Denetim sistemi örgüt literatüründe yönetim sisteminin en önemli parçalarından biri durumundadır. Yönetimin olduğu yerde denetimden söz edilmemesi düşünülemez. Yönetimin sahip olduğu değişik fonksiyonlar bir tek kişi tarafında yerine getirilebilmesi mümkün olmayacak kadar çok, karmaşık ve uzun sürelidir. Toplumsal yaşamın fazla karmaşıklaşmadığı, toplumsal yaşamda var olan örgütlerin basit bir yapıda olduğu dönemlerde dahi işlerin yürütülmesinde birden çok kişinin çabası söz konusu olduğu için çabaların koordine edilmesi, planlanması, denetlenmesi işleri tek kişi tarafından yürütülemediği dikkate alınırsa bunun günümüzde hiç mümkün olmayacağı rahatlıkla söylenebilir. Denetim işi hemen her faaliyette olmak zorunda olan temel bir işlevdir. Eğitim faaliyetinde de denetim can alıcı bir öneme sahip olması gerekir. Eğitim sistemimizin işleyiş sürecine bakıldığında bu gerekliliğin yeterince yerine getirilemediği söylenebilir.
Bir sistemi analiz ederken bilimsel verilerden hareketle mevcut yapının analiz edilmesi, işleyiş sürecini, bu süreci düzenleyen mevzuat hükümlerini, yapıyı oluşturan kurumsal yapıların oluşumunu, örgütü oluşturan insan unsurunun şekillendiriliş sürecinin ele alınması gerekmektedir. Eğitim sistemimize kabaca bir göz atılırsa örgün ve yaygın eğitim şeklinde iki ana kolun varlığından söz edilebilir. Örgün eğitim alttan üste öğretim kademelerinden oluşurken yaygın eğitim için böyle bir kademelendirme yerine halk eğitim faaliyetlerinden söz edilmektedir. Eğitim sistemi genel yönetimin düzenleniş biçimine uygun olarak bakanlık adıyla oluşturulmuş merkezi yapının aldığı kararlar doğrultusunda işletilmektedir. Bakanlık eğitimin genel ve özel düzeyde yapılışında, düzenlenmesinde, yönetilmesinde ve değerlendirilmesinde merkezi konuma sahiptir.
Eğitim sistemimizin örgün eğitim kolu okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve yüksek öğretimden oluşmaktadır. Eğitim sisteminin içinde gösterilen yüksek öğretim, sistemin yönetilmesinde merkezi konuma sahip olan bakanlığın etki ve yetki alanının dışında bulunmaktadır. Yükseköğretim üniversite yönetimlerinin belli yönlerden özerk olduğu bir sistem tarafından işletilir. Yükseköğretim dışındaki diğer kademeler bakanlığın doğrudan etki ve yetki alanı içinde yer alır.
Bu yapıya denetim sisteminin işleyişi açısından bakıldığında bilimsel anlamda denetimin örgüt yönetiminde sahip olduğu işlevi etkin bir şekilde yerine getirecek biçimde organize edildiğini, yapılandırıldığını söylemek oldukça güçtür. Eğitim sistemimiz içinde denetim işlevi daha çok yöneticilerin elinde bırakılmış gibi görünmektedir. Eğitim sisteminde görevi denetim olan iki farklı birim bulunmaktadır. Bunlardan birisi bakanlık müfettişliği, ikincisi ise ilköğretim müfettişliğidir. Son dönemlerde iç denetçi kavramı da denetim literatürüne girmiş olmakla birlikte bu yeni kavramın açık bir şekilde somutlaştırıldığını görmek, bu işleyişe yönelik bir değerlendirme yapmak için biraz daha beklemek gerekecektir. Zira iç denetçilerin eğitim sistemi içinde varlığı hem yenidir hem de çok sınırlı sayıdadır.
Denetim işlevini yürüten iki gruptan birincisi olan bakanlık müfettişliği bakanlık merkez teşkilatı bünyesinde bir kurul şeklinde oluşturulmuştur. Bakanlık müfettişlerinin görev alanı olarak öncelikle inceleme soruşturma işleri, ortaöğretim kurumlarının rehberlik, denetimleri, yaygın eğitim kurumlarının denetimleri, ortaöğretim düzeyindeki özel ve resmi her tür kuruluşta rehberlik, teftiş çalışmaları ile merkez ve taşra teşkilatlarında da denetim, inceleme, soruşturma işlerini yürütme görevini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Ancak bakanlık müfettişliği biriminde görev yapan müfettiş sayısına karşılık çalışma alanındaki kurum, insan ve iş yüküne bakıldığında büyük bir dengesizliğin olduğu görülür. Üç yüz, dört yüz civarındaki bir kadronun ülkenin her yerine dağılmış olan görev alanına giren tüm kurumlara, bu kurumlarda görev yapan iş görenlere rehberlik, denetim, teftiş çalışması yapabilmesi rasyonel açıdan mümkün değildir. Zaten yapılamamaktadır. Kurumlara ve personele yönelik rehberlik, denetim, teftiş çalışması bir tarafa inceleme soruşturma işlerine dahi yetişememektedirler. Bu nedenle sadece inceleme soruşturma işlerini yürütmeleri konusunda illerde görev yapan birimlere bu yetkilerini devretmeye çalışmaktadırlar. Bu yapının yeterince etkili olmadığı, kendisinden beklenen işlevi yerine getiremediğine dair bir çok araştırma bulgularına, şura kararlarına, bilimsel çalışmalara rastlamak mümkündür. Bakanlık müfettişliğinin hantal yapısı nedeniyle yıllarca denetim görmemiş kurumlar bırakın nitelik anlamında, amaçlarını gerçekleştirme düzeyleri itibariyle değerlendirilmesini nicelik anlamında dahi yeterince bir denetim, değerlendirme yapılabildiğini söylemek imkansızdır.
Eğitim sisteminde denetim işlevini yerine getirmeye çalışan ikinci grup ise il merkezlerinde oluşturulmuş kurullar şeklinde çalışan ilköğretim müfettişleridir. İlköğretim müfettişlerinin çalışma düzeni uzun yıllar boyunca açık, net bir mevzuat düzenlemesi olmaksızın yürütülmeye çalışılmıştır. Eğitim sistemi içinde uzun yıllar öğretmen kadrosuyla kısa bir kurs, eğitim sürecinden geçirilen müfettiş unvanlı personel denetim işlevini yürütmeye çalışmıştır. Dönem dönem yapılan mevzuat düzenlemelerinin bilimsel bir bakış açısıyla, sistem analizine dayalı bir şekilde yapıldığını söylemek de oldukça zordur. Yapılan düzenlemeler daha çok sistem içinde görev alan çeşitli kişilerin bireysel çabalarının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Mevcut yapıya bakıldığında ilköğretim müfettişlerinin görev alanına giren işlerin çeşitliliği, çalışma yapılacak kurumların sayısal durumu, kurumlarda görev yapan personel sayısı gibi hususlar açısından büyük dengesizliklerin olduğu rahatlıkla görülebilir. Bu şekliyle sistemli, nitelikli, verimli bir denetim işlevinin gerçekleştirilmesi mümkün görünmemektedir.
Görüş, öneri ve eleştirileriniz için...
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com
|