Egitim platformu

• 14/6/2009 - Eğitimin Hayati İşlevi; Denetim

Kategori: denetim

Eğitime dair kuramsal alanda dünyada yazılı olanların hemen bir çoğundan ülkemizdeki alan uzmanlarının haberdar olduğunu söyleyebiliriz. İletişim imkanlarının geliştiği bir çağda dünyanın her hangi bir yerinde yapılan bir faaliyetten, yazılan bir makaleden, piyasaya çıkan bir kitaptan anında haberdar olmak mümkün. Üniversitelerimizdeki öğretim üyeleri bilgi anlamında dünyadaki bir çok meslektaşından geri olmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Eğitim yöneticileri de eğitime dair uygulamaları üniversiteler ve araştırma kuruluşları aracılığıyla kısa sürede öğrenebiliyorlar. Eğitim sistemlerinin geldiği yer itibariyle nerede olduğunu onlar da üç aşağı beş yukarı biliyorlar.

Buna rağmen ülkemiz eğitim sisteminin yaşadığı sorunlara bakıldığında dünyadaki mevcut seviyeye ulaşma konusunda önümüzde uzun mesafelerin olduğunu söyleyebiliriz. Eğitime dair bir çok sorunların yaşandığı ülkemizde bilgi ve tecrübe itibariyle fazla bir eksiğimiz olmamasına rağmen yaşanan sorunların çözülememesi büyük bir eksiklik. Bu eksikliğin var olmasında hemen herkesin payı olduğu bir gerçek. Öncelikle bilim adamlarımız dünyadaki bilgi birikimini olduğu gibi ülkemize aktarırken kendimize özgü sorunlara kendimize özgü çözümler geliştirmek yerine kuramsal bilgi aktarımı ile yetiniyorlar. Yapılan araştırmalar en alt düzeyden en üst düzeye kadar başka ülkelerde yapılmış olanların bir benzerinin sadece uyarlanması şeklinde oluyor. Kurama ilişkin yapılan açıklamalarda kuramla uygulamanın birebir örtüşmesi, uygulamanın sistematik gözlemleri sonucu kurama ulaşmanın gerekliliği vurgulandığı halde bilimsel çalışmalarımızda ne yazık ki başka toplumsal kültürlere özgü kuramsal sonuçların ülkemiz diline aktarılmasından daha fazlasının yapılamadığını, kendi uygulamamıza yönelik yapılması gereken sistematik gözlemlerden hareketle kuramsala ulaşma yerine başkalarının ulaştığı kuramsal bilgiden hareketle kendi uygulamamızı bu kuramsal çerçeveye uygun olarak yorumlama çabası ile karşı karşıya kalmaktayız. Böylesi bir bilimsel çalışma beklenen yararı gösteremiyor. Bilim adamlarımızın mutlaka kuramsal bilgileri edindikten sonra kendimize özgü uygulamaları da sistemli bir şekilde gözlemesi, başkalarının yaptığı kuramsal açıklamaları yok saymaksızın ancak kendi özgün uygulamalarımızdan hareketle kendi kuramsal dilimizi, alt yapımızı, söylemimizi geliştirmeleri gerekiyor.

Yöneticiler de kuramsalı tamamen dışlamadan uygulamayı daha iyi anlama, yaşanan sorunların çözümünde kuramsal düşüncenin ortaya koyduğu ilkeleri yok saymadan hareket etmeyi alışkanlık haline getirmesi gerekiyor. Eğitime dair yaşanan sorunların kuramsal bilgi olmaksızın çözülemeyeceğinin bilincine varmaları gerekiyor.

Bilimsel çalışmalara konu olan, sorunlar yumağı haline gelmiş eğitim alanlarından birisi de denetim sistemimiz. Denetime dair yazılmış bir çok kitapta denetim alanında, eğitim denetimi alanında bir çok şeyin yazıldığı, söylendiği görülür. Ancak bunların hemen bir çoğu yabancı kaynaklarda ortaya konmuş kuramsal temellere dayanarak açıklanmaya çalışılır. Denetime ilişkin ortaya konulan araştırmaların kuramsal çerçevesine bakıldığında ikinci, üçüncü kuşaktan mutlaka yabancı kaynaklara dayanıldığı görülür. Eskiden beri ortaya konulmuş eğitim denetimine ilişkin görüşler sürekli tekrar edilip durulur. Ülkemiz eğitim denetiminin kendine özgü sorunlarının belirlenmesi, sistemin geliştirilmesi için yapılacak çalışmalar, etkin bir eğitim denetiminin nasıl oluşturulacağına ilişkin öngörüler, görüşler olmadığı görülebilir.

Yöneticilerimizin de eğitim denetimine ilişkin elle tutulur bir çabalarının olmadığı, eğitim denetiminin etkili, verimli, sistemli bir hale getirilmesi konusunda gereken girişimlerde bulunmadıkları söylenebilir. Bu kısa yazıda eğitim denetimi konusunda yaşanan sorunlara ilişkin uygulamada görülen bir takım göstergeler üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Böylece eğitim denetimine ilişkin çalışma yapmayı düşünenlere bir takım doneler sağlanmış olabilir.

Denetim sisteminin çalışma alanının büyük bir sahipsizlik içinde olduğu söylenebilir. Öncelikle Milli Eğitim Bakanlığının denetim sistemini daha iyi hale getirmeye yönelik bir çalışma yaptığını söylemek yanlış olur. Eğitimin niteliğine, denetimin niteliğine dair bir öngörü/plan/vizyonun somut bir şekilde ortaya konulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu durum denetimin niteliksizleşmesinde de en önemli etkenlerden birisidir.

Denetim sisteminin en önemli unsurları olan müfettişler kendi başlarına terk edilmiş, bırakılmış durumdalar denirse abartılmış olmaz. Müfettişlerin yaptıkları çalışmaların niteliğine dair, müfettişin niteliğine dair bir standart, değerlendirme yok denebilir. Yasal metinlerde ortaya konulmuş bir takım genel ve özel niteliklerden söz edilebilir. Ancak bunlar genel bir çerçeveden öteye bir anlam ifade etmemektedir.

Eğitim sistemi içinde denetim elemanlarına yönelik bir takım ön kabullerle hareket edildiği söylenebilir. müfettiş olan bir kişinin eğitim, öğretim, yönetim denetim ve diğer alanlarda bilgili olduğu, yeterli olduğu ön kabulü var gibi görünüyor. Eğitim sistemimiz içinde hemen bir çok alanda olduğu gibi denetim alanında da bir kişi bulunduğu görevin gerektirdiği sıfatı taşıyorsa o sıfatın gerektirdiği tüm özelliklere sahiptir gözü ile bakılıyor. Gerçekten istenen niteliklere sahip mi değil mi şeklinde bir değerlendirme hemen hiçbir alanda yok iken denetim alanında daha da yok denebilir. Denetim yönetim adına faaliyet yürüten bir alt sistem. Bu sorgulamayı öncelikle yönetimin yapması gerekiyor. Yönetimin yapmadığı sorgulamayı denetime karşı başka hiç kimse yapamıyor.

Eğitim denetimine ilişkin olarak müfettişlerin çalışma düzenine ilişkin bir takım genel düzenlemelerden söz edilebilir. Sayısal olarak teftiş edilecek öğretmen sayısı, çalışma alanındaki kurumların sayısı gibi bir takım istatistiki veriler tutuluyor. Ancak bunun dışında başka bir faktör yok.

Literatürde yönetim ve denetim eğitim sisteminin işleyişinde yer alan, karşılıklı ilişki, etkileşim içinde olan ve birbirlerini tamamlayan işlevler olarak görülmekle birlikte ülkemiz eğitim sistemi içinde denetim büyük oranda hatta tamamen yönetimin etki ve yetkisi içinde yer almaktadır. Dolayısıyla denetime ilişkin bir şeyler söyleyebilmek için öncelikle yönetime yönelik bir takım şeyler söylemeyi gerektiriyor. Bu konumuyla denetimin etkisinin sınırlı kaldığı söylenebilir. Denetimin yapacağı işin sınırları yönetim tarafından çizilmektedir. Yönetim ne kadar bilimsel, çağdaş, sistemli, verimli olabilirse denetim de bundan o derece etkilenmektedir. Yönetime rağmen denetimin farklılık yaratabilmesi oldukça güç görünmektedir.

Eğitimi etkileyen bir çok unsurun denetimi de doğrudan etkilediği rahatlıkla söylenebilir. Öğrenci sayısının kalabalık olması, velinin/ailenin bilinç düzeyi, ailenin ekonomik/sosyal durumu, toplumun gelişmişlik durumu, araç gereç ve imkanların yeterlik düzeyi, bunların öğretmen tarafından etkin kullanım durumu, personel değerlendirme/ödüllendirme sistemi, yönetim uygulamaları öğretmeni sınırlıyor olabilir. Tüm bu alanlardaki sınırlılıklar aynı şekilde denetimi de sınırlamaktadır. Okulların içinde bulunduğu şartlar, öğretmeni, okul yöneticisini dolayısıyla da denetimi ve bu faaliyeti yürütenleri büyük oranda etkilemektedir.

Yönetimin müfettişe bakışı, yaklaşımı denetimi, denetim elemanlarını da mutlaka etkiler. Yılda sınırlı sayıda ve sınırlı bir zamanda müfettişlerle bir araya gelen, çoğu zaman müfettişleri karşısına  alıp sadece konuşup direktif veren bir yönetimin müfettişi, denetim sistemini anlaması, algılaması, motive edebilmesi mümkün görünmemektedir.

Yönetimin kendini sınırlamama isteği denetimin de etkisizleşmesinin önündeki önemli engellerden bir diğeridir. Denetim, sistemin sağlıklı işlemesine ilişkin veriler sağlayan geri dönüşüm sistemi olarak işlemesi gerekirken yönetim ve yöneticiler bunu kendi kusurlarının ortaya çıkarılması şeklinde görürse denetimi etkisizleştirmenin yollarını arayabilmektedir. Böylesi bir durumda denetim yönetim tarafından büyük oranda sınırlanmaya çalışılır ve ortaya kurumsal bir çatışma çıkar. Kurumsal çatışma kuruma büyük zarar verir.

Müfettişlere/denetime yönelik kurumsal bakış gelişmediği durumlarda söylentilerden büyük oranda üst yönetim olumsuz etkilenmektedir. Sonuçta da denetime bakış olumsuz bir hale dönüşebilir. Bundan başta denetim zarar gördüğü gibi uzun vadede yönetim, örgüt ve toplum da olumsuz etkilenmektedir.

Mevzuat, çalışma düzenini belirleyen yasal düzenlemelerin sık sık değişmesi, yapılan değişikliklerin uygulamacılardan habersiz, katılım olmaksızın, kapalı kapılar ardında, bütünlükten uzak bir şekilde yapılması, getirilen düzenlemelerin adil, şeffaf, sistemli bir şekilde uygulanmaması gibi durumlar denetim sisteminin sağlıksız işleyişine ilişkin göstergeler olarak değerlendirilebilir. Denetim sisteminin çalışmasını düzenleyen ilke ve kuralların uygulamada karşılaşılan sorunların çözümüne yardım edecek, kurumsal verimliliği geliştirecek şekilde, kurumsal bir bakış açısıyla yapılması gerekir. İlke ve kuralların kişisel bakış açısına, kişisel anlayışa, kişisel ilişkilere dayalı olarak yapılıyor olması, kişileri dikkate alarak değiştirildiği izlenimi verilmesi, kişisel inisiyatife dayalı farklı ve keyfi uygulamaların yapılması gibi olay ve olgular sağlıklı, rasyonel ve çağdaş sistemlerde görülmeyen, bilimsel yönetim anlayışının henüz ortaya çıkmadığı dönemlere özgü uygulamalardır. Bu durum sistemin adil, rasyonel ve doğal olarak gelişmesine engel olur.

Denetim elemanlarının işlerini doğrudan etkileyen bakanlık düzenlemeleri, emir ve genelgelerin bakanlıkta tek elden çıkması denetim uygulamalarında dolayısıyla da yönetim uygulamalarında birlik ve beraberliği sağlayacaktır. Her birimin kendince bir yazı gönderip emir vermesi, birbirinden habersiz davranması, merkez teşkilatı bünyesinde özellikle taşradaki denetim elemanlarına yönelik bir veri tabanının olmaması denetim sisteminin sorunlarını daha da büyütür.

Denetim yapılan kurumların denetim sisteminin içine dahil edilmesi veya çıkarılması bir anda alınacak kararlarla olmaz. Bu yönüyle çalışma alanının sınırlarını belirleyen bilimsel, tutarlı bir anlayış, görüş birliği, değerlendirme çalışması yapılması gerekir. Eğitim sisteminin bütünlüğü içinde birbiriyle ilişkili işlevlerin tek elden denetlenmesi, yönlendirilmesi sistem bütünlüğü açısından hayati bir öneme sahiptir. Sistem bütünlüğü olmaksızın yapılacak her türlü çalışma bölük pörçük, baştan savma olacaktır. Okul ve kurumlarda yürütülen bir işlevin denetlenmesi sürecinde işlevle ilgili diğer kurumların dışarıda bırakılması işlevlerin yarım yamalak yürütülmesine, uygulamalarda karşılaşılan sorunların çözülememesine, sorunların sürüp gitmesine neden olabilir.

Denetimin sistem içindeki yerinin belirsizliği idari kadrolarla denetimi karşı karşıya getirebilir. Çağdaş sistemlerde sistemin parçaları arasındaki ilişkilerin şekli açık, net, rasyonel bir şekilde belirlenmesi gerekir. Tabiatın boşluk kabul etmediği gerçeği karşısında sistemin içindeki hangi parçanın hangi işleve sahip olduğunun açık bir şekilde belirlenmediği bir ortamda verimlilikten, etkililikten, çağdaş yönetimden söz edilemez. Denetim elemanlarının sistemin üst yönetimi tarafından her işte keyfi olarak kullanılmak istenmesi, sorumluluk/yetki/görev dengesini hemen hiç dikkate almaması karmaşaya, çatışmaya, motivasyon eksikliğine, enerji, zaman, para ve iş gücü kaybına neden olabilmektedir.

Özlük haklarındaki gerilemeler, özlük haklarına yönelik olarak yapılan düzenlemelerde dengeye, adalete raiyet edilmemesi denetim alanında iş yapmaya çalışan personel üzerinde olumsuz etkiler yaparken denetim sistemi ve bağlı alt-üst sistemler üzerinde de olumsuz sonuçların doğmasına neden olabilir. Bu anlamda sisteme dair düzenleme yapanların iyi bir sistem analizi yapmaksızın acil kararlar almaması gerekir.

Denetim elemanlarının seçiminde, yetiştirilmesinde kullanılan yöntemler, araçlar, süreçler üzerinde de ciddi bir şekilde düşünülmesi gerekir. Örgütsel sistemler içinde en önemli işleve sahip olan denetim işlevini yürütecek olanların çok hassas bir şekilde seçilmesi, yetiştirilmesi gerekir. Sistemin içine giren birisinin sistem dışına çıkarılabilmesi oldukça zordur. İstenen niteliklere sahip kişileri bir defada ve doğru bir şekilde seçmek gerekir.

Denetim elemanlarının hizmet içinde yetiştirilmesinde uzun vadeli, planlı, sistemli bir bakış açısının mutlaka geliştirilmesi gerekir. Hizmet içi eğitim faaliyetlerinde günü birlik, kişilere dayalı, verimsiz, sözde kalır bir durumda olması bu faaliyetlerin yarar yerine zarar vermesine yol açabilir. Düzenlenen faaliyetlerin yararlı olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme mutlaka yapılmalıdır. Büyük gruplarla, anlatıma dayalı ve öğretim görevlilerinin inisiyatifine dayalı olarak yürütülen, sonuçları değerlendirilmeyen, grup etkileşimi sağlamayan, gerçek ihtiyaçlara yönelik olarak yapılman, sonuçları takip edilmeyen, sürece etkisi sorgulanmayan her faaliyet göstermelik olmaktan öteye geçemeyecektir.

Uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesine yönelik bir eğitim faaliyetine hemen her zaman yer verilmelidir. Özellikle görev alanlarına giren kurumların işleyişine yönelik yetiştirme faaliyetlerinin yapılması denetimin etkisini, yararını daha da artıracaktır. Aksine kurumlara yönelik işleyiş, kurumların tanınması, denetimine ilişkin süreçlerin tamamen müfettişlerin kendi kişisel inisiyatifine bırakılması kişiye göre, kişinin becerisine göre denetim uygulamalarının gelişmesine yol açabilir ki bu durum kurumsal çalışmayı sağlıksızlaştırır.

Denetimin yaptığı tespitler, değerlendirmeler dikkate alınmıyorsa denetim yapmanın bir anlamı da kalmayacaktır. Bu yönüyle denetimin ne söylediğine bakılırken nasıl ve neden söylediğine de bakmak gerekir. Böylece hem sistem hem de sistemin değerlendirilmesi yani denetimin kendisi değerlendirilmiş olur. Denetim elemanlarının yaş ve kıdem itibariyle verimliliklerinin sürekli takip edilmesi, sorgulanması, analiz edilmesi gerekir. Denetim elemanlarının performansına yönelik merkezin belirlediği kriterler, ölçütler, değerlendirme yöntemleri veya araçlar geliştirilip kullanılmalıdır. Denetimin çalışma alanının özelliği dikkate alınarak bu tür özel yöntem ve araçlar sistemin verimliliği, geleceği, hayatiyeti için büyük önem taşır. Aslında sadece denetim için değil, sistemin içinde bulunan tüm unsurlar için çalışma alanına, sahip olunan işleve göre özel değerlendirme araçları geliştirilmesi gerekir. Sistemin tümünü toptan bir bakış açısıyla değerlendirmeye çalışmak değerlendirmecilere psikolojik bir tatminden öte bir yarar sağlamayacaktır.

Denetim başta olmak üzere eğitim sisteminin tümüyle kuram ve uygulama bütünlüğü içinde ele alınarak kendimize özgü bakış açısının geliştirilmesi daha fazla  geciktirilmeyecek bir çalışmadır.


Soru, Görüş ve Eleştirileriniz için.... 

 

Ali Hikmet DEMİR

       ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/12/2008 - Kaynak İsrafı ve Denetim Sistemi İlişkisi

Kategori: denetim

Son yıllarda okullarda bilgisayar gibi, bilgi teknolojilerine yönelik araç gereçlerin büyük oranda arttığını görmek mümkün. Ülkemizdeki okulların tiplerine, yapılarına bakıldığında kırsal kesimdeki birleştirilmiş sınıflı köy okulları yanında kent merkezlerinde veya kırsalda olsa bile taşıma merkezi durumunda olan veya nüfusu belli bir sayının üzerinde olduğu için öğretmen sayısı, yönetici personel sayısı açısından büyük denebilecek yapıda okullar bulunduğu görülür. Hangi boyutta olursa olsun hemen her okulda internet bağlantısı olan, bilgi teknoloji sınıflı okulların sayısı son yıllarda büyük bir hızla artmıştır. Elektronik araçların okullarda böylesi bir hızla artması eğitim alanına yönelik yatırımların bir göstergesi olarak görülüp sevindirici bir durum olarak algılanabilir. Ancak okullarda karşılaşılan durumlar bu alanda önemli sorunların da olduğunu göstermektedir. Daha önce birer, ikişer hatta okulun büyüklüğüne göre daha fazla sayıda bilgisayarı, yazıcısı, skaynırı olan okullara mevcut durum dikkate alınmaksızın bir o kadar daha elektronik araç gereçlerin gönderildiğini görmek bu alanda büyük bir israfın, plansızlığın, başıboşluğun olduğunun işaretlerini vermektedir. Neredeyse her kurum eğitime destek adına okullara yönelik düzenlediği projelerle bilgisayar, yazıcı, skaynır gibi araç gereçleri kırsal olsun, kent merkezi olsun her tür büyüklükteki okullara göndermeye çalışıyor. Önceden var olan bilgisayarlara ek olarak yenileri tekrar veriliyor. Gelen bilgisayarlar masaların üzerlerindeki yerlerini alırken eskiler depolara veya raflara, dolap üstlerine kaldırılıyor. Bu durumu görünce okulların yakın zamanda elektronik çöplük haline geleceği endişesi insanın zihninde istemeden de olsa uyanıyor. Okulun personel durumu, öğrenci durumu, derslik durumu, önceden gönderilen her türlü araç gerecin envanteri dikkate alınmadan yapılan bu dağıtım eğitim alanında  ekonomik israfın gittikçe büyüdüğü endişesini güçlendiriyor. Bu toplumun sahip olduğu her türlü kaynağın bu kadar kolay heba edilmemesi gerektiğini herkesin ama eğitim alanında etkili ve yetkili olan kişilerin çok daha fazla dikkate alması gerekir.

Okulların neye ihtiyacı olduğunu öğrenmek, daha önceden var olan araç gereçlerin neler olduğunu, bunların ne kadar etkili kullanıldığının takibi, değerlendirmesi, muhasebesi içinde bulunduğumuz elektronik çağında zor olmasa gerek. E-okul uygulamalarının bir amacı da bu olsa gerek. Eğitime yönelik yapılan yatırımlar önemli. Bunu hiç kimse inkar edemez. Yapılan yatırımlar hiçbir zaman boşuna gitmeyecektir. Ama bu kadar israf, bu kadar düzensiz dağıtım, kontrolsüz hareket eğitime yarar yerine zarar getirecektir. Zira büyük bir kaynak aktarımı yapılan aslında kaynakların plansız, programsız, denetimsiz bir şekilde israf edildiği bir alanda istenen sonuçlar alınamayınca toplumda, kişilerde ümitsizlik ortaya çıkabilir. Bu kadar masraf yapıyoruz ama yine istenen sonuçlar alınamıyor diye düşünülürse eğitime yönelik yapılan yatırımların sonuçsuz kaldığı düşüncesine saplanan insanlar bu alanı ihmal etmeye başlayabilir. Oysa yapılan yanlış planlama, düzensiz dağıtım, kontrolsüz kaynak aktarımından başka bir şey değildir. Bu uygulamaya ise dünyanın en zengin bütçesine sahip olan devletler bile dayanamaz. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı da yapmış olan İrfan ERDOĞAN’ın bir kitabında eğitime ayrılan kaynakların yetersizliği yanında ayrılan kaynakların etkili kullanılamamasının da önemli bir sorun olduğunu dile getiren bir cümlesini hatırlıyorum. Bu anlamda eğitim sistemimize yönelik ayrılan kaynakların ne yazık ki etkin kullanılamadığını, israf edildiğini, gelişigüzel araç dağıtımlarının okulları teknolojik veya klasik araç gereç çöplüğüne dönüştürdüğünü kolayca görmek mümkün.

Bilgisayar teknolojisini okullara sokma amacı belki çağdaş eğitim imkanlarına ulaşmak açısından önemli olabilir. Ancak bilgisayar ve benzeri teknolojik araç gereçleri sınıflara sadece sokmak yetmiyor. Bunları etkin kullanmasını bilmeyen, bunlardan yararlanamayan personelin elinde bu tür araçlar ne yazık ki işlevsiz veya eğitsel olmayan işlevleri yerine getirir hale geliyor.

Bakanlığın teknolojik araç gereçleri okullara dağıtırken okulda mevcut malzeme durumunu çok iyi takip etmesi, analiz etmesi, değerlendirmesi gerekiyor. Fen dolapları, bilgisayarlar, yazıcılar, skaynırlar, internet alt yapısı ile ilgili araçlar merkezden tek kalemde dağıtılmamalı, bunların kullanım durumlarının, eğitsel amaçlara hizmet durumlarının çok iyi takip edilmesi gerekir. Ülkemizin sahip olduğu kaynaklara rağmen içinde bulunduğu ekonomik sorunlar, sıkıntılar ortada iken gereksiz yere okullara bu kadar malzeme, araç gereç bonkörce dağıtılmamalıdır.İsraf edecek kadar, kaynakları heba edecek kadar zengin olmadığımızı herkes bilmektedir.

Bu anlamda okulların alt yapı imkanlarının çok iyi takip edilmesi, hangi okulun neye ne kadar ihtiyacının olduğunun çok iyi bilinmesi, malzeme, araç, gereç kullanım düzeylerinin çok iyi bilinmesi gerekir. Bu ise sağlıklı, sistemli, etkili, şeffaf, geliştirici, iyileştirici, sunduğu verileri yönetimin ciddi bir şekilde dikkate aldığı bir denetim sistemi ile mümkün. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı denetim sisteminin kuruluş, işleyiş ve gelişim sürecine bakıldığında bu gerekliliklerden çok uzak olduğu, her geçen gün de daha işlevsiz, daha etkisiz, daha verimsiz hale getirildiği izlenimi vermektedir.

Denetim, yönetimlerin hiçbir zaman ihmal etmemeleri, tersine çok daha ciddi bir şekilde ele alıp sürekli iyileştirmeye, güçlendirmeye, işlevsel hale getirmeye yönelik olarak çaba gösterilmesi gereken bir alandır. Denetimi boşlayan bir anlayışla eğitimin kalitesini yükseltebilmek imkansızdır. Alanda olan olaylardan, alınan kararların alanda uygulanma düzeyinden, sistemin içinde var olan sorunların niteliğinden ve niceliğinden, sorunların çözüm yollarından ancak denetimle haberdar olunabilir. Denetimin bu işlevini yerine getirmesi ise ancak denetimin önemine inanan bir yönetimle mümkündür.

 

       Görüş ve Önerileriniz için…

              Ali Hikmet Demir

        ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 4/11/2008 - Eğitim Sistemi-Denetim Sistemi İlişkisi

Kategori: denetim

İlköğretim müfettişlerinin sayısı yaklaşık üç bin civarında. Her ilin müfettiş kontenjanı belli bir oranda belirlenmiş. Her ne kadar müfettiş sayısı, kontenjan, atama, yer değiştirme işlemlerinde temel ve büyük sorunlar yaşanmasına rağmen her ilde görev yapan ilköğretim müfettişi ilde üzerine düşen görevleri yerine getirmeye çalışıyor. İlköğretim müfettişlerinin çalışma sürecine, çalışma ortamına, çalışma biçimine yönelik yetkili makamlar hemen hiçbir şey yapmamasına rağmen bu grup kendi içlerinde çalışmalarına devam ediyorlar. İlköğretim müfettişlerinin çalışma sistemi yasal mevzuatın belirlediği şekilde uygulanıyor. En azından mevzuata açık bir aykırılık olduğunu söylemek mümkün değil. İlköğretim müfettişlerinin yönetmelikleri, yönergeleri ne diyorsa çalışma şekli bu yönetmelik ve yönergeleri büyük oranda uyuyor. Bu yönüyle ilköğretim müfettişlerine yönelik kurumsal yapının işleyişinde önemli sorunlardan söz edilemez. Yönetim mekanizmalarının bu yapının işleyişine yönelik olumsuz etkileri olmadığı sürece sistem kendi içinde iyi bir şekilde işliyor. Yapının işleyişine olumsuz müdahaleler de aslında büyük oranda küçük bir düzenlemeyle rahatlıkla giderilebilir. Ancak bu konu üzerinde ilgililerin, yetkililerin çalışması, kafa yorması gerekiyor. İlköğretim müfettişlerinin yaşadığı sorunlara rağmen eğitim sistemi içinde en sağlıklı işleyen kurumsal yapılardan birisi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunda yüz yılı aşan bir geçmişin de mutlaka payı var.

Eğitim sistemi içinde ilköğretim müfettişlerinin görev alanları yasal mevzuatla sınırlandırılmış. Yine ilköğretim müfettişleri mevzuat konusunda oldukça iyi bir bilgi birikimine sahipler. Bu nedenle de mevzuatın uygulamalarını en iyi ve doğru şekilde gerçekleştiren grupların başında ilköğretim müfettişleri geliyor. Görev alanına giren konularda mevzuat ne diyorsa yani yasal düzenlemeler, hukuki metinler ne diyorsa ilköğretim müfettişleri büyük oranda bunu savunuyorlar. Mevzuat, kanun, yönetmelik, yönerge gibi kavramlar bir kısım kişilere oldukça soğuk gelse de hukuk devletinin vazgeçilmez kavramlarıdır. Bu yönüyle mevzuatı adım adım takip eden bir kişi hukuka harfiyen uyan kişidir denebilir. Bu ise her zaman istenen bir şey olması gerekiyor.

İlköğretim müfettişleri görevleri gereği görev alanına giren kurumları yakından denetlemektedirler. Bu yönüyle kurumların işleyişi konusunda büyük bir bilgi birikimine, deneyime, farklı uygulamalar konusunda çeşitliliğe, sistemin işleyiş sürecine, yaşanan sorunlara yönelik oldukça iyi bir yetişmişlik düzeyindedirler denebilir. Zira her gün sınıfları, okulları, diğer eğitim ortamlarını gezmekte, her gün çok çeşitli öğrenci, öğretmen, yönetici ve insan tipiyle karşılaşmaktadır. Bu durum sistemin işleyişi konusunda onlara büyük bir zenginlik, avantaj kazandırmaktadır.  Milli Eğitim Bakanlığı içinde hiçbir yetkilinin gitmediği, görmediği ortamları çok yakından görmekte, eğitimin en temel unsuru olan sınıflara, sınıflarda yapılan etkinlik ve çalışmalara yakından bakma imkanını elde edebilmektedir. Böylesi bir grubun eğitim sisteminin işleyişinde daha etkin kullanılması gerekiyor. Bu grup sistemin geliştirilmesi, sistemin içinde yaşanan sorunların giderilmesi, yapılan çalışmaların, alınan kararların ne derece amacına uygun olduğunu görmede çok daha etkin kullanılması gerekiyor. Bu grubun bu yönüyle yeterince etkin kullanılabildiğini söylemek mümkün değil. Bunda özellikle denetim sistemini kullanmakta önemli bir imkana, güce, yetkiye sahip olan üst makamların büyük payı, sorumluluğu var.

Eğitim sistemi içinde insan unsuruna bakınca devasa bir grupla karşılaşıyoruz. Sadece ilköğretim düzeyi dikkate alındığında altı-yedi yüz bin kişilik bir öğretmen, elli-altmış bin civarında kurum, seksen yüz bine yakın yönetici, on beş milyona yakın öğrenci grubu ile karşı karşıya kalınıyor. Bakanlığın tüm bu büyük grubu dikkate alarak bir faaliyeti kısa sürede etkili bir şekilde yönlendirebilmesi, etkileyebilmesi, harekete geçirebilmesi mümkün değil. Yeni program uygulamaları, yeni kararlar, yeni düzenlemeler en ücra yerleşim yerine kadar ulaşması, ulaştırılması, en temel eğitim faaliyetinin yapıldığı yerler olan sınıflarda doğru şeylerin yapılıp yapılmadığını takip ve kontrol edebilmesi kısa bir süre için mümkün değil. Personelin eğitimi, yönlendirilmesi, değerlendirilmesi faaliyetinde ortaya çıkan zaman, para, personel, etki unsurları doğrudan doğruya ilgili personele yönelik olarak yapılması da imkansız. Dolayısıyla sistemin en ücra köşelerine kadar ulaşabilmek bakanlığın doğrudan doğruya mevcut yönetici, karar sistemini kullanarak etkili bir şekilde başarabilmek tamamen imkansız. Bu durumda ilköğretim müfettişlerinin sahip olduğu büyük potansiyelin kullanılmasının ciddi bir şekilde düşünülmesi gerekiyor. Yaklaşık üç bin kişilik müfettiş grubu sayısal olarak, nitelik olarak önemli sorunlarla boğuşmakta ise de etkin bir şekilde kullanılabilir. Yüz binlere varan personele, kuruma, milyonlarca öğrenciye ulaşmaktansa üç-beş bin kişilik müfettişe ulaşmak ve bunlar aracılığıyla sistemi etkilemek çok daha kolay ve her yönden ekonomik.

Eğitim sistemine etki etmede böylesi önemli bir potansiyele sahip grubun kendisinden beklenen etkiyi gösterebildiğini söylemek mümkün değil. Aslında eğitim tarihimiz boyunca hiçbir zaman bu gruba sisteme etki etmede bir araç gözüyle bakılmamış denebilir. On yıl öncesine kadar ilköğretim müfettişliğine yönelik hukuki bir metin dahi yoktu. Yapılan yasal düzenlemeler de eksik, yanlış ve dar görüşlü bakış açılarıyla işlemez hale getirilince bu düzenlemeler de neredeyse işlevsiz hale gelmiş durumda. Denetim sistemi üzerinde yaşanan sorunlar giderildiği ve bu işleve hak ettiği yetki, sorumluluk ve değer verildiği takdirde eğitim sistemimiz büyük kazanımlar elde edecektir. Aksi takdirde sorunlar kökleşmeye, samimi çabalar heba edilmeye, kaynaklar boşu boşuna harcanmaya devam edecektir.    

 

     Soru, görüş ve önerileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

       ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/10/2008 - Denetim Süreci Sorunlarına Dair Bir Değerlendirme

Kategori: denetim

İlköğretim müfettişleri özellikle ilköğretim düzeyindeki okullarda denetim, teftiş çalışması yapıyorlar. Yapılan bu çalışmalarda öğrenme öğretme süreci diye nitelenen sınıf içi çalışmalar gözleniyor, gözlemlere dayalı olarak öğretmenlere yönelik denetim ve teftiş formları dolduruluyor. Raporlar yazılıyor, ilgili birimlere teslim ediliyor. Sonrası ise büyük bir bilinmezlik. Yapılan tüm bu çalışmaları sisteme etki edecek şekilde, kararların alınmasına veri oluşturacak şekilde kullanan neredeyse yok denecek düzeyde. Okullarda yapılan bu çalışmaların sorunsuz, çok sağlıklı, sistemli, düzenli olduğunu iddia etmek zor ama buna rağmen yapılan çalışmalar gerektiği gibi değerlendirilmiyor. Bu durum sonuçta denetim sisteminin işlevsiz bir konuma indirgenmesine yol açıyor. Aslında denetim sisteminde ortaya çıkan işlevsizleştirme dolaylı olarak yönetim sisteminin de işlevsizleşmesine katkıda bulunuyor. Yönetim bir bakıma sistemden haberdar olmaksızın, sağlıklı, doğru verilere dayanmaksızın kararlar aldığı için denetim gibi kendisi de işlevsizleşmeye başlıyor. Denetim ve teftiş sürecinde yaşanan sorunlara odaklanılması sistemin iyileştirilmesinde belki de ilk adım olacaktır.

İlköğretim Müfettişleri okulda ders denetimi yapıyorlar. Ders denetimi için sınıfa gidildiğinde öğrenme öğretme sürecinin uygulanması, işletilmesi konusunda gözlem, değerlendirme yapma imkanını elde ediyorlar. Öğretmenin öğretmenlik becerisinin kalitesini belirlemek için gereken zaman üzerinde durulması gerekiyor. Öğretmenin öğretmenlik becerisini belirlemeye yönelik olarak gereken zamanı belirlerken sınıf ortamını, sınıf ortamında yapılan çalışmaları, öğretmenin yaptığı çalışmaları görmek, incelemek, değerlendirmek ve bu konularda öğretmenlerle görüşmek gerekiyor. Öğretmenin öğretmenlik becerisi üzerinde değerlendirme yapabilmek için sınıf ortamında öğretmenin belli bir süre gözlenmesi gerekiyor. Sadece bir dersteki çalışmaya bakarak öğretmenin çalışmalarının değerlendirilmesi zor. Tüm derslerdeki durumuna yönelik bir değerlendirme yapabilmek için öğretmenin sadece ders ortamındaki durumunun gözlenmesi için uzun bir zamana ihtiyaç var. Yaklaşık on civarında derse giren bir sınıf öğretmeninin tüm bu derslerdeki durumunu gözlemek için en az onar saatlik bir süreye ihtiyaç var. Bu gözlem yeterli diye nitelendirilemez. Öğretmenin öğrencilere yönelik olarak öğrenme öğretme sürecindeki başarısına yönelik tuttuğu kayıtların, öğrencilere yönelik ölçme değerlendirme faaliyetlerindeki başarısının da gözlenmesi, görülmesi, değerlendirilmesi gerekir. Bunun dışında öğretmenle bu durumlara yönelik tespitler üzerinde konuşmak, fikir alışverişinde bulunmak, öğretmeni dinlemek de gerekecektir. Dolayısıyla etkin, sağlıklı, objektif bir denetim ve değerlendirme yapabilmek için öğretmenle en azından 10-15 saatlik bir süreye ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. 10-15 saatlik bir süreyi sadece bir öğretmene ayırmak belki öğretmenin öğretmenlik becerisini belirlemede yeterli denebilir. Ancak mevcut öğretmen sayısı ile denetim elemanı oranlandığında mevcut öğretmenlere öngörülen sürenin ayrılabilmesi mümkün görünmemektedir.

Bu kadar uzun bir süre ayrılan bir denetim, teftiş ve değerlendirme çalışmasının sonucunda elde edilen sonuçların etkin bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı da önemli bir husustur. Öğretmenlere yönelik olarak yapılan denetim ve değerlendirme çalışmasının sonuçlarının karar alıcı makamlar tarafından hiç kullanılmaması, dikkate alınmaması yapılan çalışmayı boşuna bir çaba durumuna düşürmektedir. Öğretmenlerin çalışmalarının kim tarafından ne şekilde değerlendirileceği ve sonuçlarının nasıl kullanılacağı hususuna da karar verilmesi gerekiyor. Okul müdürleri işi biliyor. Öyle ise öğretmenlerin durumlarına yönelik değerlendirmeleri sadece okul müdürlerine bırakmak yeterlidir demek de doğru değildir. Okul müdürünün yapacağı değerlendirmeyi dikkate alıp ardından seviye tespit sınavlarının uygulanması belki öğretmenin çalışma performansı hakkında yeterli bilgi vermeye yetebilir. Ancak sınıf ortamının mutlaka denetlenmesi, gözlenmesi, değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu işi yapanlardan birisi olan ilköğretim müfettişleri bu konuda daha ciddi davranmalıdır. Bu davranış eğitimin kalitesine yönelik olumlu büyük bir katkı yapacağı gibi denetim sisteminin sahip olması gereken önemli konuma oturmasına da katkı sağlayacaktır.

Yapılan bu çalışmalarda öğretmenin değerlendirilmesinde verdikleri notlar öğretmenlerin çalışma performanslarına yönelik durum tespiti yapıyorlar. Bu tespitler öğretmene ve öğretmenin çalıştığı kuruma yönelik bir mesaj da içeriyor. Öğretmenler kendilerine yönelik yapılan değerlendirmeleri başkalarıyla da kıyaslayarak çalışmalarının ne durumda olduğuna dair kanaat sahibi oluyorlar. Aynı okulda görev yapan öğretmenler ve personel birbirinin çalışma temposu hakkında rahatlıkla bir fikir sahibi olabiliyor. Sorunlu öğretmene yönelik olarak müfettişlerin yaptığı değerlendirme müfettişlerin güvenirlik durumlarına yönelik de bir kanaat sahibi olmalarına neden oluyor. Bu nedenle öğretmenlere yönelik yapılacak değerlendirmelere dikkat ve özen göstermek, yapılan işi ciddiye almak gerekiyor.
          Bu yönüyle ilköğretim müfettişlerinin okulda yaptıkları ders denetimlerinde verdikleri notların gerektiği gibi ciddi bir şekilde düşünülerek verilebildiğini iddia edebilmek oldukça zor. Şikayete, yakınmaya maruz kalmamak için her öğretmene çok iyi not verenler, cebinden mi çıkıyor düşüncesiyle herkese bol bol not verenler, düşük nota dayalı yapılacak değerlendirmenin verilere dayalı olması gerektiği düşüncesinin bir sonucu olarak fazladan çaba göstermektense kısa yoldan yüksek not verenler hep yaptıkları mesleğin önemine yeterince inanmayan, işini ciddiye almayan, mesleğine zarar veren kişiler ne yazık ki denetim sisteminin içinde varlığını güçlü bir şekilde sürdürüyorlar. Bunlara karşı da ne yazık ki yetki sahipleri bir önlem almayı akıllarına dahi getirmiyorlar.

   Soru, görüş ve önerileriniz için....
          Ali Hikmet DEMİR
     ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/5/2008 - İlköğretim Müfettişlerine Dair

Kategori: denetim

İlköğretim Müfettişliği eğitim camiası içinde en çok tartışma konusu olmuş, eleştirilmiş meslek gruplarından birisi. Basında ya da kişisel sohbetlerde ilköğretim müfettişleri söz konusu odlumu genelde lehinde konuşan kimse pek bulunmaz. İlköğretim müfettişliği 19. yüzyılda eğitim faaliyetleri kurumsal bir yapıya kavuştuktan kısa bir süre sonra oluşmuş, oluşturulmuş denetim sisteminin önemli dallarından birisi. Osmanlı döneminde kurulmaya başlanan eğitim sisteminde denetim faaliyetinin zorunluluğunun bir sonucu olarak önce genel anlamda bir denetim sistemi ardından da ilköğretim müfettişliği sistemi de oluşturulmuş. Böylesi köklü bir geçmişe sahip olan ilköğretim müfettişliğinin tartışma, eleştiri ve şikayet konusu olmasının nedenleri üzerinde mutlaka durulması gerekiyor. Eleştiriyi yapanlar ilköğretim müfettişlerinin eğitim sistemi içinde yararsızlığını, ilköğretim müfettişlerinin okullarda sürekli eleştiri yapma dışında bir şey yapmadıklarını, sürekli olumsuz eleştiriler yaptıklarını, okulda kısa bir süre kalıp gittiklerini, bir veya iki saatlik bir süre içinde öğretmenleri veya kurumları denetlemenin objektif ve sağlıklı olamayacağını, okulda müdür odasından dışarı çıkmadıkları, idarecilerden değişik ikramları aldıkları taktirde denetimi gelişigüzel ve subjektif şekilde yaptıklarını söylemektedirler. Bu eleştirileri yapanlar genelde eğitim sistemi içinde özellikle de ilköğretim müfettişleri ile birebir karşılaşma imkanı bulmuş olanlardır. Bakanlık müfettişliği üzerinde ilköğretim müfettişliği kadar bir eleştiri, tartışma, şikayet yok denebilir. Bunun da bir çok nedeni var. Ancak bu yazıda bunun üzerinde durmayı hedeflemediğimiz için kısaca bakanlık müfettişlerinin merkezde bulunmaları, sayılarının az olması, işleri olmadığı sürece taşraya gelmedikleri, geldikleri zamanlarda da personelle etkileşimin çok sınırlı olduğu, neredeyse hiç bakanlık müfettişi ile karşılaşmadan mesleği bitirme durumları söz konusu olduğu için bu tür tartışma, şikayet, eleştiri konusu olmamaları doğaldır denebilir.

İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılan bu eleştiri, şikayet ve tartışmaların haklılık payı üzerinde durmak gerekiyor. İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılan eleştirilerin tümünü haksız, yersiz, yalan olarak kabul etmek ne kadar yanlış olursa tümünün doğru, haklı, yerinde olduğunu kabul etmek de o kadar yanlıştır. İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılan tartışma, eleştiri ve şikayetlerin üzerinde dururken tarihi sürecin, ilköğretim müfettişliğine yönelik yapılan uygulamaların, ilköğretim müfettişliği mesleğinin çalışma biçiminin, ilköğretim müfettişliğine yönelik yapılan uygulamalara temel oluşturan karar alma sürecinin yapısının, işleyişinin üzerinde durulması, irdelenmesi gerekmektedir.

İlköğretim müfettişlerinin görev alanları çıkarılan mevzuat hükümleri tarafından belirlenir. Çalışma çerçevesi çıkarılan mevzuat hükümleridir. Bu mevzuata bakıldığında ilköğretim müfettişlerinin görev alanının inceleme, soruşturma, teftiş, denetim, rehberlik ve araştırma gibi bölümlerden oluştuğu görülür. Bu görevlerin yürütüleceği alana giren kurumların sayısı ve çeşitliliği ise şaşırtıcıdır. Yaklaşık yirmi çeşit kurumun ilköğretim müfettişlerinin görev alanına girdiği görülür. İlköğretim, okul öncesi, özel öğretim, özel eğitim, rehberlik araştırma merkezleri, kur’an kursları, yaygın eğitim kurumları gibi ana başlıklarda ele alınabilecek kurumlar yani bakanlığın taşrada yaptığı her tür eğitim öğretim faaliyetine yönelik inceleme, soruşturma, rehberlik, denetim, teftiş, araştırma çalışması ilköğretim müfettişlerine görev olarak verilmiş durumdadır. Bakanlığın gözünde ilköğretim müfettişliği adeta her derde deva bir kurumsal yapı olarak kabul edilmiş durumdadır. Görev alanına giren kurumların çeşitliliği ve çokluğuna karşın bu görevleri yürütecek sayıda ilköğretim müfettişinin işe alınması, çalıştırılması, yetiştirilmesi, geliştirilmesi, değerlendirilmesi konuları ise apayrı bir yazı, çalışma konusudur. Adı ilköğretim müfettişi olmakla birlikte bu meslek grubu ilköğretim yanında tüm kurumsal yapılara yönelik çalışma yapma görevini yüklenmiştir.

İlköğretim müfettişlerinin görev alanının büyük kısmını ilköğretim kurumları almaktadır. Okul öncesi eğitimin % 20’lerde, özel eğitimin çok cılız, yetersiz, zayıf olduğu, özel öğretimin % 3-5’lerde  olduğu bir ortamda ancak ilköğretime yönelik çalışmalara yetişmeye çalışan ilköğretim müfettişleri ilköğretim kurumlarında genellikle rehberlik, denetim, teftiş, araştırma çalışmalarına ağırlık vermektedirler. İlköğretim kurumlarına yönelik olarak uzun yıllar personelin sicil amirliği görevini de yürüten ilköğretim müfettişleri yaptıkları teftiş çalışmaları sonucu teftiş notu vermekte, teftiş formu ve raporu düzenlemektedirler. Kısa bir süre öncesine kadar sicil amirliği görevi devam ederken ilköğretim müfettişleri öğretmenlere yönelik yaptıkları teftiş çalışmalarına göre sicil notu veriyorlardı. Artık sadece teftiş notu veriyorlar. Ancak bu not öğretmenin performansına yönelik bir etki gücüne sahip değil. Sadece bir kanaat notu olarak kurum teftiş raporlarına yansıyor. Teftiş çalışmalarının objektifliği, haklılığı, verimliliği bir tarafa bırakılırsa bir personelin durumunu gösteren teftiş notu öğretmenin okul içindeki çalışmalarına yönelik yapılmış bir değerlendirme, durum tespiti anlamına geliyor. Bu durumda öğretmen veya diğer personelin çalışması hakkında yapılan değerlendirme değerlendirmeye tabi tutulan kişi üzerinde doğal olarak bir etki yapıyor. Okulun personeli arasında yapılmış olan bu nota dayalı değerlendirme yine doğal olarak personel arasında da bir değerlendirme yapılmasına yol açıyor. Hiçbir etkiye sahip olmasa ve çok sınırlı bir zaman içinde yapılmış bile olsa öğretmenin sınıf içinde öğretmenlik becerisine yönelik olarak yapılabilen tek değerlendirme olması nedeniyle ilköğretim müfettişlerinin öğretmenlere yönelik yaptıkları değerlendirmeler çoğu zaman hazmedilemeyebiliyor. Bu hazımsızlık zaman zaman haklı olduğu gibi haksız da olabiliyor. Eğitim sistemimiz içindeki personel niteliğini ortaya koyan net, objektif bir kriter, ölçüt olmadığı için herkes kendine göre kendini, çevresini değerlendirip bir yerlere konumlandırıyor. Bu konumlandırmada kişinin kendisini objektif bir şekilde değerlendirip gerçek durumunu kendisinin ortaya koyabileceğini söylemek insan gerçeğine aykırı bir durumdur. Herkes kendini her zaman haklı, çalışkan, görevini en iyi şekilde yerine getirir konumda görmek ve göstermek ister. İlköğretim müfettişlerinin yaptıkları değerlendirme çoğu zaman bu durumla çelişir. Bu çelişme genelde personel tarafından ilköğretim müfettişlerinin yaptığı değerlendirmelerin yanlış, taraflı, haksız olduğu şeklinde görülür, kabul edilir. İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılan eleştiri, şikayet ve tartışmaların temel nedenlerinden birisi bu personel değerlendirmede müfettişlerin ortaya koyduğu kanaatlerin doğurduğu sonuçlardır. İlköğretim müfettişlerinin yaptıkları değerlendirmelerin her zaman haklı, objektif, yeterli, verimli olduğunu iddia ettiğim sanılmasın. Burada sadece ilköğretim müfettişlerine yönelik yapılan eleştirilerin kaynaklarını bulmaya çalışıyorum.

Bir diğer husus ilköğretim müfettişleri inceleme, soruşturma görevini yürütmekle yükümlüler. Bu durum ise genelde sorunlu, suç işlemiş veya suç işlediği düşünülen, mevzuatın belirlediği hükümlere aykırı davranmış kişilere yönelik olarak çalışmayı, sorunlu olayla, kişilerle içli dışlı olmayı gerektiriyor. Bu olayların incelenmesi sürecinde kişiler disiplin açısından, mali veya idari açılardan zarar görebiliyorlar. Dolayısıyla yasal olarak yapılması gereken işleri yürüten ilköğretim müfettişleri adeta günah keçisi olarak ortaya çıkıyorlar. Bu durum ise müfettişlerin karşısındaki cepheyi biraz daha genişletmiş oluyor. Öte yandan idari makamların alacakları kararların dayanağı olacak inceleme raporları ilköğretim müfettişleri tarafından hazırlanıyor. Karar mekanizmaları aldıkları kararları uygularken mevzuata uyma durumunda kaldıkları zaman ilköğretim müfettişlerinin yazacakları raporlar bağlayıcı olabiliyor. Dolayısıyla karar alıcıların iradesi ile mevzuatın belirlediği hükümlerin çatıştığı durumlarda ilköğretim müfettişleri mevzuat çerçevesinde değerlendirme yapmak durumunda kaldıklarında zaman zaman karar vericilerin iradesi dışında rapor hazırlamak durumunda kalabiliyorlar. Böylesi bir durum karar alıcılar tarafından kabul edilmez olarak görülünce yine muhalif cepheye yeni bir grup daha katılmış oluyor.

İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılan eleştiri, şikayet ve tartışmaların kaynakları üzerinde durmaya devam edeceğim. Bir başka yazıda devam etmek dileğiyle. Selam ve saygılar.

 

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için...

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 7/3/2008 - Denetim Sistemi

Kategori: denetim

Denetim sistemi örgüt literatüründe yönetim sisteminin en önemli parçalarından biri durumundadır. Yönetimin olduğu yerde denetimden söz edilmemesi düşünülemez. Yönetimin sahip olduğu değişik fonksiyonlar bir tek kişi tarafında yerine getirilebilmesi mümkün olmayacak kadar çok, karmaşık ve uzun sürelidir. Toplumsal yaşamın fazla karmaşıklaşmadığı, toplumsal yaşamda var olan örgütlerin basit bir yapıda olduğu dönemlerde dahi işlerin yürütülmesinde birden çok kişinin çabası söz konusu olduğu için çabaların koordine edilmesi, planlanması, denetlenmesi işleri tek kişi tarafından yürütülemediği dikkate alınırsa bunun günümüzde hiç mümkün olmayacağı rahatlıkla söylenebilir. Denetim işi hemen her faaliyette olmak zorunda olan temel bir işlevdir. Eğitim faaliyetinde de denetim can alıcı bir öneme sahip olması gerekir. Eğitim sistemimizin işleyiş sürecine bakıldığında bu gerekliliğin yeterince yerine getirilemediği söylenebilir.

Bir sistemi analiz ederken bilimsel verilerden hareketle mevcut yapının analiz edilmesi, işleyiş sürecini, bu süreci düzenleyen mevzuat hükümlerini, yapıyı oluşturan kurumsal yapıların oluşumunu, örgütü oluşturan insan unsurunun şekillendiriliş sürecinin ele alınması gerekmektedir. Eğitim sistemimize kabaca bir göz atılırsa örgün ve yaygın eğitim şeklinde iki ana kolun varlığından söz edilebilir. Örgün eğitim alttan üste öğretim kademelerinden oluşurken yaygın eğitim için böyle bir kademelendirme yerine halk eğitim faaliyetlerinden söz edilmektedir. Eğitim sistemi genel yönetimin düzenleniş biçimine uygun olarak bakanlık adıyla oluşturulmuş merkezi yapının aldığı kararlar doğrultusunda işletilmektedir. Bakanlık eğitimin genel ve özel düzeyde yapılışında, düzenlenmesinde, yönetilmesinde ve değerlendirilmesinde merkezi konuma sahiptir.

Eğitim sistemimizin örgün eğitim kolu okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve yüksek öğretimden oluşmaktadır. Eğitim sisteminin içinde gösterilen yüksek öğretim, sistemin yönetilmesinde merkezi konuma sahip olan bakanlığın etki ve yetki alanının dışında bulunmaktadır. Yükseköğretim üniversite yönetimlerinin belli yönlerden özerk olduğu bir sistem tarafından işletilir. Yükseköğretim dışındaki diğer kademeler bakanlığın doğrudan etki ve yetki alanı içinde yer alır.

Bu yapıya denetim sisteminin işleyişi açısından bakıldığında bilimsel anlamda denetimin örgüt yönetiminde sahip olduğu işlevi etkin bir şekilde yerine getirecek biçimde organize edildiğini, yapılandırıldığını söylemek oldukça güçtür. Eğitim sistemimiz içinde denetim işlevi daha çok yöneticilerin elinde bırakılmış gibi görünmektedir. Eğitim sisteminde görevi denetim olan iki farklı birim bulunmaktadır. Bunlardan birisi bakanlık müfettişliği, ikincisi ise ilköğretim müfettişliğidir. Son dönemlerde iç denetçi kavramı da denetim literatürüne girmiş olmakla birlikte bu yeni kavramın açık bir şekilde somutlaştırıldığını görmek, bu işleyişe yönelik bir değerlendirme yapmak için biraz daha beklemek gerekecektir. Zira iç denetçilerin eğitim sistemi içinde varlığı hem yenidir hem de çok sınırlı sayıdadır.

Denetim işlevini yürüten iki gruptan birincisi olan bakanlık müfettişliği bakanlık merkez teşkilatı bünyesinde bir kurul şeklinde oluşturulmuştur. Bakanlık müfettişlerinin görev alanı olarak öncelikle inceleme soruşturma işleri, ortaöğretim kurumlarının rehberlik, denetimleri, yaygın eğitim kurumlarının denetimleri, ortaöğretim düzeyindeki özel ve resmi her tür kuruluşta rehberlik, teftiş çalışmaları ile merkez ve taşra teşkilatlarında da denetim, inceleme, soruşturma işlerini yürütme görevini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Ancak bakanlık müfettişliği biriminde görev yapan müfettiş sayısına karşılık çalışma alanındaki kurum, insan ve iş yüküne bakıldığında büyük bir dengesizliğin olduğu görülür. Üç yüz, dört yüz civarındaki bir kadronun ülkenin her yerine dağılmış olan görev alanına giren tüm kurumlara, bu kurumlarda görev yapan iş görenlere rehberlik, denetim, teftiş çalışması yapabilmesi rasyonel açıdan mümkün değildir. Zaten yapılamamaktadır. Kurumlara ve personele yönelik rehberlik, denetim, teftiş çalışması bir tarafa inceleme soruşturma işlerine dahi yetişememektedirler. Bu nedenle sadece inceleme soruşturma işlerini yürütmeleri konusunda illerde görev yapan birimlere bu yetkilerini devretmeye çalışmaktadırlar. Bu yapının yeterince etkili olmadığı, kendisinden beklenen işlevi yerine getiremediğine dair bir çok araştırma bulgularına, şura kararlarına, bilimsel çalışmalara rastlamak mümkündür. Bakanlık müfettişliğinin hantal yapısı nedeniyle yıllarca denetim görmemiş kurumlar bırakın nitelik anlamında, amaçlarını gerçekleştirme düzeyleri itibariyle değerlendirilmesini nicelik anlamında dahi yeterince bir denetim, değerlendirme yapılabildiğini söylemek imkansızdır.

         Eğitim sisteminde denetim işlevini yerine getirmeye çalışan ikinci grup ise il merkezlerinde oluşturulmuş kurullar şeklinde çalışan ilköğretim müfettişleridir. İlköğretim müfettişlerinin çalışma düzeni uzun yıllar boyunca açık, net bir mevzuat düzenlemesi olmaksızın yürütülmeye çalışılmıştır. Eğitim sistemi içinde uzun yıllar öğretmen kadrosuyla kısa bir kurs, eğitim sürecinden geçirilen müfettiş unvanlı personel denetim işlevini yürütmeye çalışmıştır. Dönem dönem yapılan mevzuat düzenlemelerinin bilimsel bir bakış açısıyla, sistem analizine dayalı bir şekilde yapıldığını söylemek de oldukça zordur. Yapılan düzenlemeler daha çok sistem içinde görev alan çeşitli kişilerin bireysel çabalarının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Mevcut yapıya bakıldığında ilköğretim müfettişlerinin görev alanına giren işlerin çeşitliliği, çalışma yapılacak kurumların sayısal durumu, kurumlarda görev yapan personel sayısı gibi hususlar açısından büyük dengesizliklerin olduğu rahatlıkla görülebilir. Bu şekliyle sistemli, nitelikli, verimli bir denetim işlevinin gerçekleştirilmesi mümkün görünmemektedir.

 

 

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için...

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/12/2007 - Denetime Dair

Kategori: denetim

Denetim Sistemine İlişkin Bir Değerlendirme

Denetim fonksiyonuna yönelik yapılan değerlendirmelerde alan uzmanları denetimi diğer fonksiyonların üzerinde bir fonksiyon olarak ele alırlar. Alan uzmanlarına göre her örgüt amaçlarına erişmek, başarılı olmak ister. Bunun temel koşulu ise iyi bir yönetim sistemine sahip olmaktır. Yönetimin başarılı olması için önce planların yapılması daha sonra planın uygulanması için organizasyonun belirlenmesi, kadrolama fonksiyonunun gerçekleştirilmesi ve yöneltme sisteminin kurulması gerekir. Son olarak ise fonksiyonların ne ölçüde başarıldığı saptanmalıdır. Bunu saptayacak yönetim fonksiyonu denetimdir.

Denetimi her kurumun kendi bünyesine özgü düşünmek kurum dışından bir denetime gerek yok şeklinde bir düşünce denetimin amacına uymaz, denetimin alanını sınırlar. Çünkü denetim de, mevcut sistemin bağlı olduğu diğer üst sistemlerle uyumlu çalışıp çalışmadığının belirlenmesi de vardır. Denetimi sadece kurumun kendi iç işleyişine bağlı bir işlev durumuna indirgemek sistemin bütünlüğü açısından değerlendirme yapılmasına ilişkin ihtiyaç duyulan verilere ulaşılmasını da engeller. Aynı düzeyde, aynı işi yapan binlerce eğitim kurumu arasında bir koordinasyona ihtiyaç vardır. Bu koordinasyonu sağlayacak en önemli fonksiyon kurumlardan bağımsız, kurumlar üzerinde var olan bir denetim fonksiyonudur. Her kurumun başında bulunan yöneticinin kurum içindeki işleyişi denetlemesi mutlaka olması gerekir. Sonuçta bir yönetici başında bulunduğu kurumun her şeyinden sorumlu olacaktır. Ancak bu yönetici sadece kendi kurumunun işleyişine ilişkin alanlarda yetkilidir. Bir başka kurumun çalışma alanına müdahale edebilmesi mümkün değildir. Aynı düzeydeki onlarca kurumun belirlenen hedefler doğrultusunda çalıştığını tespit edebilmek için görevi sadece bu kurumların işleyişini denetlemek olan denetim elemanlarına ihtiyaç duyulmaktadır.

Denetim elemanları sistemin hemen her kademesinde işleyişi sürekli takip etme imkanına sahiptir. Sistemin içinde olumlu ve olumsuz durumlara sürekli şahit olurlar. Bu tür olumlu ve olumsuz durumlarla sürekli yüz yüze gelirler. Bu görevleri icabı sistemin hemen her alanında yaşanan sorunlara en yakından tanık olan kurumlar üstü bir konumdadırlar. Kurumlar üstü konumları sistemi daha iyi analiz etmelerine yardım eder. Sorunlarla sürekli yüz yüze gelmeleri sorunların nedenleri, çözüm yolları konusunda denetim elemanlarını yetişmiş eleman konumuna getirir. Eğitim sistemimiz açısından baktığımızda denetim elemanları kendi bölgelerindeki okul ve diğer kurumların çalışmalarını denetlemekle, değerlendirmekle görevlidirler. Yapacakları tespitler yönetime yol gösterici olacaktır. Yönetim, sistemin etkin işlemesini istiyorsa yapılan tespitle ilgili olarak gereken önlemleri almak zorundadır. Yönetimin tüm kurumlara yönelik bizzat denetim yapmasını bekleyemeyiz. Özellikle eğitim gibi bir çok değişik coğrafyaya yayılmış kurumlar ve kişiler tarafından yapılan bir faaliyet için bu daha da zordur. Bu durumda yönetim denetim fonksiyonuna ve denetim elemanlarının tespitlerine ve tekliflerine daha fazla dikkat etmek zorundadır.

Yönetim ile denetim elemanları arasında var olan diyalogun gücü de yapılacak çalışmaların etkisini arttırır veya azaltır. Bir okuldaki eğitim, öğretim ve yönetim faaliyetlerini denetleyip değerlendirirken sorunların görülmesi veya görülmemesi denetim elemanının inisiyatifindedir. Denetim elemanı olarak gittiği bir okulda, bir sınıfta öğretmenin ders anlatımını, öğrencileri yetiştirme düzeyini, konuları sunuş biçimini, öğrenci gelişimine yönelik geliştirici çalışmaları yapma düzeyini, kendini geliştirme düzeyini, mevzuatın belirlediği çalışmaları yapma durumunu denetim yapan kişi görüp görmemekte serbest olabilir. Problemli bir durum görmezden gelinirse bu problem varlığını devam ettirebilir. Problemli durum tespit edilirse çözüm yolları üzerinde idareye yol gösterici olunabilir. Bu anlamda tüm eğitim kurumlarının çalışmalarını denetleyip değerlendiren denetim elemanlarının gördükleri sorunlu durumları mutlaka tespit ederek çözüm yolu aramaları gerekir. Buldukları çözümleri yönetime sunmalı ve yönetim de bu sorunlara ilişkin teklifleri ciddi bir şekilde ele alıp incelemelidir. Sonuçta bir yöneticinin tüm örgütlere yönelik sistemli bir denetim çalışmasını yapmasını beklemek eğitim faaliyetinin yapılış şeklini de dikkate alındığında gerçekçi bir yaklaşım değildir. Bizim sistemimiz içinde bunu yapacak yöneticilerin sayısı da çok azdır. Bu durumda denetim elemanının insafına kalan bir çok durumlar vardır. Denetim elemanı sistemin sağlıklı işlemesi için bu çalışmaları ciddi bir şekilde sahiplenmesi gerekir. Bu sahiplenme olmadığı takdirde sistemdeki sorunları gün yüzüne çıkıncaya kadar tespit edebilmek imkansızdır. Gün yüzüne çıktığında ise iş işten çoktan geçmiş olacaktır. Eğitim sistemimiz içinde yıllarca yetersiz bir şekilde öğretmenlik, yöneticilik yapıp varlığını sistem içinde sürdürenlerin sayısı hiç de az değildir. Bunlara yönelik sistem içinde önlemler alınması gerekir. Bu önlemler ise ancak denetim sisteminin etkili bir şekilde çalıştırılmasına bağlıdır.

Eğitim sistemi içinde var olan yöneticiler ve diğer üst düzey makamlarda bulunanların yaptıkları çalışmalara kabaca bir göz atılırsa bu kişilerin  okullarda sistemli bir denetim çalışmasını yürütebildiklerini, bunu yapmaya yeterli zamanlarının olduğunu da söylemek imkansız. Sayılan kişiler arasında okullarda sistemli bir denetim çalışmasını sadece ve sadece ilköğretim müfettişleri yapabilmektedirler. Zira Burada kısaca yaşanan sorunların en başta sistemden, daha sonra ilköğretim müfettişlerinin çalışma biçiminden, sistem içindeki yetersiz sayıdaki ilköğretim müfettişinden, iş yükünün fazla olmasından ve kısmen de ilköğretim müfettişlik mesleğini yürütenlerden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Eğitim sistemi içinde teftiş birimi de sistemin parçalarından birisidir. Bu anlamda teftişin etkililiğinden bahsederken eğitim sisteminin etkililiğinden söz etmek gerekir. Eğitim sistemi de genel yönetim sisteminin bir parçası olduğuna göre genel anlamda yönetim sisteminin etkililiği doğrudan eğitim sisteminin de etkililiği anlamına gelmektedir. Tıpkı birleşik kaplardaki suyun benzer düzeyde bulunması gibi toplumsal yapıyı oluşturan tüm kurumsal yapılar da üç aşağı beş yukarı benzer düzeydedir. Yani eğitim sistemi çok kötüyken sağlık sistemi, adalet sistemi çok farklı bir şekilde iyi olmaz. Aynı şekilde eğitim sistemi içinde de yönetim kademeleri çok iyi iken diğer alt sistemler gibi teftiş sistemi de farklı bir durumda olmaz. Bu anlamda sadece müfettişlere yönelik eleştiriler yapılması hem müfettişlere haksızlıktır, hem de diğer alanlarda görevini yeterince yapmayanlara yönelik olarak da görmezden gelmektir.

Eğitim sistemi içinde sistemin sorunlarını en yakından bilen, görevinin gereğini en iyi şekilde yapmak için çaba gösteren meslek mensuplarından birisi de müfettişlerdir. Tüm müfettişler çok iyidir gibi toptancı bir iddiada bulunmak istemiyorum. Ama her meslek gurubunun içindeki oran, müfettişler gurubunun içinde de mutlaka vardır. Ancak bunun sorumlusu tek başına müfettişler değildir. Eğitim sistemi üzerinde değişiklik yapma gücü olanlar müfettiş niteliğini yükseltmek için çaba gösterdiler de müfettişler mi karşı çıktılar. Eğitim sistemi içinde üst yönetim tarafından en fazla ihmal edilmiş meslek gurubu müfettişler özellikle de ilköğretim müfettişleridir. Bu ilgisizliğe rağmen müfettişler yine de görevlerini en iyi şekilde yapmak için çaba göstermektedirler. Öte yandan siz de kabul edersiniz ki genel anlamda yönetim sistemimizde olmadığı gibi eğitim sistemimizde de niteliğe yönelik bir değerlendirme sistemi bulunmamaktadır. Durum böyle iken sistemin diğer parçaları üzerinde de sisteme yönelik katkıları itibariyle bir değerlendirme yapılamazken müfettişlere yönelik yapılan eleştiriler biraz haksızlık olarak görülmelidir.

 

 

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/12/2007 - Denetim Sistemi, İlköğretim Müfettişliği

Kategori: denetim

İlköğretim Müfettişlerine Yönelik Tartışmalara Dair Bir Değerlendirme

Ülkemizde özellikle de eğitim yönetimi alanında bu günlerde müfettiş yetiştirme sistemi üzerinde veya müfettişler üzerinde birçok tartışmalar yaşanıyor diyebiliriz. Müfettişleri sisteme hiçbir yararı olmamakla suçlayanlar, mevcut müfettişlerin çalışmalarını verimsiz olarak niteleyenler, müfettişleri yolluk yevmiye yazmak dışında bir endişeleri olmamakla suçlayanlar, gittikleri kurumlarda yemek, içmek dışında bir iş yapmamakla suçlayanlar yanında müfettişlik sistemi yerine yeni sistemlerin geliştirilmesi, okulların, okul yöneticilerinin güçlendirilmesi, okul yönetimlerinin her tür işten sorumlu olmaları gerektiğini, binlerce öğrencinin sorumluluğunu yüklenen okul yönetimlerinin kendi başlarına denetim ve oto kontrollerini de yapmalarına izin verilmesi gerektiğini söyleyerek kendince proje üretenler de var. Batılılaşma tarihimizde hiç de yabancı olmadığımız, uyarlamaya gerek var mı yok mu, bünyemize uyar mı uymaz mı değerlendirmesini yapmaksızın batıda ne varsa bizde de aynısı olmalı, diye düşünen bazı toptancı bakış açısına sahip olanlarsa dünyanın hiçbir yerinde böylesi  bir denetim sisteminin olmadığını söyleyerek bizde de tamamen kaldırılmalı şeklinde görüşler ileri sürüyorlar. 

Elbette bu söylenenleri her yönüyle inkâr etmek, haksız kabul etmek, yanlışlığını ileri sürmek mümkün değil. Ancak müfettişleri özellikle de ilköğretim müfettişlerini günah keçisi yapmanın bir anlamı da, mantığı da yok. Bilindiği gibi Milli Eğitim Bakanlığında bakanlık müfettişliği ve ilköğretim müfettişliği olarak iki tür denetim elemanı grubu var. Bunun dışında görevi teftiş, denetim olan bir başka birim yok. Denetim elemanları dışında merkez teşkilatındaki birimlerin başında bulunan yöneticiler, taşra teşkilatında il milli eğitim müdürlüğü birimlerinin başındaki yöneticiler, ilçe milli eğitim müdürlüğü birimlerinin başındaki yöneticilerin de yönetim yetkilerine dayalı olarak kullanabilecekleri denetim yetkileri var. Denetim elemanlarının denetim yetkileri ile yönetim birimlerinin başındaki yöneticilerin denetim yetkileri eğitim kurumlarının çalışmalarını yönlendirebilir. Bu sayılan grupların içinde bulunan kişiler sistem içinde kritik bir noktadalar. Sayılan kişiler dışında sistemde denetim yapma yetkisine sahip bir kişi, birim bulunmamaktadır.

Eğitim örgütünün kurulduğu ilk dönemlerden bu yana farklı bir yapı uygulanmamıştır. Örgütün bağlı olduğu üst örgütsel yapı veya büyük sistem benzer örgütsel yapıların birleşiminden oluşur. Bu büyük sistem genel anlamda içinde yer aldığı toplumun gereksinimlerini karşılamak amacıyla süper sistem durumundaki devlet örgütünün alt sistemi durumundadır. Devlet, tanımı gereği toplumun her alandaki gereksinimlerini karşılamak için örgütlenmiş en büyük yapıdır. Her alana yönelik gereksinimler devlet içinde oluşturulmuş alt sistemler aracılığıyla örgütlenmiş yapılar aracılığıyla karşılanmaya çalışılır. Eğitim, sağlık, adalet, ekonomi vb. bir çok alandaki toplumsal gereksinimler bu alanlara yönelik örgütler aracılığıyla karşılanmaya çalışılır. Toplumların tarihi, kültürel, sosyal, ekonomik ve coğrafi özellikleri oluşturulacak örgütlerin özelliklerini, çalışma sistemlerini etkiler. Bu nedenle her yerde geçerli yönetsel, ekonomik, sosyal, siyasal ve örgütsel tek tip sistemlerden, yapılardan söz edebilmek mümkün değildir. Her toplum kendi özelliklerine uygun örgütsel yapılarını, yönetsel anlayışlarını yerleştirmeyi hedeflerler. Türkiye toplumu da diğer dünya toplumları gibi kendine has özellikleri olan bir coğrafyada tarihi, kültürel, sosyal ve siyasal özellikleriyle dünyada yerini almıştır. Ülkemizde merkeziyetçiliğin hakim olduğu bir yönetim anlayışı mevcuttur. Genel yönetim anlayışı ve diğer özellikler alttan üste tüm örgütsel yapıları belli oranlarda etkilemektedir. Bu nedenle örgütsel yapılara ilişkin değerlendirmeler yaparken toplumsal genlerimizde var olan özelliklerimizden bağımsız bir değerlendirme bizi yanlış sonuçlara götürebilir. Denetim anlayışımız da bu özelliklerden bir şekilde etkilenmektedir. Eğitim sistemini kurup işleten bakanlık eğitim sisteminin etkililiğinden de sorumlu olan yegane otoritedir. Bu otorite olma durumu bakanlığı sistem içinde de etkin bir konuma getirmektedir. Bakanlık eğitim sistemini, tümden veya kısmen istediği gibi şekillendirebilir. Genel yönetim yapımızın gereği olarak merkeziyetçi yönetim anlayışı tüm birimleri, devlet organlarını etkilemektedir.

Bu anlayışın bir yansıması sonucu eğitim sistemimizde bakanlık merkez teşkilatı her zaman etkin bir konumda olmuştur. Bakanlık dışında hiçbir güç eğitim sisteminde etkin olamamıştır. Bakanlık her zaman tüm değerlendirmeleri yapma ve yasal düzenlemeleri koyma ve değiştirme yetkisine sahip olmuştur.

Bakanlığın bu güçlü yapısına, işleyişine, etkisine rağmen denetim elemanlarının ve denetim sisteminin verimsizliğinin sorumluluğunu sadece denetim sistemine, denetim elemanlarına vermek bakanlığın merkezi konumuna ve sahip olduğu güçlü yapıya uygun düşmez. Sadece denetim elamanlarının, denetim sisteminin değil eğitimle ilgili her alanın olumlu veya olumsuz yönleri üzerinde en büyük sorumluluk payı bakanlığındır. Çünkü bakanlık eğitim sistemi üzerindeki tek otoritedir. Yetki sahibidir. Öyleyse konumuz, ele aldığımız konu denetim elemanları, denetim sistemi olduğu için bu alanda var olan her tür olumlu ve olumsuz olgunun en büyük sorumlusu Milli Eğitim Bakanlığıdır. Milli Eğitim Bakanlığı eğitim sisteminin denetimi üzerinde mutlaka durması gerekir. Denetim sisteminin sorunları, özellikle ilköğretim müfettişlerinin sorunları üzerinde mutlaka çalışılmalıdır.

Eğitim örgütünün kurulduğu andan itibaren geçen tarihi sürece bir göz gezdirildiğinde ilköğretim müfettişliğine yönelik sistemli, bilimsel, sağlam temellere dayalı, bilinçli bir çalışma yapıldığını söyleyebilmek mümkün değildir. Böyle bir çalışma görülmemektedir. 1998 yılına kadar ilköğretim müfettişliği diye bir kadro dahi yokken ancak bu tarihte alelacele bir kadro ihdas edilebilmiştir. Bu tarihten önce ve bu tarihten sonra ilköğretim müfettişliğine yönelik düzenleme çalışmalarına bakıldığında günlük rutin işleyişi düzenlemek amacıyla yapılan yönetmelik ve yönerge çıkarma dışında bir şeyin yapılmadığı görülür.

Milli Eğitim Bakanlığının gerek Osmanlı dönemi ve gerekse Cumhuriyet dönemi boyunca ilköğretim müfettişi yetiştirmede bir sistemden, gelenekten söz etmek imkânsızdır. Objektifliği her zaman tartışılmış yazılı ve mülakat sınavları ile seçilen kişiler 3-6 aylık hizmet içi eğitim kursları ile bazen dört yıllık fakülte mezunu sayma gibi garip uygulamalarla güya yetiştirilmiş ve sisteme ilköğretim müfettişi olarak dahil edilmişlerdir. Elbette bu tip kursları bitirenleri toptan yetersiz, bir şey bilmez insanlar olarak göstermeye çalışmıyorum. Tersine bu tip kursları bitirip eğitim sistemine çok büyük katkılar sağlayan pek çok kişiyi tanıyorum. İbrahim Tatlıses’in “Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık” benzeri bir serzenişle sistem daha iyi bir müfettiş yetiştirme süreci geliştirdi de o insanlar mı kaçtılar elbette hayır. Benim niyetim, amacım anlatmak istediğim eğitim sisteminde ilköğretim müfettişi yetiştirmeye, dolayısıyla denetim elemanı yetiştirmeye yani denetim sistemine ne kadar az değer verildiğini göstermek ve bunun sisteme olan zararlarını dile getirmektir.

İlköğretim müfettişi yetiştirme böyle ciddiyetten uzak ele alındığı için nitelikli insanları sisteme katma şansı azalır. Geçerlilik ve güvenirliği tartışmalı seçme sistemlerinin nitelikli bir seçim yapmasını beklemek de rasyonel olmayacaktır. Bu anlamda ilköğretim müfettişi seçme sistemi sürekli değişmiş, sistemsiz, günü birlik değişen kriterler nitelikleri yeterince ölçememiş ve ne yazık ki bu alanda büyük boşluklar doğmuştur.

Seçim aşaması sonrası mesleğe girişte yani yetişme döneminde de benzer sorunlar var olmaya devam etmektedir. Meslek içinde özellikle de yardımcılık döneminde yetişmeyi düzenleyen kurallardaki belirsizlikler, programların hazırlanması ve uygulanmasında yaşanan belirsizlikler yetişme döneminin de sorunlu olmasına neden olmakta bir bakıma prosedür gereği bir takım işlemler yapılmaktadır. Eğitim sistemimizde var olan uygulamaların başlaması sonrası geliştirmenin yapılmaması, gözden geçirme ve düzeltme, iyileştirme sürecinin işletilmemesi uygulamaları benzer şekilde denetim elemanlarının yetiştirilmesi süreci için de söz konusudur. Bir bakıma kurallar ilk konduğu günkü gibi kalmakta, bir süre sonra her şey formalite icabı yapılır hale gelmektedir.

 Denetim sistemi gibi hayati bir fonksiyonu yerine getiren denetim elemanlarına yönelik Milli Eğitim Bakanlığının her yıl hazırladığı yıllık hizmetiçi eğitim faaliyetlerine kabaca bir göz gezdirilirse denetim gibi örgütler, sistemler için hayati bir fonksiyonu yerine getiren denetim elemanlarına yönelik elle tutulur bir hizmetiçi eğitim faaliyetinin olmadığı rahatlıkla görülebilir. Bakanlığın yaptığı hizmet içi eğitim faaliyetlerinin niteliğine yönelik verimlilik merkezli değerlendirmeler bir tarafa denetim elemanlarına yönelik bu tür bir faaliyet dahi neredeyse yok denebilecek düzeydedir. Zaman zaman yapılan bir takım faaliyetler de ise ya nitelikli öğretim elemanı bulunamamakta, ya da yapılan faaliyetler eski arkadaşların buluştuğu, yeni arkadaşlıkların kurulduğu ortamlar olmaktan veya gezi, dinlenme amaçlı toplantılar olmaktan ileri ne yazık ki gidememektedir. Bu tür eğitim etkinliklerinin mutlaka daha rasyonel bir şekilde değerlendirilmesi, etkili hale getirilmesi için önlemler alınması gerekiyor.

Bunun yanında ilköğretim müfettişlerine yönelik hizmet içi eğitim faaliyetine katılım şansını yakalayabilenlerin aldıkları eğitim, kazandığı bilgi ve beceriler daha sonra sistem tarafından etkin olarak kullanılamamaktadır. Bir bakıma eğitimi alanlar kazandıkları bilgi, becerileri kendi kişisel gayretlerine bağlı olarak kullanırlarsa sisteme yararlı olabilmekte aksine bu eğitimi veren sistem bu bilgi, beceri ve yeterliklerden etkin bir şekilde yararlanmamakta, yararlanamamaktadır. Bu alanda büyük bir israftan söz edilebilir.

Özet olarak söyleyecek olunursa ilköğretim müfettişliğine giriş sonrası da bir sahipsizlik yaşanıyor.

Okullar açılıyor, öğrenciler, öğretmenler okullara gidiyorlar, sınıfları dolduruyorlar. İlköğretim müfettişleri de okulları geziyorlar, denetimlerini yapıyorlar, raporlarını yazıyorlar, raporlar dosyalarda muhafaza edilirken öğretmenler ve öğrenciler derslerini tamamlayıp bir sonraki ders yılına kadar tatile gidiyorlar. Bir sonraki yıl öğretmenler, öğrenciler, idareciler ve tabii ki müfettişler aynı şeyleri yine tekrar ediyorlar. Bu durum yıllar ve yıllar hep böyle devam edip gidiyor. Bu döngünün içinde kaliteli bir eğitim, kaliteli öğrenci, kaliteli yönetici, kaliteli denetici, kaliteli okul kavramlarına odaklanmış yaygın, etkin, hissedilir bir değerlendirme, gelişme, iyileşme yok denecek kadar az. Kişilerden kaynaklanan göze çarpan normal dışılıklar, gelişmeler elbette zaman zaman görülüyor. Ancak bu durum kişilerle sınırlı. Sistemli, sürekli olmaktan çok uzak. Bu nedenle de çok çabuk kayboluyor. Sistemin genelinde yaşanan bu olumlu veya olumsuz durumlar denetim sistemine de aynı şekilde yansımaktadır.

Denetimin sahip olduğu öneme karşın eğitim sistemimizde denetime yönelik olmasa da olur bir fonksiyon gibi bir tavır takınılmaktadır. Dile getirilmese de yapılan uygulamalar bu tavırların varlığına bir delildir. Örnek verilecek olursa eğitim sistemi içinde denetimsiz bir çok alan vardır. Orta öğretim kurumları yıllar boyu denetimsiz olarak işlevlerini yürütürler. Denetime yönelik düzenleme çalışmaları yapılırken tüm sistem kapsanmaya çalışılmaz. Üst birimlerle yapılan kişisel veya toplu görüşmelerde batının gelişmiş toplumlarındaki durumlar dile getirilip “filanca yerde müfettişlik diye bir şey yok, müfettişlerin sisteme ne katkıları var ki, müfettişler aralarındaki çürük elmaları temizlemelidir, müfettişler okullara kırk yılda bir uğrarlar” yönündeki açıklamalarla denetim sistemini, denetim elemanlarını eleştirdiklerini pek çok arkadaşımız duymuştur. İlköğretim müfettişlerine yönelik bu tür eleştiriler yazılı ve görsel medyada, toplantı ve seminer türü etkinliklerde bakan, genel müdür ve diğer üst düzey bürokratik makamlarda oturanlarca zaman zaman dile getirildi.

Denetim elemanlarının personele yönelik yaptığı ders teftişi sonucu verdiği karar, yaptığı değerlendirme hiç dikkate alınmaz. Tersine personel hakkındaki değerlendirme hayatta hiç tanımadığı, konuşma fırsatı dahi bulamadığı, bulamayacağı, yüzünü bile görmediği kişilerin yaptıkları değerlendirmeler daha önemli olarak kabul edilir. Sayın bakanımıza göre de müfettişler okullara kırk yılda bir uğradıkları için onların personel hakkındaki kanaatleri hiç önemli değildir. Oysa ilköğretim müfettişleri yılda en az dört saat bir personelin çalışmalarını görme, değerlendirme şansına sahiptir.

Denetim elemanlarının görevlerine yönelik açık, net, görev tanımları yapılmadığı için adeta aspirin misali her derde deva olarak kullanılırlar. Hizmetiçi eğitim faaliyetlerinde öğretim görevlisi olarak, her türlü eğitim kurumu açılışlarında her tür inceleme raporunun hazırlayıcısı olarak, yaşanan sorunlara ilişkin inceleme soruşturma işlemlerinde muhakkik olarak, çeşitli komisyonlarda üye olarak, görev alanına girmese bile özel öğretim kurumlarının her türlü iş ve işleminde inceleyici, denetleyici, danışman olarak, milli eğitim müdürlüğünün hukuki alandaki işlemlerinin yürütülmesinde, savunma hazırlayıcı ve rapor yazıcı olarak, eğitim öğretime dair çeşitli konularda araştırmalar yapmak ve veri hazırlayıcısı olarak ve daha sayamadığım onlarca alanda görev verilen denetim elemanlarına yönelik özlük haklarının düzenlenmesine sıra gelince onlar adeta yok sayılmaktadır. Eğitim sistemini idare edenlere göre okul denilince akla öğretmen gelir. Denetim elemanları mı? Onlar da kim? Misali bir tutum içine girilmektedir. İlköğretim müfettişlerinin illerdeki sayısal çoğunluğuna bakılıp görev tahsisli lojman hakları alınır. Müfettişlerin denetimi altındaki okul yöneticilerinin sayısal durumunu düşünen hemen hiç yoktur. Günü birlik kararlarla yönetilen bir denetim sistemi ne kadar etkili olabilir ki.

Sistemde hiyerarşi, kıdem, yetişme, liyakat, ast üst durumu bunlar denetim elemanları söz konusu oldu mu özellikle de ilköğretim müfettişleri söz konusu oldu mu neredeyse unutulur. Eğitim personeli içinde özellikle öğretmenlerin maddi durumları öğretmenler günü, okulların açılış ve kapanış dönemleri, basında çıkan okullara, öğrencilere yönelik haberler aracılığıyla gündeme geldiğinde maddi sıkıntılarından söz edilir, bu vesileyle öğretmenlerin maddi durumlarında iyileştirmeler yapılmaya çalışılır. Toplumda en üst siyasi yöneticisinden en alt yöneticisine kadar herkes adeta öğretmenlere yönelik büyük bir gönül alma kampanyasına girer. Ancak öğretmenlerin yaptığı eğitim öğretim çalışmalarında onlara rehberlik yapan, öğretmenlere öğretmenliği öğreten, çalışmalarını denetleyen,  yönetimin aldığı kararların etkin bir şekilde uygulanıp uygulanmadığını takip eden, kararların uygulanmasını sağlayan ve daha düne kadar kendi var, ismi yok bir şekilde muamele gören ilköğretim müfettişlerini dikkate alma durumu neredeyse hiç  yoktur. Bu görmezden gelmenin ve farklı uygulamaların bir sonucu olarak bu gün ilköğretim müfettişliği ile öğretmenler ve okul yöneticileri arasında maddi imkanlar anlamında neredeyse hiç fark kalmamıştır. Hiyerarşik anlamda bulundukları konumla, sistemde yaptıkları işlerin önemiyle uygun olmayan bir ödeme sistemine tabi olan ilköğretim müfettişlerinin bu dertleriyle ilgilenen kimse ne yazık ki bulunmamaktadır.

İlköğretim müfettişlerine yönelik çıkarılan düzenlemelerin uygulanmasında da büyük sorunlar yaşanmaktadır. Uzun yıllar planlı, sistemli ve  bakanlığın gelecek hedeflerine uygun olarak belirlenmiş siyasaya dayanan koordineli bir uygulama geleneğinin oluşturulamaması nedeniyle ilköğretim müfettişlerine yönelik her tür düzenleme özellikle de atama ve yer değiştirmeler ne yazık ki çıkmaza girmiş durumdadır. Kuralların hakim olması, hukukun üstün olması gereken bir alanda koyulan kurallar birkaç kişinin inisiyatifi ile işlevsiz bırakılmakta ve sonuçta atama, yer değiştirme sistemi karmaşaya dönüşmektedir. Yapılan düzenlemeler stratejik bir plana dayanmak yerine sadece verilen bir takım mahkeme kararlarına uyma endişesiyle üstelik de reflekse dayalı olarak yapılınca adeta rüzgarın önündeki bir yaprak misali bir o yana, bir bu yana savrulur misali bir durum ortaya çıkmaktadır. Gideceği yeri bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr fayda vermezmiş benzetmesi bizim eğitim sistemimiz içindeki ilköğretim müfettişlerine yönelik yürütülen çalışmaları çok güzel tasvir ediyor. Denetim gibi can alıcı bir işleve böylesi ciddiyetten uzak bir yaklaşımın sonucu olarak ne yazık ki bu durumlar ortaya çıkıyor. Bunun sıkıntısını ise büyük oranda ilköğretim müfettişleri çekmektedir. Ama duyan, ilgilenen, çare arayan yetkili ne yazık ki yok.

Özlük hakları itibariyle yaptıkları göreve karşın hiçbir avantaja sahip olmayan, üstlerce bilinçli veya bilinçsiz sürekli yıpratılmaya çalışılan adeta sahipsiz bırakılan ilköğretim müfettişleri de kendi başlarının çaresine bakmaktan başka elbette bir şey yapamıyorlar. Zaten bir şey yapmalarını beklemek de haksızlık olurdu.

İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılanları sistemli bir çalışma olarak tasvir etmek mümkün değil, çünkü sistemli çalışma bir sistemin  ürünü  olarak ortaya çıkar ki eğitim sistemimizin denetim alt sisteminde sistemden bahsedebilmek mümkün görünmemektedir. Sistemli çalışma uzun vadeli bir planın parçası durumundadır. Sistemli çalışma diğer parçalarla uyumluluk düşünülerek yapılır. Sistemli çalışma bir hedefe bağlı olarak yapılır. Sistemli çalışmada geçmiş tecrübelerden yararlanmak söz  konusudur. Sistemli çalışma ana sistemin işleviyle bütünlük arz eder. Sistemli çalışmada belirlenmiş  amaçlar vardır. İş birliği vardır. Koordinasyon vardır. Görüş alışverişi, katılım, paylaşım vardır.  Sistemli çalışmada birimler arası koordinasyon  olması gerekirken ilköğretim müfettişlerine yönelik çalışmalarda  bakanlığın  her birimi kendine  göre bir düzenleme yapmakta, yazılar çıkarmakta ancak bundan diğer birimlerin  çoğu zaman haberi bile olmamakta veya çok sonra olmaktadır. Tüm  bu olması gerekenler ilköğretim müfettişlerinin çalışma alanlarına yönelik yapılan düzenlemelerde  görülmemektedir. Bu nedenle  ilköğretim müfettişlerine  yönelik çalışmalarda  sistemlilikten bahsedememekteyiz. Tersine ilköğretim  müfettişlerine yönelik çalışmalarda bir gelişigüzellik,  bir başıboşluk,  bir sahipsizlik  söz  konusudur. Böylesi bir yapıdan da verim, yarar, etkililik ortaya çıkması şansa bağlı kalmaktadır.

Bir üretim yapılabilmesi için bir sermaye konulması, emek harcanması, gereken maliyetlerin yerine getirilmesi gerekir. Maliyetle yarar arasında da doğru bir orantı bulunmaktadır. Bu doğru orantıya dikkat etmeksizin bir beklentiye girmek kesinlikle rasyonel bir bakış açısı değildir. Denetim sistemi için maliyet yarar analizi yapılmaksızın bu analize uygun bir denge kurulmaksızın bir beklentiye girilmemelidir. Bu maliyeti, sermayeyi emeği sadece para olarak düşünmemek gerekmektedir. Denetim sistemine yönelik fikir olarak da yatırım yapılmalı, mesai harcanmalı, personel olarak, mevzuat olarak, ekonomik, sosyal statü olarak, araç gereç imkanları olarak yatırım yapılmalıdır. Bunları yapmaksızın üretim beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Denetim sisteminin geliştirilmesi konusunda mutlaka geniş kapsamlı çalışmalar yapılması gerekir. Bu amaçla denetim elemanlarının çalışma esasları üzerinde gözlem, değerlendirme, analiz çalışmaları yapılmalıdır. Yapılacak bu çalışmalarla denetim sisteminde yaşanan sorunların tespiti yapılabilir. Tüm bunlar yapılırken mutlaka katılıma dayalı, şeffaf, adil, bilimsel, sürekli gözden geçirilen bir yönetim anlayışının sisteme hakim kılınması ve bu anlayışın yaygınlaştırılması için çaba gösterilmesi gerekir.

 

 

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için..

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/10/2007 - Eğitim Sisteminde Değerlendirme

Kategori: denetim

Eğitim Sistemimizde Değerlendirme Sorunu

Eğitim faaliyetinin değerlendirilmesi denilince eğitimi yapanların değerlendirilmesi, eğitimin ürünlerinin değerlendirilmesi, sürecin değerlendirilmesi gibi aşamalar akla gelir. Eğitimin değerlendirilmesi çalışmalarında hareket noktası eğitimin hedefleridir. Eğitim faaliyetinin sonunda istenen hedeflere ulaşıldı mı sorusunun cevaplandırılmasına ihtiyaç vardır. Eğitimin hedeflerine ulaşılıp ulaşılmadığı sorusunun sorulması ve cevabının verilmesinin zamanlaması ise daha da önemlidir. Eğitim faaliyetinin bir süreç olarak ele alınması sonrası sürecin kritik noktalarında bu değerlendirmenin yapılmasına gerek vardır. Bir faaliyete başlandığında faaliyetten elde edilen getirilerin, kazançların gözden geçirilmesi gerekir.

Öğrenci eğitim amacıyla okula alınır. Aileler eğitimi talep ederler. Eğitim faaliyeti ile çocuk bilgi, beceri, davranış kazanır. Yeteneklerini keşfeder, geliştirir. Eğitimi topluma bir hizmet olarak sunan devlet de eğitimle bir çok kazançlar elde eder. Eğitim aracılığıyla toplumun insan gücü unsuru şekillendirilmiş olur. Sahip olunan her tür zenginlik yetişmiş insan gücü ile en verimli şekilde değerlendirilir. Yetişmiş insan gücünü sağlayan, ortaya çıkaran yine eğitimdir. Bu nedenle eğitim devlet tarafından da yaygınlaştırılmak istenir. Eğitim hem bireyler, hem toplum ve hem de devlet tarafından istenen bir olgudur.

            Eğitimle yapılmak istenenlerin farkına vardıktan sonra gerçekten istenenlere ulaşılıp ulaşılmadığının değerlendirilmesi gerekir. Eğitim bireye ve topluma dönük hedefleri olan bir faaliyettir. Eğitim işi bir tek kişi tarafından yapılıp sonuçlandırılamaz. Eğitim işine bir çok kişi katıldığına göre eğitimin değerlendirilmesi işine de bir çok kişinin katılması gerekir. Bir faaliyetin yapılmasına katılan kişiler değerlendirmede de etkin olmalıdır. Eğitim faaliyetini yürütenler bu faaliyetle birebir muhatap olan öğrenciler, aileler, eğitim faaliyetini birlikte yürüten öğretmenler, idareciler ve üst kademeler yapılan faaliyetin değerlendirilmesine de katılmalıdır.

            Eğitim faaliyetlerinde yapılan değerlendirmenin niteliği de eğitimin yapılışını, geleceğini doğrudan etkiler. Eğitim faaliyetlerinin sınıfta yapılan boyutunun değerlendirilmesi doğrudan öğrenciye yöneliktir. Öğrenciye yönelik eğitim faaliyetlerinin değerlendirilmesi eğitimin değerlendirilmesiyle de doğrudan ilgilidir. Sınıf içindeki eğitim faaliyetlerinin niteliğine yönelik bir değerlendirme mikro düzeyde bir değerlendirmedir. Sınıf içi eğitim faaliyetlerinde öğretmenin eğiticilik öğreticilik yönünün değerlendirilmesine okul müdürü, öğretmenin kendisi, diğer öğretmenler, öğrenciler, veliler, müfettişler katılmalıdır. Okul müdürü okuldaki diğer öğretmenlerle kıyaslayarak sınıf içindeki öğretmenin eğiticilik, öğreticilik yönünü değerlendirebilir. Öğretmenin kendisine yönelik yapacağı değerlendirme yeterince objektif olmayabilir. Ancak kişinin kendisini nasıl gördüğüne dair öz değerlendirmesinin de bir veri olarak ele alınması değerlendirmeyi yapacaklara yardımcı olabilir. Okuldaki diğer öğretmenlerin birbirlerine yönelik yapacakları değerlendirmeler de önemlidir. Her ne kadar aynı ortamda bulunan kişiler arasında ortaya çıkan doğal gruplaşmalar bu değerlendirmelerin objektifliğini düşürse de aynı ortamda benzer işleri yapanlar yapılan faaliyetleri, faaliyetlere ilişkin gösterilen performansı yakından gözleyebilirler. Bu nedenle yakın gözlemlere de önem verilmelidir.

            Öğretmenlerin yaptıkları çalışmalar öğrencilere yöneliktir. Öğretmenin çalışmalarının eserleri öğrenciler üzerinde büyük oranda görülür. Öğrencide var olan bir çok niteliğin oluşmasında öğretmenin etkisi olur. Bu nedenle öğrenciyi öğretmenin ürünü olarak görmek yanlış olmaz. Öğretmen sahip olduğu bilgi, beceri, tutum ve davranışları kullanarak öğrenciyi şekillendirir. Öğretmen kendine göre istediği gibi bir çalışmayla istediği bilgi, beceri, tutum ve davranışları öğrenciye kazandırma serbestisine, özgürlüğüne sahip değildir. Öğretmen yetiştiği alana yönelik olarak kazandığı formasyona göre belirlenen bilgileri, becerileri, kazanımları, davranışları öğrencilere kazandırmalıdır. Eğitim sistemini kuran, işleten, değerlendiren üstün irade eğitim kurumlarında kimin neyi yapacağını belirler. Demokrasi kurallarının hakim olduğu toplumlarda üstün iradenin nasıl belirleneceği hukuk kuralları ile ortaya konur. Eğitim faaliyetinin nasıl yapılacağı eğitim biliminin verilerine göre belirlenir. Toplumsal hayatı düzenleyen hukuk kuralları bir diğer belirleyici unsurdur. Hukuk kuralları ve eğitim biliminin verileri eğitim sisteminin çalışmasını düzenlemektedir. Sistemin çalışmasını düzenleyen genel çerçeve öğretmenin sınıf içinde yapacağı çalışmaların niteliğini ve niceliğini belirler. Dolayısıyla öğretmen bu çerçeveye uygun olarak sınıf içinde faaliyetlerini sürdürür. Bu yönüyle öğretmenin durumuna yönelik yapılacak değerlendirmede öğrencilerinin durumlarının mutlaka dikkate alınması gerekir. Öğretmenin ortaya koyduğu ürünler öğrenciler olduğuna göre bu ürünler mutlaka değerlendirmeye bir şekilde dahil edilmelidir.

            Buraya kadar açıklanan unsurlara yönelik yapılacak değerlendirmeler eğitimin yapıldığı yerler olan okullarda, sınıflarda yapılır. Bu düzeydeki faaliyetler eğitim, öğretim, yöntem, teknik gibi doğrudan eğitim işiyle, eğitimi doğrudan yapan kişilerin durumlarıyla, eğitimin yapıldığı ortamların nitelik ve niceliğiyle doğrudan ilgilidir. Oysa eğitim sadece bunlardan ibaret değildir. Sadece sınıflarda öğretmenlerin eğiticilik, öğreticilik yönlerinin değerlendirilmesi yeterli değildir. Okulların amaçlarına ulaşma düzeylerinin değerlendirilmesi de gerekir. Bu düzeyde yapılacak değerlendirmeler sınıf, personel ve öğrenci niteliğine yönelik değerlendirmelerden farklıdır. Eğitim faaliyetlerinin makro düzeyde değerlendirilmesi de mutlaka yapılmalıdır. Makro düzeyde yapılacak değerlendirmelerde eğitim sisteminin tümü dikkate alınmalıdır. Üst kurumlar olarak nitelenen bakanlık ve merkez teşkilatında yer alan birimler, aracı üst kurum niteliğinde yer alan il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri bu anlamda makro düzeyde değerlendirmeye tabi tutulması gereken birimlerdir. Eğitim sistemimizin yapısına bakıldığında örgün ve yaygın eğitim kurumlarının oluşturduğu iki ana bloğun varlığı görülür. Örgün eğitim kurumları sistemde okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim ve yükseköğretim olarak basamaklanmaktadır. Yaygın eğitim kurumları ise örgün eğitimin dışında kalan tüm eğitim faaliyetlerini kapsar. Toplumun geneline yönelik yapılan eğitim faaliyetleri yaygın eğitim kapsamına girer. Eğitim sisteminin değerlendirilmesine yönelik yapılan çalışmalara bakıldığında bu iki ana blokta yer alan kurumlara yönelik etkin bir ölçme- değerlendirme ve denetim faaliyetinin varlığından söz edebilmek oldukça güçtür. Tersine sistemin içinde değerlendirme ve denetim dışı bir çok alan vardır. Denetim ve değerlendirme yapılan alanlarda ise yıllık rutin denetim mekanizmaları tarafından yapılan bir değerlendirmeden söz edilebilir. Ancak bu çalışmaların sonuçlarının etkin bir şekilde değerlendirildiğine dair ciddi kuşkular vardır. Zaten bu tür denetim ve değerlendirmelerde personele yönelik veya kurumlara yönelik teftişle ve teftiş raporuyla sınırlı kalan bir değerlendirme yapılabilmekte; sistemin etkililiğine dair, geliştirilmesine dair, niteliğe dair bir değerlendirme yapılmasını sağlayan verilere ulaşmak mümkün olmamaktadır. Her yıl sayısal tablolarla açıklanan veriler ise niceliğe dair bir değerlendirmeden öte gitmemektedir ki bu niteliğe yönelik bir değerlendirme anlamına gelmez.

            Eğitim sisteminin her düzeyde değerlendirilmesine yönelik sistemli çalışmaların bir an önce yapılması gerekmektedir. Yapılacak sistemli çalışmalara katılım konusunda da ciddi bir şekilde düşünülmelidir. Ancak şeffaf, ilgili herkesin yani tüm paydaşların katılımını sağlayan gerçek anlamda bir yönetişim anlayışıyla yapılacak değerlendirme faaliyetleri sistemimizin kalitesine gerçekten katkı sağlayabilir. 

 

Soru ve önerileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/10/2007 - denetim

Kategori: denetim

Denetim Sistemine Dair Bir Değerlendirme

Yönetim, örgütler için asli unsur olarak görülmektedir. Örgüt literatüründe yönetim, örgütü harekete geçiren en önemli unsur olarak tanımlanmaktadır. Yönetim örgütün amaçları doğrultusunda yaşaması için kararlar alır. Bu kararların gereği olarak örgütün organize edilmesi gerekir. Organizasyonun oluşturulması sonrası birimler arası koordinasyonun ve işbirliğinin de kurulması gerekir. Koordinasyon ve işbirliği amaçlar doğrultusunda örgütün üretim yapmasını getirir. Tüm bunların yapıldığı bir örgütte en son denetim ve değerlendirme faaliyeti gelir. Denetim en son gelir derken tüm işler bittikten sonra denetim yapılır gibi düşünceye de kapılmamak gerekir zira yapılan bir faaliyetin her aşamasında denetim yapılması gerektiği tartışılmaz bir gerçek olarak örgüt literatüründe yer almaktadır. Denetim yönetim adına işlerin yürütülmesini takip eder. Yönetimin verdiği kararların gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini takip eder. Bu yönüyle yönetime örgütün, sistemin işleyişi hakkında fikir verir.

Denetim kavramının tek bir sözden ibaret bir anlamının olduğunu düşünüp buna göre denetimi ifade edebilmek elbette oldukça zordur. TDK’na göre: Denetim, Denetleme işi, murakabe, kontrol şeklinde tanımlanırken başka kaynaklar da denetimi; yapılması düşünülen bir işe başlamadan önce gereken araştırmanın ve incelemenin yapılması; Daha önemli bir amaca ulaşabilmek için kişinin tepkilerini, davranışlarını veya başka amaca yönelme eğilimini denetleyip kısıtlaması gibi değişik şekillerde tanımlamaktadır. Denetimi literatürde alan uzmanları yapılan bir işin nasıl yapıldığını, belirlenmiş hedefler doğrultusunda yapılıp yapılmadığını, istenen sonuçları verip vermediğini, yada istenen şekilde yapılıp yapılmadığını kontrol etmek, çalışmayı belirlenmiş kriterlere uygunluk açısından değerlendirmek şeklinde tanımlamaktadır.

Bu yazının kapsamında anılan denetim sisteminden kasıt eğitim alanında denetim sistemidir. Denetim her alanda zorunlu olarak yapılması gereken bir çalışmadır. Çünkü bir faaliyet, bir çalışma, bir ürün ortaya koyma çalışması sonucunda istenen hedefe ulaşıldı mı, ulaşılmadı mı, sorularının ve nedenlerinin üzerinde mutlaka durulması gerekir. Denetim yapılmaksızın bir çalışmanın yürütülmesi yine mümkün değildir. Bireyler kendi başlarına bir çalışma yürüttükleri zaman bile yaptıkları işin bir değerlendirmesini, denetimini yapmaktadırlar. Yine eğitimin en önemli hedeflerinden birisi kişilerde öz denetimin kazandırılması olarak görülür. Öz denetim en ideal anlamda denetimdir. Toplumsal ilişkilerin karmaşıklaştığı, toplumdaki birey sayısının hızla arttığı bir ortamda her insanın peşine bir dış denetleyici koymak, her bireyin davranışını bir dış denetleyici tarafından kontrol ettirmek mümkün olmadığı gibi gerek de yoktur. Ancak her insanda öz denetim becerisinin varlığını kabul etmek, bu kabulden hareketle denetim yapmamak insanın yapısına uymadığı gibi bireyleri, grupları ve daha büyük yapıdaki örgütleri ve bu örgütlerin sorumlularını yanlışa götürür. İnsanın yapısına ilişkin en ideal kuramlarda dahi bu düzey bir iyi niyet ve ön kabul görülmez. Bu nedenle özellikle toplumsal ihtiyaçların karşılanması amacıyla kurulmuş olan örgütsel yapılarda denetim bir zorunluluktur.

Eğitim sistemimizde var olan farklı düzeylerdeki okullar ve kurumlar anayasa ve yasalarla belirlenmiş amaçlar doğrultusunda işlevlerini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Bu kurumlar başlarında bir yönetici ve bu yöneticilere bağlı olarak görev yapan müdür yardımcıları aracılığıyla yönetilirler. Müdür ve müdür yardımcıları kurumların yönetim kademelerini oluştururlar. Okul ve kurumlar yine mevzuatın belirlediği yapılar aracılığıyla işlevlerini yerine getirirler. Yönetim bu yapıları işletir. Okullar ve kurumlar yönetimin gözetimi doğrultusunda görevli kişilerce çalıştırılır. Yani kurum için belirlenmiş bir görev ve bu görevi yapmaktan sorumlu kişi ve kişiler kurumda belirlenmiş işleri yaparlar. Kurumlar/örgütler bulundukları çevreyle sürekli etkileşim içinde bulunan açık sistemler olarak tanımlanmaktadır. Ortaya çıkan yeni gelişmeler kurumlarda/ örgütlerde diğer örgütlerden farklı özelliklerin bulunduğunu, buna örgüt kültürü dendiğini göstermektedir. Buna göre her örgüt her ne kadar bütün bir sistemin alt birimi gibi görünse de kendine özgü farklılıklara, özelliklere veya topluca kültüre sahiptir. Bu nedenle her örgüt kendi içinde mutlaka dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Her kurum/örgüt kendi içindeki çalışma düzeni, örgütsel kültür, içinde bulunduğu çevre itibariyle diğer örgütlerden farklılık arz eder. Kendine özgü kültürel ve çevresel özelliklere sahip bir örgütün farklı özelliklere sahip aynı düzeydeki diğer örgütsel yapıları şekillendirecek biçimde faaliyette bulunmasını beklemek yanlış olur. Her örgüt kendisiyle aynı düzeydeki örgütlerle işbirliği yapması gerekir. Ancak bu işbirliğinden daha öte bir aşamaya geçebilmesi o örgütler açısından mümkün değildir. Tüm örgütlerin birlikte bağlı olduğu bir üst tek örgüt vardır. Eğitim kurumları açısından duruma baktığımızda her okul öncesi kurumu, ilköğretim kurumu, orta öğretim kurumu ve diğer eğitim kurumları üst sisteme bağlı dallar durumundadır. Bir ilköğretim okulunun başka ilköğretim okulları üzerinde bir konumu yoktur. Olmasını da bekleyemeyiz. Eğitim kurumları bağlı oldukları üst kurumların denetiminde kendileri için belirlenmiş eğitim öğretim hedeflerini gerçekleştirmeye çalışırlar. Faaliyetlerini yürütürken kendileri için konulmuş hedefleri gözetmek zorundadırlar. Okulların yaptığı çalışmaların hedefler doğrultusunda olup olmadığının denetlenip değerlendirilmesi gerekmektedir. Okuldaki eğitim öğretim etkinlikleri okul yöneticileri tarafından denetlenip değerlendirildiği gibi tüm okullardaki eğitim öğretim etkinliklerinin üst yöneticiler tarafından denetlenip değerlendirilmesi gerekmektedir. Her okulun kendi bünyesinde eğitim amaçlarını ne düzeyde gerçekleştirdiğini takip etmek gerekir. Bir okuldaki eğitim etkinlikleri ile bir başka okuldaki eğitim etkinliklerinin karşılaştırılmasının, kıyaslanmasının yapılması gerekir.

Ülkemiz şartlarını dikkate aldığımızda veya ülkemiz eğitim örgütlenmesine baktığımızda eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü okullar okul yönetimleri tarafından yönetilir, okul yönetimlerinin üzerinde il ve ilçe yönetimleri, onların da üstünde bakanlık ilgili birim üst yönetimleri bulunmaktadır. Alttan üste yani okullardan en üstteki genel müdürlük ve bakanlık düzeyine kadarki örgütsel yapı eğitim öğretim etkinliklerine ilişkin iş ve işlemleri yürütür, dolayısıyla toplumun eğitim gereksinimlerini karşılamaya çalışırlar. Eğitim sistemimizin mevcut yapısına baktığımızda okullar üzerinde il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri bulunmaktadır. Bunların bünyesinde okulun eğitim öğretim durumundan sorumlu olan bazen bir bazen de daha az sayıda kişi bulunmaktadır. İl/ilçe eğitim müdürlüklerinde görev yapan yöneticilerin üzerinde bazen birden çok görev alanı bulunmakta bu durumlarda bir kişi pek çok işlevin yürütülmesini takip etme görevini yürütmeye çalışmaktadır ki bunu işlevsel, etkili, verimli olarak kabul edebilmek mümkün değildir. Bu nedenle bir yöneticinin yerleşim yerindeki tüm okulların eğitim durumlarını takip edip değerlendirmesini, okullar arasında kıyaslama, karşılaştırma yapabilmesini beklemek imkânsızdır. Daha farklı bir uygulama yapılabilmesi için sistem içinde büyük çapta değişikliklere gidilmesi gerekir. Bu değişikliklerin olabilmesi ise daha büyük çapta siyasal, sosyal, ekonomik, örgütsel değişmelere bağlıdır ki kısa vadede böyle bir değişikliğin yapılabilmesi şu aşamada mümkün görünmemektedir. Eğitim sistemi içinde var olan yöneticiler ve diğer üst düzey makamlarda bulunanların yaptıkları çalışmalara kabaca bir göz atılırsa bu kişilerin  okullarda sistemli bir denetim çalışmasını yürütebildiklerini, bunu yapmaya yeterli zamanlarının olduğunu da söylemek imkansız görünmektedir.

Okul yöneticilerinin yeterince yapamadığı, üst düzey yöneticilerin ise bir çok değişik nedenden dolayı yapmaya fırsat dahi bulamadığı denetim faaliyetinin görevli denetim elemanlarınca yapılması bir zorunluluktur. Denetim elemanları aracılığıyla yapılacak denetim faaliyetinin etkisi denetimi bir araç olarak kullanan yönetimin inisiyatifine bağlı kalmaktadır. Bu alanda yaşanan sorunların yoğunluğuna göre eğitim sisteminin denetim fonksiyonunun etkisi artmakta veya azalmaktadır. Bu konu köşenin sınırlarına sığmayacak kadar geniş olduğu için şimdilik kesmek en iyisi.

 

Soru, eleştiri ve önerileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Egitim konusunda konusmak isteyen herkesle bulusmak dilegiyle.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Sayfamız 1
Yazılarım
My facebook
Blog 2
Örnek Site1
urfaeğitim

Kategoriler

Arkadaşlar

bilgisayaregitimlerimiz
nilufer29
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:2
| Sonraki Sayfa