İlköğretim Müfettişlerine Yönelik Tartışmalara Dair Bir Değerlendirme
Ülkemizde özellikle de eğitim yönetimi alanında bu günlerde müfettiş yetiştirme sistemi üzerinde veya müfettişler üzerinde birçok tartışmalar yaşanıyor diyebiliriz. Müfettişleri sisteme hiçbir yararı olmamakla suçlayanlar, mevcut müfettişlerin çalışmalarını verimsiz olarak niteleyenler, müfettişleri yolluk yevmiye yazmak dışında bir endişeleri olmamakla suçlayanlar, gittikleri kurumlarda yemek, içmek dışında bir iş yapmamakla suçlayanlar yanında müfettişlik sistemi yerine yeni sistemlerin geliştirilmesi, okulların, okul yöneticilerinin güçlendirilmesi, okul yönetimlerinin her tür işten sorumlu olmaları gerektiğini, binlerce öğrencinin sorumluluğunu yüklenen okul yönetimlerinin kendi başlarına denetim ve oto kontrollerini de yapmalarına izin verilmesi gerektiğini söyleyerek kendince proje üretenler de var. Batılılaşma tarihimizde hiç de yabancı olmadığımız, uyarlamaya gerek var mı yok mu, bünyemize uyar mı uymaz mı değerlendirmesini yapmaksızın batıda ne varsa bizde de aynısı olmalı, diye düşünen bazı toptancı bakış açısına sahip olanlarsa dünyanın hiçbir yerinde böylesi bir denetim sisteminin olmadığını söyleyerek bizde de tamamen kaldırılmalı şeklinde görüşler ileri sürüyorlar.
Elbette bu söylenenleri her yönüyle inkâr etmek, haksız kabul etmek, yanlışlığını ileri sürmek mümkün değil. Ancak müfettişleri özellikle de ilköğretim müfettişlerini günah keçisi yapmanın bir anlamı da, mantığı da yok. Bilindiği gibi Milli Eğitim Bakanlığında bakanlık müfettişliği ve ilköğretim müfettişliği olarak iki tür denetim elemanı grubu var. Bunun dışında görevi teftiş, denetim olan bir başka birim yok. Denetim elemanları dışında merkez teşkilatındaki birimlerin başında bulunan yöneticiler, taşra teşkilatında il milli eğitim müdürlüğü birimlerinin başındaki yöneticiler, ilçe milli eğitim müdürlüğü birimlerinin başındaki yöneticilerin de yönetim yetkilerine dayalı olarak kullanabilecekleri denetim yetkileri var. Denetim elemanlarının denetim yetkileri ile yönetim birimlerinin başındaki yöneticilerin denetim yetkileri eğitim kurumlarının çalışmalarını yönlendirebilir. Bu sayılan grupların içinde bulunan kişiler sistem içinde kritik bir noktadalar. Sayılan kişiler dışında sistemde denetim yapma yetkisine sahip bir kişi, birim bulunmamaktadır.
Eğitim örgütünün kurulduğu ilk dönemlerden bu yana farklı bir yapı uygulanmamıştır. Örgütün bağlı olduğu üst örgütsel yapı veya büyük sistem benzer örgütsel yapıların birleşiminden oluşur. Bu büyük sistem genel anlamda içinde yer aldığı toplumun gereksinimlerini karşılamak amacıyla süper sistem durumundaki devlet örgütünün alt sistemi durumundadır. Devlet, tanımı gereği toplumun her alandaki gereksinimlerini karşılamak için örgütlenmiş en büyük yapıdır. Her alana yönelik gereksinimler devlet içinde oluşturulmuş alt sistemler aracılığıyla örgütlenmiş yapılar aracılığıyla karşılanmaya çalışılır. Eğitim, sağlık, adalet, ekonomi vb. bir çok alandaki toplumsal gereksinimler bu alanlara yönelik örgütler aracılığıyla karşılanmaya çalışılır. Toplumların tarihi, kültürel, sosyal, ekonomik ve coğrafi özellikleri oluşturulacak örgütlerin özelliklerini, çalışma sistemlerini etkiler. Bu nedenle her yerde geçerli yönetsel, ekonomik, sosyal, siyasal ve örgütsel tek tip sistemlerden, yapılardan söz edebilmek mümkün değildir. Her toplum kendi özelliklerine uygun örgütsel yapılarını, yönetsel anlayışlarını yerleştirmeyi hedeflerler. Türkiye toplumu da diğer dünya toplumları gibi kendine has özellikleri olan bir coğrafyada tarihi, kültürel, sosyal ve siyasal özellikleriyle dünyada yerini almıştır. Ülkemizde merkeziyetçiliğin hakim olduğu bir yönetim anlayışı mevcuttur. Genel yönetim anlayışı ve diğer özellikler alttan üste tüm örgütsel yapıları belli oranlarda etkilemektedir. Bu nedenle örgütsel yapılara ilişkin değerlendirmeler yaparken toplumsal genlerimizde var olan özelliklerimizden bağımsız bir değerlendirme bizi yanlış sonuçlara götürebilir. Denetim anlayışımız da bu özelliklerden bir şekilde etkilenmektedir. Eğitim sistemini kurup işleten bakanlık eğitim sisteminin etkililiğinden de sorumlu olan yegane otoritedir. Bu otorite olma durumu bakanlığı sistem içinde de etkin bir konuma getirmektedir. Bakanlık eğitim sistemini, tümden veya kısmen istediği gibi şekillendirebilir. Genel yönetim yapımızın gereği olarak merkeziyetçi yönetim anlayışı tüm birimleri, devlet organlarını etkilemektedir.
Bu anlayışın bir yansıması sonucu eğitim sistemimizde bakanlık merkez teşkilatı her zaman etkin bir konumda olmuştur. Bakanlık dışında hiçbir güç eğitim sisteminde etkin olamamıştır. Bakanlık her zaman tüm değerlendirmeleri yapma ve yasal düzenlemeleri koyma ve değiştirme yetkisine sahip olmuştur.
Bakanlığın bu güçlü yapısına, işleyişine, etkisine rağmen denetim elemanlarının ve denetim sisteminin verimsizliğinin sorumluluğunu sadece denetim sistemine, denetim elemanlarına vermek bakanlığın merkezi konumuna ve sahip olduğu güçlü yapıya uygun düşmez. Sadece denetim elamanlarının, denetim sisteminin değil eğitimle ilgili her alanın olumlu veya olumsuz yönleri üzerinde en büyük sorumluluk payı bakanlığındır. Çünkü bakanlık eğitim sistemi üzerindeki tek otoritedir. Yetki sahibidir. Öyleyse konumuz, ele aldığımız konu denetim elemanları, denetim sistemi olduğu için bu alanda var olan her tür olumlu ve olumsuz olgunun en büyük sorumlusu Milli Eğitim Bakanlığıdır. Milli Eğitim Bakanlığı eğitim sisteminin denetimi üzerinde mutlaka durması gerekir. Denetim sisteminin sorunları, özellikle ilköğretim müfettişlerinin sorunları üzerinde mutlaka çalışılmalıdır.
Eğitim örgütünün kurulduğu andan itibaren geçen tarihi sürece bir göz gezdirildiğinde ilköğretim müfettişliğine yönelik sistemli, bilimsel, sağlam temellere dayalı, bilinçli bir çalışma yapıldığını söyleyebilmek mümkün değildir. Böyle bir çalışma görülmemektedir. 1998 yılına kadar ilköğretim müfettişliği diye bir kadro dahi yokken ancak bu tarihte alelacele bir kadro ihdas edilebilmiştir. Bu tarihten önce ve bu tarihten sonra ilköğretim müfettişliğine yönelik düzenleme çalışmalarına bakıldığında günlük rutin işleyişi düzenlemek amacıyla yapılan yönetmelik ve yönerge çıkarma dışında bir şeyin yapılmadığı görülür.
Milli Eğitim Bakanlığının gerek Osmanlı dönemi ve gerekse Cumhuriyet dönemi boyunca ilköğretim müfettişi yetiştirmede bir sistemden, gelenekten söz etmek imkânsızdır. Objektifliği her zaman tartışılmış yazılı ve mülakat sınavları ile seçilen kişiler 3-6 aylık hizmet içi eğitim kursları ile bazen dört yıllık fakülte mezunu sayma gibi garip uygulamalarla güya yetiştirilmiş ve sisteme ilköğretim müfettişi olarak dahil edilmişlerdir. Elbette bu tip kursları bitirenleri toptan yetersiz, bir şey bilmez insanlar olarak göstermeye çalışmıyorum. Tersine bu tip kursları bitirip eğitim sistemine çok büyük katkılar sağlayan pek çok kişiyi tanıyorum. İbrahim Tatlıses’in “Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık” benzeri bir serzenişle sistem daha iyi bir müfettiş yetiştirme süreci geliştirdi de o insanlar mı kaçtılar elbette hayır. Benim niyetim, amacım anlatmak istediğim eğitim sisteminde ilköğretim müfettişi yetiştirmeye, dolayısıyla denetim elemanı yetiştirmeye yani denetim sistemine ne kadar az değer verildiğini göstermek ve bunun sisteme olan zararlarını dile getirmektir.
İlköğretim müfettişi yetiştirme böyle ciddiyetten uzak ele alındığı için nitelikli insanları sisteme katma şansı azalır. Geçerlilik ve güvenirliği tartışmalı seçme sistemlerinin nitelikli bir seçim yapmasını beklemek de rasyonel olmayacaktır. Bu anlamda ilköğretim müfettişi seçme sistemi sürekli değişmiş, sistemsiz, günü birlik değişen kriterler nitelikleri yeterince ölçememiş ve ne yazık ki bu alanda büyük boşluklar doğmuştur.
Seçim aşaması sonrası mesleğe girişte yani yetişme döneminde de benzer sorunlar var olmaya devam etmektedir. Meslek içinde özellikle de yardımcılık döneminde yetişmeyi düzenleyen kurallardaki belirsizlikler, programların hazırlanması ve uygulanmasında yaşanan belirsizlikler yetişme döneminin de sorunlu olmasına neden olmakta bir bakıma prosedür gereği bir takım işlemler yapılmaktadır. Eğitim sistemimizde var olan uygulamaların başlaması sonrası geliştirmenin yapılmaması, gözden geçirme ve düzeltme, iyileştirme sürecinin işletilmemesi uygulamaları benzer şekilde denetim elemanlarının yetiştirilmesi süreci için de söz konusudur. Bir bakıma kurallar ilk konduğu günkü gibi kalmakta, bir süre sonra her şey formalite icabı yapılır hale gelmektedir.
Denetim sistemi gibi hayati bir fonksiyonu yerine getiren denetim elemanlarına yönelik Milli Eğitim Bakanlığının her yıl hazırladığı yıllık hizmetiçi eğitim faaliyetlerine kabaca bir göz gezdirilirse denetim gibi örgütler, sistemler için hayati bir fonksiyonu yerine getiren denetim elemanlarına yönelik elle tutulur bir hizmetiçi eğitim faaliyetinin olmadığı rahatlıkla görülebilir. Bakanlığın yaptığı hizmet içi eğitim faaliyetlerinin niteliğine yönelik verimlilik merkezli değerlendirmeler bir tarafa denetim elemanlarına yönelik bu tür bir faaliyet dahi neredeyse yok denebilecek düzeydedir. Zaman zaman yapılan bir takım faaliyetler de ise ya nitelikli öğretim elemanı bulunamamakta, ya da yapılan faaliyetler eski arkadaşların buluştuğu, yeni arkadaşlıkların kurulduğu ortamlar olmaktan veya gezi, dinlenme amaçlı toplantılar olmaktan ileri ne yazık ki gidememektedir. Bu tür eğitim etkinliklerinin mutlaka daha rasyonel bir şekilde değerlendirilmesi, etkili hale getirilmesi için önlemler alınması gerekiyor.
Bunun yanında ilköğretim müfettişlerine yönelik hizmet içi eğitim faaliyetine katılım şansını yakalayabilenlerin aldıkları eğitim, kazandığı bilgi ve beceriler daha sonra sistem tarafından etkin olarak kullanılamamaktadır. Bir bakıma eğitimi alanlar kazandıkları bilgi, becerileri kendi kişisel gayretlerine bağlı olarak kullanırlarsa sisteme yararlı olabilmekte aksine bu eğitimi veren sistem bu bilgi, beceri ve yeterliklerden etkin bir şekilde yararlanmamakta, yararlanamamaktadır. Bu alanda büyük bir israftan söz edilebilir.
Özet olarak söyleyecek olunursa ilköğretim müfettişliğine giriş sonrası da bir sahipsizlik yaşanıyor.
Okullar açılıyor, öğrenciler, öğretmenler okullara gidiyorlar, sınıfları dolduruyorlar. İlköğretim müfettişleri de okulları geziyorlar, denetimlerini yapıyorlar, raporlarını yazıyorlar, raporlar dosyalarda muhafaza edilirken öğretmenler ve öğrenciler derslerini tamamlayıp bir sonraki ders yılına kadar tatile gidiyorlar. Bir sonraki yıl öğretmenler, öğrenciler, idareciler ve tabii ki müfettişler aynı şeyleri yine tekrar ediyorlar. Bu durum yıllar ve yıllar hep böyle devam edip gidiyor. Bu döngünün içinde kaliteli bir eğitim, kaliteli öğrenci, kaliteli yönetici, kaliteli denetici, kaliteli okul kavramlarına odaklanmış yaygın, etkin, hissedilir bir değerlendirme, gelişme, iyileşme yok denecek kadar az. Kişilerden kaynaklanan göze çarpan normal dışılıklar, gelişmeler elbette zaman zaman görülüyor. Ancak bu durum kişilerle sınırlı. Sistemli, sürekli olmaktan çok uzak. Bu nedenle de çok çabuk kayboluyor. Sistemin genelinde yaşanan bu olumlu veya olumsuz durumlar denetim sistemine de aynı şekilde yansımaktadır.
Denetimin sahip olduğu öneme karşın eğitim sistemimizde denetime yönelik olmasa da olur bir fonksiyon gibi bir tavır takınılmaktadır. Dile getirilmese de yapılan uygulamalar bu tavırların varlığına bir delildir. Örnek verilecek olursa eğitim sistemi içinde denetimsiz bir çok alan vardır. Orta öğretim kurumları yıllar boyu denetimsiz olarak işlevlerini yürütürler. Denetime yönelik düzenleme çalışmaları yapılırken tüm sistem kapsanmaya çalışılmaz. Üst birimlerle yapılan kişisel veya toplu görüşmelerde batının gelişmiş toplumlarındaki durumlar dile getirilip “filanca yerde müfettişlik diye bir şey yok, müfettişlerin sisteme ne katkıları var ki, müfettişler aralarındaki çürük elmaları temizlemelidir, müfettişler okullara kırk yılda bir uğrarlar” yönündeki açıklamalarla denetim sistemini, denetim elemanlarını eleştirdiklerini pek çok arkadaşımız duymuştur. İlköğretim müfettişlerine yönelik bu tür eleştiriler yazılı ve görsel medyada, toplantı ve seminer türü etkinliklerde bakan, genel müdür ve diğer üst düzey bürokratik makamlarda oturanlarca zaman zaman dile getirildi.
Denetim elemanlarının personele yönelik yaptığı ders teftişi sonucu verdiği karar, yaptığı değerlendirme hiç dikkate alınmaz. Tersine personel hakkındaki değerlendirme hayatta hiç tanımadığı, konuşma fırsatı dahi bulamadığı, bulamayacağı, yüzünü bile görmediği kişilerin yaptıkları değerlendirmeler daha önemli olarak kabul edilir. Sayın bakanımıza göre de müfettişler okullara kırk yılda bir uğradıkları için onların personel hakkındaki kanaatleri hiç önemli değildir. Oysa ilköğretim müfettişleri yılda en az dört saat bir personelin çalışmalarını görme, değerlendirme şansına sahiptir.
Denetim elemanlarının görevlerine yönelik açık, net, görev tanımları yapılmadığı için adeta aspirin misali her derde deva olarak kullanılırlar. Hizmetiçi eğitim faaliyetlerinde öğretim görevlisi olarak, her türlü eğitim kurumu açılışlarında her tür inceleme raporunun hazırlayıcısı olarak, yaşanan sorunlara ilişkin inceleme soruşturma işlemlerinde muhakkik olarak, çeşitli komisyonlarda üye olarak, görev alanına girmese bile özel öğretim kurumlarının her türlü iş ve işleminde inceleyici, denetleyici, danışman olarak, milli eğitim müdürlüğünün hukuki alandaki işlemlerinin yürütülmesinde, savunma hazırlayıcı ve rapor yazıcı olarak, eğitim öğretime dair çeşitli konularda araştırmalar yapmak ve veri hazırlayıcısı olarak ve daha sayamadığım onlarca alanda görev verilen denetim elemanlarına yönelik özlük haklarının düzenlenmesine sıra gelince onlar adeta yok sayılmaktadır. Eğitim sistemini idare edenlere göre okul denilince akla öğretmen gelir. Denetim elemanları mı? Onlar da kim? Misali bir tutum içine girilmektedir. İlköğretim müfettişlerinin illerdeki sayısal çoğunluğuna bakılıp görev tahsisli lojman hakları alınır. Müfettişlerin denetimi altındaki okul yöneticilerinin sayısal durumunu düşünen hemen hiç yoktur. Günü birlik kararlarla yönetilen bir denetim sistemi ne kadar etkili olabilir ki.
Sistemde hiyerarşi, kıdem, yetişme, liyakat, ast üst durumu bunlar denetim elemanları söz konusu oldu mu özellikle de ilköğretim müfettişleri söz konusu oldu mu neredeyse unutulur. Eğitim personeli içinde özellikle öğretmenlerin maddi durumları öğretmenler günü, okulların açılış ve kapanış dönemleri, basında çıkan okullara, öğrencilere yönelik haberler aracılığıyla gündeme geldiğinde maddi sıkıntılarından söz edilir, bu vesileyle öğretmenlerin maddi durumlarında iyileştirmeler yapılmaya çalışılır. Toplumda en üst siyasi yöneticisinden en alt yöneticisine kadar herkes adeta öğretmenlere yönelik büyük bir gönül alma kampanyasına girer. Ancak öğretmenlerin yaptığı eğitim öğretim çalışmalarında onlara rehberlik yapan, öğretmenlere öğretmenliği öğreten, çalışmalarını denetleyen, yönetimin aldığı kararların etkin bir şekilde uygulanıp uygulanmadığını takip eden, kararların uygulanmasını sağlayan ve daha düne kadar kendi var, ismi yok bir şekilde muamele gören ilköğretim müfettişlerini dikkate alma durumu neredeyse hiç yoktur. Bu görmezden gelmenin ve farklı uygulamaların bir sonucu olarak bu gün ilköğretim müfettişliği ile öğretmenler ve okul yöneticileri arasında maddi imkanlar anlamında neredeyse hiç fark kalmamıştır. Hiyerarşik anlamda bulundukları konumla, sistemde yaptıkları işlerin önemiyle uygun olmayan bir ödeme sistemine tabi olan ilköğretim müfettişlerinin bu dertleriyle ilgilenen kimse ne yazık ki bulunmamaktadır.
İlköğretim müfettişlerine yönelik çıkarılan düzenlemelerin uygulanmasında da büyük sorunlar yaşanmaktadır. Uzun yıllar planlı, sistemli ve bakanlığın gelecek hedeflerine uygun olarak belirlenmiş siyasaya dayanan koordineli bir uygulama geleneğinin oluşturulamaması nedeniyle ilköğretim müfettişlerine yönelik her tür düzenleme özellikle de atama ve yer değiştirmeler ne yazık ki çıkmaza girmiş durumdadır. Kuralların hakim olması, hukukun üstün olması gereken bir alanda koyulan kurallar birkaç kişinin inisiyatifi ile işlevsiz bırakılmakta ve sonuçta atama, yer değiştirme sistemi karmaşaya dönüşmektedir. Yapılan düzenlemeler stratejik bir plana dayanmak yerine sadece verilen bir takım mahkeme kararlarına uyma endişesiyle üstelik de reflekse dayalı olarak yapılınca adeta rüzgarın önündeki bir yaprak misali bir o yana, bir bu yana savrulur misali bir durum ortaya çıkmaktadır. Gideceği yeri bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr fayda vermezmiş benzetmesi bizim eğitim sistemimiz içindeki ilköğretim müfettişlerine yönelik yürütülen çalışmaları çok güzel tasvir ediyor. Denetim gibi can alıcı bir işleve böylesi ciddiyetten uzak bir yaklaşımın sonucu olarak ne yazık ki bu durumlar ortaya çıkıyor. Bunun sıkıntısını ise büyük oranda ilköğretim müfettişleri çekmektedir. Ama duyan, ilgilenen, çare arayan yetkili ne yazık ki yok.
Özlük hakları itibariyle yaptıkları göreve karşın hiçbir avantaja sahip olmayan, üstlerce bilinçli veya bilinçsiz sürekli yıpratılmaya çalışılan adeta sahipsiz bırakılan ilköğretim müfettişleri de kendi başlarının çaresine bakmaktan başka elbette bir şey yapamıyorlar. Zaten bir şey yapmalarını beklemek de haksızlık olurdu.
İlköğretim müfettişlerine yönelik yapılanları sistemli bir çalışma olarak tasvir etmek mümkün değil, çünkü sistemli çalışma bir sistemin ürünü olarak ortaya çıkar ki eğitim sistemimizin denetim alt sisteminde sistemden bahsedebilmek mümkün görünmemektedir. Sistemli çalışma uzun vadeli bir planın parçası durumundadır. Sistemli çalışma diğer parçalarla uyumluluk düşünülerek yapılır. Sistemli çalışma bir hedefe bağlı olarak yapılır. Sistemli çalışmada geçmiş tecrübelerden yararlanmak söz konusudur. Sistemli çalışma ana sistemin işleviyle bütünlük arz eder. Sistemli çalışmada belirlenmiş amaçlar vardır. İş birliği vardır. Koordinasyon vardır. Görüş alışverişi, katılım, paylaşım vardır. Sistemli çalışmada birimler arası koordinasyon olması gerekirken ilköğretim müfettişlerine yönelik çalışmalarda bakanlığın her birimi kendine göre bir düzenleme yapmakta, yazılar çıkarmakta ancak bundan diğer birimlerin çoğu zaman haberi bile olmamakta veya çok sonra olmaktadır. Tüm bu olması gerekenler ilköğretim müfettişlerinin çalışma alanlarına yönelik yapılan düzenlemelerde görülmemektedir. Bu nedenle ilköğretim müfettişlerine yönelik çalışmalarda sistemlilikten bahsedememekteyiz. Tersine ilköğretim müfettişlerine yönelik çalışmalarda bir gelişigüzellik, bir başıboşluk, bir sahipsizlik söz konusudur. Böylesi bir yapıdan da verim, yarar, etkililik ortaya çıkması şansa bağlı kalmaktadır.
Bir üretim yapılabilmesi için bir sermaye konulması, emek harcanması, gereken maliyetlerin yerine getirilmesi gerekir. Maliyetle yarar arasında da doğru bir orantı bulunmaktadır. Bu doğru orantıya dikkat etmeksizin bir beklentiye girmek kesinlikle rasyonel bir bakış açısı değildir. Denetim sistemi için maliyet yarar analizi yapılmaksızın bu analize uygun bir denge kurulmaksızın bir beklentiye girilmemelidir. Bu maliyeti, sermayeyi emeği sadece para olarak düşünmemek gerekmektedir. Denetim sistemine yönelik fikir olarak da yatırım yapılmalı, mesai harcanmalı, personel olarak, mevzuat olarak, ekonomik, sosyal statü olarak, araç gereç imkanları olarak yatırım yapılmalıdır. Bunları yapmaksızın üretim beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir.
Denetim sisteminin geliştirilmesi konusunda mutlaka geniş kapsamlı çalışmalar yapılması gerekir. Bu amaçla denetim elemanlarının çalışma esasları üzerinde gözlem, değerlendirme, analiz çalışmaları yapılmalıdır. Yapılacak bu çalışmalarla denetim sisteminde yaşanan sorunların tespiti yapılabilir. Tüm bunlar yapılırken mutlaka katılıma dayalı, şeffaf, adil, bilimsel, sürekli gözden geçirilen bir yönetim anlayışının sisteme hakim kılınması ve bu anlayışın yaygınlaştırılması için çaba gösterilmesi gerekir.
Görüş, öneri ve eleştirileriniz için..
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com
|