İlköğretim Müfettişliği eğitim camiası içinde en çok tartışma konusu olmuş, eleştirilmiş meslek gruplarından birisi. Basında ya da kişisel sohbetlerde ilköğretim müfettişleri söz konusu odlumu genelde lehinde konuşan kimse pek bulunmaz. İlköğretim müfettişliği 19. yüzyılda eğitim faaliyetleri kurumsal bir yapıya kavuştuktan kısa bir süre sonra oluşmuş, oluşturulmuş denetim sisteminin önemli dallarından birisi. Osmanlı döneminde kurulmaya başlanan eğitim sisteminde denetim faaliyetinin zorunluluğunun bir sonucu olarak önce genel anlamda bir denetim sistemi ardından da ilköğretim müfettişliği sistemi de oluşturulmuş. Böylesi köklü bir geçmişe sahip olan ilköğretim müfettişliğinin tartışma, eleştiri ve şikayet konusu olmasının nedenleri üzerinde mutlaka durulması gerekiyor. Eleştiriyi yapanlar ilköğretim müfettişlerinin eğitim sistemi içinde yararsızlığını, ilköğretim müfettişlerinin okullarda sürekli eleştiri yapma dışında bir şey yapmadıklarını, sürekli olumsuz eleştiriler yaptıklarını, okulda kısa bir süre kalıp gittiklerini, bir veya iki saatlik bir süre içinde öğretmenleri veya kurumları denetlemenin objektif ve sağlıklı olamayacağını, okulda müdür odasından dışarı çıkmadıkları, idarecilerden değişik ikramları aldıkları taktirde denetimi gelişigüzel ve subjektif şekilde yaptıklarını söylemektedirler. Bu eleştirileri yapanlar genelde eğitim sistemi içinde özellikle de ilköğretim müfettişleri ile birebir karşılaşma imkanı bulmuş olanlardır. Bakanlık müfettişliği üzerinde ilköğretim müfettişliği kadar bir eleştiri, tartışma, şikayet yok denebilir. Bunun da bir çok nedeni var. Ancak bu yazıda bunun üzerinde durmayı hedeflemediğimiz için kısaca bakanlık müfettişlerinin merkezde bulunmaları, sayılarının az olması, işleri olmadığı sürece taşraya gelmedikleri, geldikleri zamanlarda da personelle etkileşimin çok sınırlı olduğu, neredeyse hiç bakanlık müfettişi ile karşılaşmadan mesleği bitirme durumları söz konusu olduğu için bu tür tartışma, şikayet, eleştiri konusu olmamaları doğaldır denebilir.
İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılan bu eleştiri, şikayet ve tartışmaların haklılık payı üzerinde durmak gerekiyor. İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılan eleştirilerin tümünü haksız, yersiz, yalan olarak kabul etmek ne kadar yanlış olursa tümünün doğru, haklı, yerinde olduğunu kabul etmek de o kadar yanlıştır. İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılan tartışma, eleştiri ve şikayetlerin üzerinde dururken tarihi sürecin, ilköğretim müfettişliğine yönelik yapılan uygulamaların, ilköğretim müfettişliği mesleğinin çalışma biçiminin, ilköğretim müfettişliğine yönelik yapılan uygulamalara temel oluşturan karar alma sürecinin yapısının, işleyişinin üzerinde durulması, irdelenmesi gerekmektedir.
İlköğretim müfettişlerinin görev alanları çıkarılan mevzuat hükümleri tarafından belirlenir. Çalışma çerçevesi çıkarılan mevzuat hükümleridir. Bu mevzuata bakıldığında ilköğretim müfettişlerinin görev alanının inceleme, soruşturma, teftiş, denetim, rehberlik ve araştırma gibi bölümlerden oluştuğu görülür. Bu görevlerin yürütüleceği alana giren kurumların sayısı ve çeşitliliği ise şaşırtıcıdır. Yaklaşık yirmi çeşit kurumun ilköğretim müfettişlerinin görev alanına girdiği görülür. İlköğretim, okul öncesi, özel öğretim, özel eğitim, rehberlik araştırma merkezleri, kur’an kursları, yaygın eğitim kurumları gibi ana başlıklarda ele alınabilecek kurumlar yani bakanlığın taşrada yaptığı her tür eğitim öğretim faaliyetine yönelik inceleme, soruşturma, rehberlik, denetim, teftiş, araştırma çalışması ilköğretim müfettişlerine görev olarak verilmiş durumdadır. Bakanlığın gözünde ilköğretim müfettişliği adeta her derde deva bir kurumsal yapı olarak kabul edilmiş durumdadır. Görev alanına giren kurumların çeşitliliği ve çokluğuna karşın bu görevleri yürütecek sayıda ilköğretim müfettişinin işe alınması, çalıştırılması, yetiştirilmesi, geliştirilmesi, değerlendirilmesi konuları ise apayrı bir yazı, çalışma konusudur. Adı ilköğretim müfettişi olmakla birlikte bu meslek grubu ilköğretim yanında tüm kurumsal yapılara yönelik çalışma yapma görevini yüklenmiştir.
İlköğretim müfettişlerinin görev alanının büyük kısmını ilköğretim kurumları almaktadır. Okul öncesi eğitimin % 20’lerde, özel eğitimin çok cılız, yetersiz, zayıf olduğu, özel öğretimin % 3-5’lerde olduğu bir ortamda ancak ilköğretime yönelik çalışmalara yetişmeye çalışan ilköğretim müfettişleri ilköğretim kurumlarında genellikle rehberlik, denetim, teftiş, araştırma çalışmalarına ağırlık vermektedirler. İlköğretim kurumlarına yönelik olarak uzun yıllar personelin sicil amirliği görevini de yürüten ilköğretim müfettişleri yaptıkları teftiş çalışmaları sonucu teftiş notu vermekte, teftiş formu ve raporu düzenlemektedirler. Kısa bir süre öncesine kadar sicil amirliği görevi devam ederken ilköğretim müfettişleri öğretmenlere yönelik yaptıkları teftiş çalışmalarına göre sicil notu veriyorlardı. Artık sadece teftiş notu veriyorlar. Ancak bu not öğretmenin performansına yönelik bir etki gücüne sahip değil. Sadece bir kanaat notu olarak kurum teftiş raporlarına yansıyor. Teftiş çalışmalarının objektifliği, haklılığı, verimliliği bir tarafa bırakılırsa bir personelin durumunu gösteren teftiş notu öğretmenin okul içindeki çalışmalarına yönelik yapılmış bir değerlendirme, durum tespiti anlamına geliyor. Bu durumda öğretmen veya diğer personelin çalışması hakkında yapılan değerlendirme değerlendirmeye tabi tutulan kişi üzerinde doğal olarak bir etki yapıyor. Okulun personeli arasında yapılmış olan bu nota dayalı değerlendirme yine doğal olarak personel arasında da bir değerlendirme yapılmasına yol açıyor. Hiçbir etkiye sahip olmasa ve çok sınırlı bir zaman içinde yapılmış bile olsa öğretmenin sınıf içinde öğretmenlik becerisine yönelik olarak yapılabilen tek değerlendirme olması nedeniyle ilköğretim müfettişlerinin öğretmenlere yönelik yaptıkları değerlendirmeler çoğu zaman hazmedilemeyebiliyor. Bu hazımsızlık zaman zaman haklı olduğu gibi haksız da olabiliyor. Eğitim sistemimiz içindeki personel niteliğini ortaya koyan net, objektif bir kriter, ölçüt olmadığı için herkes kendine göre kendini, çevresini değerlendirip bir yerlere konumlandırıyor. Bu konumlandırmada kişinin kendisini objektif bir şekilde değerlendirip gerçek durumunu kendisinin ortaya koyabileceğini söylemek insan gerçeğine aykırı bir durumdur. Herkes kendini her zaman haklı, çalışkan, görevini en iyi şekilde yerine getirir konumda görmek ve göstermek ister. İlköğretim müfettişlerinin yaptıkları değerlendirme çoğu zaman bu durumla çelişir. Bu çelişme genelde personel tarafından ilköğretim müfettişlerinin yaptığı değerlendirmelerin yanlış, taraflı, haksız olduğu şeklinde görülür, kabul edilir. İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılan eleştiri, şikayet ve tartışmaların temel nedenlerinden birisi bu personel değerlendirmede müfettişlerin ortaya koyduğu kanaatlerin doğurduğu sonuçlardır. İlköğretim müfettişlerinin yaptıkları değerlendirmelerin her zaman haklı, objektif, yeterli, verimli olduğunu iddia ettiğim sanılmasın. Burada sadece ilköğretim müfettişlerine yönelik yapılan eleştirilerin kaynaklarını bulmaya çalışıyorum.
Bir diğer husus ilköğretim müfettişleri inceleme, soruşturma görevini yürütmekle yükümlüler. Bu durum ise genelde sorunlu, suç işlemiş veya suç işlediği düşünülen, mevzuatın belirlediği hükümlere aykırı davranmış kişilere yönelik olarak çalışmayı, sorunlu olayla, kişilerle içli dışlı olmayı gerektiriyor. Bu olayların incelenmesi sürecinde kişiler disiplin açısından, mali veya idari açılardan zarar görebiliyorlar. Dolayısıyla yasal olarak yapılması gereken işleri yürüten ilköğretim müfettişleri adeta günah keçisi olarak ortaya çıkıyorlar. Bu durum ise müfettişlerin karşısındaki cepheyi biraz daha genişletmiş oluyor. Öte yandan idari makamların alacakları kararların dayanağı olacak inceleme raporları ilköğretim müfettişleri tarafından hazırlanıyor. Karar mekanizmaları aldıkları kararları uygularken mevzuata uyma durumunda kaldıkları zaman ilköğretim müfettişlerinin yazacakları raporlar bağlayıcı olabiliyor. Dolayısıyla karar alıcıların iradesi ile mevzuatın belirlediği hükümlerin çatıştığı durumlarda ilköğretim müfettişleri mevzuat çerçevesinde değerlendirme yapmak durumunda kaldıklarında zaman zaman karar vericilerin iradesi dışında rapor hazırlamak durumunda kalabiliyorlar. Böylesi bir durum karar alıcılar tarafından kabul edilmez olarak görülünce yine muhalif cepheye yeni bir grup daha katılmış oluyor.
İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılan eleştiri, şikayet ve tartışmaların kaynakları üzerinde durmaya devam edeceğim. Bir başka yazıda devam etmek dileğiyle. Selam ve saygılar.
Görüş, öneri ve eleştirileriniz için...
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com
|
• 2008-10-21 20:41:02 - ilköğretim kurumları teftişi