Egitim platformu

• 18/12/2008 - Eğitime Dair İlginç Bir Paylaşım

Kategori: yorumlar

İnternet yaşadığımız dünyada büyük bir nimet, hele bir de yabancı diliniz varsa değmeyin keyfinize. Oturduğunuz yerden dünyanın her tarafına anında ulaşabiliyor, istediğiniz herkesle anında iletişime geçip haber, bilgi, belge ve daha akla getiremeyeceğiniz hemen her şeyi paylaşabiliyorsunuz. Dünyanın en ileri ülkelerinin üniversite kütüphanelerine girip istediğiniz dokümana ulaşabiliyorsunuz. İstediğiniz doküman derken elbette istisnaların olduğunu kabul ediyorum. Ama çok uzun aşamalara kadar insanın bilgi, görgü, iletişim, etkileşim ve paylaşım ihtiyacını internet rahatlıkla karşılayabiliyor. İnternette yazışmalar yaparak ilgi alanlarınızın ortak olduğu kişilerin yaşam şekilleri, çalışma şartları, yaşadıkları toplumsal, ekonomik, siyasal, kültürel, mesleki sorunlarından haberdar olabiliyor, içinde yaşadığınız toplumla kıyaslamalar yapıp ne kadar şanslı veya şansız olduğunuzu görebiliyor, bazen seviniyor bazen de hayıflanıyorsunuz. Bu yazımda mesleki konularla paylaşım imkanı bulduğum bize çok da uzak olmayan bir ülkedeki arkadaşla yaptığım konuşmaların bir özetini yapmaya çalışacağım.

Bu arkadaş Akdeniz’de küçük bir ada devletinde yaşıyormuş. Kendisi ile eğitim konularında zaman zaman yazışıp konuşuyoruz. En son konuşmamızda ülkesindeki eğitim problemlerinden söz etti. Okuyunca sevindiğim yerler olduğu gibi hayıflandığım yerler de olmadı değil. Yazılanları okuyunca bir çoğunuz da bana hak vereceksiniz diye düşünüyorum. Bu ada ülkesinde eğitim sistemi tek elden yönetilen, merkezi bir yönetim anlayışının ama katı merkeziyetçi anlayışın hakim olduğu bir yermiş. Öyle ki öğretmenlerin çalıştıkları okullardaki derse giriş çıkış saatleri, teneffüs süreleri, kullanılacak araç gereçler, öğrencilerin kullanacağı defterlerin boyutları, kitapların kaplanacağı kapların şekli, rengi dahi merkezi hükümetin alacağı kararlarla belirleniyormuş. Eğitim sisteminin başındaki kişi eğitim adına her şeye tek başına karar verir, yöneticileri istediği gibi seçebilme hürriyetine sahipmiş. Özellikle merkezi yönetim birimlerinde görev alabilmek için eğitim, liyakat, kariyer, bilgi, beceri gibi nitelikler yerine bakanın kendi şahsına münhasır geliştirdiği kriterlere uyma şartı gerekiyormuş. Merkez teşkilatında görev yapanlar merkezde bulunmanın verdiği güvenle ve edindikleri avantajla taşra dedikleri merkez dışındaki birimleri istedikleri zaman arayıp yönlendirir, alınan kararları istedikleri gibi değiştirmiş. Değiştirmekte direnenler olursa onları da görevlendirme, soruşturma gibi bahanelerle oradan oraya gönderir, bazen de merkeze alıp hiçbir görev, çalışma yeri, çalışma  materyali vermeksizin günübirlik gelip gitmesini ister, adeta canından bezdirmeye çalışırlarmış. Anlayacağınız merkezde bulunmak büyük bir avantaj sağlarmış. Bunun için de herkes merkeze gidebilmek için elinden geleni yaparmış. Merkezi denetleyen, çalışmalarını verimli mi değil mi, toplumun kaynaklarını iyi kullandı mı, kullanmadı mı, belirlenen amaçlara ulaştı mı, ulaşmadı mı diye hiç sorgulama yapan olmazmış. Adeta merkez krallık gibi yönetilirmiş. Yine merkezde bulunanlar beğenmedikleri bir kural oldu mu hemen bunu kendi isteklerine göre esnetir, değiştirirmiş. Hatta yapılacak bir düzenleme olduğu zaman önce merkezdekiler kendi durumlarına zarar getirecek bir şey var mı bakıp, değerlendirip gereken düzeltmeleri yaptıktan sonra çıkarırlarmış. Yapılacak düzenleme konusunda işi gerçekten yapanlara, sıkıntıyı gerçekten çekenlere hiçbir şey sorulmaz, anlaşılmayan bir konu var diyerek kendilerine danışanlara da yuvarlak, sıradan cevaplar verir savuştururlarmış. Zaten verdikleri cevabı da kimse sorgulayamazmış.

Eğitim sisteminin merkezindeki bu durum taşrayı da benzer bir yapıya girmeye zorluyormuş doğal olarak. Bu nedenle de taşra bir şey yapacağı zaman kendiliğinden harekete geçmez, merkezden haber, bilgi, emir gelmesini beklermiş. Böyle olunca da taşrada hemen hiçbir yeni şey yapılmaz, tüm yeniliklerin merkezden dikte edilmesini beklermiş herkes. Taşra teşkilatları diye nitelenen yerleşim yerlerindeki en üst birimlerin yöneticileri de her bakan değişmesinde soluğu merkezde alır, yeni bakanın anlayışını anlamaya, öğrenmeye çalışır ardından da görev yerlerine dönüp kendilerini buna göre yeniden dizayn etmeye çalışırlarmış. Yöneticilik tıpkı merkezdeki birimlerde olduğu gibi taşrada da bir kritere dayalı olarak belirlenmiyormuş. Hatta yönetici olmak için hiçbir kriter de yokmuş. Kimin görüntüsü, fiziği, merkezdekilerin hoşuna giderse onu taşraya atar, okulların yöneticilerini ise rahatlıkla yönlendirebilecekleri, her söyleneni yapmaya hazır gününü kurtarmaya çalışan kişilerden seçerlermiş ki merkezde kendileri rahat edebilsin. Bazı yerlere kazara gelen yetenekli, bilgili, becerili yöneticiler istenenler karşısında kural, kanun, düzen, nizam gibi bir takım şeylerden söz edince bu kişilerin ayağını kaydırmanın yollarını hem merkezdekiler hem de yerleşim biriminin eğitimden sorumlu yöneticileri birlikte ararlarmış. Okullarda göreve yapan yöneticilerin durumlarına ilişkin de yapılan bir değerlendirme çalışması yokmuş. Peki okullardaki yöneticilerin görevlerinin gereğini yapıp yapmadıklarını nasıl anlıyorsunuz diye sorunca merkeze veya üst birimlere sorun götürmeyen, her söyleneni yapan yöneticiler pek makbul olarak görülüp en başarılılar sıralamasını her sene alfabetik sıraya göre belirler, bazen ufak tefek de olsa sorun çıkaranların sırasını bir dahaki sefere gelinceye kadar atlar, bazen de sıranın en sonuna koyarlarmış. Yönetici olsun bizim anlayacağımız manada eğitici personel olsun bu kişilerin ödüllendirilmesi ise her hangi bir denetime dayalı olarak yapılmazmış. Merkezdeki yöneticiler tanıdıkları, bildikleri yöneticilere sorup danışır, araştırır ona göre sırayla herkese ödüllendirmeleri vermeye çalışırlarmış. Ödüllendirmeye yönelik herhangi bir kural, düzen, kanun gibi bir şey yok mu diye sorunca arkadaş elbette böyle bir kriterin olduğunu, ancak bu kritere uymayan birisinin bulunabilmesinin imkansız olduğunu, kimsenin de bu kriterlere yönelik olarak bir belge, delil istemediğini dolayısıyla ödüllendirmenin böyle al gülüm ver gülüm devam ettiğini söyledi. Zaten ödüllendirme diye verdikleri şeyin de hemen hiçbir anlam ifade etmediğini, zira yükselmelerde, yer değiştirmelerde kimsenin böyle şeylere bakmadığını söyledi.

Denetim sistemini ilgim çektiği için sordum. Denetim elemanları adı geçen bu ülkede çok kötü durumda imiş. İçinde bulundukları şartları duyunca ben yine de halimize şükrettim diyebilirim. Denetim elemanlarının söylediğini, yazdığını yönetim kademeleri hiç önemsemiyor, denetim elemanlarına rapor hazırlatılsa bile yine kendi istediklerini yapıyorlarmış. Denetim elemanı öğretmenin çalışmalarını gidip görse, dersini dinlese, gözlemlerini rapor etse bile öğretmen veya yöneticiye yönelik olarak güvenilir ajan diye nitelenen kişilerin sözlü de olsa  beyanlarına inanıyor, denetim elemanlarınca görevini iyi yapmadı diye rapor yazılan öğretmeni veya yöneticiyi bile yılın öğretmeni seçip ödüllendiriyorlarmış. Denetim elemanları ne yapacaklarını şaşırmış bir halde kime  başvuracaklarını bilmeden okullara gidip geliyorlarmış. Bakan olarak görev yapan kişi denetim elemanlarına yönelik olarak olumsuz bir anlayışa sahip olduğu için kısa sürede denetim sistemini kaldırıp yerine herkesin kendi kendini denetleyip otokontrolünü sağlayabileceği bir yapı kurmaya çalışıyormuş. Denetim elemanları yerine okulların öğrencilere verdikleri karneleri merkezi yönetim sistemi adını verdikleri bir sistemle takip etmeyi, daha ileri aşamada bu sistem aracılığı ile bütün yönetim, denetim faaliyetlerini merkezden yürütmeyi, okullarda yönetici, denetim elemanı gibi bir personel bulundurmamayı, daha da ileri bir adımda da sınıfları, okulları sistemden çıkarıp öğrencilerin günlük hayatlarında, evlerinde yaptıklarını bir şekilde bu merkezi yönetim sistemi aracılığı ile değerlendirip isteyen herkesi eğitimden geçirmeyi hedefliyorlarmış. Bana çok ilginç geldi. Böylesi bir eğitim sisteminin içinde yetişen insanların oluşturduğu bir toplum üçüncü dünya ülkesidir diye düşündüm. Ama ülkenin verilerine, gelişmişlik seviyesine bakınca hiç de öyle olmadığını arkadaşım bana söyledi. Fırsat bulursam bu ülkeyi ziyaret etmeyi, eğitim sisteminin geldiği noktayı yakından görmeyi istiyorum. Tecrübelerimi sizinle de paylaşmayı düşünüyorum diyeceğim ama siz sakın inanmayın çünkü böyle bir ülke henüz dünyada yok. Bunları nereden yazdım derseniz biraz hayal kurmak istedim. Hayal kurmak insan hangi yaşta olursa olsun gerçekten çok güzel. Selam ve saygılar.

 

   Soru ve önerileriniz için…

          Ali Hikmet DEMİR 
       a
hdiron4@hotmail.com

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

Egitim konusunda konusmak isteyen herkesle bulusmak dilegiyle.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Sayfamız 1
Yazılarım
My facebook
Blog 2
Örnek Site1
urfaeğitim

Kategoriler

Arkadaşlar

Blogcu Yardım
bilgisayaregitimlerimiz
nilufer29
taner özdemir
Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa