Egitim platformu
• 5/4/2009 - Öğretmen, Öğrenci, Okul ve Eğitim Sistemi Etkileşimi
Öğrenci her gün evinden çıkıp okula gelir. Sınıflara girer, kendileri için ayrılmış yerlere oturup sınıfa gelen öğretmenin söylediklerini okul saati bitene kadar ses çıkarmadan dinler, uygular. Bu süre içinde ders saatleri dışında verilen teneffüs zamanlarında bahçeye çıkıp gönüllerince koşup oynamaya, arkadaşları ile ortak bir şeyler yapmaya fırsat bulurlar. Bu süreler içinde öğrenciler kendi başlarına kalırlar. Bu süre içinde ne yaparsa tamamen kendi içinden gelenleri yapar. Öğrenci olarak bulunduğu okulda diğer öğrencilerin yaptıklarından da büyük oranda etkilenirler. Küçük bir toplum örneği olan okulda gerçek anlamda toplumsal etkileşim teneffüs saatlerinde, sınıflarda, koridorlarda, bahçede kısaca öğrencilerin bulunduğu, öğretmen, idareci ve diğer yetkili kişilerin bulunmadığı her yerde yaşanır. Bu sürede yaşanan toplumsallaşma okul saatleri içinde çok küçük bir zamanı kaplar. Teneffüs saatleri dışındaki diğer zamanlar ise öğrencilerin sınıf ortamında öğretmen kontrolünde daha çok eğitim öğretim faaliyetleri olarak nitelenen faaliyetlere ayrılmıştır. Öğretmen kontrolünde sınıf içinde yapılan eğitim öğretim faaliyetlerinin öğrenciye kazandırdıklarının niteliğine dair eğitimciler bir çok değerlendirme yaparken öğrencilerin kendi başlarına kaldıkları, doğal bir etkileşim ortamında kazanımlar edindikleri ve toplumsallaşma sürecinde sınıf içi etkinliklere göre çok daha etkili ve kalıcı izli etkilere sahip olan kısma fazla dikkat edilmez. Okula dair yapılacak değerlendirmelerde öğrencilerin neyi, ne zaman ve ne derece edindiğinin takibi yapılması okulun işlevlerini yerine getirme düzeyini belirlemede de önemlidir. Okulun varlığı, öğrencilerin okula gelip gitmesi, gördükleri derslere ilişkin aldıkları notlar ve bu notların gösterildiği karnelerin düzenlenmesi, okulun sınıflarının sırayla bitirilmesi, sonunda da diploma alınıp okuldan mezun olunması, mezuniyet belgelerinin düzenlenmesi eğitim sisteminin iyi işlediğinin, okulun işlevlerinin yerine getirildiğinin göstergesi olarak en alt düzeydeki verilerdir. Bu tür veriler eğitim sisteminin iyi işlediğine, eğitim faaliyetlerinin gerçek anlamda amaçlarına ulaştığına ilişkin olarak bir değerlendirmeye dayanak teşkil edemez. Etmemelidir. Bunlar eğitim faaliyetlerine ilişkin şekle yönelik bir takım verilerdir. Şekle bakarak yapılacak değerlendirmeler her zaman yanıltıcı olur. Eğitim sisteminin verimine, eğitim yatırımlarının toplumun iyiliğine yönelik olarak harcandığına ilişkin çok daha önemli, can alıcı verilere ihtiyaç duyulmaktadır. Okula gelip giden öğrencilerin okuldan ne kazandığını bilmek okulun işlevlerini yerine getirip getirmediğini bilmek anlamına da gelir. Okulda yapılan faaliyetlerin niteliğine ilişkin değerlendirme yapmak okulun bahçesi, sınıfları, koridorları ve diğer bölümlerinde neler yapıldığını bilmekle mümkün olabilir. Bu ise sadece istatistiki verilere yansıyan sayılara bakılarak yapılamayacak kadar zordur. Öğrencinin okulda, ders saatleri içinde ve ders saatleri dışında yaptıklarına, edindiklerine bakılması gerekir. Sınıf içi eğitim öğretim faaliyetleri, sınıf dışı öğrenci-öğrenci etkileşimi, öğrenci-yönetici, öğretmen-öğretmen, öğretmen-yönetici etkileşimine bakmak gerekir. Tüm bu etkileşimlere bir yazı çerçevesinde bakabilmek imkansız derecede zordur. Bu nedenle bu etkileşimler içinde öğrenci-öğretmen etkileşiminin sınıf içindeki boyutunu ele almaya çalışacağım. Zira öğretmen öğrenci etkileşimin okul içi ve okul dışı olmak üzere değişik yönleri vardır. Okul içinde de ders içi ve ders dışı değişik boyutları vardır. Tümüne genel bir bakışla değerlendirme yapmak yanıltıcı olabilir. Sınıf içi eğitim öğretim faaliyetlerinde öğretmen hakimiyeti hissedilir oranda güçlüdür. Öğrenci sınıf ortamında öğrenen, dinleyen, şekillendirilen, etkilenen, edilgin konumda bulunan bir biçimlendirme sürecine tabi tutulur. Bu süreçte her ne kadar öğrenci merkezli eğitimi önemseyen program düzenlemeleri yapılsa da öğretmenin başrolünde bir değişiklik, eksiklik görülmez. Öğretmen programın kendine verdiği role rağmen sınıfta, kapalı kapının ardında öğrenci ile baş başadır. Bu etkileşimde öğrencinin öğretmeni yönlendirmesi, etkilemesi, değerlendirmesi beklenemez. Öğrenci yaşına, bulunduğu öğretim kademesine göre öğretmenin sınıf içindeki rolünü oynaması konusunda zihninde bir değerlendirmeye sahip olsa da bunu sınıf içinde öğretmene karşı açık bir şekilde dile getirmez. Zihninde var olan bakış açısına göre öğretmenine davranır, onun söylediklerini elinden geldiği kadarıyla yerine getirmeye çalışır. Ancak zihninde var olan öğretmene dair fotoğrafı arkadaşları dışında kimseyle paylaşmaz. Eğitim sistemini düzenleme gücüne sahip olan üst birimler de hiçbir zaman sınıf içindeki öğretmenin durumuna ilişkin öğrenciye fikrini sormaz. Bu durum sınıf içinde yapılan eğitim öğretim faaliyetlerine ilişkin sağlıklı bir değerlendirme yapılmasının önünde önemli bir eksiklik, handikap, engel olarak durmaktadır. Öğretmenin sınıf içi çalışmalardaki rolünü etkin oynamasının öğrenci gelişimine olumlu veya olumsuz büyük bir etkisi vardır. Özellikle küçük sınıflarda bu etkinin önemi çok daha fazladır. Öğrencinin yaşı büyüdükçe öğrenme eksikleri konusunda kendince değerlendirmeler yapıp önlemler alması beklenmekle beraber yaşça küçük olan öğrenci gruplarında öğrencinin böyle bir değerlendirmeyi yapması beklenemez. Öğrenci küçük yaşlarda her zaman almaya hazır, yönlendirmeye açık, kendine yapılacak rehberliğe büyük oranda ihtiyaç duyan bir durumdadır. Bu nedenle küçük yaşlarda eğitim faaliyetlerine tabi tutulan öğrencilerin öğretmenlerine yönelik yapılacak değerlendirme çalışmaları ile büyük yaşlarda eğitime tabi tutulan öğrencilerin öğretmenlerine yönelik yapılacak değerlendirme çalışmaları arasında farklılık olması gerekir. Bu farklılığın farkına öncelikle eğitim sistemini düzenleme yetkisine, gücüne sahip olanların varması gerekir. Bu farklılığa göre de öğretmen değerlendirmesinde değişik uygulamalara yer verilmesi gerekir. Eğitim sistemimizde toptancı bakışa rağmen bunun kısa sürede hayata geçmesini beklememek gerekiyor. Öncelikle bu konuda bir bilinç oluşması gerekiyor. Bilinç oluşmadan uygulamanın hayata geçmesini beklemek hayalden öte bir anlam ifade etmemektedir. Görüş ve önerileriniz için…. Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 30/10/2008 - Okullarda Eğitimin Niteliğine Dair Endişeler
Eğitim için okula gönderdiğimiz çocuklar okullarda ne derecede iyi eğitim alıyorlar sorusu üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gerekiyor. Eğitimin çok farklı tanımlarını yapan eğitimciler eğitimle ilgili teorik bir çok yönde çalışmalar yapıyorlar. Bu çalışmaları boş, gereksiz, anlamsız görmüyorum. Ancak uygulamada karşılaşılan sorunlara çözüm olacak nitelikte olduklarını da düşünmüyorum. Üniversite ortamında yapılan araştırmalar daha çok akademik kariyer basamaklarını adım adım tırmanmada gerekli olduğu için yapılan çalışmalardan daha ileriye ne yazık ki gidemiyor. Bunu söylerken uygulayıcı durumundaki kişilerin de araştırma alanında neler yapıldığına dair özel bir araştırma çalışmalarının olduğunu da söylemek istemiyorum. Yani uygulayıcılar teorik alanda ne yapıyor diye merak etmedikleri gibi işin teorisyenleri de uygulamada ne oluyor diye baktıkları yok. Karşılıklı bir ilgisizlik. Bunun elbette bir çok nedenleri var denebilir. Ancak en başta gelen nedenlerden birisi her iki taraf da kendisini sırça köşkte görüyor. Diğerine muhtaç olmadığını düşünüp yok sayıyor. Aslında her iki alanın da birbirine ihtiyacı var. Her iki alanın da birbiriyle çok yakından ilgilenmesi, ilişki kurması, etkileşimde bulunması gerekiyor. Ancak karşılıklı enaniyet duygusu bu yaklaşmaya engel oluyor. Sonuçta zararı toplum çekiyor. Bilimsel çalışmalara dayalı olarak yapılması gereken işler ya tamamen bilimsel bir mantıkla ele alınıp teorik bir takım açıklamaların içinde kaybolup gidiyor ya da rutin bir işmiş gibi görülüp tozlu dosya raflarının arasında kayboluyor. Eğitim adına ne içler acısı bir durum. Ben yine baştaki sorunuma dönmek istiyorum. Öğrencilerimiz okullarda ne derece iyi eğitim alıyorlar sorusu büyük bir soru işaretiyle birlikte ortada hala duruyor. Öğrenci olarak okula giden çocuklarımız, toplumun beyin sermayesi günlük rutin işlerin arasında kaybolup gidiyorlar. Okula başlayan bir çocuk öğretmeninin öğretmenlik becerisine göre okuma, yazmayı, temel matematiksel işlemleri, bazı bilgileri öğrenmeye çalışıyor. Öğretmenlerin öğretmenlik becerisinin niteliğine göre öğrenciler eğitimden belli bir oranda yararlanıyorlar. Ailelerin eğitime bakış düzeylerine göre eğitimden yararlanma düzeyi de olumlu veya olumsuz etkileniyor. Eğitimin önemine inanan aileler okula neredeyse iş bırakmaksızın çocuklarının eğitimleri ile ilgilenirken eğitim konusunda yeterli bilince sahip olmayan ailelerin çocukları öğretmeninin becerisiyle orantılı olarak iyi bir eğitim alabildikleri gibi öğretim yılını bir şekilde tamamlayıp diplomalarını alıp mezun olup gidiyorlar. Eğitime dair yeterli bilince sahip olmayan bir çok ailenin çocuğu özellikle de yetersiz öğretmenlerin elinde heba olup gidiyorlar. Bir bakım onların durumu şansa bağlı gibi görünüyor. Aslında eğitim gibi ciddi bir konuda şansa yer olmamalı. Özellikle de içinde bulunduğumuz çağda rasyonalizmin had safhaya ulaştığı, bilim ve teknolojinin, iletişim imkanlarının, etkileşimin sınırlarını zorladığı bir zamanda hala şansa dayanan bir iyi eğitim olgusuna yer olmaması gerekir. Ama yaşanan gerçekler karşısında şansa dayanan eğitim olgusu ülkemiz için bir gerçeklik. Şansınızdan çocuğunuz iyi bir öğretmene düşerse iyi bir eğitim alma ihtimali oluyor. Tersi durumda çocuğunuz öğretmenlik konusunda yeterince yetişmemiş kişilerin elinde belki de heba olup gidiyor. Eğitim sistemi içinde bulunan öğretmenlerin hiçbiri yetersiz değildir, öğretmenlik sıfatını taşıyan herkes en iyi şekilde görevini yerine getiriyor iddiasında da bulunulabilir. Ancak okullarda iyi bir eğitim yapıldığına dair bir kriter, bir veri bulunmamaktadır. Şu okulda iyi bir eğitim veriliyor demek tamamen kişisel bakış açısına bağlı bir durum. Aynı şekilde şu okulda iyi bir eğitim verilmiyor demek de kişisel bir bakış açısına bağlı olamaz mı diye düşünülebilir. Ancak eğitime dair veriler bize bu konuda güçlü deliller vermiyor. Bu konularda elinde veri olması gereken bakanlık teşkilatı da iyi bir eğitim konusunda herhangi bir kritere sahip değil. Öğretmenlerin ne derece yeterli olduklarına ilişkin ellerinde bir veri yok. Sadece her yıl birkaç bin öğretmen ataması yapılıyor. Hangi okulda ne kadar öğretmen ihtiyacı olduğuna dair bilgilere belki yapılacak bir çalışma sonrası ulaşılabilir. Hangi yerleşim yerinde ne kadar dersliğe, sıraya, araç gerece ihtiyaç olduğuna dair de bilgiye ulaşmak mümkün olabilir. Ancak okullarda iyi bir eğitim yapılıyor mu sorusunun cevabını verebilmek oldukça zor hatta imkansız diyebiliriz. Zira iyi bir eğitimin ne olduğuna dair bakanlığın elinde de hiçbir kriter yok diyebiliriz. Teorik anlamda belki bir takım şeyler söylenebilir. Ancak bu söylenenler teorik açıklamalardan öte gitmez. Öğretmenlerin nitelikli eğitim yapıp yapmadıklarına ilişkin, hangi öğretmenin ne kadar yeterli olduğuna ilişkin, öğretmenlerin öğretmenlik becerilerine ilişkin merkezi konumundan dolayı eğitime dair hemen her bilgiye sahip olması gereken bakanlıkta bir bilgi yok. Bu kanıya nasıl vardın denebilir. Eğitim sisteminin işleyişi, sistemi düzenleyen yazılı materyaller, dokümanlar, mevzuat, sistemin çalışmasına ilişkin hazırlanmış bilimsel veya resmi toplantılara ilişkin raporlar veya şura kararları, yıllık kalkınma planları gibi görünen kaynaklar yanında uygulamada ortaya çıkan veriler bu kanaati güçlendiriyor. Öğretmen niteliklerini geliştirmeye yönelik etkin bir değerlendirmenin yapılmaması, her öğretim yılı sonunda o öğretim yılı içinde yapılanlara ilişkin hiçbir sağlıklı, sonuç alıcı değerlendirmenin yapılmaması, okulların her yıl rutin bir şekilde açılıp kapanması dışında topluma yönelik bilgilendirici, açıklayıcı, betimleyici, görüş alış verişine dayalı, ilgili herkesin katılımıyla yapılan hiçbir değerlendirmenin yapılmaması gibi hususlar da bu kanaati daha da güçlendiriyor. Okullar kendi başlarına eğitim öğretim çalışmalarını bir şekilde başlatıp bitiriyorlar. Öğretmenler notlarını kendilerince veriyor, okul yönetimleri toplantılarını, üstlerine karşı sorumluluklarını bir şekilde yerine getiriyorlar. Böylece eğitim öğretim yılı tamamlanıp bitiyor. Öğrenciler, aileler, eğitimle ilgili olması gereken diğer paydaşlar, toplum kesimleri ise görmezden geliniyor. Onlara kimse bir açıklama, bilgi, değerlendirme yapmaya gerek görmüyor. Böyle bir yapıda iyi bir eğitim yapıldığı hangi verilere dayanarak söylenebilir. Soru, görüş ve önerileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/2/2008 - Bir Okul Ziyaretinde Görülenlere Dair….
Eğitim hizmetleri diğer toplumsal hizmetler gibi toplumun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla düzenlenir. Eğitim hizmetlerinin bireye dönük olan yönleri olduğu gibi topluma bakan yönleri de var. Eğitim hizmeti toplumsal bir hizmet olarak ele alınınca bu hizmetlerin topluma etkin bir şekilde sunulması söz konusudur. Bu hizmetleri sunacak birim veya birimler eğitim hizmetini toplumun her yerine etkin bir şekilde ulaştırmaktan da sorumludurlar. Toplumsal hizmetleri sunanlar topluma eğitim açısından da yön verme gücüne de sahip olurlar.
Eğitim öğretim faaliyetlerinin yerine getirilmesi için fiziki mekan gereksiniminin karşılanması gerekir. Çünkü bir hizmetin yerine getirilmesi için fiziki ortam şarttır. Fiziki ortamın oluşturulması sonrası bu ortamı işletecek insan gücüne ihtiyaç vardır. Eğitim faaliyeti belirli amaçlarla yapılır. Bu amaçlar eğitim sistemini kurmakla görevli bakanlık teşkilatı tarafından belirlenir. Amaçların belirlenmesi, gerçekleştirilmesi, değerlendirilmesi her biri ayrı aşamalardır. Eğitim faaliyeti bir süreçtir. Bu sürecin başlatılması, yürütülmesi, sonuçlandırılması bu konuda yetişmiş elemanlara ihtiyaç duyar.
Aralık ayının ilk haftası içinde ….. ilçesine gittik. İlçe köylerinden ……köyüne ben gittim. Okul tek derslikli, iki tuvaleti, bir deposu, bir müdür odası ve öğretmenler için bir lojmanı var. Okulun çevre duvarı derme çatma. Taşlar üst üste konmuş ve 25-30 cm. kadar yükseklikte duvara benzer bir yığın var. Ama çevre duvarının görmesi gereken işlevi görmekten oldukça uzak. Köyde eylülde ataması yapılmış iki bayan öğretmen görev yapıyor. Bayanların ilk görev yerleri. Her ikisi de daha yeni okuldan mezun olmuşlar ve atamaları bu köye yapılmış. Bayanlar okula geldiklerinde iki tane daha erkek öğretmen varmış. Ama tek derslik olduğu için iki erkek öğretmeni bu köyden alıp başka yerde görevlendirmişler. Şimdi iki bayan okulda görev yapıyorlar. Okulda kayıtlı 120 civarında öğrenci var. Öğretmenlerden birinin öğrenci sayısı 77, diğerinin ise 44. Yani yaklaşık 120. Bayanlardan birisi 1. 2. sınıfları almış. Diğeri ise 3,4,5. sınıfları almış. Her ikisi de ne yapacaklarını şaşırmış bir durumdalar. 1,2. Sınıfı alan bayanın sınıfında öğrenciler dörderli oturuyorlar.
Birinci sınıfta kalem tutma, defter-kitap düzeni üzerinde durulması gerekiyor. Ama bu şartlarda bu davranışlar üzerinde durulabilmesi mümkün değil. İkinci sınıflarda öğrencilerden çoğu okuma yazma bilmiyor. Matematik becerileri hemen hiç yok gibi. Bu durumda öğretmen neyi nasıl yapacağı konusunda yeterli bilgisi de olmayınca öğrencilerde var olan yetersizlikler sürüp gidiyor. Bu arada birinci sınıf öğrencileri de okuma yazmayı öğrenmeleri gerekiyor. Aday öğretmen birinci sınıflarda okuma yazma etkinliği dışında üst sınıflarda okuma yazma bilmeyenler için neler yapılması gerektiği konusunda yeterli bilgiye sahip değil. Aynı şeyler 3,4,5. sınıflar içinde geçerli. Öğrencilerin aileleri eğitim öğretim konusunda yeterli bilgiye de sahip değiller. Okulda öğretmene nasıl yardımcı olacakları konusunda bilgileri olmadığı gibi böyle bir çaba da göstermiyorlar. Dolayısıyla her şey okuldaki öğretmenlere kalıyor. Milli Eğitim Bakanlığının verdiği bilgisayar okulun müdür odasına kurulmuş. Ancak bu güne kadar öğretmenler henüz kullanamamışlar. Kullanmayı bilip bilmedikleri bir tarafa okulda elektrik hemen hemen yok denecek durumda. Benim okulda bulunduğum 5-6 saat boyunca 10-15 dk. Kadar bir süre elektrikler geldi. Köyde kaçak elektrik kullanıldığı için hatlara aşırı yükleniliyor. Bu aşırı yüklenme sürekli hatların kesilmesine yol açıyor. Öğretmenler bayan oldukları için köyde kalamıyorlar. Köy büyük bir köy. Ama sosyal imkanları oldukça yetersiz. Böyle olunca öğretmenlerin köyde kalacak ortamları da yetersiz. Dolayısıyla öğretmenler gidiş geliş yapmak zorundalar. Sabah tuttukları özel bir taksiyle köye gelen öğretmenler akşam yine aynı araçla ilçe merkezine dönüyorlar. İki öğretmen toplam ikiyüz milyon tl. para veriyorlarmış. Köyün yolu 2-3 km. kadar toprak. Ondan sonra asfalta çıkılıyor. İlçe merkezine 10-12 km. mesafedeki bu köyün şartları diğer köylere göre fena sayılmaz. Ben köyde kaldığım sürede köylülerin evine gittim. Köylüler evlerine gitmemden çok memnun oldular. Okumuş yazmış insanların halkın içine girmeleri gerektiğinden bahsettiler. Köy kürt ve zaza olarak iki büyük gruptan oluşuyormuş. Köylülerin aralarında bir takım problemler varmış. Köyde iki cami varmış. Sebebi köyde var olan anlaşmazlıkmış. Köylüler okuma yazmanın önemli olduğundan bahsettiler. Ama çocuklarını yeterince okutamadıklarını, koyunlara gönderdiklerini, pamuk zamanı başka yerlere pamuk toplamaya gittiklerini söylediler. Böyle bir yerde öğretmenlik yapmak oldukça zor. Köylerde çalışan öğretmenlere milli eğitim müdürlüğünün yeterli desteği olmuyor. Kendi başlarına bırakılıyorlar. Milli Eğitim müdürlüğünün ne tür bir destek sağlaması gerektiği ve bu desteği sağlayıp sağlayamayacağı ayrı bir konu.
Her okul içinde bulunduğu şartlar dikkate alınarak değerlendirilmeli, değerlendirmelere ilişkin kriterler geliştirilmeli. Bu ise oldukça uzun ve karmaşık bir süreç. Ama en önemlisi bu sürecin olması gerektiğine dair bir iradenin, anlayışın olmasıdır ki bu gün en başta eğitim konusunda en önemli eksikliklerimizden birisi bu.
Görüş, öneri ve eleştirileriniz için…
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 26/1/2008 - Okulda Olumsuz Davranışlar
Eğitim Kurumlarında Olumsuz Öğrenci Davranışları
Öğretmenliği öğretmen gibi yapmak önemli. Ancak öğrencilerin de öğrenci gibi olması önemli. İnsan doğası gereği çok değişik özelliklere sahip. Gelişim psikologları insanların hangi gelişim dönemlerinde ne tür fiziksel, zihinsel, sosyal, duygusal ve daha bir çok değişik yönden ne tür özelliklere sahip olduğunu bilimsel çalışmaların bir sonucu olarak yine bilimsel yayınlarla ortaya koymuşlar. Bu konuda Amerika’yı yeniden keşfetmenin bir alemi, anlamı yok. İnsanların birey olarak veya grup olarak ne tür davranışları neden gösterdiğini de yine sosyal psikoloji bilimi ortaya koymuş bulunuyor. Bilimsel alandaki veriler uzun gözlem ve değerlendirmelerin bir sonucu olarak ortaya konuluyor. Hayatta hangi alan olursa olsun bir ürünü ortaya koymak, bir konuda istenen sonuca ulaşabilmek için çok değişik faktörlerin işe koşulması, koordinasyonunun sağlanması gerekiyor. Yapmak, sonuç elde etmek her zaman tek kişinin çabasıyla olmuyor. Bu da bir doğa kanunu. Bilimsel bir gerçek. Okulda görev yapan öğretmenler çok değişik aile ortamlarından çıkarak gelmiş öğrencilerden oluşan sınıflarda öğretmenlik yapmak zorundalar. Görev yapılan sınıf düzeyleri, öğretim kademeleri öğrenci davranışlarının niteliklerini de doğrudan etkiliyor. Anasınıfında görev yapan bir öğretmenin karşılaştığı öğrenci davranışları ile ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim düzeyindeki öğretmenin karşılaştığı öğrenci davranışı aynı değildir. Her öğretim kademesinde, her sınıfta öğrencilerin gelişim özellikleri farklı farklıdır. Bu gelişim farklılığı öğrencilerin davranış stillerini de doğal olarak etkiliyor. Bu durumda öğretmenin görev yaptığı öğretim kademesi ile öğrencilere davranış şekli de değişik oluyor. Bu değişiklik okullarda öğrenci- öğretmen etkileşimini de doğrudan etkiliyor.
İlköğretimin ikinci kademesinde ve ortaöğretimin her düzeyindeki sınıflarda bulunan öğrenciler ergen olarak kabul ediliyor. Ergenlik dönemi insanın en önemli, en hassas dönemlerinden birisi. Bu dönemde öğrenciler kişilik gelişimlerinin önemli aşamalarını geçiriyorlar. Öğrencilik yılları bireylerin henüz dünyadaki bir çok şeyin farkında olmadıkları dönemlere denk geliyor. Bu dönemde öğrenciler her şeyi kendi eksenleri etrafında görüyorlar. Bu durum onların sadece sınıftaki, okuldaki davranışlarını değil her yerdeki davranışlarını etkiliyor. Bu dönemde bireylerin bir çok yönlerden hoş görülmesi gerektiği gelişim uzmanları tarafından söyleniyor. Öğrenciler ergenlik dönemlerinde kendilerini çevreye ispat etme, varlığını hissettirme yönünde gayretlerinin en yüksekte olduğu dönemleri yaşıyorlar. Öyle ise her şeylerini hoş görmek, ne yaparlarsa ses çıkarmamak, her zaman anlayışla yaklaşmak mı gerekecek? İşte kritik soru, çözülmesi gereken asıl düğüm burada yer alıyor. Konuşmalarıyla, davranışlarıyla sürekli çevresine zarar veren, sürekli kendini düşünüp çevresindekileri boş vermiş davranışlar sergileyen, ben istediğim gibi davranırım kimse bana karışamaz tavırları sergileyen, kızdığında döküp kıran, çevresine düşüncesizce zarar veren bir öğrenciye ne yapılacak?
Eğitim sistemimizde bulunan okullarda bu konuyla ilgili çeşitli çözüm yolları bulunmuş durumda. Ancak çözümün her zaman tek ve etkili olduğunu söylemek oldukça zor. Basından ve diğer yollardan her gün okullarda öğretmen öğrenci etkileşiminin kötü örnekleriyle karşılaşıyoruz. Öğrencisini döven öğretmen, öğretmene saldıran veli, öğretmenine çeşitli şekillerde zarar veren öğrenci, öğretmenlerini sınıfta dalgaya alıp eğitim öğretimi felce uğratan, öğretmenlerini maskaraya dönüştüren öğrenci, okula ait her tür araç gereci vandalca tavırlarla harap eden öğrenci haberleri her zaman sıradan olaylar haline gelmiş durumda.
Bu ve benzeri olaylar karşısında bakanlık şiddetle mücadele amacıyla sempozyumlar, yayınlar, seminerler, çalıştaylar düzenleyip okullarda yaşanan bu tür olayları en aza indirmenin yollarını arıyor. Şimdiye kadar başarılı olunduğunu söylemek zor.
Alan uzmanı olarak nitelenen kişiler istenmeyen öğrenci davranışlarıyla başa çıkma konusunda çok değişik yöntemler, davranış şekilleri, çözüm önerileri sunuyorlar. Ancak tüm bunlara rağmen istendiği şekilde bir çözüm bulunabildiği söylenemez.
Eğitimde dayağa yer veren geri kalmış bir ülke imajı vermemek uğruna okulların olumsuz alışkanlıklara sahip bireyler yetiştiren yerler haline gelmesine göz yummak ne derecede doğru. Öğretmen sınıfta huzuru bozan öğrenciye herhangi bir yaptırım uygulayamayınca öğrencinin sınıfta sessiz, sakin, uslu, dersi dinler bir halde olmasını sağlayabilecek unsur ne olacak? Öğrenci sınıfta olumsuz davranışlar sergilerse, sınıfta ders dinlemek istemezse, diğer öğrencilerin ders dinlemesini engellerse ne olacak? Öğrenci ne yaparsa yapsın herhangi bir yaptırım uygulanmasın anlayışı da doğru değil.
Eğitim kurumları kuruluş amaçları doğrultusunda işletilmesi gerekiyor. Okulların bu şekilde işlemesine engel olan kişilere engel olacak düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Öğrencileri ailelerinden bağımsız olarak düşünemeyiz. Bu nedenle okulun işleyişini bozan öğrencilere yönelik yaptırımların aileleri de kapsayacak şekilde uygulanması gerekiyor. Okulda düzeni bozan öğrencinin ailesi öğrencilerinin davranışından sorumlu olursa öğrencilerini, çocuklarını küçük yaştan itibaren her yerde uygun davranır şekilde yetiştirmek zorunda kalacaktır. Bu zorunluluk okullardaki olumsuz öğrenci davranışlarını da büyük oranda azaltacak ortaya çıkan olumsuz davranışlar karşısında ise muhatap olarak sorumluluk bilinci henüz gelişmemiş öğrenci yerine aile alınmış olacaktır.
Görüş, öneri ve eleştirileriniz için...
Ali Hikmet DEMİR
ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 24/7/2007 - Bir Okul Manzarası
Aralık ayının ilk haftası içinde Siverek ilçesine gittik. İlçe köylerinden ????köyüne ben gittim. Okul tek derslikli, iki tuvaleti, bir deposu, bir müdür odası ve öğretmenler için bir lojmanı var. Okulun çevre duvarı derme çatma. Taşlar üst üste konmuş ve 25-30 cm. kadar yükseklikte duvara benzer bir yığın var. Ama çevre duvarının görmesi gereken işlevi görmekten oldukça uzak. Köyde eylülde ataması yapılmış iki bayan öğretmen görev yapıyor. Bayanların ilk görev yerleri. Her ikisi de daha yeni okuldan mezun olmuşlar ve atamaları bu köye yapılmış. Bayanlar okula geldiklerinde iki tane daha erkek öğretmen varmış. Ama tek derslik olduğu için iki erkek öğretmeni bu köyden alıp başka yerde görevlendirmişler. Şimdi iki bayan okulda görev yapıyorlar. Okulda kayıtlı 120 civarında öğrenci var. Öğretmenlerden birinin öğrenci sayısı 77, diğerinin ise 44. Yani yaklaşık 120. Bayanlardan birisi 1. 2. sınıfları almış. Diğeri ise 3,4,5. sınıfları almış. Her ikisi de ne yapacaklarını şaşırmış bir durumdalar. 1,2. Sınıfı alan bayanın sınıfında öğrenciler dörderli oturuyorlar.
Birinci sınıfta kalem tutma, defter-kitap düzeni üzerinde durulması gerekiyor. Ama bu şartlarda bu davranışlar üzerinde durulabilmesi mümkün değil. İkinci sınıflarda öğrencilerden çoğu okuma yazma bilmiyor. Matematik becerileri hemen hiç yok gibi. Bu durumda öğretmen neyi nasıl yapacağı konusunda yeterli bilgisi de olmayınca öğrencilerde var olan yetersizlikler sürüp gidiyor. Bu arada birinci sınıf öğrencileri de okuma yazmayı öğrenmeleri gerekiyor. Aday öğretmen birinci sınıflarda okuma yazma etkinliği dışında üst sınıflarda okuma yazma bilmeyenler için neler yapılması gerektiği konusunda yeterli bilgiye sahip değil. Aynı şeyler 3,4,5. sınıflar içinde geçerli. Öğrencilerin aileleri eğitim öğretim konusunda yeterli bilgiye de sahip değiller. Okulda öğretmene nasıl yardımcı olacakları konusunda bilgileri olmadığı gibi böyle bir çaba da göstermiyorlar. Dolayısıyla her şey okuldaki öğretmenlere kalıyor. Milli Eğitim Bakanlığının verdiği bilgisayar okulun müdür odasına kurulmuş. Ancak bu güne kadar öğretmenler henüz kullanamamışlar. Kullanmayı bilip bilmedikleri bir tarafa okulda elektrik hemen hemen yok denecek durumda. Benim okulda bulunduğum 5-6 saat boyunca 10-15 dk. Kadar bir süre elektrikler geldi. Köyde kaçak elektrik kullanıldığı için hatlara aşırı yükleniliyor. Bu aşırı yüklenme sürekli hatların kesilmesine yol açıyor. Öğretmenler bayan oldukları için köyde kalamıyorlar. Köy büyük bir köy. Ama sosyal imkanları oldukça yetersiz. Böyle olunca öğretmenlerin köyde kalacak ortamları da yetersiz. Dolayısıyla öğretmenler gidiş geliş yapmak zorundalar. Sabah tuttukları özel bir taksiyle köye gelen öğretmenler akşam yine aynı araçla ilçe merkezine dönüyorlar. İki öğretmen toplam ikiyüz milyon tl. para veriyorlarmış. Köyün yolu 2-3 km. kadar toprak. Ondan sonra asfalta çıkılıyor. İlçe merkezine 10-12 km. mesafedeki bu köyün şartları diğer köylere göre fena sayılmaz. Ben köyde kaldığım sürede köylülerin evine gittim. Köylüler evlerine gitmemden çok memnun oldular. Okumuş yazmış insanların halkın içine girmeleri gerektiğinden bahsettiler. Köy kürt ve zaza olarak iki büyük gruptan oluşuyormuş. Köylülerin aralarında bir takım problemler varmış. Köyde iki cami varmış. Sebebi köyde var olan anlaşmazlıkmış. Köylüler okuma yazmanın önemli olduğundan bahsettiler. Ama çocuklarını yeterince okutamadıklarını, koyunlara gönderdiklerini, pamuk zamanı başka yerlere pamuk toplamaya gittiklerini söylediler. Böyle bir yerde öğretmenlik yapmak oldukça zor. Köylerde çalışan öğretmenlere milli eğitim müdürlüğünün yeterli desteği olmuyor. Kendi başlarına bırakılıyorlar. Milli Eğitim müdürlüğünün ne tür bir destek sağlaması gerektiği ve bu desteği sağlayıp sağlayamayacağı ayrı bir konu. Böylesi bir okuldaki eğitim öğretimin niteliğini varın siz düşünün. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|