildiği, bu isteği uzun süre canlı tutabildiği ölçüde başarılı sayılabilir. Amacına ulaşmış olabilir. Bireysel yaşam şekli büyük bir önceliğe sahip olmakla birlikte yeterli bir şart da değildir. Bu bireysel çabaların zamanla toplumsal yaşama da aynı şekilde yansıması, toplumsal bir zemine oturması da gerekir. Bireyler edindikleri her tür niteliği geliştirmeye, kullanmaya, daha da güçlendirmeye istekli, arzulu oldukları takdirde kendileri gibi olan insanları bulacak, zamanla bunlar daha büyük gruplara, ekiplere, kitlelere dönüşecek ve sonuçta devasa toplumsal bir güç olarak ortaya çıkacaktır. Bu devasa toplumsal güç ortaya çıktığı anda da adeta yuvarlanan bir kar topunun gittikçe büyümesi ve hızlanması gibi müthiş bir hale dönüşebilecektir. Ancak bunun olabilmesi en başta bireysel yaşam şeklinin değiştirilmesi ile mümkündür. Aslında bu da bir bakıma eğitimle yapılabilir. Ancak eğitim kavramına bakışın bugünkü şekilden büyük oranda değişmesi gerekmektedir. İnsanlarımızın eğitimi belirli okulları bitirip diploma sahibi olmak olarak düşünmekten vazgeçmeleri gerekiyor. Okula gidip diploma almak eğitim sürecinin sadece bir giriş kapısı olabilir. Asıl iş bu kapıdan girdikten sonra başlamaktadır. Gerçek anlamda eğitim, hayatın içinde kişinin okulda kör-topal edindiği bilgileri kullanma, geliştirme, kıyaslamalar yaparak gerçek hayatla bağını doğru bir şekilde kurduktan sonra daha ileri aşamalara doğru hızlı adımlarla yürünmesi ile ortaya çıkabilir. Eğitimin belirli bir süre devam edip sona ermesi gibi bir durumun olmaması gerekiyor. Tersine yaşam sürdüğü müddetçe daha güçlenerek, gelişerek devam etmesi gerekiyor. Bu ise sürekli olarak eğitim, kendini geliştirme, sürekli sorgulama, sürekli kıyaslamalar yapma, sürekli değerlendirme, gözlemler yapma, bilgi edinme gibi oldukça karmaşık süreçlerin işletilmesi ile mümkün.

İçinde yaşadığımız toplumda bu anlamda eğitimin gerçek anlamda işlevini yerine getirebildiğini söylemek bir tarafa düşünebilmek bile mümkün görünmemektedir. Toplumu oluşturan bireylerin eğitimi okulla sınırlı bir zamana sıkıştırmaları, diploma sahibi olmayı eğitimin sonucu olarak görmeleri nedeniyle eğitim daha başlangıç aşamasında bırakılmaktadır. Bu durum eğitimin kişisel yaşamı değiştirmesine katkı sağlayamamasına, dolayısıyla da toplumsal boyutlara kadar ulaşamamasına neden olmaktadır. Sonuçta da toplum olarak kısır bir döngünün içinde debelenip duruyoruz. Sürekli sorunlarla karşılaşıldığı için yaşanan sıkıntılar kişileri daha da ümitsizliğe sevk etmekte, bu ümitsizlik daha da atalet yaratmakta bu durum ikinci bir kısır döngüyü doğurmaktadır. Kısır döngüler iç içe geçince sorunlar daha da büyümektedir.

Bu durumdan kurtulmanın en başta gelen adımı her bireyin kendi yaşam şeklini gözünün önüne getirip eğitim kavramının gerçek anlamda hayatında doğru bir yerde bulunup bulunmadığını düşünmesi, gerçek anlamda eğitime önem verip vermediğini değerlendirmesi ve hemen harekete geçmesidir. Kaybedilen her an zararın büyümesine, sorunların çoğalmasına yol açmaktadır.

Doğru bir değerlendirme için herkesin kendisine eğitim konusunda kendi kişisel yaşamımda neler yapıyorum sorusunu sorması ve samimi bir şekilde cevaplaması gerekiyor. Eğitim denilince ne anlaşıldığı, eğitimi okulla sınırlı anlayıp anlamadığı, özel yaşamında eğitim adına ne yaptığı, kendini geliştirme adına ne yaptığı, neler yapılması gerektiği konusunda bilgisinin ne düzeyde olduğu, gerçek anlamda bildiklerini uygulayıp uygulamadığını, dünyanın en kıymetli, en önemli, en vazgeçilmez değeri olan zamanını nasıl harcadığı gibi sorular üzerinde kişisel olarak düşünmeye başlayan bireylerin sayısı çoğaldığı ve bu soruların cevaplarını vermek için düşünmeye başlayanların harekete geçtiği anda toplumsal potansiyel de harekete geçmeye başlayacaktır. Aksi taktirde bu çamurun, kısır döngünün içinde daha çok nesiller, değerler kayıp edeceğimiz gün gibi ortadadır. 

 

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz İçin….

                      Ali Hikmet DEMİR

                ahdiron4@hotmail.com

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/7/2009 - Sınav Sonuçları ve Eğitimde Kalite İlişkisi

Kategori: makaleler

ÖSS ve SBS sonuçları açıklanmaya başlandı. Bu tür merkezi sınavlar eğitime dair mevcut duruma yönelik önemli veriler sunuyor. Sınavlarda sorulan sorulara öğrencilerin verdiği yanıtlara göre öğrencilerin bilgi düzeylerine ilişkin kanaatlere ulaşılabiliyor. Sınav sonuçları öğrencilerin durumlarına ilişkin kısmen objektif veriler olarak değerlendirilebilir. Sınavlarda genelde akademik düzeye yönelik sorular sorulduğu için öğrencinin her yönden değerlendirilmesi yerine sorular sorulan alanlara yönelik değerlendirmeler yapılması daha doğru sonuçlara götürebilir. Yapılan sınavların zamanına, şekline, süresine bakınca aslında öğrencilerin durumlarına ilişkin net bilgilere ulaşmak da doğru olmayabilir. Zira SBS’de bir yıl boyunca alınan derslere yönelik sorular sorulurken ÖSS’de çok daha kapsamlı bir dönemi içeren sorular soruluyor. Bu nedenle öğrencinin aldığı eğitimin kalitesinden ziyade sınav gününe kadar yaptığı hazırlıklara göre geldiği seviyeye yönelik bir değerlendirme yapılabilir. Daha fazlasını yapabilmek sınavların sınırlarını zorlamak anlamına gelebilir. Yapılan sınavlar test tekniğine uygun olarak hazırlanıp yürütüldüğü için yine öğrencinin durumuna ilişkin yeterli betimleyici özelliklere sahip değil denebilir. Sınavlarda verilen süre de öğrencinin durumuna ilişkin değerlendirme yapmada bizi hatalara götürebilir. Bu nedenle bu tür sınavları öğrencinin eğitim seviyesine yönelik olarak ele almak yerine sorulan sorulara cevap verme becerisi konusunda belirleyici bir unsur olarak görmek daha doğru olacaktır. Bundan başka sınavlara giren öğrencilerin sadece okullarda aldıkları eğitimle yetinmediklerini de dikkate alarak sınav sonuçlarının genellenmesinde veya değerlendirilmesinde dikkatli olunması gerekiyor.

            Yapılan sınavlara yönelik bu şüpheci yaklaşıma rağmen sınav sonuçlarını özellikle eğitim sistemi açısından ele almak gerekiyor. Öncelikle sınav sonuçlarına bakarak değerlendirme yapılmasının hatalarından, sakıncalarından söz etmekle birlikte eğitim sistemimizin ürünü olan öğrencilere yönelik bir başka verinin olmadığını unutmamak gerekiyor. Bu durum eğitim sistemimiz açısından önemli bir eksikliktir. Sınav sonuçlarına bakarak yapılacak değerlendirme sınava giren öğrencilere yönelik olarak ve sınavın kapsamı ile sınırlı olarak kalacaktır. Oysa eğitim sistemi içinde okul öncesinden ilköğretime, ortaöğretimden yüksek öğretime kadar hemen her kademenin değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Sınavlar ilköğretim için sadece 6,7 ve 8. sınıflara ortaöğretim için ise liseyi bitiren öğrencilere yönelik olarak yapılmaktadır. Bu durum eğitim sistemimizi hesabını bilmeyen müsrif tüccar konumuna düşürmektedir. Eğitim programlarında yapılan değişikliklerle sonuç değerlendirmesi yerine süreç değerlendirmesine geçilmesi, yönetim bilimleri açısından sıfır hata yönetimi gibi kavramların benimsenmeye çalışıldığı bir dönemde ÖSS ve SBS gibi sonuç odaklı değerlendirmeler yapmak eğitimimize katkı sağlamaktan çok uzaktır. Sınavlarla kapsama alınmaya çalışılan öğrencilerin durumları bir bakıma sistemin çıktısının değerlendirilmesidir. Çıktının değerlendirmesinin yapılması bu çıktıları veren sistemin elden geçirilmemesi hiçbir anlam, yarar sağlamamaktadır. Yapılması gereken sonuçlar kadar süreci de dikkate almak, sınava giren öğrencilerle sınırlı kalmak yerine eğitim sisteminin tüm kademelerinde yapılan faaliyetleri dikkate alan bir değerlendirme sistemi getirmektir. Eğitim sistemimize bu yönüyle bakıldığında yapılması gerekenden çok uzak bir noktada bulunulduğu söylenebilir. Eğitimin her alanını, her kademesini dikkate alan bir değerlendirme sisteminin geliştirilmesi gerekliliği yerine eğitim sistemimiz içinde değerlendirme dışı sayısız alanla karşı karşıya kalmaktayız. Değerlendirme yapılmaksızın sadece sınav odaklı bir yaklaşımla eğitimde bir yere gelmek neredeyse imkansızdır. 

Eğitime dair kazanım olarak on binlerce derslik yapılması eğitim adına önemli bir adım olarak görülebilir. Ancak çağımızda tek yönlü bakışlar, hareket tarzları yerine çok yönlü ve durumsal bakışlara ve hareket tarzlarına ihtiyaç vardır. Eğitime dair öncelikle fiziksel eksiklikler giderilsin daha sonra diğer adımlara geçilir anlayışı yerine durumsal bir bakış açısıyla fiziki ihtiyaçları olan yerlerde bu ihtiyaçların giderilmesine öncelik verilirken bu ihtiyaçların olmadığı, en azından fiziki anlamda sorun olmayan yerlerde de duruma göre atılması gereken bir sonraki adıma bakılması eğitim sistemimizdeki sorunlu alanları duruma, yere, konuma göre farklı gözle değerlendirilmesini getirecektir. Eğitim sistemine bakıldığında sistemin tümünde homojen bir sorun dağılımından, benzerliğinden söz etmek mümkün görünmemektedir. Bir yerde fiziksel imkanlara yönelik sorunlar varken bir başka yerde bu tür sorunların olmadığı ancak orada da bir başka tür sorunun yaşandığı görülmektedir. Oysa eğitim sistemini yönetenler fiziksel anlamda temel sorunlara odaklandıkları için bu tür sorunları olmayan ancak farklı sorunları olan yerlere farklı çözümler sunma yoluna gitmemekte daha çok temel sorunla ilgilenerek yapılabilecek diğer adımları atmaktan imtina etmektedirler. Bu durum eğitim sisteminin sorunlarının azalmasına yardım etmemektedir.

Eğitimin ne tür sorunlarının olduğunun iyi belirlenmesinde özellikle yönetim makamlarının üzerine büyük iş düşüyor. Zira eğitim sistemimiz merkeziyetçi bir anlayışla dizayn edilip işletilmektedir. Bu durum durumsal yaklaşımların ortaya konulmasında yönetsel makamlara daha büyük sorumluluklar yüklemektedir. Eğitim sisteminde sınav sonuçlarına odaklı bir değerlendirme yapılmasını beklemek yerine süreç odaklı bir değerlendirmenin geliştirilmesi için önlemlerin alınması gerekiyor. Bunun sağlanabilmesi için ise eğitimle ilgili olanların daha etkin bir şekilde kullanılmasını gerektiriyor. Öncelikle eğitim sisteminin her yönüyle etkin işletilmesi gerekiyor. Zira eğitim sistemi en azından eğitim işini bilen kişilerden oluşmuş bir sistem olarak eğitimden ne anlaşılması gerektiğine dair bir fikir birliği oluşturabilecek durumdadır. Eğitimin niteliğine ilişkin değerlendirmeler yapılırken öğrenci, veli, öğretmen, okul yönetimi etkileşimine dayalı bir yaklaşım ideal olmakla birlikte eğitim yönüyle toplumsal gerçekliklerimize uymamaktadır. Toplumda ortalama eğitimin 3-5 yıl arasında olduğu bir durumda eğitimden yararlanan velilerin eğitimin niteliğine dair etkin bir katılım göstermelerini beklememek gerekiyor. Bu nedenle öncelikle eğitim sisteminin iç işleyişinin iyileştirilmesi gerekiyor. Bu ise etkin bir yönetim, denetim, değerlendirme, eğitim ve personel geliştirme süreçlerinin kurulması ile mümkündür. Eğitim sistemi iyi bir yönetim sistemine ama her düzeyde iyi bir yönetim sistemine sahip olursa öncelikle eğitim sistemi sistem anlayışı ile çalışmaya başlar. Ardından bu yönetim sistemine katkı sağlayabilecek etkin bir denetim sistemine ihtiyaç vardır. Ancak kurulacak denetim sisteminin mutlaka süreci etkin bir şekilde izleyebilen, geliştirebilen, yönlendirebilen bir yapıda ve işleyişte olması gerekir. Etkin bir yönetim ve denetim sistemi personelin geliştirilmesinde  önemli işlevler görecektir. İyi yönetim, iyi denetim, iyi personel sonuçta iyi ürünler vermeye başlayacaktır.

Mevcut yapılanmaya bakıldığında eğitim sisteminin sistem anlayışı ile işlemeyi bırakın rasyonel bir anlayışla yapılandırılamadığını bile söyleyebiliriz. Sistemin yönetiminde de önemli sorunlarla karşılaşılmaktadır. Denetim ise neredeyse adı var gibi bir duruma gelmiştir. Personele, kurumlara yönelik izleyici, geliştirici, yönlendirici bir denetim sisteminden söz edebilmek neredeyse imkansız gibi görünmektedir. Yönetim ve denetimde yaşanan sorunlar personel değerlendirilmesi, geliştirilmesi alanında daha büyük başıboşluklara yol açmaktadır. Bu durum eğitim sisteminin nitelikli bir işleyişe sahip olmasını engellemekte ve sonuçta sınavlara yönelik olarak basındaki acı tablolarla karşılaşılmaktadır.    

 

Soru, Görüş ve önerileriniz için….

                Ali Hikmet DEMİR

               ahdiron4@hotmail.com

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/4/2009 - Topluma Nitelikli Eğitim Sunma ve Öğretmen Yetiştirme İlişkisi

Kategori: makaleler

Eğitim faaliyetleri toplumsal bir hizmet üretme aracı olarak kurulmuş olan okullar aracılığı ile yürütülmektedir. Okul öğrencinin gelişim süreci içinde hala büyük bir öneme, yere sahiptir. Öğrencilerin okul dışında eğitimle verilebilecek anlayış, bilgi, beceri, alışkanlık, tutum ve davranışları alabilecekleri bir başka yer hala yok gibidir. Toplumun eğitim seviyesi geliştikçe eğitime dair hizmet veren farklı kurum, kuruluş, ortam ve mekanlar zamanla gelişecektir.

Ailenin eğitim seviyesi öncelikle eğitim sürecinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Günümüzde bir çok aile çocuğunun eğitimini okulla sınırlı bırakmamakta, hatta aile desteklemezse okulun hemen hiçbir şey yapamadığı gibi anlayışlar daha sık dile getirilmeye başlanmıştır. Özellikle eğitime dair hassasiyet taşıyan bir çok ailede devlet okulları yerine özel okullara doğru bir yöneliş görülmektedir. Bu yönelişin altında devlet okullarında sınıfların kalabalık olması, okulların fiziki imkanlarının yetersizliği, personel yetersizliği, araç gereç yetersizliği, okullardaki güvensiz ortamlar, yetkililerin duyarsızlığı gibi bir takım olumsuzluklar nedeniyle fazla bir şey yapılamayacağı yönünde olumsuz tutum ve inançlar yer almaktadır. Bu olumsuz tutum ve inançlar imkanı olan aileleri özel okullara yönlendirmektedir.

Toplumun eğitim seviyesi itibariyle yükselmesi eğitim hizmetlerinin niteliğine dair sorgulamaların da artmasına yol açmaktadır. Toplumun eğitim seviyesinin yeterince yüksek olmaması nedeniyle de eğitimin niteliğine dair geniş toplum kesimleri tarafından etkin bir sorgulamaya gidilememektedir. Bu durum okulların eğitim kalitesi konusunda da büyük bir sorgulamayı getirememektedir. Ailelerin büyük çoğunluğu okula giden öğrencisinin sınıfını geçmesi, iyi bir karne getirmesi, takdir ve teşekkür gibi belgeler alması, okulunu bitirip diploma almasını eğitimin üzerine düşeni yaptığının bir işareti olarak saymakta ve okuldan daha fazlasını beklememektedir. Eğitimin niteliğine dair değerlendirme yapabilen küçük bir azınlık ise örgütsüz, dağınık, bireysel hareket ettiği için herhangi bir etkide bulunamamaktadır.

Okulların büyük bir toplum kesimi için tek eğitim merkezi konumunda olması okulun işlevine dair önemli çalışmaların yapılmasını gerekli kılmaktadır. Toplumun eğitim ihtiyacını karşılayan merkezler durumundaki okullarda eğitim öğretim faaliyetleri öğretmenin güdümünde, yönetiminde, inisiyatifindedir. Bu durum öğretmen nitelikleri üzerinde düşünülmesini de gerektirmektedir. Öğretmen yetiştirme sistemi ülkemizde uzun yıllar boyunca sürekli değişikliklere uğramıştır. Bu değişiklikler arasında bir birlik, beraberlik, sistemli bir bakış açısı olduğunu söylemek oldukça zordur. Tersine günü birlik karşılaşılan sorunlara acil çözüm bulma endişesi ile plansız, programsız, gelişi güzel karar ve uygulamalara dayalı olarak bir şeyler yapılmaya çalışılmıştır. Eğitime dair günü birlik karar ve uygulamaların sıkıntıları hala sürmekte ve uzun yıllar da sürmeye devam edecek gibi görünüyor.

Geçmişte yapılanlar bir tarafa günümüzde yapılan uygulamaların da geçmişte üretilmiş sorunlardan ayrı, sorunsuz, sistemli, istendik şekilde olduğunu söyleyemeyiz. Üniversiteler tarafından yürütülen öğretmen yetiştirme sisteminin eğitimin yapıldığı yerler olan okullardaki sorunları çözücü şekilde olmadığı kolayca söylenebilir. Üniversiteler öğretmen adaylarına eğitim-öğretim konusunda teorik bilgiler vererek dört yıl boyunca öğretmenlik formasyonu kazandırmaya çalışıyorlar. Üniversiteden mezun olan ve öğretmenlik formasyonu aldığı kabul edilen kişileri ise ülke çapında eğitim faaliyetlerini planlama, yönetme, denetleme görevini yürüten Milli Eğitim Bakanlığı işe almaktadır. Dolayısıyla öğretmen adaylarını yetiştiren kurumlar üniversiteler iken bunları istihdam eden bir başka kurum olan bakanlıktır. Yetiştirenle istihdam eden farklı olunca bu iki farklı kurumsal yapı arasında koordinasyonun önemi çok daha fazla bir oranda artmaktadır. Öğretmen adaylarının üniversite ortamında aldıkları eğitimle kendilerine verilen formasyon, bu süreçte öğretmen adaylarının eğitime, öğretmenlik mesleğine bakışı üzerinde önemle durulması gerekiyor. Üniversite ortamında özellikle üniversitelerin öğretmen yetiştiren fakültelerinin bulunduğu yerleşim yerlerinin kalabalık nüfus yapısı, yoğun sosyal faaliyet imkanları, öğrencinin içinde bulunduğu sosyal çevrelerin çeşitliliği ile öğretmen olduktan sonra girilen ortamların sosyal çevreleri arasında dağlar kadar fark olmaktadır. Üniversite ortamında eğitim gören bir öğretmen adayı öğrenci psikolojisi içinde olarak ancak öğretmenlik mesleğine teorik bilgi düzeyinde hazırlama dışında bir hazırlığa tabi tutulmadığı için hayata atıldığında, mesleğe girdiğinde tamamen farklı bir ortamla, çevreyle karşılaşmaktadır. Bu durum öğretmenlik mesleğini yürütecek olan kişilerde büyük değişikliklere yol açmaktadır. Üniversiteler öğretmen olarak yetiştirdikleri kişilerin alanda takibini yapmamakta, dolayısı ile mezunlarının ne tür sorunlarla karşılaştığını, ürünlerinin toplum içinde ihtiyacı ne derece karşıladığını görmemekte, görememektedir. Üniversitelerin mezunlarını takip etme, alanda karşılaştıkları sorunları görerek bu sorunların çözümüne yönelik değerlendirmeler yaparak ne kadarının kendisinden kaynaklandığını, ne kadarının kendisi dışındaki unsurlardan kaynaklandığını araştırması, sorgulaması buna göre kendi iç dizaynında düzenlemeler gitmesi bilimsel bir tutumdur. Bilimsel tutumun bilimsel çalışmalar yapması gereken kurumlardan beklenmesi en doğal bir durumdur. Ancak alanda karşılaşılan öğretmenlerin, öğretmen adaylarının hemen hiç birisi bu tür bir bilgi alışverişinden, geri dönütün varlığından söz etmemektedir. Bu durum öğretmen yetiştiren yegane kurumlar olan üniversiteler için büyük bir handikaptır. Bakanlığın da bu yönde bir bilgilendirmeye, bir geri dönüt sağlamaya yönelik çalışmalar yapma imkanı varken o da yapmamaktadır. Dolayısıyla üniversiteler öğrencilerini mezun etmekte, milli eğitim de merkezi bir takım sınavlar sonucu alınan puanlara göre adayları istihdam etmekte, kendince yeniden öğretmenleri hizmet içinde yetiştirmeye çalışmaktadır. Aslında bakanlığın bu yönde etkin bir hizmet içi eğitim faaliyetinden de söz etmek mümkün görünmemektedir. Öğretmen adayları öğretmenliği meslek içinde yıllar geçtikçe deneme yanılma ile yavaş yavaş öğrenmeye çalışmaktadır. Ancak bu tür bir çabayı öğretmenliğe dair, mesleğe dair sürekli daha iyiye ulaşma endişesi taşıyanlara özgü olarak görmek gerekir. Zira öğretmenlik mesleğinin niteliğine dair istihdamcı durumundaki bakanlık tarafından öğretmenleri sürekli gözleyen, değerlendiren, geliştirmeye çalışan bir yapıdan, anlayıştan, uygulamadan söz edebilmek mümkün değildir. Öğretmenler atandıktan sonra etkin bir değerlendirmeye tabi tutulmaksızın yıllar boyu işlerini sürdürmekte, bazen hemen hiç değerlendirme yapılmaksızın emekli olmaktadırlar. Sadece tüm devlet memurlarına yönelik olarak hazırlanmış olan sicil değerlendirmeleri öğretmenler için de her yıl yapılmaktadır. Ancak bu değerlendirmelerin öğretmenlik mesleği ile hemen hiçbir ilgisi yok denebilir.

Üniversitelerin öğretmen yetiştiren kurumlarının işleyişi ise okullardaki işleyişlere yönelik olarak teorik bilgi vermeden daha öteye gidememektedir. Okul tecrübesi, staj türü bir takım uygulamalar olmakla birlikte bunlar büyük oranda yetersiz kalmaktadır. Her üniversitenin öğretmen yetiştiren biriminin yeterliliği bu birimlerde görev yapan öğretim üyesi veya elemanlarının yeterliliğine bağlı kalmaktadır. Öğretmenlik mesleğine dair hemen hiçbir tecrübesi olmayan, alanda yaşanan sorunlara tamamen yabancı kalan kişilerin bulunduğu durumlarda öğretmen adaylarının yetişmesinde büyük eksiklikler görülmektedir. Üniversitelerin bulunduğu yerleşim yerlerinde mevcut olan merkezi birkaç okulda yapılan okul tecrübesi, staj uygulamaları öğretmenlerin uygulamasına önemli bir katkı yapmamaktadır. Alanın daha yakından tanınması için mutlaka farklı yapılardaki, farklı yerleşim birimlerindeki okulların görülmesi, yakından incelenmesi, öğretmen, öğrenci, veli, yönetici ve deneticilerle etkileşime girme imkanlarının verilmesi gerekiyor. Öğretmen adayları her tür eğitim ortamını yakından görerek yetişirse eğitimin sorunlarına daha aşina olacakları için alanda da önemli sorunlar yaşamamış olacaklardır.

Eğitimin hizmet olarak sunulmasında hala önemli bir konuma sahip olan okulların istenen niteliklere sahip hizmet sunabilmesi öğretmen kalitesine, öğretmen kalitesi ise iyi bir hizmet öncesi yetişmeye, bu ise bilimsel bir tutumla çalışan üniversitelere, öğretim üyesi ve elemanlarına, işbirliğine açık bir bakanlığa bağlıdır. 

 

   Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

  Ali Hikmet DEMİR

        ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/3/2009 - Eğitim Sisteminin Etkin İşlemesi ve Toplumsal Bilinç

Kategori: makaleler

Toplu halde yaşama zorunluluğunun bir sonucu olarak ortaya çıkan sayısız kurumsal yapılar toplumsal hayatın içinde bir ihtiyacı karşıladıkları sürece işlevlerini ve varlıklarını sürdürmeye devam edebilirler. Toplumsal hayatın içinde sayısız farklı alanda etkinlikler, oluşlar, olaylar, olgular vardır. Bu sayısız etkinlik, oluş, olay ve olgu toplumsal hayatın karmaşası içinde varlığını sürdürürken değişik kurumsal yapıların görev veya ilgi alanı içine girer. İnsanın bilgi düzeyine, algılama alanının genişliğine bağlı olarak bunların farkına varılır veya varılmaz. Farkına varılan etkinlik, oluş, olay ve olgular insanların birey olarak veya toplu olarak yaşamlarını az veya çok etkiler. Toplumun içinde yaşamlarını devam ettiren bireyler de bilgi ve algılama düzeylerinin derecesine göre bu etkinlik, oluş, olay ve olguların değişik düzeylerde farkına varırlar. Toplumların gelişmişlik düzeyleri bu farkındalık düzeyine bağlı olarak değişir. Gelişmiş bir toplumsal düzeyde bulunan toplumlarda bireylerin farkındalık düzeyi yüksek iken düzey itibariyle düşük olan toplumlarda bu düzey daha aşağılardadır. Toplumu oluşturan bireylerin farkındalığını geliştirmede medya, eğitim, iletişim imkanları gibi bir çok farklı unsur işe sokulabilir. Eğitim kavramı bu farkındalığın yükseltilmesinde oldukça önemli bir yere sahip olmakla birlikte tek başına istenen sonucu alabilmesi mümkün görünmemektedir.

Eğitim kavramının içine çok değişik alanların, unsurların dahil olduğunu kabul etmekle birlikte okulda eğitim kavramı toplumda hemen herkes tarafından eğitim denilince ilk akla gelen bir kavramdır. Aslında eğitim kavramı toplumsal, bireysel, planlı veya plansız, örgün veya yaygın, belli dönemlere yönelik veya genel anlamda herkesi içerecek şekilde yaşamın hemen her dönemi için söz konusudur. Ancak toplumsal yaşamın içinde ve bireylerin kendi öz iradelerine yönelik olarak yapılabilecek eğitim faaliyetlerinden hareketle toplumsal farkındalığı oluşturacak şekilde eğitime etki edebilmek, eğitim kavramını bu geniş kapsamıyla ele almak çalışma alanını büyük oranda genişletir, karmaşıklaştırır dolayısıyla da fikir üretmeyi güçleştirir. Sonuçta eğitim kişilerin kendi inisiyatiflerine bağlı olarak her dönemde yapılabilir. Ancak bireysel yönü ağır basan böyle bir yaklaşımla topluma etki eden bir unsur olarak eğitime dair bir şeyler söylemek zorlaşır. Bu nedenle eğitim denilince okuldaki eğitim kavramının üzerinde durarak fikir üretmek daha sonuç alıcı bir yaklaşım olacak gibi görünmektedir. Sonuçta okulda eğitim yarının büyüklerini oluşturacak olan çocuklara yönelik olarak yapıldığı için toplumsal yönü de vardır. Üstelik okulda eğitim kavramından hareketle üzerinde çalışılabilecek somut bir sistemle de karşı karşıya gelinmiş olunur. Aksi takdirde bireysel boyutta her şahıs kendi anlayışına uygun olarak eğitimi kendini geliştirme anlamında ele alabileceği için tek tek bireylerle karşı kalınır ki bu anlamda çalışma alanımız soyutlaşır. Bu soyutluktan kurtulmak için okulda eğitim diyerek alanımızı biraz daha sınırlandırmış, somutlaştırmış oluyoruz.

Eğitimciler okulda eğitim faaliyetlerinde başarı için okul, aile  ve çevrenin işbirliğinin önemli olduğunu söylerler. Okul aile ortamında çıkarak gelen çocuk üzerinde çalışırken çocuğu içinden çıkarak geldiği sosyal ortamdan soyutlayamaz. Bu soyutlama yapılamadığı için okuldaki başarı büyük oranda okulda yapılacak çalışmalar yanında aile ve çevrenin yapısına bağlıdır. Okulda eğitimin istenen niteliklere sahip olmasını okul dışında aile ve çevre önemli ölçüde etkiler ancak bu okulda eğitimin tamamen diğer iki unsurun etkisi altında kaldığını, aile ve çevreye rağmen okulda eğitimin hiçbir şekilde etkisinin olmayacağı anlamına gelmez. Aslında üç unsur birbirine bağlı olduğu kadar birbirinden bağımsız bir yapıda da bulunur. Okul, aile ve çevrenin mükemmel uyumu sonucunda okula gelen öğrenci istenen niteliklere sahip olarak yetişir. Bu üç unsur arasında okul diğer iki unsura göre daha formal bir yapı içinde yer alır. Okul sadece eğitim öğretim faaliyetine yönelik olarak kurulmuş bir toplumsal hizmet kurumu olduğu için diğer iki unsura göre daha özel bir çalışma alanına sahiptir. Aile ve çevre bu yönüyle bakıldığında daha karmaşık, daha çeşitli ilişkilerin, etkileşimlerin etkisinde kalır. Okulun bu formal yapısının bir sonucu olarak okula dair söylenebilecek hususlar diğer iki unsura yönelik olarak söylenebilecek hususlara göre daha fazla etki yaratabilir. Okul bir eğitim sisteminin içinde yer alır. Bu eğitim sisteminin nitelikli işleyişi okul işleyişini de doğrudan etkiler. Aile ve çevreye yönelik yapılması gereken çalışma alanları çok da bağımlı, sınırlı alanlar değildir. Aile ve çevreye yönelik yapılabilecek çalışmalar çalışma yapmaya niyetlenen kişilerin elini ayağını daha kolay bağlar. Aile ve çevreye yönelik etki edebilme imkanı çok daha sınırlıdır. Oysa okul formal bir yapının parçası olarak var olduğu için okula yönelik yapılacak değerlendirmeler, çalışmalar çok daha kolay olabilir.

Bu nedenle toplumsal anlamda farkındalığı geliştirmede okulda eğitim üzerinde durulması daha pratik sonuçlar verebilir. Okul toplumsal güç unsurlarının etkisinde olarak varlığını sürdürür. Topluma yönelik bir şeyler söyleme düşüncesinde olanlar okulda eğitim kavramına yönelik yapacakları değerlendirmeler aracılığıyla toplumsal güç odaklarına yol gösterebilir. Okulda eğitimin niteliğinin geliştirilmesi sayesinde toplumsal yaşamda farklılıklar oluşturulabilir. Toplumsal güç odakları da okullar aracılığıyla toplumsal dönüşüme olumlu bir katkıda bulunabilir. Okul parçası bulunduğu eğitim sisteminin niteliğine bağlı olarak daha kolay şekillendirilip yönlendirilebilir. Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar tamamen ortadan kalktığı takdirde toplumsal değişimin önemli bir parçası olan okullar da daha nitelikli hale gelebilir. Ancak eğitim sistemi sorunlu olursa aile ve çevrede var olan sorunlar daha da kökleşir. Toplumsal yaşama yönelik bir şeyler yapma iddiasında olan bir güç önce elinde bulunan araçları istendik şekilde ve etkili kullanabilir hale gelmiş olması gerekir. Toplumsal güç odaklarının en büyüğü olan devlet bu yönüyle elinde bulundurduğu eğitim sisteminin niteliğini geliştirmeli, eğitim sisteminde sorunlu alanları en aza indirmelidir. Eğitim sisteminde yaşanan sorunlu alanlara yönelik diğer yazılarda buluşmak dileğiyle..

 

 

Görüş ve önerileriniz için….

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 2/3/2009 - Eğitimin Toplumsal İşlevi Ve Bireysel Çaba İlişkisi

Kategori: makaleler

Toplumsal alanda eğitim, sağlık, adalet, ekonomi gibi bilimsel çalışmalara konu olmuş bir çok insana özgü faaliyet vardır. Toplum nezdinde yaşanan olayların tümünü tam anlamıyla tanımlamak oldukça güçtür. Zira insan davranışları bireysel olarak çok karmaşık olduğu gibi toplumsal düzeydeki insan davranışları bundan daha karmaşıktır. Konu olarak ele aldığımız eğitim kavramı da birey ve toplumu doğrudan ilgilendirmektedir.

Toplumu oluşturan bireyler olsun, aileler olsun eğitimi en üst düzeyde talep ediyor, kendileri veya çocukları adına eğitimden yararlanmanın her yolunu arıyorlar.

Eğitime dair görüş alışverişi yapılmasını sağlayacak ortamların bulunması eğitime dair konuların toplum nezdinde tartışılmasına, eğitime dair hususların düşünülmesine, bu konularda var olan olumlu veya olumsuz her şeyin ortaya konulmasına katkı sağlayacaktır. Bu ise eğitime zarar değil yarar getirir. Herkes kabul eder ki toplumun gündemine giren her sorun, bir şekilde çözülmeye çalışılır, toplumun zihninde canlılığını korur.

Bugün eğitime dair yapılan tartışmalar toplumsal değişimi doğrudan ilgilendirmektedir. Dolayısıyla tüm toplumu ilgilendirmektedir. Bu nedenle son yıllarda eğitim alanı insan mühendisliği/toplum mühendisliği biçiminde nitelendirilmektedir.  

Günlük yaşantımız içinde eğitimin önemine daima vurgu yapıldığına hemen her ortamda şahit oluruz. Akan trafikte olumsuz bir davranışla karşılaşınca eğitimsizliğe bağlarız, bir sırada beklerken sıraya girmeyen birini görürsek yine eğitimsizlikten bahsederiz. Yolsuzluklar, haksızlıklar, yanlışlıklar kısaca hemen her olumsuz durum eğitimsizliğe bağlanır. Adeta eğitim her şeyin çaresi, her şeyi çözen sihirli bir değnek olarak görülür ve olumsuzluklar karşısında herkes suçu eğitime atar.

Eğitim hakkında yediden yetmişe hemen herkesin az çok bir fikri vardır. Bunun bir nedeni de toplumda hemen herkesin hayatının bir döneminde eğitimle bir şekilde muhatap olmasıdır. Yani herkesin eğitime dair yaşanmış bir tecrübesi vardır. Yaşanan bu tecrübe herkese eğitime dair konuşma imkanı verir. Peki hemen herkesin bir şekilde eğitime dair edindiği bu tecrübe yeterli midir?...                                                                                    Eğitim kavramının içeriğine baktığımızda çok geniş bir alanla karşılaşırız. Bu geniş alanda eğitim denilince neyin anlaşılması gerektiği, ne anlatılmak istendiğinin iyi belirlenmesi gerekir. Eğitim alanının o kadar çok değişik alt dalları, ilgili alanları vardır ki eğitime dair yapacağımız bir fikir üretimi çalışmasında doğru sonuçlara ulaşabilmek için tüm bu alanlardan haberdar olmak gerekir. Aksi takdirde dar bir çerçevenin içinde yararsız, gereksiz bir kısır döngüden kurtulmak, bir sonuca ulaşmak mümkün olmaz.

Bu kadar önemli bir yere oturtulan eğitim kavramının toplumda herkes tarafından doğru bir şekilde algılandığını söylemek fazla iyimser bir bakış açısıdır. Eğitim denilince toplumda hemen bir çok kişinin aklına okulda yapılan eğitim gelir. Oysa okulda yapılan eğitimle tartışmalarda dile getirilen ve şart olarak görülen eğitim aynı düzey, kapsam ve içerikte yer almaz. Bir çok kişinin aklına gelen okulda eğitim sınırlı bir zamanda, belirlenmiş bir program doğrultusunda, çoğu zaman yetişmiş uzman elemanlar aracılığıyla yürütülen, belli yaş gruplarına yönelik olarak yapılıp sonunda diploma türü bir belgelerin verildiği faaliyetler katılanların edilgin, pasif kaldığı faaliyetler olup kişisel iradenin çok da ön plana çıkamadığı, çıkarılamadığı eğitim faaliyetleridir. Böyle bir eğitim faaliyeti ile toplumsal alanda büyük değişikliklerin sağlanabilmesi mümkün değildir.

Toplumsal hayatta yaşanan sorunların çözümüne yönelik eğitim faaliyetleri daha çok okul dışı zamanlarda, kişilerin etkin olduğu, kendi kendine öğrenme faaliyetine yönelik çalışmalardır. Bu ise içinde bulunduğumuz toplumda hiçbir toplumsal, resmi veya sivil kurumun görev alanına girmemektedir. Toplumun tümünü kapsar düzeyde bir çalışmanın sivil ve resmi bir kurumun görev alanına girebilmesi de aslında mümkün değildir. Sivil ve resmi kurumlar veya örgütler daha çok kendileri için belirlenmiş amaçlar doğrultusunda görevlendirilen kişiler aracılığıyla ve tanımlanmış görevlerin yerine getirilmesi şeklinde çalışırlar. Bu tür bir yapıda bireylerin dışardan yönlendirilmesi söz konusudur. Toplumsal yaşamın içinde yer alan tüm bireyleri böyle bir yapının içine sokabilmek mümkün değildir.

Kişilerin etkin olduğu, kendi kendine öğrenme faaliyetine yönelik çalışmalar kişisel inisiyatife bağlı olduğu için kişilerin kendi iç dinamiklerinin büyük rolü bulunmaktadır. Kişisel inisiyatife dayalı eğitim kavramının içine yaşam boyu öğrenme kavramı girmektedir. Yaşam boyu öğrenmeyi kişisel öğrenme, kişisel olarak kendini geliştirme şeklinde düşünmek gerekmektedir. Kişisel gelişim kavramı toplumda her birey tarafından yaşamının önemli bir ilkesi haline getirilmesi gerekmektedir. Ancak bu gereklilikte inisiyatifin bireylere bağlı olduğunu unutmamak gerekiyor.

Toplumu oluşturan bireyler ne kadar çok bu inisiyatifi eline alıp etkin bir şekilde kullanırsa toplumsal eğitimin niteliği de o kadar yükselecektir. Bu durumda eğitimin niteliğine yönelik sonuç almada her bireye büyük işler düşmektedir.

 

Ali Hikmet Demir

Eğitimci

(ahdiron4@hotmail.com)
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/2/2009 - Toplumsal Eğitime Olan İhtiyaç

Kategori: makaleler

Toplumu oluşturan bireylerin iyi yetiştirilmesi gerekiyor. Bunun için de herkese düşen görevler var. Ancak toplumu oluşturulan bireylerin eğitilmesi denilince hemen herkesin aklına okulda eğitim geliyor. Ancak okulda yapılacak eğitimle bireylerin her yönden yetiştirilebilmesi mümkün görünmemektedir. Zira okullar formal eğitim kurumları olarak kendileri için belirlenmiş eğitim programları doğrultusunda faaliyet yapmak zorundadır. Eğitim programlarının içeriği de öğretim kademelerinin durumu dikkate alınarak daha çok akademik düzeyde öğrenme öğretme süreçlerine yönelik olarak düzenlendiği görülmektedir. Bir başka deyişle okullarda her sınıf için belirlenmiş bir müfredat vardır. Her sınıfın müfredatını uygulamakla görevli sınıf veya branş öğretmenleri bulunmaktadır. Bu öğretmenler kendilerine verilmiş olan müfredatın dışına çıkma hak ve yetkisine sahip olmadıkları gibi buna zaman da bulamamaktadır. Sınıflardaki öğrenci sayılarının kalabalık olması, branş öğretmenlerinin bir çok sınıfa derse girmesi, öğretmenlerin yoğun müfredat yanında okulun yönetim ve öğrenci kişilik hizmetleri, rehberlik gibi diğer işlerine yönelik yapmaları gereken sorumluluklarının fazlalığı gibi hususlar da öğretmenleri bunaltmaktadır. Bu durumda öğretmenler müfredatın yetiştirilmesini dahi ancak gerçekleştirmeye çalışırken bunun dışındaki diğer işlere zaman bulamamaktadır. Okulda öğrencilerle birebir etkileşime giren başka bir eleman da olmadığı için öğrencinin sadece okulda mükemmel bir şekilde yetiştirilmesi mümkün görünmemektedir.

Okulun dışında değişik unsurların toplumsal eğitime dahil olması gerekmektedir. Ancak anayasa ve diğer yasaların eğitim öğretim faaliyetleri devletin kontrolünde ve milli eğitim bakanlığı tarafından yapılır şeklinde getirdiği düzenlemeler bu alanı milli eğitim bakanlığı dışında bir başka organizasyona kapatmaktadır. Milli eğitim bakanlığı makro düzeyde eğitime dair göstergeleri geliştirme çabaları yanında toplumsal eğitime yönelik kapsamlı, planlı, sistemli bir çalışmaya girişememektedir. Okulların yapamadığı, milli eğitim bakanlığının da zaman ve fırsat bulamadığı toplumsal eğitim faaliyetleri usta çırak ilişkisi biçiminde devam edip gitmektedir. Oysa gelişmiş toplumlarda özellikle toplumsal eğitim faaliyetleri sadece merkezi bir otoritenin eline bırakılmamakta, sivil inisiyatife de hareket imkanı verilmektedir. Ülkemizde alaylı mektepli diye eleştirilen Osmanlı Dönemi eğitim şekli toplumsal eğitim düzeyinde halen aynen devam etmektedir.

Toplumsal eğitim denilince ne demek istendiğinin de ortaya konulması belki daha açıklayıcı olabilir. Toplumu oluşturan bireyler aile ortamında doğup, büyür, gelişirler. Okul çağına gelinceye kadar çocuk aile ve yakın çevresinin kendisine verdiği anlayış, değer yargısı, davranış kalıpları dışında hiçbir farklı, sistemli örnekle karşılaşmaz. Aileyi kuran bireylerin anlayışları ne düzeyde ise çocukların anlayış düzeyi olduğu gibi çocuğa geçer. Okul çağı gelince öğrenci olarak okula başlayan birey okuldaki öğretmeninin beceri düzeyine göre yeni bilgi, beceri, davranış ve tutumlarla karşılaşır. Okula başladığı andan itibaren de yukarıda betimlemeye çalıştığım bir okul ortamına girer. Aslında okulda bulunduğu süre içinde akademik bir takım bilgi, beceri ve alışkanlıklar dışında fazla bir şey verilemez. Dolayısıyla okula geldiği süre içinde de aile ortamındaki şartlardan tamamen farklı bir ortamla karşılaşmaz. Okul ortamında farklı ailelerden gelen çocuklarla bir arada bulunarak belli bir oranda sosyalleşme söz konusudur ancak bu sosyalleşme planlı, programlı, sistemli olmaz. Çocuğun içinde doğup büyüyeceği aile ortamından başlayarak toplumsal hayatın her aşamasında ihtiyaç duyacağı bilgi, beceri, alışkanlık, değer ve tutumların planlı, programlı, sistemli ve bilinçli bir şekilde kendisine kazandırılması gerekir. Bu toplumsal eğitim kavramının içeriğini oluşturur.

Böylesi bir toplumsal eğitimin verilebilmesi için de bireyin doğumundan hatta doğum öncesinde aile kurumunu oluşturacak kişilerin aile kurumunun oluşturulması sürecinde eğitilmesi, bilgilendirilmesi gerekiyor. Aile içi ilişkiler, çocuk yetiştirme, evlilik eğitimi, ev işlerinin yapılması, evin yönetilmesi, toplum içinde farklı ortamlarda nasıl davranılacağına ilişkin iletişim becerilerinin edinilmesi, toplu yaşamanın gerektirdiği kuralların öğrenilmesi, toplumsal hayatın içinde birey olarak görev ve sorumlulukların öğrenilmesi, toplumsal kuralların niteliği, toplumsal hayatın içinde var olan ilişkiler, toplumsal hayatı düzenleyen kuralların, değerlerin niteliği gibi daha bir çok konularda toplumsal eğitim mekanizmalarının oluşturulması, işletilmesi gerekiyor. Bu şekilde uygulanacak bir toplumsal eğitim faaliyeti toplumu oluşturan her bireyin en üst düzeyde yetişmesini sağlar. Nitelikli insanların oluşturduğu bir toplum da çok daha güçlü olur. 

Bu gün saydığımız konuların hemen hiç birisinde böylesi bir eğitim mekanizması işletilememektedir. Her birey kendiliğinden ve içinde bulunduğu çevrede gördüğü kadarıyla, içinde bulunduğu grupların etkisinde kalarak kendisi nasıl algılayıp düşünüyorsa ve kavrıyorsa o şekilde kendince bir takım bilgi, beceri, alışkanlık, tutum ve değer yargılarına sahip olarak yaşamını sürdürmektedir. Bu durum en önemli toplumsal güç unsurlarından birisi olan insan gücünün heba olmasına yol açmaktadır. Eğitimin yeterince yaygınlaşmaması, herkese alabileceği en üst eğitim imkanlarının sunulmamış olması da bu durumu daha olumsuz düzeylere götürmektedir.

 

 

 

   Soru, Görüş ve Önerileriniz için

           Ali Hikmet DEMİR

       ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/1/2009 - Öğretim Standartlarına Olan İhtiyaç

Kategori: makaleler

Okullar, toplumun eğitim öğretim ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla oluşturulmuş örgütlü yapılardır. Okulların kuruluşu, işletilmesi, değerlendirilmesi eğitim sisteminin iç işi gibi algılandığı geçmiş dönemlere göre günümüzde özellikle gelişmiş ülkelerde bu anlayış yanlış bir algı olarak görülür hale gelmiştir. Bunda özellikle eğitilmiş insan gücünün artması, bilginin, iletişimin geçmişe göre çok daha kolay, çabuk, yaygın bir hale gelmiş olmasının büyük payı vardır.

Eğitim faaliyetlerinin yürütülmesinde öğretmenlerin önemli bir yer tuttuğu hemen herkes tarafından kabul edilir. Öğretmenler eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü yerler olan sınıfların en önemli yöneticileri, yönlendiricileri ve rehberleridir. Bu durum öğretmenin sınıf ortamında var olan öğretmen öğrenci etkileşiminde üstün bir konumda olmasını da sağlar. Ancak bu üstünlük eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliği konusunda öğretmenin sorumluluğunu da daha büyük bir oranda artırır. Her ne kadar son zamanlarda yapılan program geliştirme çalışmalarında öğrencilerin daha aktif olmasını gerektiren bir takım düzenlemeler yapılmış da olsa bu durum öğretmenin sınıf ortamındaki konumunda değişiklik yapamamaktadır. Sınıf ortamında öğretmenin sahip olduğu konumu değiştirecek bir düzenlemenin de yakın zamanda yapılacağını beklememek gerekiyor. Eğitim öğretim faaliyeti öğretmen öğrenci arasında bir etkileşimin sonucu olarak ortaya çıkacak ürünlere yönelik olarak yapılır. Bu durumda öğretmen ve öğrenci etkileşiminde öğretmenin üstün bir konumda olması doğaldır. Sınıf ortamında yapılan faaliyetlerde henüz istenen düzey bilgi, beceri, alışkanlık ve tecrübeye ulaşamamış öğrencilerin öğretmenlere göre daha üstün bir konumda bulunmasını beklemek de gereksiz, anlamsız ve yersizdir. Öğretmen sınıf ortamında faaliyetleri yönlendiren unsurdur.

Eğitim öğretim faaliyetlerinde önemli bir yere sahip olan öğretmenin çabaları eğitim öğretim faaliyetinin niteliğine büyük oranda etki edecektir. Bu nedenle öğretmenin çabaları büyük önem taşımaktadır. Eğitim öğretim faaliyetinin niteliğine dair bir şeyler söylemek isteyenler bu anlamda öğretmenin çabalarına yönelik olarak da bir şeyler söylemek zorundadır. Eğitim öğretim faaliyetlerinde görev alan tüm öğretmenlerin aynı düzeyde başarı gösterdiğini söylemek oldukça zor görünmektedir. Aslında bu konuda olumlu veya olumsuz bir yargıya varmak da mümkün olmayabilir. Zira öğretmen çabalarına yönelik eğitim sistemi içinde oluşmuş tartışılmaz, somut, objektif değerlendirme sistemi bulunmamaktadır. Öğretmenlerin çabalarına yönelik olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapabilmek için veriye ihtiyaç bulunmaktadır. Veri olmaksızın ne söylense yanlış olacaktır. Bu durum eğitim sisteminin üst düzeyde düzenleyicileri, değerlendiricileri, yöneticileri açısından olumsuz bir durum olarak görülebilir. Zira eğitim öğretim faaliyetlerinde en önemli faktörlerden birisi olan öğretmenlerin çabalarına yönelik değerlendirme yapmayı sağlayacak verinin hala oluşturulmamış, ortaya konulmamış olması bu çağda eğitim sistemlerinin geldiği nokta açısından bakıldığında önemli bir eksikliktir.

Yapılan eğitim öğretim faaliyetlerinde görev alan personelin çabalarına yönelik olumlu veya olumsuz bir şey söylerken bunun veriye dayalı olması değerlendirme yapacak olanlara da yol gösterecektir. Eğitim öğretim faaliyetlerinde yol gösterici verilerin oluşturulması öğretim standartları oluşturulması ile mümkündür. Öğretim standartları okullarda yapılan eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliği üzerinde bir şeyler söylemek isteyenlere, değerlendirme yapmak isteyenlere veri sağlar. Öğretim standartlarının oluşturulmasında eğitim sisteminin üst düzey yönetim mekanizmalarına büyük iş, sorumluluk düşmektedir. Hangi okulun ne düzeyde nitelikli eğitim yaptığının, hangi personelin ne düzeyde başarılı bir çaba ortaya koyduğunun belirlenmesinde öğretim standartlarıyla yapılacak karşılaştırma sonrasında daha doğru değerlendirmeler yapmak mümkün olabilir.

Eğitim sistemini yönetenlerin, dizayn edenlerin belirleyeceği öğretim standartları okullar, sınıflar, öğretmenler arasında her tür farklılığı dikkate alacak düzeyde ayrıntılı olmayabilir. Bu nedenle okullar düzeyinde de bu tür standartların oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bu anlamda merkez birimlerinin genel standartlar belirlerken okul ve daha alt düzey birimler için daha ayrıntılı standartlar belirlenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Ancak her şeyden önce böylesi bir standarda ihtiyaç olduğunun farkına varılması gerekmektedir ki bu eğitim sistemimiz için oldukça gecikmiş bir durumdur.  

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

       Ali Hikmet DEMİR

               ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 11/1/2009 - Eğitimde Rehberlik Faaliyetleri ve Sorunlar

Kategori: makaleler

Eğitim denilince toplumda hemen herkesin aklına gelen birkaç kavram sıralandığında okul en başta gelecektir. Okullarda yapılan faaliyetler olarak da eğitim öğretim faaliyetleri düşünülür. Eğitim öğretim faaliyetleri de öğretmenin kontrolünde, yönlendirmesi doğrultusunda yapılır. Dolayısıyla eğitim, okul, öğretmen kavramları eğitime dair konuların başlıcalarıdır. Eğitime dair anlayışlar geliştikçe tıpkı bilim tarihindeki alanların gelişen, çoğalan, biriken uzmanlık bilgisiyle birlikte çeşitlenmesi gibi eğitimle ilgili konular, alanlar da çeşitlenmektedir. Bu anlamda okuldaki işler düşünülürken sadece eğitim öğretim faaliyetleri ile sınırlı kalınamayacağı, eğitime dair de sadece okul ve öğretmenle yetinilmemesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Öğretmen okulda eğitim öğretim faaliyetlerini yürütürken toplumun oldukça kompleks bir alanında çalışmakta, her yönden bir çok farklı alanın etkisinde olan eğitim sektörü içinde tek başına sonuç alınamayacak bir noktaya gelinmiş bulunmaktadır. Eğitime dair fikir üretenler eğitimle ilgili olarak siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik, tarihi ve daha bir çok farklı alanın üzerinde durulması gerektiğini vurgulamaktadır. Klasik anlamda bir öğretmen ve okul, defter, kitap gibi bir takım unsurların bir araya getirilmesi ile eğitime dair her şeyin çözümlendiği anlayışı artık çok gerilerde kalmıştır.

Çok da yeni olmamakla birlikte uzun zamandır okullarda yapılan faaliyetler arasında eğitim öğretim faaliyeti bir boyut olarak ele alınmakta ancak bunların yanında yönetim bir ikinci boyut, rehberlik üçüncü bir boyut olarak okuldaki işler arasında temel olarak sayılmaktadır. Bu anlamda eğitim öğretim faaliyetlerine yönelen bir bakış açısı okuldaki işleyişin ancak üçte birlik bir alanına yönelmiş demektir. Üçte ikilik bir kısmı dışarıda tutularak eğitime dair bir takım hedeflere ulaşabilmek imkansız görünmektedir. İyi işleyen bir sistemde her parçanın önemi büyük olduğu apaçık ortadadır. En küçük bir vidanın üzerine düşen işlevi yerine getirmemesi genel anlamda sistemi olumsuz etkilediği gibi birbirinden uyumsuz durumdaki alt sistemlerin iyi bir ürün ortaya çıkarabilmesi tamamen imkansızdır. Okullarda iyi bir sonuç almayı düşünen bir bakış açısının eğitim öğretim kadar yönetime, rehberliğe büyük önem vermesi gerekmektedir.

Özellikle rehberlik faaliyetleri gelişmiş ülkelerde büyük bir ciddiyetle ele alınırken bizim sistemimizde henüz yeni yeni farkına varılmaya başlanmış durumdadır. Eğitim öğretim kavramı bireylere bilgi, beceri, davranış, görgü kazandırmayı hedeflerken hemen bir çok başka alanı gözden kaçırabilmektedir. Yüzyıllar boyu eğitim öğretim faaliyetlerini kişilere bilgi yükleme süreci olarak gören anlayış, ortaya çıkan bilimsel gerçeklerle birlikte bilgi yükleme sürecinin çok daha farklı alanlarla ilgisini fark edince rehberlik faaliyetleri ortaya çıkmıştır. Rehberlik faaliyetleri okuldaki en önemli üç faaliyetten birisi olarak ortaya çıkınca buna göre okulların yeniden dizayn edilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu zorunluluğun bir sonucu olarak okullarda rehberlik faaliyetleri amacına uygun bir şekilde organize edilmiş, ihtiyaç duyulan personel, alt yapı, araç gereç ve mesai düzenlemelerine gidilmiştir. Bu süreci amacına uygun bir şekilde işleten toplumlarda, ülkelerde, sistemlerde rehberlik faaliyetleri istenen sonucu vermiştir. Bireyin tanınması, içinde bulunduğu topluma uyum sağlaması, sahip olduğu potansiyeli en iyi şekilde ortaya çıkarıp toplumun hizmetine sunması toplumsal yaşama oldukça önemli artı değerler kazandırmıştır. Toplumların gelişmesinde en önemli unsur olan insan unsurunun istenen nitelikleri kazanmasında rehberlik faaliyetleri üzerine düşen görevleri layıkıyla yerine getirebilmiştir.

Eğitim sistemimiz içinde rehberlik faaliyetlerinin bu anlamda istendiği şekilde örgütlenebildiğini, organize edilebildiğini, personel, alt yapı, araç gereç ve işleyiş anlamında istenen noktalara gelebildiğini söylemek zor görünmektedir. Rehberlik faaliyetleri uzun zamandır eğitim öğretim sürecinin içinde var gibi görünse de rehberliğin amacına uygun bir şekilde yürütülebildiğini söylemek için çok daha fazla veriye ihtiyaç bulunmaktadır. Okullarda rehberlik faaliyeti denilince uzun zaman haftalık ders saatine eklenen bir ders saatini kapsayacak sürede yapılan bir çalışma olarak algılanmış ve öğretmenler kurullarında yapılan dağıtım sonrası sınıf öğretmeni olarak belirlenen kişilerin bu ders saatinde öğrencilerin başında beklemesi şeklinde uygulanmıştır. Günümüzde okullarda yapılan rehberlik uygulamaları da bundan farklı değildir. Sınıf Rehber Öğretmeni diye isimlendirilen kişilerin yaptığı çalışmalar eğitim sistemimiz içinde rehberlik faaliyeti olarak görülmektedir. Bu faaliyetler çerçevesinde ise ilgili öğretmen yılda iki kez öğrenci velileriyle toplantı yapmakta, son yıllarda ortaya çıkan e-okul sistemi uygulamalarına göre öğrencilerle ilgili bir takım bilgileri diğer öğretmenlerden toplamakta, yine yılda iki kez formalite icabı aynı sınıfa derse giren öğretmenlerle birlikte şube öğretmenler kurulu toplantı tutanaklarını dosyalamaktadır. Bunun dışında öğretmenlerin yeterlik düzeylerine, ilgi durumlarına göre öğrencileriyle yakından ilgilenmeye çalışan, kendisine yansıtılan öğrenci sorunlarına yönelik girişimlerde bulunan öğretmenlerin sayısı da az da olsa yok değil. Okullarımızdaki rehberlik faaliyetlerine yönelik olarak son birkaç yıldır hazırlanan programlar doğrultusunda öğrencilere yönelik bir takım etkinlikler de yapılmaya çalışılıyor ancak bunlar genelde öğretmenler tarafından bir angarya olarak görülmekte olup on beş günde bir yapılan bir takım form doldurma faaliyetlerini de istenen düzeyde bir rehberlik faaliyeti olarak ele almak rehberliğin ruhuna, amacına uygun düşmemektedir.  

Rehberlik faaliyetleri öğretmenler tarafından değişik nedenlerden dolayı yeterince önemli bir şekilde ele alınmamakta, adeta bir angarya olarak görülmektedir.  Bu bakış rehberliğe dair olumsuz bir tutumun ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Sonuçta da okulda yapılması gereken üç önemli işten bir tanesi havada kalmakta ve bir bakıma okul üzerine düşen işlevlerden birisini yerine getirememektedir. Bu önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu sorunun sonuçları üzerinde sistemli çalışmalar yapılması gerekmekle birlikte bir yazının sınırları içinde temel bazı sorunlar üzerinde de kısaca durmak yararlı olacaktır. Okulun işlevini eksik olarak yerine getirmesi eğitim hizmetinin eksik yapılmasına yol açmaktadır. Eğitim öğretim faaliyetleri ile sıkı bir bağlantısı olan rehberlik faaliyetlerinin yapılmaması eğitim öğretimde büyük oranda eksikliklerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Toplumun insan gücünü yetiştirme görevini yürütmesi gereken okulların işlevini yerine getirmemesi insan gücü unsurunun heba olmasına, bireysel potansiyelin ortaya çıkarılamamasına neden olmaktadır. İnsan gücünün heba olması bir toplum için az bir şey değildir. Özellikle de her türlü teknolojik imkanların ortaya çıkarılmasında insan unsurunun inkar edilmez önemi karşısında insan unsurunu heba eden bir toplumun bilgi toplumu çağına girmiş bir dünyada istenen noktaya gelebilmesi hayalden başka bir anlam taşımamaktadır.

Eğitim sistemimiz içinde acilen rehberlik faaliyetlerine yönelik ihtiyaç duyulan personel ihtiyacının karşılanması gerekmektedir. Bu anlamda okul öncesinden yüksek öğretime kadar en azından her okula en az bir rehberlik uzmanı görevlendirilmesi gerekir. Rehberlik uzmanlarının rahat çalışabileceği ortamların, araç gereçlerin acilen hazırlanması gerekir. Personel ve alt yapı ihtiyacının karşılanmış olması rehberlik faaliyetlerinin istenen sonucu verir hale getireceğini göstermemekle birlikte en temel adımın atılmasında bir başlangıç olacaktır. Aksi taktirde insan gücümüzü heba etmeye devam edeceğimizden kuşku duyulmaması gerekiyor.

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

       Ali Hikmet DEMİR

              ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/12/2008 - Eğitimde Kalite Nereden Başlar?

Kategori: makaleler

Eğitim faaliyeti okulda yapılır. Örgün eğitim diye anılan bu eğitim sadece okulda yapılan faaliyetlerle bitmemekle birlikte okulda yapılan boyutu büyük bir önem taşır. Eğitim öğretim faaliyetlerinin başarısını etkileyen çok değişik faktörlerden söz edilir. Okul, aile ve çevre bu değişik faktörlerin en önemli üç ayağıdır. Eğitimde kaliteyi hedefleyen bir bakış açısı bu üç önemli faktörü de dikkate almak zorundadır. Ancak bu üç faktörü de dikkate alabilecek düzeyde bir faaliyetin eğitim sistemi tarafından tek başına düzenlenebilmesi, yürütülebilmesi mümkün değildir. Okul, eğitim sistemi tarafından kurulan, işletilen düzenlenen ve yönlendirilen faktörlerden birisi olmakla birlikte sadece eğitim sistemini yönetenlerin çabasıyla sonuca ulaşabilecek bir aygıt, araç durumunda değildir. Okul için sınırlı bir etki imkanına sahip olan eğitim sisteminin aile ve çevreye yönelik eğitim faaliyetlerindeki kaliteyi arttırabilecek düzeyde köklü değişimi sağlayabilmesini beklemek gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Aile ve çevre sadece eğitime dair çalışmalarla yönlendirilemeyecek kadar karmaşık, büyük, çok farklı alanlarla karşılıklı bağımlılık içindeki sistemlerle çevrili durumdadır. Bu nedenle aile ve çevrenin eğitimin amaçları doğrultusunda yönlendirilmesi çok daha zordur.

Eğitim faaliyetleri sadece okulda yapılacak çalışmalarla nitelikli hale getirilemez. Ancak eğitim sistemi, okuldaki faaliyetleri daha nitelikli hale getirmede okulun işleyişine yönelik bazı değişiklikler yapabilir. Okul, eğitim faaliyetlerinin yürütülmesinde öğrencilerin şekillendirilmesinde önemli bir etkiye sahip olmakla birlikte tüm sorumluluğun, gücün tek başına okulda olduğunu düşünmek doğru olmaz. Zaman zaman okulların öğrenci niteliklerine yaptığı etkinin oranlarına ilişkin araştırmalara da rastlanmakla birlikte okul, aile ve çevre faktörleri arasında kimin ne kadar etkiye sahip olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Okullardaki eğitim niteliğini geliştirmede okul dışındaki faktörlerin planlı, programlı, resmi tek bir yapı tarafından yönlendirilmesi mümkün olmadığı için aile ve çevreye yönelik bir çalışma daha çok düşünce boyutunda yürütülebilir. Ancak okul diğer iki faktörden farklı bir konumdadır. Okul, eğitim-öğretim faaliyetlerinin planlı, programlı, resmi bir yapı tarafından yönlendirilebilen faaliyetleri içeren kurumsal bir yapıdır. Bu nedenle genel anlamda eğitim öğretim faaliyetlerinde nitelik sorunu yerine okuldaki eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliğinden söz etmek daha doğru olacaktır. Okuldaki eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliği sorunu üzerinde durulursa çalışma alanı daha kolay sınırlanabilir, yapılacak çalışmalara ilişkin somut adımlar daha kolay atılabilir.

Okuldaki eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliği sorunu ele alınırken okulun yapısı, işleyişi kadar eğitim sisteminin genel yapısına, genel işleyişine yönelik değerlendirmelerin de yapılması gerekir. Zira okul eğitim sisteminin genel yapısından ve genel işleyişinden bağımsız bir birim, yapı değildir. Tersine eğitimin genel yapısı, işleyişi okulun çalışmaları üzerinde büyük oranda etkilidir. Aslında bu anlamda okuldaki eğitim-öğretim kalitesinden söz ederken eğitim sisteminin yapısal, işlevsel, yönetsel kalitesinden söz etmek gerekiyor. Ülkemizdeki merkeziyetçi yönetim anlayışının yapısına, işleyişine bakıldığında sadece eğitim faaliyetlerine ilişkin hususlar değil hemen tüm toplumsal hizmet alanlarında merkezin büyük etkisinden söz edilmesi gerekir. Eğitim faaliyetleri de bu anlamda her ne kadar okulda yapılıyor da olsa merkeze rağmen okuldaki eğitim öğretim kalitesinin artırılması hususu kişisel çabalarla sınırlı bir durum olarak kalmaktadır.

Eğitim öğretimin kalitesini merkezi eğitim sisteminin yapısının ve işleyişinin etkisinde görmek belki kolaycılık gibi görünebilir ancak genel yönetimin toplumsal alandaki etkisini dikkate almaksızın tabandan bir takım çabalarla eğitim kalitesini okul temelli bir yapıya dayandırarak yapılabilmesini beklemek toplumsal, yönetsel gerçeklere uymamaktadır. 

 

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

       Ali Hikmet DEMİR

                  ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Egitim konusunda konusmak isteyen herkesle bulusmak dilegiyle.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Sayfamız 1
Yazılarım
My facebook
Blog 2
Örnek Site1
urfaeğitim

Kategoriler

Arkadaşlar

bilgisayaregitimlerimiz
nilufer29
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:6
| Sonraki Sayfa