Egitim platformu
• 10/11/2009 - Denetimi İşlevsizleştiren Yönetim ve İşlevini Yerine Getirmeyen
Yönetim faaliyetleri toplumsal hizmet üreten örgütsel yapılar için hayati öneme sahiptir. Toplumsal hizmetler toplumun her alana yönelik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla oluşturulmuş örgütler aracılığıyla yerine getirilmeye çalışılır. Örgütsel yapıları da yönetim organları harekete geçirir. Toplumsal hizmetlerin kalitesi bu yönüyle örgütlere ve dolaylı olarak da yönetim organlarının niteliğine bağlı bir durumdur. Örgütler yönetim birimleri aracılığı ile işlev yürütürken yönetim makamında oturan kişinin nitelikleri bu birimlerin çalışma biçimlerini de büyük oranda etkiler. Tüm toplumsal hizmet alanları bu anlamda örgütsel yapıların ve yönetim organlarının sorumluluğundadır. Toplumsal hizmet alanlarında yaşanan sorunlar bu yönüyle ilgili örgütlerden ve yönetim organlarının çalışma biçimlerinden kaynaklanır. Bu genel açıklamaları eğitim alanı ile sınırlı bir alanda ele alacak olursak eğitim örgütleri merkezi bir yönetim anlayışı ile oluşturulmuş bakanlık teşkilatının çalışmalarından önemli şekilde etkilenmektedir. Hatta eğitim örgütlerini sadece eğitim sisteminin yönetiminden, planlanmasından, değerlendirilmesinden tek başına sorumlu bakanlık merkez teşkilatının direktifleri doğrultusunda hareket edebilen adeta robotlaşmış birimler olarak da görmek mümkündür denebilir. Zira eğitim örgütleri bakanlık merkez teşkilatının alacağı kararlardan başka bir işi yapabilmesi, kendince bir inisiyatif kullanabilmesi mümkün görünmemektedir. Eğitime dair her karar merkez teşkilatı tarafından alınıp alttaki eğitim örgütlerine adeta dikte etmektedir. Bu anlayışla yönetilen bir sistemden özgün, verimli çalışmalar, faaliyetler yapılmasını beklememek gerekiyor. Bakanlık merkez teşkilatının aldığı kararların bağlayıcılığı sistemin sağlıklı işlemesine katkı sağlayabildiği gibi merkezin alandan, uygulamalardan haberdar olmaksızın aldığı tek taraflı kararların bir sonucu olarak sağlıksız hale de dönüşebilmektedir. Son dönemlerde denetime ilişkin uygulamalara bakıldığında bu yönüyle denetim sisteminin sorunlu bir alana dönüşmesine de bu anlayışla alınan kararların neden olduğu görülmektedir. Denetim, yönetimin önemli bir işlevi olarak görülmektedir. Yönetimin sahip olduğu birçok işlev içinde denetimi diğer işlevlerin üzerinde bir işlev konumunda görülmektedir. Yöneticiler de denetim aracılığıyla sistemin işleyişinden haberdar olduklarını, denetimin bir bakıma sistemde sinir sistemi işlevi gördüğünü dile getirmektedirler. Denetimi sistemin işleyişi açısından geri dönüt sağlayan bir alt sistem olarak alınca sistemin her alanına yönelik bir faaliyet olarak işlev görmesi gerekir. Oysa eğitim sistemimize bakıldığında denetime böyle bir işlev yüklenmediği, tersine denetime ilişkin sistemli bir bakış, sistemli bir çalışma düzeni oluşturulmadığı görülür. Milli Eğitim Bakanlığı içinde denetim uygulamalarının genelde yöneticiler tarafından yapılan idari denetim dışında denetim birimleri aracılığı ile yapıldığı görülmektedir. Denetim birimlerinin görev alanı olarak daha çok taşradaki eğitim kurumları olduğu, bunun da bakanlık müfettişliği ve ilköğretim müfettişliği aracılığı ile yapılmaktadır. Eğitim örgütleri bakanlık veya ilköğretim müfettişleri aracılığı ile denetlenirken diğer birimler yani bakanlık merkez teşkilatı ve taşra teşkilatı birimleri neredeyse hiç denetlenmemektedir. Denetim bu yönüyle sınırlı bir alana hasredilmiş durumdadır. Denetimin sınırlı bir alana yöneltilmiş olması sistem açısından denetimden beklenen işlevlerin de sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Denetimin böyle bir sınırlandırma ile ele alınması ondan beklenen işlevlerin gerçekleştirilmesini de engeller. Denetimi sistemin işleyişine yönelik veri sağlayan, yönetime dönüt veren bir konumdan uzak ele almak işlevsizleşmesine neden olmaktadır. Çağdaş örgütler örgütlerin var oluş amacına uygun olarak örgütlerin her alanına yönelik değerlendirmeler yaparken denetimi önemli bir araç olarak kullanmaktadır. Yönetimin denetime bakışı, aldığı kararlarla denetime verdiği biçim denetimin çalışmasına da doğrudan etki etmektedir. Eğitim sistemimiz içinde bu yönüyle denetime bakıldığında denetimin işlevsizleştirilmiş bir konuma indirilmiş olmanın doğal bir sonucu olarak işlevlerini yerine getirmede gereken çabayı göstermekten uzak olduğunu görmek mümkündür. Yönetim birimlerinde oturan kişilerin nitelikleri nasıl yönetim makamlarının verimliliğini etkiliyorsa aynı şekilde denetim faaliyetini yürüten kişilerin niteliği de denetimin niteliğine etki etmektedir. Bu nedenle denetim işini yürüten denetim elemanları da denetime yönelik gösterdikleri kişisel bakış açıları ile denetimin işlevine etki etmektedirler. Denetimin bağlı olduğu üst yapı olan yönetimin denetime bakışı denetimi ve denetim işlevini yürütenleri büyük oranda etkiler. Eğitim sistemimiz içinde böylesi bir etkinin sonuçları ile karşı karşıya bulunmaktayız. Yönetim sistemi denetime gereken işlevleri yüklemediği, denetimin örgüt içinde oturması gereken konumda yer bulamaması nedeniyle denetim elemanları da örgüt içinde adeta yabancılaşmış bir durumda bulunmaktadırlar. Bu yabancılaşmanın getirdiği olumsuz davranış denetimin gerektirdiği işlevlerin yerine getirilememesi şeklinde ortaya çıkmaktadır denebilir. Denetim bağlı olduğu üst yapı durumundaki yönetimin kendisine gösterilen ilgisizliğin bir sonucu olarak işlevlerini yerine getirmekten uzaklaşmış bir konumda bulunmaktadır. Eğitim sistemimizde bu yönüyle iki yönlü bir etkileşimden söz edilebilir. Yönetim eğitim sisteminin etkin bir üyesi olarak denetimi işlevsizleştirirken denetim de dıştan gelen bu etkinin sonucu olarak işlevlerini yerine getirmekten uzaklaşmaktadır. Görüş, Öneri ve Eleştirileriniz için…. Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 3/11/2009 - Eğitime Dair Sorunları Görmek
Okulların varlığı toplumun eğitim ihtiyacının karşılanacağı yerlerin varlığı anlamına gelir. Ancak sadece okulun var olması toplumun eğitim ihtiyacının karşılandığı anlamına gelmez. Okulun varlığı önemli bir adım olmakla birlikte yeterli değildir. Okul topluma eğitim hizmeti sunma görevini üstüne almış devletin bu faaliyet için ihtiyaç duyulan ilk adımı atması anlamına gelmektedir. Atılacak ilk adım, sonraki adımlar tarafından desteklenmediği takdirde çok yetersiz kalır. Okulu kuran eğitim hizmeti sunucuları okulun yaşaması, gelişmesi, işlevini yerine getirmesi, kendinden beklenen yararı en üst düzeye çıkarması için gereken diğer adımları da atmak zorundadır. Eğitim konusunda çaba harcayanlar okulun yapılmasının bir son adım değil sayısız adımlara ihtiyaç duyan sonsuz süreçlerin bir başlangıcı olduğunu bilir. Okul eğitim hizmetlerinin üretildiği temel kurum olmakla birlikte okulun hizmet sunduğu kesimler toplumda doğrudan aktif olan, toplumsal yaşamı kısa sürede etkileyebilen unsurlar değildir. Bu nedenle okul eğitim için can alıcı bir kurum olmakla birlikte toplumsal yaşamın içinde çok da etkin bir yere sahip değildir. Bunun en temel nedenlerinden biri okulun kendisi dışında var olan büyük sisteme bağlı olarak hareket etme zorunluluğu içinde olmasıdır. Okul kurulduğu andan itibaren kendi başına hareket eden bir organizma değildir. Toplumun içinde var olan birçok kurum gibi okul da kendisi dışında var olan bir yapıya bağlı olarak çalışmak zorundadır. Okulun bu özelliği nedeniyle okulu yapmış olmak işin son adımı değil bir ilk adım niteliğini taşımaktadır. Okul yine kendini yapan iradenin atacağı diğer adımlara bağlı olarak varlığını iyi, etkin, verimli, yararlı bir halde sürdürebilir. Bu durumda eğitimle ilgili değerlendirme yaparken okula yönelik değerlendirmeler yapmak çok da doğru olmayabilir. Zira kendi başına var olamayan, kendi ayakları üzerinde durmaya imkan ve fırsat bulamayan bir kurumsal yapıya yönelik yapılacak değerlendirme gerçekçi, mantıklı, doğru bir sonuç vermeyecektir. Eğitime dair değerlendirmede okuldan çok okulun bağlı olduğu üst yapının değerlendirilmesinin üzerinde durulması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Eğitim hizmetini sunan irade olarak eğitim sistemi, eğitim sisteminin bağlı olduğu genel yönetim sistemi bu anlamda toplumsal hayatın her alanına yönelik olarak etki etme gücüne sahiptir. Ancak eğitim sistemi, eğitim sisteminin bağlı olduğu genel yönetim sistemi tek ve homojen bir yapıdan oluşmamaktadır. Eğitim sistemi gibi diğer toplumsal hizmet alanları kendine özgü çalışma düzenlerinden, kurumsal yapılardan, insan ve madde kaynaklarından oluşur. Tüm bu sayılanlar devasa ve karmaşık bir yapı olarak karşımıza çıkar. Bu devasa ve karmaşık yapıya etki edebilmek kısa sürede ve bir veya birkaç kişinin eliyle mümkün değildir. Eğitime dair değerlendirme yaparken bu devasa ve karmaşık yapının bilincinde olmak büyük önem taşımaktadır. Okullar kendilerini yapan devasa ve karmaşık yapının bir parçası olarak kendileri için biçilmiş, belirlenmiş rolleri yerine getirmeye çalışırken büyük oranda üstte bulunan bu devasa ve karmaşık yapıya bağlı olmak zorunda kalırlar. Eğitime dair değerlendirmede odaklanılacak merkezler olarak okulların yerine asıl karar organlarını görmek daha doğru değerlendirmeler yapılmasını getirir. Eğitim sisteminin işletilmesinde yetki sahibi olan karar organı öncelikle bakanlık merkez teşkilatı ve onun üstü durumundaki genel yönetim teşkilatı olarak görülmelidir. Genel yönetim her ne kadar topluma hizmet üreten değişik alanların tümüne yönelik ayrıntılı bir çalışma yapamaz diye düşünülse de tüm hizmet alanlarının genel anlamda düzenlenmesinden tek başına sorumlu durumdadır. Eğitim konusu da hizmet üretim alanlarından biri olarak genel yönetimin elinde bulunan bir alandır. Bu nedenle okulun, okuldaki eğitimin yönetimi, değerlendirilmesi, geliştirilmesi eğitim sistemine ve dolaylı olarak da genel yönetim sistemine bağlı bir durumdur. Genel yönetim her alana yönelik ayrıntılı çalışmalar yapamasa da getirilen genel ilkeler doğrultusunda tüm alanların çalışma düzenine doğrudan etki edebilir. İlgi alanımız eğitim olduğu için eğitim sisteminin öncelikle dikkate alınması daha mantıklı bir yaklaşımdır. Eğitim sistemi devasa ve karmaşık bir yapıya sahip olarak çok farklı parçalardan oluşur. Okullar bu parçaların içinde belki de en son üzerinde durulacak parça olarak görülebilir. Eğitim sistemi içinde okullar eğitim faaliyetlerinde en son noktada yer aldıkları ve en az etki ve yetkiye sahip oldukları gibi etkiye her zaman en fazla açık oldukları için eğitime dair değerlendirmelerde en son sıralarda yer alması doğaldır. Eğitim sisteminin işleyişi üzerinde değerlendirme yapmak isteyen birisi bu yönüyle okullardan önce eğitim sisteminin daha üst düzey noktalarına odaklanmalıdır. Eğitim sisteminin içinde bulunanlar eğitim sisteminin işleyişinde yapılması gereken düzenlemeler konusunda yetki ve etki sahiplerine yol gösterici bir yardımda bulunabilir. Ancak sistemin işleyişinde böylesi bir alışkanlığın, çalışma sisteminin, geleneğin oluşması bir anda ve kendiliğinden mümkün değildir. Özellikle devasa ve karmaşık yapıya sahip sistemlerde bu durum çok daha zordur. Kurumsal yapının bu konuda bir takım görevleri yerine getirmesi gerekirken kurumsal yapının işleyişinden etkilenen toplum kesimlerinin de yerine getirmesi gereken önemli görevler bulunmaktadır. Eğitime dair kurumsal yapı ve toplum kesimleri üzerlerine düşen bu görevleri layıkıyla yerine getirdiği takdirde eğitimle ilgili yaşanan birçok sorun ortadan kalkacaktır. Ancak bu zaman gelinceye kadar kurumsal yapıların da toplum kesimlerinin de atması gereken birçok adım hala olduğu gibi durmaktadır. Eğitime dair hizmet üreten üst yapıdaki kurumsal yapıların öncelikle aktif, şeffaf, öngörülebilir, katılıma dayalı, sistemli, adil bir çalışma düzenine sahip olması gerekir. Eğitime dair hizmet üretme yetkisine sahip olan kurumsal yapıların içyapısından kaynaklanan sorunların varlığı eğitim hizmetinin niteliğine de doğrudan etki etmektedir. Bu nedenle nitelikli bir hizmet üretmek isteyen bir sistemin öncelikle kendi içyapısındaki sorunlarını çözmüş olması beklenir. İçyapıdan kaynaklanan sorunlar çözümlenmeden üretilen hizmetin niteliğine dair yapılacak değerlendirmeler bir yarar sağlamayacak veya beyin jimnastiği yapmaktan öteye geçmeyecektir. Eğitim sisteminin üst yapısında var olan mevcut sorunların neler olduğu üzerinde değerlendirmeleri böylesi bir yazının sınırları içinde ele alabilmek mümkün görünmemektedir. Ancak yapıdan kaynaklanan sorunlar, işleyişten kaynaklanan sorunlar, düzenlemelerden kaynaklanan sorunlar, insan unsurundan kaynaklanan sorunlar, tarihi sürecin getirdiği sorunlar gibi başlıklar halinde dile getirip sonraki yazılarda bunların ayrıntılandırılması daha doğru bir yaklaşım olacak gibi görünüyor. Ancak eğitime dair kademeler düzeyinde olsun, okullar düzeyinde olsun birçok sorunun ele alınması üst düzey sorunların giderilmesi sonrasında ele alınacak bir durum olduğunu kabul etmek gerekir. Bu ise eğitimin içinde birkaç kişinin veya alt düzey birimlerin yapabileceği bir çalışma değildir. Öncelikle sistemin üst birimleri bu konuda öncülük görevini yerine getirmesi ardından sistemde sorun odaklı bir yaklaşımın geliştirilmesi, yaşanan sorunların nedenlerini ortaya çıkarıp çözme yönünde cesaret verici bir tutumun güçlendirilmesi, geleneğin bu çerçevede yönlendirilmesi gerekmektedir. Görüş, öneri ve eleştirileriniz için….. Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 22/10/2009 - Eğitim Sisteminin İşleyişine Dair Bir Değerlendirme
Eğitime dair tartışmalar ülke çapında yapılan değişik düzeylerdeki sınavlar sonrası adeta saman alevi gibi bir anda parlayıp kısa sürede de yok olup gidiyor. Bu durum eğitime dair sorunların çözümü önündeki en büyük engellerden birisi olarak sayılabilir. Eğitim, sonuçları uzun sürede alınan toplumsal düzeyde ancak bireye yönelik faaliyetler olması, yokluğu veya eksikliği bir anda hissedilememesi, insan yaşamı için birincil öneme sahip bir unsur olmaması gibi nedenlerden dolayı çok da şiddetli bir şekilde ele alınamamaktadır. Bu durum eğitim faaliyetleri açısından önemli bir handikap olarak görülebilir. Eğitim faaliyeti sistemli bir faaliyet olduğu için çok daha geniş bir bakış açısı ile de ele alınması gerekiyor. Eğitim bireye yönelik bir faaliyet olmakla birlikte her zaman doğrudan bireyin çabasına bağlı bir faaliyet olarak da görülememektedir. Özellikle pek çok kişinin eğitim denilince düşündüğü örgün, sistemli, programlı, birey dışı unsurların büyük etki, yetki ve sorumluluk taşıdığı okulda eğitim faaliyetleri söz konusu olunca bu durum çok daha fazla öne çıkmaktadır. Örgün, sistemli, planlı, programlı eğitim faaliyetleri eğitim sistemi adı altında kurumlaşmış yapıların işi olarak görülmektedir. Dolayısıyla eğitime dair tartışmalar aslında doğrudan eğitim sistemini de ilgilendiren tartışmalardır. Eğitim sistemine dair yapılacak tartışmalar ise sistemin başarısına yönelik önemli kazanımlar sağlayabilir. Başarılı bir sistemin niteliklerine dair fikir üretenlerin üzerinde birleştikleri net kriterler olmamakla birlikte başarılı sistemlerin özelliklerine bakarak bir takım kriterlerden söz edildiği görülmektedir. Başarılı bir sistem kavramı ele alınan sistemlerin özelliklerine göre değişmekle birlikte hemen tüm sistemlerde amaca hizmet etme birinci önceliğe sahiptir denebilir. Kurulmuş olan bir sistem amaçları doğrultusunda çalışıyorsa böyle bir sisteme başarılı denebilir. İçinde bulunduğu diğer sistemlere destek sağlayabiliyorsa, çevredekilerin sorunlarının çözümüne katkı sağlıyorsa yine böyle sistemler başarılı olarak nitelenebilir. Sistemi oluşturan parçaların ortaya çıkan çalışmadan yarar sağlaması sistemin iç çevresine yönelik bir getiri sağladığı için bu yönden de yine başarılı diye nitelenebilir. Yaşadığımız çevrede birçok sistemler vardır. Bu sistemler içinde canlı organizmaların sahip olduğu sistemler en mükemmel sistemler olarak görülür. Toplumsal sistemler de bir bakıma canlı organizmalardaki bu mükemmeliyet dikkate alınarak analiz edilmeye çalışılır. Eğitim sistemi de bu yönüyle toplumsal sistemler içinde var olan sayısız sistemden birisidir. Toplumsal sistemler toplumun işleyişine etki etme gücüne sahip toplumsal düzeydeki kurumsal yapıların büyük oranda etkisinde işlevlerini yerine getirirler. Toplumsal yaşam devlet adı verilen bir bakıma en büyük sistemin işleyişinden büyük oranda etki altında yaşamaktadır. Her toplumsal varlık devlet adı verilen kurumsal yapıların yönlendirmesine ihtiyaç duyar. Devlet kavramı günümüzde çok daha fazla ve güçlü şekilde ön plana çıkmıştır. Bu nedenle devlet denilen yapının işleyiş şekli toplumsal yaşamın işleyiş şekli üzerine büyük etkiye sahiptir. Devlet kavramı dünya üzerindeki her toplumsal yapının tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel arka planından büyük oranda etkilenmektedir. Bazı toplumlarda bireylerin özgür iradelerine geniş hareket sahaları bırakılıp bu özgür iradeyi destekleyici toplumsal yapılanmalara devletler eliyle kolaylık sağlanırken bazı toplumlarda devlet daha aktif hale gelerek yapılması gereken birçok işi üzerine alıp bireyleri kendi istediği yönde kullanmayı tercih edebilmektedirler. Bu durumda bireyin öncelendiği toplumsal yapılarla toplumun, dolayısıyla devlet kurumunun öncelendiği toplumsal yapılar arasında büyük farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bireyin öncelendiği toplumsal yapılarda özgürlükler, teşebbüsler, yapılanmalar daha çok bireysel inisiyatife öncelik verilirken tersi durumdaki yapılarda kurumsal yapıların aldığı kararlara, kurumsal inisiyatife öncelik verildiği görülmektedir. Toplumsal yapılanmanın özelliğine göre kurumsal yapıların işleyişinde de önemli farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Kurumsal yapıların işleyişi doğal olarak toplumsal yaşamı da büyük oranda şekillendirmekte sonuçta böylesi bir ortamda yetişen birey de potansiyelini içinde bulunduğu toplumsal çevrenin elverdiği imkânlar ölçüsünde kullanabilmektedir. Toplumsal çevre bireyi yönlendirirken, birey de toplumsal çevrenin yaşaması için gereken şartların devamını sağlamaktadır. Böylesi bir kısır döngü devam edip gitmektedir. Toplumsal yapılar kişilerden büyük oranda bağımsız, kişinin yaşam süresinden daha uzun yaşam süresine sahip, kişilerin etki gücünden daha büyük bir güce sahip olduğu için bireylere göre daha güçlü bir konumdadır. Bu güçlü konum toplumsal yapıların değişmesini de güçleştirir. Bireyden çok kurumsal yapıların öncelendiği toplumsal yapılarda bu değişim çok daha güçtür. Ülkemiz de bu yönüyle bireyden çok toplumun veya devletin öncelendiği bir bakış açısının hâkim olduğu bir toplumsal yapıya sahiptir. Bu bakış açısında devlet veya toplum daha önemli görülmektedir. Bireyin geri plana atılması bireylerde öğrenilmiş çaresizlik durumunu yaratmakta dolayısıyla toplumu oluşturan bireylerde ümitsizlik, atalet, duyarsızlaşma, toplumsaldan daha çok bireysel amaçlarına ulaşmayı önceleme düşüncesini güçlendirmektedir. Bu ruh halinin egemen olduğu toplumsal yapılarda gemisini kurtaran kaptan anlayışının yaygınlaşması devletle birey arasında çözümü güç sorunların doğmasına yol açmaktadır. Bu anlayış ise toplumsal yaşam için adeta dinamit etkisi yaratmaktadır. Toplumsal hayatın içinde yaşanan her tür sorun gibi eğitim sorunu da toplumsal yapıdan, toplumsal yapıyı etkileyen kurumsal yapılardan bağımsız değildir. Eğitim sorunlarını ilgili olduğu diğer alanlardan bağımsız ele alarak çözebilmek mümkün değildir. Eğitim sorununu ele alacaksak eğitimin etkilendiği kurumsal yapıların işleyişini, verimliliğini, düzenini de, toplumsal yapının tüm unsurlarının da ele alınması gerekir. Ne olacak bu eğitimin hali diye düşünüyorsak ne olacak bu devletin hali, devlet sisteminin hali, yönetim sisteminin hali, yasama, yürütme belki yargı sisteminin hali, merkez ve taşra teşkilatı yapılanmasının hali, bu yapılanmalara personel seçme sisteminin hali, seçilen personelin değerlendirilmesi, geliştirilmesi sisteminin hali gibi daha birçok hallere bakmak, bu hallere dair konuları düşünmek gerekmektedir. Bu gereklilikleri yerine getirmeden ortaya konulacak eğitime dair her çaba köksüz, sonuçsuz ve boşa çıkacak türde olacaktır. 19.10.2009 Soru, görüş ve önerileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 24/9/2009 - Eğitim Sistemimizin Sorunlarına Dair
Bir eğitim öğretim yılı daha başladı. Geçen yılın sonunda sınav sonuçlarından sonra sonuçlara bakarak eğitimin başarısı üzerinde bir çok şeyler yazıldı, çizildi. Bu öğretim yılının başından itibaren de Milli Eğitim Bakanlığının adrese dayalı kayıt sistemine dayanarak kimin hangi okula gideceğinin belirlenmesi, okul öncesi öğretimin yaygınlaştırılması amacıyla kanuni bir düzenleme olmaksızın zorunlu kapsama alınması, yönetici atama yönetmeliğinin yeni şekliyle çıkarılması, eğitimin sorunları, başarılı öğretmen, başarısız öğretmen tartışmaları, öğretmen seçimi, seviye sınıfları oluşturulması, öğretim yılı ödenekleri, kalabalık sınıflar, yetersiz sınıflar gibi konular gündeme gelerek tartışmalar devam ediyor. Bu arada bazı illerde valiler başarısız öğretmenler istifa etsin, sınavlarda başarısız olan okulların yöneticilerini görevden alma gibi konular da yine basınımızda gündeme geldi. Yaşanan tartışmalarda dile getirilen hususların merkezinde ülkemizdeki eğitimin genel anlamda sorunlarla boğuştuğunu gösteriyor. Eğitim sistemimizin sorunlarına ilişkin görüş ileri sürenlerin hemen tümü kendilerince haklı bir yöne sahip denebilir. Bu tartışmalarda dile getirilen sorunları inkar etmek, haksız olarak görmek, bu sorunları yok saymak veya bu sorunları dile getirenleri kötü, düşman, haksız, karşıt görüştekiler olarak nitelemek yerine söylenenlerdeki haklı yönleri görmeye çalışıp bu sorunların nedenlerini irdelemek, sorunları ortaya çıkaran nedenleri gidermek için çaba göstermek çok daha akılcı bir yaklaşımdır. Eğitim konusunda baş sorumlu olan birimlerin, kişilerin bu tür çabaları teşvik etmesi, eğitim konusunda fikri olanları fikirlerini dile getirmeye cesaretlendirmesi, bu tür fikir açıklama ortamlarını bizzat hazırlaması gerekir. Özellikle eğitim sisteminin içinde çalışanlara bu konuda çok daha fazla imkan verilebilir. Zira yapılan bir çalışmada özellikle bilim insanlarının ve işi bizzat yürütenlerin görüşlerine öncelikle önem verilmesi gerektiği yönünde genel kabuller, ilkeler vardır. Bilim insanları teorik düzeyde bir çok bilgiye sahip olmakla birlikte sadece onların söyledikleri ve yazdıkları ile sınırlı kalınırsa eksik kalınmış olabilir. Zira teorik açıklamalar her ne kadar yaşanan sorunlardan hareketle ortaya konulmuş da olsa tüm zamanların ve her ortamın yaşanmışını tam anlamıyla kavrayabilecek, kapsayabilecek, açıklayabilecek bir teorik açıklamanın varlığını kabul etmek de doğru olmayabilir. Zamana, yere ve kişilere göre olay ve olgular farklı özelliklere sahip olabilir. Bu nedenle bizzat işi yapanların söylediklerine de kulak vermek bir zorunluluktur. Teorik açıklamalar ve uygulayıcıların söyledikleri, görüşleri dengeli bir şekilde ele alınmalıdır. Eğitim sistemimizin sorunlarına ilişkin yaşananlara ve ortaya konulabilecek çözümlere ilişkin nitelikli çalışmaların kesinlikle ihmal edilmemesi gerekirken ne yazık ki bizim sistemimizde böylesi bir geleneğin oluştuğunu söyleyemiyoruz. Her ne kadar şura türü çalışmalar bu tür ortamlar için bir örnek olarak ileri sürülebilirse de bu çalışmaların uzun aralıklarla yapılması, sınırlı bir konu çerçevesinde yapılması, alınan kararların siyasi iradeye bağlı ve keyfi bir nitelik taşıması gibi nedenlerle gereken yarar ortaya çıkamamaktadır. Şura çalışmalarından farklı olarak yıl içinde belli zamanlarda eğitimle ilgili aynı işi yapan farklı birimlerdeki kişilerin bir araya gelmesi ile daha sistemli, daha mikro düzeyde çalışmalar yapılabilir. İl ve ilçe düzeyinde öğretmenler, farklı düzeylerdeki yöneticiler, denetim elemanları, bakanlığın ilgili birim yetkililerinin de katılımıyla bir araya gelinip fikir alış verişi, değerlendirme çalışmaları yapılabilir. Bu tür çalışmalar bakanlık merkez teşkilatı ile taşradaki birimler arasında doğrudan iletişim ve etkileşimi sağlayabilir. Zira sistem içinde alttan üste gönderilen rapor türü çalışmalar olmakla birlikte bunlar daha çok üst birimlerin isteği doğrultusunda bir emir komuta zinciri şeklinde olmakta ve çoğu zaman bu tür raporlara veri hazırlayan alt birim elemanları önceden defalarca söylenen, yazılan hususların dikkate alınmadığı yönünde olumsuz tecrübeye sahip oldukları için yine yazılsa, söylense bile bir şey değişmeyecek düşüncesi ile gerektiği gibi ve çoğu zaman da haklı olarak önem vermiyorlar. Bu durum sistem açısından da olumsuz bir bakış, motivasyon ve düşünce olarak ortada durmaktadır. Eğitim sisteminin her alandaki sorunları üzerinde durulması sorunların çözümünü bir anda ortaya çıkarmayacaktır. Ancak sorunları dile getirme, sorunlara birlikte çözüm üretme çabası, sorunları dinleme davranışı kurumlarda bireye değer verildiğini, bireylerin görüşlerine değer verildiğini ortaya çıkaracak ve sonuçta ortaya toplumsal sinerjinin, motivasyonun ortaya çıkmasını da sağlayacaktır ki bu her tür sorunun çözümünde en temel hareket noktasıdır. Eğitim sisteminde sorunların nedenlerini sadece öğretmene veya sadece yöneticiye bağlamak kolaycılığa kaçmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Bu nedenle sınav sonuçlarının ortaya çıkmasından sonra yöneticileri görevden almayı düşünen veya başarısız diyerek öğretmenleri istifaya çağırmak hiçbir anlam ifade etmiyor dense yeridir. Özellikle üst yöneticiler bu anlamda okul yöneticilerini, öğretmenleri suçlamaktan bir an önce vazgeçmelidir. Aslında üst yönetimden alt yönetime, bakanlık merkez teşkilatından okul yönetimine kadar hemen herkesin eğitime dair yaşanan sorunlarda payı bulunmaktadır. Belki öğrencinin geldiği aile ortamında, öğrencinin kendi bireysel özelliklerinde veya okul dışındaki çevre ve diğer toplumsal kurumlarda da başarısızlıkta payı var diye düşünülebilir. Ancak öncelikle eğitim sisteminin kendi iç bünyesinden kaynaklanan sorunlar üzerinde durulmalıdır. Zira eğitim sistemi bizzat eğitim işini yöneten, değerlendiren, geliştiren yegane makamdır. Bu yönüyle eğitim sisteminin öncelikle kendi iç çalışma sistemini düzenli hale getirmelidir. Bu işte ise büyük oranda üst düzeydeki yöneticilerin payı vardır. Yönetim, yönetici öncelikle başında bulundukları kurumların her türlü çalışma ortamından, çalışma biçiminden sorumlu olan kişidir. Bir kurumda başarı varsa bunda yöneticilerin payı olduğu gibi başarısızlık durumunda da yine yöneticinin payı vardır. Bu nedenle okuldaki yöneticiyi veya sınıftaki öğretmeni suçlayan bir üst yönetici öncelikle kendisini dikkatle değerlendirmesi gerekir. Bakanlık merkezindeki birimler de aynı şekilde öncelikle kendi durumlarını dikkate alıp değerlendirmeleri gerekir. Zira okul yöneticisi ve sınıftaki öğretmen eğitim sisteminin en alt biriminde, en alt basamağında bulunmaktadır. Onlara gelinceye kadar üzerinde durulması gereken bir çok başka birimler, basamaklar bulunmaktadır. Umalım ki bu eğitim öğretim yılı böylesi bir değerlendirmenin yapıldığı bir ilk yıl olsun. Görüş, öneri ve eleştirileriniz için…. Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 15/7/2009 - Öğrenci Kıyafetleri Çalıştayının Düşündürttükleri
Öğrenci kıyafetleri ile ilgili bir çalıştay yapıldı. Bu çalıştay iki gün boyunca başkent öğretmen evinde çalıştı. Bu çalıştaya Milli Eğitim Bakanı da katıldı. Başlangıçta bakan öğrenci kıyafetleri konusunda yapmayı düşündükleri çalışmalar konusunda açıklamalar yaptı. Kendilerini ilgilendiren konularda öğrencilerin görüşlerinin alınmasının önemli olduğunu söyledi. Bu yaklaşım bakan adına güzel bir davranış olarak değerlendirilebilir. Ancak bu yaklaşım konusunda olumlu düşünceler taşınmasını engelleyen hususlar akla geliyor. Kendini ilgilendiren konularda ilgili kişilerin katılımı ile işlerin yürütülmesi yönetişim olarak da adlandırılıyor. Yönetişimin bir kurum için hayati değerde olduğu son dönemlerde kabul edilen gerçeklerden. Bakanın olumlu görünen ancak olumsuz düşünceler nedeniyle gölgelenen yaklaşımının nedeni olarak bu yaklaşımın ilkesel olmadığı, ikincil öneme sahip konularda değerli gibi görünen, yüceltilen hususların her konuda dikkate alınmadığı söylenebilir. Eğitimde sorunlu alanlar denilince ders ücretlerine ilişkin düzenlemeler, yönetici seçimi, atanması, belirlenmesine yönelik düzenlemeler, öğretmenlerin niteliğine yönelik değerlendirmelerin, ödüllendirme sisteminin etkililiğine yönelik düzenlemeler, denetime yönelik düzenlemeler, öğrenci başarısının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler, eğitim programlarının etkililiğine, sorunlarına, çözüm önerilerine yönelik değerlendirmeler, hizmet içi eğitim faaliyetlerinin etkililiğine yönelik değerlendirmeler, sistemin etkililiğine yönelik değerlendirmeler aynı anlayışla ele alınamamaktadır. Bu durum eğitim sistemimiz adına büyük bir kayıptır. Öğrencilerin kıyafetine ilişkin bir konu eğitim adına ne kadar önemli olabilir sorusu üzerinde durulunca eğitime dair ikinci, üçüncü derecede öneme sahip olduğu söylenebilir. Öğrenciler arasında kaldırılacağı düşünülen husus tek tip kıyafet diye nitelenen mavi önlük uygulamasıdır. Yani Türkiye’nin herr tarafında ilköğretimin ilk beş yılındaki çocukların giydiği mavi önlük uygulamasıdır konusunda neler yapılabilir sorusu üzerinde düşünecek bir çalıştay yapıldı. Oysa kıyafetler konusu zaten bir çok ildeki çoğu okulda farklı farklı uygulamalara rastlanıyordu. Aslında var olan bir uygulama yaygınlaştırılmış olacak. Fazla bir etkisi olmayacak. Okullar kendilerine göre farklı tipteki kıyafetleri belirleyip uyguluyorlardı. Bu durum önlük uygulamasına göre aslında veli üstündeki yükü azaltmıyor tersine artırıyor. Okulların aynı kıyafeti kullanması yerine her okulun kendine göre bir kıyafet uygulaması zaten söz konusu idi. Yine aynı okulun tüm öğrencileri tek tip üniforma gibi kıyafete bürünmüş olacak. Bu durumda da yine öğrenci veli inisiyatifi yerine okul, idare, okul aile birliği, ticarethaneler etkileşimine göre bir inisiyatif söz konusu olacak. Aslında eğitimde kıyafet eğer bu kadar önemli bir unsur ise yapılması gereken her öğrencinin kendince istediği kıyafetle okula gitmesinin önünün açılmasıydı. Ama bunun olması çok zayıf bir ihtimal. Bakanlığın olumlu gibi göründüğü halde ilkesel olmadığı için gölgelenen yaklaşımına gelince özellikle bakanlık üst yönetimi, merkez teşkilatı hemen bir çok konuda yönetişim ilkeleri çerçevesinde ilgili kişilerin görüşünü dikkate almaksızın bir çok konuda düzenleme yapmaktadır. Durum böyle iken kalkıp öğrenci kıyafetleri konusunda dile getirilen görüş alma, katılımcı yaklaşım çok da anlamlı, inandırıcı olmamaktadır. Bakanlığın görev alanına giren onlarca konu vardır. Tüm bu konulara yönelik şimdiye kadar yapılmış bir çok şuralar ve sonucunda alınmış kararlar vardır. Buna rağmen şura kararlarının bir çoğunun uygulanmaması alışılmış, sıradan durumlardır. Çalıştay uygulaması keşke her konu için geçerli olsa. Bakanlık merkezinin belirlediği sınırlı sayıdaki katılımcı ile bir iki günlük çalışmalar yerine tüm ülkeden ilgililerin katılımına sağlayan uzun görüşmeler sonrası eğitimin temel sorunlarına yönelik görüşler alınsa ve buna göre eğitime dair yasal düzenlemeler yapılabilse. Ne yazık ki bunun yerine eğitimin niteliği ile çok da ilgili olmayan, eğitimin sorunlu alanlarına yönelik çare olmayacak ikinci, üçüncü plandaki konularla uğraşmaya devam edilecek gibi görünüyor. Soru, görüş ve önerileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 29/6/2009 - Eğitimde Yönetim Faktörüne İlişkin Bir Değerlendirme
Eğitimin yönetimi, denetim ve değerlendirilmesi bakanlığın yetkisinde olan bir durum. Bakanlık bu yetkisini yönetim ve denetim organları aracılığı ile kullanmaya çalışıyor. Bu unsurlardan yönetime yönelik değerlendirmeleri bu yazı sınırları içinde ele almaya çalışılacaktır. Bakanlığın yönetim organları merkeze bağlı taşra birimleri tarafından işletiliyor. Bakanlığın eğitime dair düzenlemeleri merkez ve taşrada yer alan bu yönetim birimlerince hayata geçiriliyor. Eğitime dair kararlar her ne kadar merkez ve taşrada yer alan bu yönetim birimleri tarafından alınıyorsa da eğitimin asıl yapıldığı yerler olan okullarla yönetim organları arasında birebir bağlantıdan söz etmek mümkün değildir. Yönetim organları aldıkları kararlarla okullarda yapılacak faaliyetleri büyük oranda etkileniyor da olsa eğitimin asıl yapıldığı yerler olan okullar eğitimin nicelik ve niteliğine dair büyük öneme sahiptir. Merkez ve taşra yönetim organları eğitimin can alıcı noktalarında bulunmakla birlikte bu birimler daha çok yönetsel kararlarla eğitime etki ederken daha çok okullarda yapılan faaliyetlere ilişkin verilerin toplanması, derlenmesi, değerlendirilmesi çalışmasından daha öteye gidememektedirler. Eğitime dair faaliyetlerin insana bakan yönü okullarda, sınıf ortamlarında, öğretmen-öğrenci etkileşiminden doğuyor. Yönetsel makamlar ise bu etkileşimle çok da ilgili görünmüyorlar. Yönetsel makamlar bakanlık merkez teşkilatında yer alanlar yanında taşrada yer alan yönetim makamları olarak sistemde yer almaktadır. Yönetim sistemine ilişkin literatürde yönetim birimleri üst birimler, aracı üst birimler ve okul yönetim birimleri şeklinde tanımlanmaktadır. Üst birimler olarak bakanlık merkezinde yer alan ana ve yardımcı hizmet birimlerinin başındaki yöneticiler anlatılmaktadır. Aracı üst birimler olarak il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin başındaki yöneticiler, okul yöneticileri olarak da her türlü okul yönetimleri anlatılmaktadır. Üst sistemler durumundaki yönetim birimleri bakanlığın faaliyet alanına ilişkin genel çalışma esaslarını, program düzenlemelerini, eğitime dair yapılacak her türlü çalışmaları genel ve özel şartlarını düzenleme yetkisine sahiptir. Aracı üst sistemler okullarla bakanlık üst birimleri arasında bir yerde yer alıp daha çok iki taraf arasında bilgi, emir, veri alış verişini sağlamaktadır. Okul yönetimleri eğitimin asıl amacı olan bireylere yönelik çalışmaların yapıldığı sınıflardaki öğrenme öğretme süreçlerinin yürütüldüğü noktalara en yakın olan yönetim birimleridir. Bakanlıkta yer alan bu yönetsel yapının işleyişine, etkililiğine bakıldığında en üst birimde olan birimler yetki yönüyle en büyük güce sahip olmakla birlikte eğitimde nitelik ve nicelik itibariyle etki etmede beklendiği gibi bir etkiye sahip değildir. Ülkemizdeki eğitimin durumuna bakılınca kurumsal yapıya, personel durumuna, kurumların çeşitliliği ve ülke üzerindeki dağılımına bakıldığında çok büyük bir etkiye sahip olmasını da beklememek gerekiyor. Zira on binlerce eğitim kurumu, binlere varan farklı yerleşim yerinde yüz binlerce personele yönelik nitelik ve nicelik itibariyle merkezi bir noktadan etki edebilmeyi beklemek çok da akla uygun görünmüyor. Ancak yapılan yasal düzenlemeler, programlara yönelik düzenlemeler, özlük haklarına yönelik düzenlemeler, sistemin işleyişine yönelik düzenlemeler eğitimle ilgili olan herkese belli bir oranda etki edebilmekle birlikte bu etki sınırlı kalmaktadır. Kurumlara, personele yönelik etkisi uzun vadede ve şekli olmaktan öteye geçememektedir. Üst birimler yapacakları düzenlemelerle sistemin daha etkin, verimli çalışmasına katkı sağlayabileceği gibi sistemin düzensiz, verimsiz, karmaşık hale gelmesine de yol açabilir. Nitekim eğitim sistemimiz içinde yönetici atama sisteminin, ders ücretlerine ilişkin sistemin, sosyal etkinliklere yönelik sistemin ve daha diğer bir çok sistemin düzenlenmesinde yaşanan sorunların temelinde üst birimlerin aldığı kararların büyük etkisinin olduğu görülmektedir. Üst sistem eğitim sisteminin içinde var olan sorunlara odaklanarak sistemi sürekli analiz etmeli, sorunların çözümüne yönelik etkin çözümler geliştirebilmelidir. Bu yönüyle bakıldığında eğitim sistemimiz içinde atılması gereken önemli adımlar hala atılamamış durumdadır. Aracı üst sistemler daha çok üst sistemlerin etkisinde görev yapmaya çalışırken eğitimin bizzat yapıldığı yerler olan okullara en yakın önemli birimlerdendir. Ancak bu noktanın da eğitim sistemimizde gerektiği gibi işletilebildiğini söylemek zordur. Yapısal olarak eğitime yönelik önemli kararların uygulanmasında, değerlendirilmesinde, yönlendirilmesinde etki edebilecek bir noktada bulunmakla birlikte kendisinden beklenen bu etkinin sistemde yaratılmasında önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu birimler daha çok bakanlık merkezinden gelen emir ve talimatların okullara, ilgili personele, kurumlara iletilmesi, gereğinin genel olarak kağıt üzerinde takip edilmesi dışında fazla bir çalışma yapamamaktadırlar. Bunun nedenleri üzerinde ayrıca durulması gerekmekle birlikte üst sistemin genel olarak sistemin işleyişine yönelik olarak yapacağı düzenlemelere bağlı olarak önemli çalışmalara ihtiyaç olduğu söylenebilir. Okul yönetimleri aslında eğitimin bizzat yapıldığı yerler olan sınıflara en yakın yönetim birimleri olmakla birlikte eğitim sistemi içinde en az önem verilen birimlerden birisi denebilir. Okul yönetimleri öğretmenlerin sınıf içinde yaptığı çalışmalara yönelik önemli etkiler yapabilecek konumda bulunmaktadırlar. Eğitim faaliyetleri bakanlık merkez teşkilatında tutulan istatistiki verilerden, çıkarılan yönetmeliklerden, hazırlanan programlardan çok daha fazla bir şeydir. Bu saydıklarımızın eğitimle doğrudan hemen hiç ilgisi yoktur bile diyebiliriz. Eğitimin tanımından hareketle yapılan değerlendirmelerin tamamında amaç bireylere yapılacak etki en başta gelir. Bireye yönelik yapılacak etki ise sınıf içinde öğretmen, öğrenci, veli etkileşiminden doğar. Bu nedenle eğitime dair bir şeyler yapma iddiasında olan birisinin mutlaka sınıf içi etkinliklere, öğretmen, öğrenci ve veli etkileşimine bir şekilde etki etmeyi gerektirmektedir. Bu etkileşimin yönlendirilebilmesi ise sadece merkez üst birimleri, taşrada yer alan aracı üst birimlerin çalışması ile yapılabilmesi imkansızdır. Görüş ve Önerileriniz için…. Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 11/5/2009 - Eğitim Sistemi ve Başarı
Eğitim faaliyeti çok değişik faaliyetlerin birleşiminden oluşan bir süreçtir. Bu faaliyetleri yürütenler, yönetenler, denetleyenler ve değerlendirenler farklı kişilerdir. Tüm bu farklı kişiler arasında bir koordinasyon olması gerekir. Koordinasyonu yapacak olan birimlerin herkesin yapması gereken ve yaptığı çalışmalardan haberdar olması gerekir. Eğitim faaliyetinin özelliği gereği tüm bu kişiler ve kişilerin yaptığı işler sınırları belirli ortak bir yerde bulunmamaktadır. Eğitim faaliyetleri sınıflarda, eğitim işlerinin yönetildiği yerler okul müdür ve yönetici odalarında, eğitimin genel anlamda yönetilmesi, yönlendirilmesi, değerlendirilmesi gibi işleri yürüten diğer birimler okullar dışındaki yerlerde, denetim faaliyeti sınıf, okul ve diğer pek çok değişik ortamda yapılırken değerlendirme işi de yine farklı kişiler tarafından farklı zamanlarda ve farklı şekillerde yapılmaktadır. Yapılan her çalışmanın birbiriyle sıkı bir şekilde ilişkili olması gerekirken birbirinden kopuk, dağınık bir durumda olması eğitimde ulaşılmak istenen hedeflere ulaşmayı zorlaştırmakta, engellemektedir. Aslında merkeziyetçi bir anlayışla örgütlenen eğitim teşkilatında bu anlamda bir koordinasyon eksikliği yaşanmaması gerekir gibi düşünülse de eğitim teşkilatının çok büyük bir yapıda olması, çok geniş bir alana yayılması, çok karmaşık bir yapıda olması gibi nedenlerden dolayı eğitim sistemimizde büyük koordinasyon eksikliklerinin varlığından söz edilebilir. Eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü yerler olan sınıflarda yapılanları en yakın yönetici birimler olan okul müdürlükleri veya yöneticilikleri ne derece takip edilebiliyor, okullarda yapılan tüm eğitim öğretim ve yönetim faaliyetleri ne derece takip edilebiliyor, tüm okulların bulunduğu yerleşim merkezlerinde eğitim, öğretim ve yönetim faaliyetleri ne derece bakanlığın genel politikalarına, programların amaç ve ilkelerine uygun olarak ne derece yürütülüyor sorularının net cevaplarını verebilmek oldukça zor. En azından yapısal olarak bunların tümünün genel anlamda özellikle de nitelikle bağlantı kurularak takip edilebildiğini gösteren yapısal bir örgütlenmeden söz edebilmek mümkün değil. Tüm sınıflardan, tüm okullardan, tüm yerleşim birimlerinden haberdar olunarak koordineli bir çalışmanın yürütülebildiğini iddia edebilmek için elde net verilerin olduğunu söyleyebilmek mümkün görünmüyor. Böyle bir durumda sağlıklı bir koordinasyondan söz edebilmek de mümkün değil. Koordinasyonu kimin ne yaptığından haberdar olarak herkesin yaptığını ortak bir noktaya yöneltmek şeklinde anlarsak merkez ve taşra teşkilatları ile okullar arasında elbette en azından amaç ve ilkeler bazında farklı bir faaliyetten söz edemeyiz. Sisteme rağmen farklı bir kurumsal yapı, farklı işlevlere sahip bir kurum, amaç ve ilkeleri yok sayan bir faaliyetin varlığından söz etmek haksızlık olur. Ancak eğitimin gerçekleştirmek istediği amaç ve ilkelere ulaşmada sistemin verimliliği açısından önemli sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Üstelik mevcut sorunları her sağlıklı sistemde görülebilecek türde ve düzeyde sorunlar olarak da tanımlayamayız. Dünyadaki gelişmiş eğitim sistemlerinin yaşadığı sorunlarla ülkemiz eğitim sisteminin yaşadığı sorunlar karşılaştırıldığında AB’ye aday bir ülke için oldukça alt düzeyde sorunlarla boğuştuğumuzu söylemek yanlış olmaz. Dünyanın eğitim niteliklerini geliştirmeden söz ettiği, ülkeler arası eğitim kurumlarının işbirliği yollarının arandığı bir dönemde ülkemizde hala ilköğretimin yaygınlaştırılmasından, okuma yazma bilmeyen nüfustan, okulsuz yerleşim birimlerinden, fiziki yönden yetersiz okullardan, ikili öğretim yapmaktan, personel eksiği yaşayan okullardan, ücretli ve vekil öğretmenlikten, kızların eğitiminden söz edilmesi eğitime dair bulunduğumuz nokta hakkında önemli ip uçları vermektedir. Eğitim sistemimiz içinde amaç ve ilkeler kağıt üzerinde gerçekleşiyor görünürken nitelikli eğitim anlamında kişisel çabaya bağlı oluşumlarla karşılaşmaktayız. Bir başka deyişle eğitim sistemimizdeki mevcut başarı sistemin işleyişinden kaynaklanan doğal bir başarıdan ziyade kişisel çabaların bir sonucu olarak adeta rastlantısal bir durumdan söz edilebilir. Bu durumun en önemli nedenlerinden birisi koordinasyon eksikliğidir. Mevcut koordinasyon eksikliklerinin önüne geçebilmek için en başta sade bir yapının oluşturulması, genel ve önemli bir takım işlevler dışında bir çok işlevin eğitim faaliyetlerinin yapıldığı yerler olan birimlere en yakın merkezlerde toplanması gerekir. Eğitim faaliyetlerinde makro düzeyde koordinasyon sorunlarının çözümlenebilmesi bakanlık merkez teşkilatı, taşra teşkilatı, yönetim anlayışı ve organizasyon anlayışında önemli değişikliklerin yapılmasına bağlıdır. Merkezde özellikle eğitime dair dünya standartlarını ön plana alarak oluşturulacak eğitim standartlarının belirlenmesi, eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü, yönetildiği merkezlerin bu standartlara uygun olarak işletilip işletilmediğinin etkin bir şekilde denetlenmesi, değerlendirilmesi gibi işlevler yüklenebilir. Eğitim faaliyetlerinin her alanı için belirlenecek standartların gerçekleşme düzeyleri objektif bir şekilde belirlenip toplumla paylaşılarak şeffaf, katılımcı bir anlayış yaygınlaştırılabilir. Öğretmenlerin atanması, yer değiştirmesi, yöneticilerin atanması, yükseltilmesi, seçilip yetiştirilmesi, yer değiştirilmesi gibi hususların ancak genel çerçevesini bunu da bilimsel ve dünya standartlarına uygun olacak şekilde belirleme dışında bir başka işe merkezin karışmamasını sağlamak gerekir. Tüm birimler için belirlenecek standartlara ulaşma durumlarının, personelin iş başarım düzeyinin, kurum ve kuruluşların amaç ve hedeflerine ulaşma düzeylerinin etkin bir denetim sistemi ile takip edilmesi, sorunların nedenlerine ilişkin yapılacak rasyonel analizlere göre yeniden örgütleme ve koordinasyon faaliyetleri eğitim sistemindeki başarıyı bireysellikten, rasgelelikten kurtaracaktır. Soru, Görüş ve Önerileriniz için…. Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 19/4/2009 - Eğitim Sorunları ve Toplumsal Yaşam
Eğitim faaliyeti toplumun insan gücünün değiştirilmesi, şekillendirilmesine yönelik olarak düşünülmüş, geliştirilmiş, sistemleştirilmiş ve işletilmekte olan bir faaliyetler bütünüdür. Bir çok değişik toplumsal faaliyetin etkisi doğrultusunda yürütülen bu faaliyete her ne kadar toplumda hemen herkes tarafından çok önemli görevler yüklenmekte de olsa etkisinde bulunduğu tüm diğer toplumsal faaliyetlerden bağımsız olarak istediği sonuçları veya kendisine yüklenen sonuçları alabilmesi mümkün değildir. Eğitimin etkisi altında kaldığı faaliyetler denilince bir çok değişik alan düşünülebilir. Toplumsal alanda var olan faaliyetlerin hemen hepsi bilimsel çalışmalara konu olmuş alanların içine girer. Toplumsal alanda var olan hemen her faaliyet alanına yönelik olarak varlığını söylediğimiz faaliyet alanları ekonomi, hukuk, siyaset, sosyoloji, din, toplumsal baskı grupları, psikoloji gibi alanların hemen tümü eğitimi olumlu veya olumsuz bir şekilde mutlaka etkiler. Eğitim faaliyetlerini tüm bu alanlarda istenen noktaya gelmeden bu alanlardaki niteliklerden bağımsız olarak bir yerlere gelmesini beklemek boşuna bir beklentiden öte gitmez. Eğitimin tüm bu sayılan alanlarla ilgisini görmezden gelmek toplumsal gerçeklere gözünü kapatmak anlamına gelir. Eğitimin ekonomi ile, eğitimin hukuk ile, eğitimin siyaset ile ve diğer alanlarla ilişkisi olmak zorundadır. Eğitimin sadece diğer alanlarla sağlıklı bir etkileşim ve iletişim içinde olması yetmez. Eğitimin kendi içinde de sağlıklı bir yapıya, işleyişe sahip olması gerekir. Eğitim gibi bu kadar geniş alanlarla etkileşim içinde bulunan bir alanı sadece öğretmenlerin veya eğitimcilerin çabası ile bir yerlere gelmesini beklememek gerekiyor. Ekonomik faaliyetlerdeki nitelikli çalışmalar mikro ve makro düzeyde toplumsal alanın tümünü büyük oranda etkiler. Eğitime dair yatırımlar, eğitime dair planlama faaliyetleri, eğitime dair personel, araç gereç, fiziki şartların iyileştirilmesi hep ekonomik niteliklere doğrudan bağlıdır. Ekonomi ise üretim, tüketim ve paylaşım gibi temel kavramlar çerçevesinde yürütülen faaliyetler olmakla birlikte toplumsal ve bireysel çabalarla doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla toplumu oluşturan bireylerin üretim, tüketim ve paylaşıma dair ortaya koydukları çabalar ne kadar nitelikle olursa ekonomik alandaki kazanımlar geliştiği gibi ekonominin doğrudan doğruya etkisi altında olan eğitimde de aynı oranda gelişecektir. Dolayısıyla eğitime dair endişeler taşıyanların eğitimin ilgili olduğu alanlara da aynı şekilde ilgi duyması gerekiyor. Eğitimin üzerinden siyasetin etkisinin kalkması gerektiğine dair dile getirilen bir çok görüşle hemen her zaman karşılaşmak mümkündür. Okurlar arasında da bu düşüncede olan bir çok kişinin olduğuna inanıyorum. Ancak toplumsal yaşamın düzenlenmesi konusunda doğrudan doğruya etki ve yetkiye sahip siyaset kurumun yine toplumun geleceğine dair çalışmalar yapması gereken bir alan olan eğitimden uzak kalmasını beklemek de yine toplumsal alanın tanınmamasına dair bir göstergedir. Siyaset toplumda her alanla ilgilenmek zorunda olduğu gibi eğitimle de ilgilenmek zorundadır. Toplumun siyasal hedeflerine yön veren siyaset kurumunun toplumun yarınına yönelik yapı taşı olan bireyleri şekillendirme görevini yürüten eğitimden uzak kalmasını beklemek anlamsızdır. Bu yönüyle siyasetin eğitimle de ilgilenmesi gerekir. Ancak siyaseti günlük parti hizipleşmeleri, parti içi ve partiler arası iktidar mücadeleleri olarak algılayıp da eğitimle siyaset ilişkisin düşünmek elbette istenmeyen bir durum olabilir. Eğitim faaliyeti toplumsal gücün niteliğine yönelik bir şekillendirme faaliyeti olduğu için toplum içinde yer alan tüm baskı gruplarının da ilgi alanı içine girmektedir. Ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel ve daha diğer bir çok gruplar eğitim aracılığı ile toplumun geleceğine etki etmeye çalışırlar. Bu nedenle eğitimin bu baskı grupları ile ilişkisinin de mutlaka bilinçli bir şekilde ele alınması gerekir. Demokrasi anlayışının gelişmesi ile birlikte geçmişte yaşanan güç mücadeleleri bu gün şekil değiştirmiş durumdadır. Toplumsal hayatın içinde varlığını güçlü bir şekilde göstermek isteyen her düşünce şekli örgütlenmekte, bu örgütler aracılığı ile diğer kurumsal yapıları etkilemeye çalışmaktadır. İletişim imkanlarının üst safhaya çıktığı günümüzde toplum içinde yoğun bir çatışma da vardır. Bu çatışmanın varlığını doğal karşılamak gerekiyor. Geçmişteki çatışmalar savaş-barış çizgisinde yürütülürken günümüzde soğuk, gizli, barışçı görünümde ama çatışmacı bir anlayışla yürütülmektedir. Silah, kaba kuvvet gibi unsurlar yerini bilgi, teknoloji, etki, ekonomik güç unsurlarına bırakmıştır. Demokratik toplum yapısı içinde bireyler arasında birlik, beraberlik, ortak bir anlayış, bakış açısı, hoş görü, güç birliği gibi bir çok değişik alanda birlik oluşturabilen toplumlar her alanda potansiyellerini birleştirerek önemli bir güç haline gelebilirken parçalanmış, güven bunalımının yoğun bir şekilde yaşandığı topluluklarda ise güç kaybı, çatışma, endişe, korku, içe kapanma gibi duygular gelişmektedir. Bu durum eğitimin önemini daha da artırmaktadır. Hukuk sistemleri toplumsal hayatı etkileyen ve devlet desteğinde var olan yapılar olarak toplumun içindeki adalet duygusunun ayakta kalmasını sağlarken eğitim faaliyetlerini de doğrudan etkilemektedir. Eğitim sistemi yasal bir çerçeveye bağlı olarak işlemek zorundadır. Yasal çerçeve hukuk sisteminin doğrudan doğruya çalışma alanı içinde yer alır. Eğitim sistemini kurup işletenlerin hukuk bilgisi, hukuk duyarlılığı, hukuk algıları eğitim sistemini ve bu sistemin içinde bulunanları doğrudan doğruya etkiler. Eğitimin yapısını belirleyen hukuki çerçeve toplumsal yaşamdan güç aldığı oranda meşruiyetini güçlendirir. Toplumsal yaşamla uyumu artacağı için toplum nezdinde kabul edilirlik katsayısını artırır. Bu da eğitimin hukuki dayanağını güçlendirir. Eğitimin konusu olan bireyin iç dünyasını konu alan psikoloji, toplumsal yapı içinde var olan tüm kurumsal yapıların, grupların anlayışını, bakış açısını irdeleyen sosyoloji, toplumun kültürel unsurlarından manevi kültür unsurlarının şekillendirilmesinde önemli bir etkiye sahip olan din gibi alanlar hep eğitimle ilgili olarak mutlaka dikkate alınması gereken alanlardır. Toplumsal anlayışın şekillendirilmesinde son yıllarda büyük bir gelişme gösteren medyanın da eğitimle ilgisinin unutulmaması gerekiyor. Saymaya çalıştığımız tüm unsurlar eğitimin dışında var olan ve eğitimi doğrudan doğruya etkileyen önemli parçalar olmakla birlikte eğitimin kendi iç yapısından kaynaklanan sorunların öncelikle ve acilen ele alınması gerekiyor. İyi işleyen bir ekonomi, hukuk, siyaset ve diğer alanlara karşın sürekli sorun üreten bir eğitim sisteminden iyi sonuçların ortaya çıkmasını beklememek de gerekiyor. Eğitim kendi içinde iyi bir işleyişe sahip olursa diğer alanlardaki sorunlardan daha az etkilenir. Eğitimin iç dinamiklerinden sorunlar çıktığı durumlarda dıştan gelen etkiler bu sorunları daha da büyütür. Soru, Görüş ve Eleştirileriniz için…. Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 21/2/2009 - Zorunlu Bölge Uygulaması ve Sorunlar
Zorunlu bölge uygulaması önceleri iller düzeyinde iken daha sonra ilçeler düzeyine indirildi. Böylece iller arası farklılıklar çok daha adil bir şekilde dikkate alınmaya başlanmış olundu denebilir. Ancak uygulamada görülen aksaklıklar dikkatle incelendiğinde aslında ilçeler düzeyinde yapılan düzenlemenin de yeterince adil olmadığı görülmektedir. Ülkemiz yer yüzü şekilleri çok farklı özellikler göstermektedir. Yerleşim yerlerinin düzenlenmesi değişik şartlara, ihtiyaç durumlarına göre yapılırken doğal olarak tüm şartları aynı anda karşılaması beklenemez. Yerleşim yerlerinin sınırlarının belirlenmesinde konulmuş kriterlerin neler olduğu belli olmadığı için yapılan düzenlemelerin yanlış veya doğru olduğu yönünde görüş ortaya koymak zor görünmektedir. Bu nedenle mevcut şartlara göre bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. İller ilçelere, ilçeler köylere ve köy altı yerleşim yerlerine kadar değişik biçimlerde yerleşim birimleri ile karşı karşıya kalınmaktadır. İlçelerin yer yüzü şekilleri de tıpkı ülkenin yer yüzü şekilleri gibi çok değişik özellikler göstermektedir. İlçe içinde dağlık, ovalık yerler, ulaşım imkanları iyi olan ve olmayan yerleşim yerleri bulunmaktadır. Zorunlu görev uygulaması iller düzeyinde iken illerin sosyo ekonomik durumlarının benzerliğine göre bir gruplandırma yapılıyordu. Oysa iller merkez itibariyle sahip oldukları imkanlarla çevre itibariyle sahip olunan imkanlar aynı düzeyde olmuyordu. Bu nedenle il düzeyinde bir gruplamanın yeterince adil olmadığı görüldü. Çok gelişmiş il durumunda olan yerleşim birimlerinin çok zor şartlara sahip ilçeleri bulunuyordu. Bu nedenle de il merkezi ile ilçelerde çalışanlar arasında bir dengesizlik, haksızlık, adaletsizlik oluyordu. Bu olumsuzlukların giderilmesi için zorunlu bölge uygulaması ilçelere kadar indirgendi. Ancak mevcut durumda bunun da yeterli olmadığı görülmektedir. Aynı ilçe içinde öyle yerleşim yerleri bulunuyor ki birisi ulaşım yolları üzerinde iken bir başkası çok daha olumsuz şartlarda bulunabiliyor. Daha önce il merkezlerinin zorunlu bölge kapsamında olduğu dönemde yaşanan sorunların aynısı şu anda ilçeler düzeyinde yaşanmaya devam ediyor. Yaşanan sorunların alanı kısmen daraltılmış da olsa istenen çözüme ulaşılamamıştır. Yapılması gereken zorunlu bölge uygulamasının okullar düzeyinde ele alınmasıdır. Okullar düzeyinde yapılacak düzenlemede olumsuz şartlara sahip olan yerleşim biriminde bulunan okul aynı çevre içindeki sosyo kültürel yapıdan bağımsız olamayacağı için görev yapan personel arasında dengesizlik, adaletsizlik, haksızlık olmamış olacaktır. Bunun sağlanması, uygulanması e okul uygulamalarının yaygınlaştığı bir dönemde zor değildir. Her personel içinde bulunduğu şartlara göre zorunlu bölge çalışmasını yapmış olacaktır. Zorunlu bölge uygulaması bölgeler arası dengesizliğin giderilmesi için uygulanmaya çalışılıyor. Ancak eğitim faaliyetlerinde uygulamada yaşanan sorunların da görülmesi ve çözüme kavuşturulması için önlemler alınması gerekiyor. Okullar düzeyine indirgenecek bir zorunlu çalışma yükümlülüğü sonrası okulların norm kadroları üzerinde de önlemler alınması gerekiyor. Uygulamada zorunlu bölge kapsamında bulunan yerleşim yerlerinde bulunan okulların kadrolarının sanal olarak büyütülmemesi de gerekiyor. Uygulamada kurumların daha fazla personeli istihdam etmesi için sanal veya uygun olmayan düzenlemelerin önüne geçilmesi gerekiyor. Norm kadro bilindiği gibi okuldaki ders yüküne göre personel istihdamını düzenleme amacıyla getirilmiş bir uygulama. Bu uygulama plansız, sistemsiz bir personel istihdamının önüne geçmek amacıyla getirildi. Bu yönüyle personel politikalarının sağlıklı bir zemine oturmasına önemli katkılarda bulundu denebilir. Okuldaki ders yükünü belirleyen unsur şube sayısıdır. Norm kadro uygulamasını sekteye uğratan olumsuz uygulamalardan birisi gelişigüzel şube oluşturmadır. Okulda bulunan öğrenci sayısına göre oluşturulabilecek şube sayısına ilişkin bir kriter konmadığı veya etkin bir şekilde böyle bir kriter kullanılmadığı takdirde okullar veya okulların bulunduğu ilçe yönetimleri şubelerin sayısını keyfi olarak artırmakta veya azaltmaktadır. Şube sayısının kritere dayanmaksızın artırılması veya azaltılması kurumda bulunacak personel sayısına doğrudan etki etmektedir. Otuzun altında bile olsa iki veya üç şube oluşturan okullarda sanal bir iş gücü oluşturulmuş olmakta bu da sistemin istismar edilmesine yol açmaktadır. E okul uygulamalarının etkin bir şekilde uygulandığı eğitim sistemimiz içinde bu anlamda bir önlem almak zor değildir. Okullara veya ilçe düzeyindeki yöneticilere ikinci bir şubenin oluşturulması için konulacak kriterlere sıkı bir şekilde uyulmasını sağlamak merkez karar organlarının elindedir. Otuzun altında öğrenci bulunan bir okulda aynı şubeden ikinci bir tanesinin açılması zorunlu görev kapsamına giren personel sayısını artırma yönünde bir yarar sağlayabilir. Ancak sistemin dengesini bozan, kişilere fayda sağlarken topluma zarar veren bir uygulamadır. Bu anlamda mutlaka acil önlem alınması gerekmektedir. Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 2/2/2009 - E-Kayıt Uygulaması ve Sonuçları Üzerine
Bakanlık e kayıt sistemi ile aileleri kendilerine en yakın okula çocuklarını kayıt ettirmeyi sağlıyor. Ülkemizde eğitimin önemine inanan bir çok veli, aile çocuklarına iyi bir eğitim sunma endişesi taşıyor. Bu endişeden dolayı aileler çocuklarını okula kayıt ettirecekleri zaman iyi bir okul, iyi bir öğretmen arıyorlar. Okul ve öğretmenin çocuğun eğitimine etkisi yadsınamaz bir gerçek. Özellikle ilk beş yıllık dönemdeki sınıf öğretmenliği çocuğun eğitim hayatında can alıcı bir öneme sahip. Bir çok temel davranış, alışkanlık, bilgi ve beceri bu beş yıllık dönemde kök salmaya başlıyor. İyi bir temel atılırsa öğrenci sonraki yıllardaki eğitim etkinliklerinde fazla zorlanmıyor. Bilgi, beceri, alışkanlık ve davranışlarını bu sağlam temelin üzerine daha kolay bina edebiliyor. Bu durumun bilincinde olan aileler hangi okula, hangi öğretmene çocuklarını emanet edeceğini düşünüyor, soruşturuyor, araştırıyor. Milli eğitim bakanlığı bünyesinde görev yapan tüm öğretmenlerin öğretmenliğin gerektirdiği niteliklere sahip olduğunu, tümünün görevinin gerektirdiği liyakate sahip olduğunu söylemek zor. Buradan öğretmenlerin tümünü töhmet altında bırakmak doğru değildir. Görevinin gereğini yerine getirmek için kendini adeta parçalayan, canla başla gayret eden fedakar öğretmenlerin varlığını da inkar etmek büyük bir haksızlık olur. Hatta devlet memurları içinde işlerinin gereğini en üst düzeyde yapan meslek gruplarının başında öğretmenlerin geldiği rahatlıkla söylenebilir. Ancak yine de öğretmenlik mesleğinin gereklerini yapmaktan uzak kişilerin sayısı hiç de az değildir. Aslında böyle bir ikileme yani görevinin gereğini yapanlar yanında yapmayanlar da var ikilemine düşülmesinin en önemli nedenlerinden birisi eğitim hizmetini kuran, yöneten, değerlendiren ana sistemin, bakanlığın bu konuda şeffaf, objektif bir veriyi ilgililerle paylaşmaması, bu verileri kamuoyuna sunmaması/sunamamasıdır. Eğitim öğretim süreci içinde öğretmenlerin ne derece verimli olduğunu ortaya koyan objektif kriterler geliştirilemediği için herkes kendine göre bir değerlendirme yapabilmektedir. Eğitim öğretim işlerini düzenleyen, yöneten bakanlığın iyi okul, iyi öğretmen denilince ne anlaşılmalıdır sorusunun cevabını verebildiğini söylemek zor. Durum bu olunca iyi okul, iyi öğretmen nitelemesi vatandaşın anlayışına kalmaktadır. Kendince eğitimi iyi olan okullar, kaliteli öğretmenler, veliler tarafından aranıp bulunuyor. Böylesi okul ve öğretmenlere talep doğal olarak artmaktadır. Çünkü iyi bir eğitim öğretim hizmeti almak her vatandaşın en temel hakkıdır. Bakanlığın uygulamaya koyduğu e kayıt sistemi ile herkes evine en yakın okula gitme zorunluluğu getirilmeye çalışılıyor. Böylesi bir zorunluluğu getiren bakanlığın okullarda sunulan eğitim öğretim hizmetlerinin kalitesi konusunda herkese benzer imkanları hazırlaması da bir gerekliliktir. Bir başka deyişle iyi okul, iyi öğretmen kavramı konusunda herkesin gönlünü ferah tutacak bir standardın hayata geçirilmesinin önlemlerinin alınması gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığının en azından nitelikleri itibariyle düşük olan okul ve personeli daha yakından takip etmesi, okul personelinin durumuna ilişkin veli görüşleri alınması, okul ve personele yönelik standartlar konulması, koyulan standartları gerçekleştiren ve gerçekleştiremeyen okul ve personelin durumlarının irdelenmesi, standartlara ulaşmama nedenlerinin sorgulanması, geliştirici önlemlerin alınması, tüm bu konularda toplumu, eğitim hizmetinden yararlananları bilgilendirecek çalışmalar yapılması gerekiyor. Eğitim sistemimiz içinde çalışanla çalışmayanın bir tutulması, performansa dair bir kaydın, verinin bulunmaması, eğitimi talep eden velilerin görüşlerine hiç önem verilmemesi, özellikle üst sınıflarda bulunan öğrencilerin memnuniyetine ilişkin hiçbir veri alınmaması, etkisiz ve verimsiz çalışmasını tetkik etmek bir tarafa personeli hiç görmeden sadece kağıt üstünde yapılan değerlendirme uygulamaları, subjektif değer yargılarına dayanan bir ödüllendirme sisteminin uygulanması, ortaöğretimde okul ve personeli kendi haline bırakan bir denetim anlayışının devamlılığı gibi sorunlar gerekliliklerin önünde önemli sorunlar olarak durmaktadır. Aslında bu temel sorunlar ve gereklilikler yerine getirilmeden e kayıt türü uygulamaların hayata geçirilmesi başka sorunların ortaya çıkmasına yol açabilir. Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|