Egitim platformu
• 4/10/2008 - Öğretmenlik Mesleği Üzerine Bir Değerlendirme
Eğitim öğretim kavramları büyüyüp gelişen veya yetişmesi, geliştirilmesi gereken bireylere yönelik olarak yapılan faaliyetlerin tümünü birden kapsar. Bu yönüyle de çok geniş bir arka plana sahiptir. Sadece eğitim ve öğretim kavramlarını ele alarak bir yerlere varmak, bir sonuç elde edebilmek mümkün değildir. Zira eğitim öğretim genel anlamda ele alınınca yetişkinlere yönelik olanlar, değişik sektörlere yönelik olarak görev yapmakta olanlar, okul içinde planlı, programlı, belli bir yaş grubuna yönelik olarak yapılanların tümü bu kavramın kapsamına girmektedir. Üzerinde durulacak alan belli sınırlar içine alınmadığı takdirde dereden tepeden bir çok şeyler söylenebilir ama bu tür bir söylem yararlı olmaktan çok sadece konuşma, laf kalabalığı yapmaktan öte gitmez. Bu nedenle eğitim öğretim kavramını ele alırken konu sınırlarını okulda, öğretmenlerin kontrolünde yapılan faaliyetler olarak belirleyip buna göre fikir üretmeye çalışılacaktır. Okulda yapılan eğitim öğretim faaliyetlerinde etkin olan unsurlar okulun fiziksel ortamı, araç gereç, görevli personel akla gelir. Bu sayılan unsurlar tek başına eğitim öğretim faaliyetlerinde ön plana çıkmaz. Hepsinin kendine göre belli oranlarda etkisi vardır. Bu durum ürün ortaya koymada şahit olunan sürecin işleyişini de hatırlatır. Nasıl ki bir ürünün ortaya çıkmasında bir çok faktöre ihtiyaç olduğu halde ürünün yok edilmesinde tek bir faktör yeterli ise benzer şekilde eğitim öğretim faaliyetlerine yönelik çalışma sürecinin işletilmesinde de birden çok faktörün işe koşulmasına ihtiyaç vardır. Bu nedenle bir faktör üzerinde durup diğerlerini dışlayarak veya görmezden gelerek, ihmal ederek istendik sonuçlara ulaşmak mümkün değildir. Ancak konunun sınırlanmasındaki mantığın burada da işletilmesi gerekiyor. Bir başka deyişle tüm faktörlere eşit miktarda önem vererek bir değerlendirme yapmak en azından bir yazının içeriğine sığmayacak kadar çok ve karmaşıktır. Bu nedenle tüm faktörleri bir anda ele almak yerine sırayla sürece etki eden faktörleri değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Eğitim öğretim sürecinde en önemli unsurlardan birisi öğretmendir. Öğretmen eğitim öğretim sürecinde can alıcı bir konumdadır. Eğitim bilimi veya eğitimle ilgili mevzuat her ikisi de öğretmenlik kavramının önemine her zaman vurgu yapar. Aslında mevzuat ve eğitim bilimi diye iki ayrı alandan söz etsek de bir işin yapılışında mevzuatın ve eğitim biliminin birbiriyle farklı anlayış ve işleyişte olmaması gerekir. Yaşadığımız toplumun içinde karşılaştığımız olay ve olgular bize belli düşünce yöntemlerini öğretir. Bu düşünce yöntemleri bilimsel bir mantıkla bir araya getirildiğinde bilim ortaya çıkar. Mevzuat ise kurumsal bir yapının çalışma şeklini düzenler. Fakat bu düzenlemeyi hayatın gerçeklerine, bilimsel gerçeklere rağmen yapabilmeleri mümkün değildir. Aslında eğitim mevzuatı diye ayrı bir başlık koymak bu yönüyle anlamsızdır. Mevzuat da sonuçta hayattan, bilimden ayrı değildir. Bu nedenle eğitim bilimi ile eğitim mevzuatı gibi iki ayrı başlık anlamsızdır. Öğretmen eğitim öğretim faaliyetlerinde can alıcı bir öneme sahip dedik. Öğretmen eğitim sektöründe bir meslek olarak cisimleşir. Öğretmenlik mesleği öğretmen olarak nitelenen kişinin hangi niteliklere sahip olması gerektiğini belirler. Öğretmen yetiştiren kurumlar mezun ettikleri kişileri öğretmen olabilecek kişiler olarak görmekle birlikte eğitim faaliyetlerinin düzenlenmesi, değerlendirilmesi, yönetilmesi işini yürüten eğitim sistemi kendine göre öğretmen nitelikleri belirlemektedir. Eğitim sisteminin belirlediği öğretmen nitelikleri de kişisel bir takım değerlendirmelerle belirlenmiş değildir. Bu nedenle bu nitelikleri bir anda yok kabul etmek, anlamsız görmek, küçük veya önemsiz görmek doğru olmaz. Eğitim sisteminin istediği öğretmen niteliklerine bakıldığında öğretmen olacak kişilerde bulunması gereken bir takım niteliklerin sıralandığı veya genel olarak belirtildiği görülür. Öğretmenlik mesleğine dair niteliklere bakıldığında üç ana başlıkta toplandığı görülür. Bu başlıklardan birincisi genel kültür olarak nitelendirilmektedir. Öğretmenlik mesleğine giren bir kişinin genel kültüre sahip olması öğretmenlik niteliklerinden sadece bir boyutu olarak ele alınmaktadır. Öğretmenlik mesleğine giren kişi eğitim sistemi adına toplumun belli yaş gruplarında bulunan kişilerine eğitim öğretime yönelik faaliyetleri, etkinlikleri, çalışmaları yaptırma yetkisine sahip olmaktadır. Böylesi önemli bir yetkiyi alan kişinin genel kültür olarak nitelendirilen konular hakkında belli bir düzeyde olmasının istenmesi gayet normaldir. Genel kültür kavramını herkes kendine göre tanımlayabilir. Ancak ortalama bir insanın sahip olması gereken bilgi, anlayış, beceri, yetenek, değer düzeyi olarak tanımlanabilir. Ortalama bir insan yaşadığı toplumda var olan maddi ve manevi her türlü değer, olay ve olgu hakkında bir düzeyde anlayışa, bilgiye sahip olması gerekir. Bu düzey kişinin o güne kadar aldığı eğitim düzeyinin durumuna, derinliğine, kalitesine göre değişir. Öğretmenlik mesleğine girmeyi hedefleyen kişi en azından fakülte mezunu olması gerekir. Fakülte düzeyinde mezuniyet aşamasına gelinceye kadar kişiye verilen dersler, öğretilen bilgiler, okutulan kitaplar, yaşatılan her türlü tecrübe kişide belli oranda bir kültür kalıntısı ortaya çıkarır. Bu kalıntı kişinin genel kültürünü oluşturur. Genel kültür itibariyle bir kişinin seviyesi öğretmenlik mesleğinin kalitesi için önemlidir. Ancak bir kişinin çok kültürlü, yüksek seviyede bir bilgi, beceri, anlayışa sahip olması onun öğretmenliğinin durumunu ortaya koymada yeterli değildir. Dolayısıyla bir kişinin genel kültür seviyesine bakarak öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği niteliklere ne derece sahip olduğunu belirleyemeyiz. Genel Kültür öğretmenlik kalitesini ortaya çıkaran unsurlar arasında can alıcı bir öneme sahip değildir. Öğretmenlik mesleğine yönelik İkinci unsur özel alan bilgisi olarak nitelenmektedir. Özel alan bilgisi öğretmenlik mesleğine giren kişilerde olması gereken unsurlardan ikincisidir. Özel alan bilgisi kişinin öğretmenlik mesleğine yönelik olarak aldığı özel bilgi alanıdır. Hangi alanda öğretmenlik yapacaksa kişiye o alana yönelik bilgiler, teoriler, anlayışlar, kavramlar, tarihi süreç içinde geçirilen tecrübeler, modeller öğretilmesi gerekir. Kişi öğretimini yapacağı alanda bilgi sahibi olması gerekir. Bilgi sahibi olmadığı bir konuyu kişinin başkalarına öğretebilmesi, anlatabilmesi mümkün değildir. Matematik, Tarih, Yabancı Dil, Kimya, Fizik gibi okullarımızda branş öğretmeni diye nitelenen alanlar öğretmenlik mesleğinde özel alan bilgisi olarak nitelenen alanı gösterir. Yani öğretmen hangi branş üzerinde eğitim almışsa o alanda öğretmenlik yapabilir, o alanın branş öğretmeni olarak okulda görev yapar. Özel alan bilgisi öğretmenlik mesleğinde oldukça önemli bir unsur olmakla birlikte o da tıpkı genel kültür gibi can alıcı bir öneme sahip değildir. Zira bir kişi herhangi bir alanda çok üst düzeylerde bilgiye sahip olabilir. Ancak bunu karşısındaki kişilere anlatabilmesi, öğretebilmesi bambaşka bir durumdur. Bir matematik profesörü matematik konusunda çok üst düzeyde bilgi sahibi olabilir. Bu durum o profesörün belli yaş grubundaki çocuklara çok iyi öğretebileceği, çok iyi bir öğretmen olabileceği anlamına gelmemektedir. Öğretmenlik mesleğinin sonuncu ve en önemli yönü pedagojik formasyon boyutudur. Öğretmenliğin niteliğini ortaya çıkaran yön de bu boyuttur. Pedagojik formasyon kişinin eğitim faaliyetlerini yürütmede sahip olduğu yetenek, bilgi, beceri itibariyle durumunu bu boyut ortaya çıkarır. Karşıdaki gruba nasıl bir eğitim faaliyeti yaptırılacak, nasıl öğretilecek, nasıl bir öğretim planı yapılacak, nasıl bir öğretim süreci uygulanacak, kişilere hangi sorular, bilgiler, beceriler nasıl verilecek, kazandırılacak sorularının cevabı pedagojik formasyonla doğrudan ilgilidir. Öğretmenlik mesleğinin eğitim öğretimle doğrudan ilgili olan kısmı bu boyutudur. Bu boyutta iyi yetişmiş olan kişi gerçek anlamda öğretmenlik yapabilecek kişidir. Pedagojik formasyon denilince eğitim öğretim faaliyetlerinde uygulanacak, kullanılacak yöntem ve teknikler akla gelir. Bunların kullanılmasında sahip olunan beceri, yetenek, maharet akla gelir. Öğretmenlere yönelik dile getirmeye çalıştığım bu alanlar eğitimle ilgili olan tüm kişiler tarafından mutlaka ciddi bir şekilde ele alınması, geliştirilmesi, dikkate alınması gerekir. Bu alanlara yönelik yapılacak çalışmalar konusunda sonraki yazılarda görüşmek dileğiyle…. Soru, görüş ve önerileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 21/9/2008 - Okulların İşleyişi ve Eğitimde Nitelik Sorunu
Okulların açılmasıyla birlikte okul binaları öğretmen ve öğrencilerle, velilerle yeniden şenlenmeye başladı. Bir eğitim öğretim yılı daha başladı. Yöneticiler, öğretmenler ve diğer personel yanında eğitim öğretimle ilgili tüm kurum ve kuruluşlar yanında toplumun tümünde bir hareketlenme, hayatın işleyişinde bir hareketlenme gözle görülür bir şekilde. Özellikle ülkemizin nüfus yapısının oldukça genç olması okul öncesinden yüksek öğretime kadar tüm kademelerdeki okula devam hareketinin daha da fazla şekilde göze görünmesine yol açıyor. Sadece ilköğretimde on beş milyon civarında bir nüfus her gün okullara gidip geliyor. Ortaöğretim ve yüksek öğretim yanında son yıllarda hareketlenen okul öncesi de işin içine girince sadece öğrenci olarak nüfusun üçte birine yakını her gün okulları doldurup boşaltacak. Öğrencilerin aileleri, eğitim öğretimi destekleyici sektörlerdeki hareketliliği de dikkate alınca bu oran daha da yükseliyor. Toplumsal hayattaki hareketlilik için az bir şey değil. Bir çok insan okulların açılmasını ekonomik, sosyal, kültürel nedenlerden dolayı neredeyse dört gözle bekliyor. Toplumsal hayattaki bu hareketlilik eğitim öğretim sektörünün ülkemizde ne kadar önemli bir unsur olduğunu gösteriyor. Ancak eğitim öğretim yılının açılmasıyla birlikte eğitim öğretim konusunda tartışmalar, konuşmalar da gündeme tekrar geliyor. Aslında eğitim öğretim konusundaki tartışmaların, konuşmaların gündemden hiç düşmemesi gerekiyor. Zira eğitim öğretim faaliyeti toplumun bugünü ve geleceği açısından çok önemli. Okullar açık olsa da olmasa da eğitim öğretime dair hususların tartışılması, konuşulması, fikir yürütülmesine konu olmaya devam etmesi gerekiyor. Fakat ne yazık ki toplum olarak gözümüzün önünde olmayan, bizi doğrudan etkilemeyen hemen hiçbir konuya ilgi duyup uzun vadeli düşünceler, planlar, uygulamalar yapamıyoruz. Okulların açılması bize eğitim öğretim sorunlarını hatırlatıyor, bir süre konuşup tartışıyoruz ardından bir başka konu gazete veya televizyonlar aracılığıyla gündemimize düşüyor bu kez bu konu üzerinde tartışmalar, konuşmalar yapılıyor bir süre sonra o da unutulup gidiyor. Böylece temel sorunlar üzerinde durup çözüm önerilerini tartışıp uygulamak yerine güncel tartışmalar, olayların peşinden toplum olarak sürüklenip gidiyoruz. Bu durum sorunların örtülmesine, köklü sorunların çözümsüz bir şekilde devam etmesine yol açıyor. Siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik bir çok sorunlarımız ne yazık ki bu şekilde devam edip gidiyor. Okulların açılması bize eğitim öğretim konusunu düşündürttü. Eğitim öğretimin önemini, gerekliliğini, bu alandaki yetersizliklerimizi bir an düşündürttü. Ancak bu bir anlık düşünceyle kalınmaması gerekiyor. Bu nedenle eğitime dair en azından yeni eğitim öğretim yılının başlangıcında, bir bakıma yolun başında yapılması gerekenler üzerinde biraz durmak gerekiyor. Okullarda sene başlarında yapılan toplantılarda okulun işleyişi üzerinde bir çok konu üzerinde durulur. Bu toplantılar her yıl ve yılda birkaç kez yapıldığı için adeta rutin bir iş olarak algılanır. Yöneticiler kendilerince bir takım çalışmalar yaparlar, öğretmenler, veliler, öğrenciler kısaca hemen herkes sene başında kendince bir takım hazırlıklarla girer yeni bir yıla. Bir yıl boyunca yapılacak işlerin düşünülmesi, planlanması belki de oldukça önemli bir faaliyet olarak düşünülebilir. Fakat bu işler okullarımızda genelde rutin bir iş olarak görüldüğü için daha çok defter, dosya, klasör hazırlanması, yapılan çalışmalara ilişkin yıl içinde istenecek hususların dosyalanması şeklinde olmaktan ileri çok da gitmez. Denetim için gelindiğinde veya istendiğinde gösterilmek üzere kağıt üzerinde yapılan hazırlıklar sonrası bunlar dosyalanır. Ardından sınıf içi çalışmalara yine bilindiği gibi devam edilir. Bu durum eğitim öğretimde niteliğin yakalanmasının önündeki en önemli unsurlardan birisidir. Yıllar ve on yıllar boyunca ülkemizdeki okul hayatı, eğitim uygulamaları bu çerçevede devam edip gider. Öğretmenler bu şekilde meslek hayatlarını tamamlar, yeni başlayanlar kısa süre içinde bu yapıya ayak uydururlar. Öğrenciler bu yapı içinde büyür, gelişir, okuldan mezun olur. Okulun öğrenciye hiçbir şey kazandırmadığını, öğretmenlerin hiçbir şey yapmadıklarını, öğrencilerin bomboş yetiştiklerini söylemek istemiyorum. Ama istisnalar olmakla birlikte eğitim sistemimizdeki işleyiş bu şekildedir. Okullar açılır, öğretmenler okullara gelir, öğrenciler gelir. Sınıflarda programların gösterdiği çalışmalar kişisel yeterliliğe bağlı olarak belli bir başarı düzeyinde yapılır, defterler doldurulur ve okul kapanır. Yeni yıl ve sonraki yıllar hep bu şekilde devam edip gider. Eğitime dair istatistiki bilgiler yıllıklarda yayınlanır, göstergeler, tablolar kitaplaştırılır, bu kitaplar raflardaki yerlerini alırlar. Bu yapıya uzaktan bakılınca niteliğe yönelik, kaliteyi geliştirmeye yönelik, yapılan işlerin daha iyi yapılması için neler yapılacağına yönelik çalışmalara gereği gibi yer verilmez. Okullar eğitim öğretim kavramının ihtiva ettiği bilgi, beceri, alışkanlık, yetenek, davranış ve kazanımları ne derece edindiler sorusunun cevabı üzerinde çok da fazla durulmaz. Öğrenciler yıllar yılı devam edip mezun oldukları, geçtikleri sınıflardan ne düzeyde başarılı, istenen düzeyde yetiştiğini takip etme gibi bir duruma dikkat edilmez. ÖSS veya OKS türü sınavlar öğrencilerin yetişme durumlarına ilişkin o da sadece bu tür sınavlara girenlerle sınırlı kalacak şekilde değerlendirme yapılır. Bu değerlendirme, sistemin değerlendirmesinden çok öğrencilerin bilgi veya sorulan sorulara cevap verebilme yeteneklerini ölçmekten öte geçmez. Bu ise oldukça geç ve yararsız bir değerlendirmedir. Zaten bu tür sınavlar adı üstünde seçme ve yerleştirme sınavı olarak yapılırlar. Öğrencilere yönelik yapılan eğitim faaliyetlerinin niteliğine yönelik bir değerlendirme yapılmamaktadır. Bu ise eğitim sistemimiz için büyük bir handikaptır. Sistemin, insan yetiştirme düzeninin işleyişine ilişkin fikir verecek şekilde değerlendirme yapmaya elverişli hale getirilmesi gerekir. Ancak bu anlayışla yapılacak değerlendirme çağdaş anlamda eğitim yatırımlarının verimliliği konusunda, eğitim sektöründe çalışan insan gücünün kalitesi konusunda genel anlamda eğitimimizin kalitesi hakkında fikir verebilir. Öğrencilerin yetişme durumlarına yönelik değerlendirmeler yapabilmek için daha alt düzeylere kadar inilmesi gerekir. Eğitimin yapıldığı yerler olan sınıfların içinde yapılanlara yoğunlaşılması gerekiyor. Eğitimde gerçek anlamda kalite hedefleniyorsa sınıf içi çalışmalara etki edilmesinin yolları araştırılması gerekiyor. Bu konuda çalışma yapması gerekenlerin ilk dikkate almaları gereken yerler sınıf içi ortamlardır. Bu konuda daha sonraki yazılarda daha fazla durmak dileğiyle….. Soru, görüş ve önerileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 8/9/2008 - Eğitimde Değişimi Sağlamanın Yolları
Eğitimde anlayış değişti demekle anlayış değişmiyor. Eğitimde programların yapılmasında var olan anlayışın değişmesi sınıflarda yapılması gereken çalışmaların çerçevesinin değişmesi anlamına geliyor ancak sadece programlarda yapılan değişiklikler eğitimde anlayışların değişmesini sağlayamıyor. Programlar yazılı bir çerçeve olarak hazırlanıyor. Yazılı materyallerin hayata geçmesi ancak uygulamalarla mümkün olabiliyor. Uygulama ise sınıflarda doğrudan doğruya öğretmenlere bağlı olan bir durum. Eğitimin bizzat yapıldığı yerler sınıflar. Sınıflarda etkin olan faktörler ise öğretmenler. Eğitimi değiştirmek, şekillendirmek isteyen bir anlayış ancak öğretmenlere, sınıflara etki edebildiği oranda anlam kazanabilir. Aksi takdirde sadece programlarda yapılan değişikliklere bakarak eğitimdeki anlayışın değiştiğini düşünmek, iddia etmek, inanmak yanıltıcı olur. Sınıfların içine etki edebilmek ise oldukça zor. Eğitime yönelik alınan kararların sadece alınmış olması sınıflarda değişimi sağlayamaz. Çok daha fazla şeye ihtiyaç vardır. Uzun bir zamana ihtiyaç vardır. Bu anlamda karar alıcıların bu konularda dikkatli olması, kamuya yönelik doğru bilgiler vermeleri gerekir. Eğitime dair alınan kararların uygulamaya geçirilmesi, yapılan değişikliklerin sonuçlarının doğru bir şekilde değerlendirilmesini bir anda yapabilmek mümkün değildir. Bu nedenle sistemi düzenleyicilerin bunun bilincinde hareket etmeleri gerekir. Sınıflara etki edebilmek için yapılması gerekenler üzerinde dikkatle durulmalıdır. Sistem kararları aldıktan sonra uygulamayı takip etmesi gerekiyor. Okul yöneticilerinin bunu sağlamasını beklemek de doğru olmaz. Okul yönetimleri önemli bir faktör olmakla birlikte okulun içinde bulunduğu çevre, okuldaki iç unsurların ilişkileri, okulun sahip olduğu hava, kurumsal kültür alınan kararların etkin bir şekilde uygulanmasını, dolayısıyla sınıflarda istenen, beklenen değişimlerin sağlanabileceğini beklememek gerekiyor. Sınıflarda öğretmenler aldıkları eğitimin gereği olarak kazandıkları bilgi, beceri, alışkanlık, tutum ve düşüncelere dayanarak eğitim etkinliklerini, faaliyetlerini yürütürler. Uzun yıllar boyunca edinilmiş bir çok alışkanlık, beceri, tutum ve düşüncelerin bir kararla değişmesini beklemek insan doğasına da uymaz. Karar alıcıların öğretmenlere etki etmede gereken araçları etkin bir şekilde kullanmaları gerekiyor. Sınıf ortamında öğretmenin alışkanlıkları sınıfa dışardan gelecek unsurların yapacağı değerlendirmelere göre alınacak önlemler, kararlar sonrası değişme sürecine girebilir. Sistemde yapılacak değişiklikler öğretmenlere bildirilmekle hayata geçmez. Alınan kararlar doğrultusunda gereken davranış, tutum, beceri ve uygulamaların önceden belirlenmesi, ardından öğretmenlerin bu konularda ne kadar bilgi, beceri sahibi olduğunun kontrolü, eksik bilgilerin tamamlanması, en sonunda da istenen davranış, bilgi, beceri ve alışkanlıkların uygulamada kullanılıp kullanılmadığının takibi gerekir. Alınan kararlar doğrultusunda sınıflarda çalışmaların yürütülüp yürütülmediğini takip etmeden sistemde yapılan anlayış değişikliklerinin uygulanıp uygulanmadığına karar verebilmek imkansızdır. Sınıf içine etki edebilmek için kararların alınması, kararlar doğrultusunda eğitimcilerin eğitilmesi, uygulamaların takip edilmesi, alınan kararların uygulanma biçimine yönelik yanlışlıklar, eksiklikler varsa nedenleri üzerinde durulması, iyi, güzel, etkin uygulamaların sistemde yaygınlaştırılması için önlemler alınması, olumsuz sonuçlara neden olan gerekçelerin ortadan kaldırılması için ne tür düzenlemelerin yapılması gerektiğinin belirlenmesi ile mümkündür. Bu genel çerçeveye bakıldığında eğitimde anlayış değişikliğinin ancak etkin bir yönetim sonrası etkin bir eğitim ardından da etkin bir denetim yapılmasının olmazsa olmaz unsurlar olduğu görülmektedir. Yeni programlara yönelik uygulamalara bu çerçeve içinde bakıldığında eğitim sistemimizde 2004 yılından beri yapılan program değişikliklerinde yönetsel anlamda kararların alındığı, kararlar doğrultusunda sistemde bir takım kısmi düzenlemelerin yapılmaya çalışıldığı söylenebilir. Ancak asıl uygulayıcılar olan sınıf yöneticileri, öğretmenlere yönelik etkin bir eğitim çalışmasının yapılamadığı rahatlıkla söylenebilir. İller düzeyinde programlara yönelik seminer türü çalışmalarla öğretmenlere yönelik eğitim faaliyetleri yapılmaya çalışılmıyor değil. Ancak bu faaliyetlerin sınıf içi uygulamaları değiştirebilecek düzeyde köklü, sağlam, etkin olduğunu söylemek imkansız. Üstelik bu eğitim çalışmaları sadece öğretmenlere yönelik olarak yapılmaya çalışılıyor. Etkili olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmadığı için yararı üzerinde bir şey söylemek zor. Ama öğretmenler dışında sistemde önemli bir noktada olan okul yöneticileri, okulların bağlı olduğu il ve ilçe yöneticilerinin yeni programlara yönelik eğitime tabi tutulduğunu söylemek neredeyse imkansız. Okul ve diğer eğitim yöneticilerinin de mutlaka bu konularda etkin eğitimlere tabi tutulması gerekiyor. Genel çerçevede diğer önemli bir unsur olan denetim faaliyetlerinin de amaca uygun bir şekilde kullanılabildiğini söylemek mümkün görünmüyor. Denetim yeni programların uygulanması sürecinde etkin bir şekilde hemen hiç kullanılamamıştır denebilir. İller ve ilçeler düzeyinde öğretmenlere yönelik seminer çalışmalarında denetim elemanlarına öğretim görevlisi olarak görevler verilmesi dışında programların uygulanması sürecinde denetimden beklenen etkiyi yapacak düzeyde düzenlemelerin hemen hiç yapılmadığı, tersine sistemde denetimin etkisinin gittikçe hissedilmez hale getirici kararların alındığı, düzenlemelerin yapıldığı söylenebilir. Denetimin kendisinden beklenen etkiyi yapabilmesi için öncelikle yetiştirilmesi gerekirken programların uygulamaya geçirildiği andan itibaren birkaç sınırlı eğitim toplantısından, eğitim çalışmasından başka bir şey yapılmadı denebilir. Programlar daha çok bireysel ilgi, merak ve araştırmaya dayalı olarak öğrenilmesi, kavranılması düzeyinde kalmıştır. Bu genel çerçeveden programlara yönelik uygulamalara bakılınca programların yazılı olarak hazırlanması sürecinde girişilen çabaların uygulanması sürecinde şiddetini kaybettiği, atılması gereken temel adımların hala atılamadığı, yerleştirilmeye çalışılan anlayışı kökleştirici, sağlamlaştırıcı unsurlara gereken desteğin verilemediği bunun da programların anlaşılması, oturması sürecini uzattığı görülmektedir. Soru, görüş ve önerileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 7/9/2008 - Eğitim Sisteminin Gelişimi ve Değişim Karmaşası
Eğitim faaliyeti insanlığın var olduğu andan itibaren devam etmekte olan bir etkinliktir. İlk insanın var olduğu dönemlerdeki eğitim öğretim daha çok bireyseldi. Birebir, yüz yüze olan bir etkinlikti. İnsanlığın sahip olduğu bilgi birikimi henüz büyük miktarlara ulaşmamıştı. Aynı şekilde toplumsal yaşam da bu günkü gibi karmaşık bir yapıda değildi. Toplumsal yaşamda var olan bilgi bir kişinin özel çabası ile kolaylıkla edinilebilir bir durumdaydı. Bu dönemlerdeki eğitim öğretim çalışmaları daha çok toplumsal yaşamda bireysel ihtiyaçlarını karşılamada gerekli olacak beceri, alışkanlık ve davranışların tecrübeli, bilgili daha çok da yaşlı kişilerin veya usta kişilerin yeni yetişenlere aktarılması, öğretilmesi şeklinde idi. Zamanla artan nüfusla birlikte gelişen toplumsal yaşam, gelişen kurumsal yapılar eğitimin şeklini de değiştirdi. Ancak son iki-üç yüzyıla kadar eğitim devlete ait bir görev değildi. Eğitimin gelişim süreci toplumdan topluma farklı şekillerde yaşanmış olmakla birlikte çağdaş anlamda eğitimin toplumsal bir ödev olarak devlete yüklenmesi öncelikle Avrupa/Amerika toplumlarında görülmüştür. Özellikle Rönesans, Reform hareketleri sonucu ortaya çıkan hızlı gelişmenin getirdiği imkanlar kıtalararası ulaşım imkanlarını artırmış bu da özellikle sömürgecilik anlayışıyla birlikte dünyanın her tarafından ekonomik değerlerin Avrupa’ya akmasına ve sonuçta endüstri inkılabına yol açmıştır. Bu inkılapla birlikte ortaya çıkan toplumsal yapı yepyeni bir anlayışın doğmasına neden olmuştur. Bu anlayış toplumsal hayatı şekillendirmede önemli bir faktör olan eğitim kurumlarının da büyük oranda şekil değiştirmesine ve eğitimin devletin önemli bir fonksiyonu haline gelmesini sağlamıştır. İçinde yaşadığımız toplumsal yapıda eğitimin gelişim süreci çok farklı şekillerde ortaya çıkıp gelişme göstermiştir. Yüzyıllar boyu dünyada önemli bir noktada dünya siyasetine yön vermiş olan anlayışın hakim olduğu dönemlerde eğitim de diğer tüm kurumsal yapılar gibi işlevlerini yerine getirmiştir. Bu tarihi süreç içinde eğitim, özel şahısların sahip olduğu imkanlara göre kurdukları vakıflar bünyesindeki kurumlar aracılığı ile varlığını sürdürmüştür. Ancak ortaya çıkan siyasal, ekonomik, sosyal gelişmelere ayak uyduramayan devlet kurumlarında görülen problemler her alanda olduğu gibi eğitim alanında da problemlere yol açmıştır. Yaşanan sorunlara karşı aranan çözümlerin ortaya çıkardığı kafa karışıklığı uzun yıllar toplumsal hayatı etkisi altında tutmaya devam etmiştir. Gelişmiş toplumların gösterdiği performans dünyadaki tüm diğer toplumların gözlerini kamaştırmış ve doğal olarak bu performansı kendilerine örnek almak istemiş ve yenileşme hareketlerine gelişmiş batı toplumlarının izlediği yolu taklit ederek başlama ve sürdürmeyi tercih etmişlerdir. Gelişmiş batı toplumları da bu durumu doğal olarak kendi amaçlarına uygun bir şekilde kullanmaktan kaçınmamıştır. Ülkemizin eğitime dair geçmişine bakıldığında özellikle Tanzimat sonrası köklü değişikliklerin eğitim de dahil hemen her alanda hızlı ama gelişi güzel bir şekilde yapılmaya başlandığı görülmektedir. Bu durum yapılan değişiklikler konusunda bir karmaşanın yaşanmasına da neden olmuştur. Konumuzla ilgili olan eğitim alanı da bu anlamda payına düşeni almıştır. Eğitimin zorunlu hale getirilmesi yönünde kararların alınması sonrası uygulamanın zorlukları ile hızlı sonuç alma endişesi ve aceleciliği birleşince eğitim sistemimiz adeta bir yap boz tahtasına dönmüştür. Eğitim örgütünü kurma çalışmaları Cumhuriyet öncesine kadar uzansa da etkin, sonuç alıcı ve köklü, gelenekselleşmiş çalışmalara sistemimizde rastlamak neredeyse imkansız denebilecek düzeydedir. Sistemde eskiden beri varlığını sürdüren sürekli değişim anlayışı içinde bulunduğumuz dönemde baş döndürücü bir hale gelmiş durumdadır. Bu gün adeta neyin ne zaman değiştiğini takip etmek imkansız hale gelmiş durumdadır. Sistemde istikrar, yarına ilişkin bir garanti yok denecek haldedir. Yönetim kademelerinde bulunanlar yarın ne olacağı konusunda bir öngörüde bulunamamaktadır. Bu sürekli ve hızlı değişim bugün yapılanların da kısa bir sürede değişeceği yönünde ön kabullere kapı açmakta dolayısıyla yapılmak istenen yeni uygulamalara güvensiz bir bakışla yaklaşılmasına neden olmakta bu da uygulamaya yönelik isteksizlik, gönülsüzlük, motivasyonsuzluk yaratmaktadır. Merkeziyetçi anlayışın katı bir şekilde varlığını sürdürdüğü eğitim sistemimizde taşra adeta merkezin direktiflerine göre hareket etmekten başka hiçbir işe girişememekte, eğitimin niteliğine dair veya sistemin daha etkin işleyişine dair yasal mevzuatın belirlediği amaçlara ve çerçeveye göre kendiliğinden, özgün çalışmalar yapamamakta, sadece merkezden gelecek direktiflere göre hareket etmeyi bekleyen robot misali bir duruma girmiş bulunmaktadır. Böylesi bir yapıda merkezde bulunanlara büyük veballer yüklenmektedir. Eğitim uygulamalarına yönelik kafa karışıklığını gidermek, uygulamalarda ve sistemin işleyişine yönelik istikrarı sağlamak için özellikle sistemin dizaynında etkin görevlerde bulunanlara büyük işler düşmektedir. İstikrar, güven, verimlilik, etkililik, liyakat, adalet temeline dayanmayan sistemlerin kalıcı ürünler verebilmesi ne yazık ki mümkün değildir. Yeni bir eğitim öğretim yılına girerken bu temel anlayışlara göre bir sisteme kavuşma dileğiyle herkesin eğitim öğretim yılını kutluyorum.
Soru, görüş ve önerileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 28/8/2008 - Okul Veli Sözleşmesi ve Sorumluluklar
Velilerin görev ve sorumluluğu çocuklarını okula göndermek ve ev ortamında çocuğun eğitimine yardımcı olacak bir ortam sağlamaktır. Milli eğitim bakanlığının yayınladığı okul aile sözleşmesinde ailelerden beklentiler de açık bir şekilde yazılmış. Bu sözleşmede de velilere okula giden çocuklarına yapacakları katkılar açık bir şekilde dile getirilmiş. Bu sözleşmede dile getirilen hak ve sorumlulukların gerçek anlamda yerine getirilebildiğini söylemek zor görünmektedir. Görev ve sorumluluk resmi bir yapıyı düşündürmekte ise de toplumsal hayatın içinde bulunan tüm kişi ve kurumların karşılıklı görev ve sorumlulukları var aslında. Çağdaş toplumu bu yönüyle görev ve sorumlulukların daha da geliştiği, karmaşıklaştığı bir toplum olarak nitelemek doğru olur. Toplumda yaşayan her bireyin görev ve sorumlulukları var. Okul aile sözleşmesi bu yönüyle olumlu bir irade beyanı olarak görülebilir. Ancak iradeyi sadece beyan etmek yetmiyor. Beyan edilen irade doğrultusunda davranışların gösterilmesi çok daha önemli. Ortaya konulan irade beyanına rağmen tersine bir davranışa girmek patalojik bir kişilik yapısının göstergesi olsa da toplumsal yaşamın içinde yaşananlar, görülenler bu davranışın bireysel ve kurumsal bazda çok değişik nedenlerden dolayı sık sık karşımıza çıkmaktadır. Okul veli sözleşmesinde ortaya konulan iradeye uygun davranışların görüldüğünü söylemek bu yönüyle oldukça zor. Bu durum sadece öğretmen, öğrenci, veli, okul gibi sözleşmeye taraf olan kişilerin sadece birisinden kaynaklanmıyor. Tüm taraflar zaman zaman bu irade beyanına aykırı şekilde davranışlar gösteriyorlar. Kimin ne düzeyde bu sözleşmeye aykırı davrandığını bir yazı çerçevesinde ortaya koymak oldukça güç. Bu nedenle bu yazıda bakanlık veya onun sözleşmedeki tarafı konumundaki okulu ele alarak bir değerlendirme yapmak istiyorum. Sözleşmede okul yönetimi her ne kadar bir taraf olarak gösterilmiş de olsa aslında okul yönetimi kendiliğinden bir irade ortaya koyabilmek durumunda değil. Okul veli sözleşmesinde okul yönetimi eğitim sisteminin bir parçası olarak taraflardan biri konumunda yer alıyor. Okul yönetimi görev ve sorumluluklarını yerine getirirken kendisini bağlayan eğitim sisteminin yazılı ve yazısız kayıtları ile sınırlı bulunmaktadır. Okul yönetimi tek başına irade beyan edebilecek konumda değil. Okul yönetimi belirlenmiş mevzuat hükümlerine göre davranmak zorunda. Bu mevzuat hükümleri okul yönetiminin alacağı kararlara göre değişkenlik gösteren unsurlar değil. Tersine okul yönetimi bu mevzuat hükümlerine göre davranmak zorunda. Yönetimde hiyerarşik bir yapı olarak karşımıza çıkan mevzuat hükümleri her yönden okul yönetimlerini doğrudan veya dolaylı bağlamaktadır. Bu hiyerarşik yapı aynı zamanda ast üst ilişkilerine bağlı olarak da hareket etmektedir. Ast üst ilişkilerinin güçlü bir şekilde var olduğu eğitim sistemimiz içinde yine okul yönetimi en alt basamakta yer alıyor. Okul yönetiminin üzerinde bulunan diğer makamlar yazılı veya sözlü emirleriyle okul yönetimini her zaman etkileyebilmektedir. Okul yönetimlerinin bu emirlere her zaman açık bir şekilde karşı koyabilmeleri ise bizim gibi merkezi yönetimin ağırlıkta olduğu sistemlerde neredeyse imkansız. Okul yönetimleri her yönden üst birimlere bağlı durumdalar. Bu bağlılık onların tek başlarına etkin kararlar almalarını engellemektedir. Sözleşmede dile getirilen hak ve sorumlulukları olumsuz görmek, eleştirmek yersiz, haksız bir davranış olur. Bu hak ve sorumlulukların sayılması gayet güzel. Ancak bu hak ve sorumlulukların yerine getirilip getirilmediğini, yerine getirilmediği zamanlarda taraflara yönelik yaptırım öngören bir yapı yok. Örneklendirecek olunursa görev ve sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmeyen bir öğretmene yönelik şikayetleri olan bir velinin bu şikayetinin dikkate alınması, öğretmenin performansına yönelik velilerin görüşlerinin alınması, değerlendirilmesi gerekirken böyle bir yapıdan söz edebilmek mümkün değil. Öğretmenin performansına yönelik değerlendirme eğitim sisteminin kendi iç işi gibi algılanmakta ve buna veli karıştırılmamaktadır. Belki bu değerlendirmeyi yapan amirin velilerden gelecek şikayet ve yakınmaları dikkate alarak bu değerlendirmesini yapabileceği düşünülebilir. Ancak öğretmen veya diğer personelin performansına yönelik değerlendirmeler gizli tutulduğu için bundan veliler haberdar olamıyorlar. Bu ise öğretmenin görevini gerçek anlamda yapıp yapmadığını ortaya koymuyor. Aynı şey okul yönetimi içini de geçerli. Okul yönetimi okul müdürü tarafından temsil ediliyor. Oysa okul müdürünün başarı veya başarısızlığına ilişkin değerlendirme yine sadece sıralı sicil sistemine tabi olarak yapılıyor. Okul yönetimi başarılı mı değil mi bunun değerlendirmesini okul yönetiminin bağlı olduğu üst makamlar yapıyorlar. Bundan ise kimsenin haberi yok. Okul yönetimlerinin ve okul personelinin başarı durumlarına ilişkin ilgili kişilere yönelik veriler açık bir şekilde duyurulması, yapılan değerlendirmelerde velilerin de görüşlerine yer verilmesi gerekiyor. Böyle bir yapının kurulması gerekiyor. Okul yönetimlerine ilişkin yapılan değerlendirmeler eğitim sisteminin kendi iç işi imiş gibi algılanıp görülmemeli. Bu konularda ilgili kişilere, topluma yönelik veriler toplanıp yayınlanmalıdır. Okul veli sözleşmesinde asıl taraflardan birisi olan eğitim sisteminin üst yöneticilerinin bu durumları düşünmesi gerekir.
Görüş ve Önerileriniz için…
Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 24/8/2008 - Eğitime Dair Anlayışlar ve Değişim Üzerine
Eğitim faaliyetlerini eğitimi düzenleyenler, planlayanlar, yönetenler açısından değerlendirmekle eğitimden yararlananlar açısından değerlendirmek bizi aynı sonuçlara ulaştırmaz. Eğitimi geniş anlamda algılamak daha üst düzey bilinç, bilgi, anlayış gerektirir. Toplumda herkesin eğitimi bu yönüyle algılamasını beklemek doğru olmaz. Eğitimi toplumsal bir görev olarak üstlenmiş kişilerin eğitimi algılayışı bu yönde olabilir. Hatta olması gerekir. Ancak eğitimden bireysel düzeyde yarar bekleyenler eğitimi daha çok getirileri itibariyle algılarlar. Eğitimi algılama biçimi eğitime bakışı, eğitim uygulamalarına yaklaşımı büyük oranda etkiler. Eğitime yönelik bakışın mahiyeti üzerinde değerlendirme yapanlar bunun bilincinde olarak eğitim olgusuna yaklaşırlarsa eğitimle ilgili olan tarafların durumu üzerinde de daha doğru düşüncelere, kanaatlere ve tutumlara erişebilirler. Eğitim faaliyetlerine yönelik değerlendirmeler yaparken eğitimle ilgili olan tarafların algılayış biçimlerinin farklılığının bilincinde olarak olaylara yaklaşırsak toplumun eğitime bakışı, eğitim sisteminin işleyiş biçimi, eğitimin gittiği yönün durumunu daha sağlam temellere oturtacak değerlendirmeler yapabiliriz. Toplum eğitimi talep eden en önemli unsurlardan birisidir. Toplumun eğitime yönelik talebi olmakla birlikte bu talebin yüksek düzeyde bir bilince dayandığını söylemek zor. Tüm toplum kesimlerinin gösterdikleri talebin aynı şiddette, düzeyde, yönde, nitelikte olduğunu söylemek de zor. Toplumda herkes kendine göre bir takım nedenlerden ötürü eğitimi talep ediyor. Eğitimin toplum tarafından nasıl algılandığını çözmek eğitim sistemini dizayn edenlerin, yönetenlerin işi. Eğitim sistemini yönetenlerin, dizayn edenlerin yapacağı analiz sonrası toplumun istekleri doğrultusunda sistemde düzenlemeler, yenileştirmeler, ayarlamalar yapması gerekir. Bu durum sistemi yönetenleri sadece talepler doğrultusunda hareket eden pasif mekanizmalara indirgemek anlamına gelmemelidir. Ancak toplumsal talebe rağmen sistemi devam ettirmek de aynı derecede yanlış bir durumdur. Toplumsal talepler ile sistem arasında bir denge kurmak gerekiyor. Sonuçta dünyanın gittiği ana yön, dünya toplumunun ihtiyaç duyduğu nitelikler hem sistemi, hem de toplumsal yapıyı belli oranlarda şekillendirecektir. Eğitim felsefesi olarak isimlendirilen alan bu konuda çalışmalar yapması gereken bir alandır. Bu alanı işletecek olanlar bu alanda bilgi, beceri, görgü sahibi olan kişiler. Güncel deyimle önder olanlar, aklı selim sahipleri, lider olan kişiler, bilgi sahipleri, akil adamlardır. Toplum bu yönüyle büyük oranda eğitim konusunda üzerine düşeni yapıyor denebilir. Toplumun yaptığından daha çoğunu sistemi yönetenlerin, dizayn edenlerin yapması gerekiyor. Sonuçta bu konumda olanlar eğitime dair daha derin, kapsamlı, uzun vadeli, köklü bilgiye, beceriye, tutum, davranış ve düşüncelere sahip olması gerekir. Eğitim sistemini dizayn edenleri, yönetenleri eğitim sisteminin içindeki kişiler olarak görmek gerekirse bunları da kendi içinde gruplara ayırmak mümkün. Eğitime bir işgören olarak girenlerle eğitim sisteminin etkin mekanizmalarında görev alanlar aynı kategoride ele alınmaması gerekiyor. Eğitim sistemimiz içinde yapılacak bir gözlem ve değerlendirmede bu anlamda önemli farklılaşmaların yaşandığını görmek mümkün. Eğitimi bir iş olarak gören kişinin eğitimi algılayış şekli ile önemli noktalarda görev alan kişilerin algılayış şekli arasında önemli farklılıklar olduğu yönündeki değerlendirmeyi haksız görenler olabilir. Aslında gerçekten de keskin bir farklılaşmanın, yapısal bir şekle büründüğünü söylemek zor. Zira eğitimi algılama şekli belli makamlarda bulunmaya göre değişmiyor. Eğitimi sınıf ortamında uygulayan bir öğretmenin eğitimi algılaması bazen çok üst düzeylerde bulunan ve eğitimi teorik düzeyde düşünmesi gereken kişilerden bile daha üst düzeyde olabiliyor. Bu nedenle eğitimi algılama şeklini bulunulan konumla ilintili görmek doğru olmayacaktır. Eğitim sisteminin içinde bulunanlarla bulunmayanlar arasında farkın olması doğal olmakla birlikte eğitim sisteminin içinde bulunanlar arasında köklü farklılıkların olması doğal değildir. Daha çok marazi bir durumdur. Eğitim sisteminin içinde bulunanlarda var olan bu farklılaşmayı marazi düzeyden sağlıklı düzeye taşımak eğitim sisteminin içinde bulunan yetki sahibi noktalarda bulunan kişilere düşmektedir. Ancak bunu sağlayabilmek oldukça güçtür. Bunun sağlanması için sistemde önemli düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Eğitim sistemimiz yasal bir çerçeveye göre dizayn edilmiştir. Bu yasal çerçeve yapısal bir şema, ilişkiler ağı, iş bölümü ortaya çıkarmıştır. Eğitim sistemi üzerinde düzenleme yapılması salt bir yasal çerçeve değişikliği ile olamayacak kadar kapsamlı ve karmaşıktır. Ancak bu sistem üzerinde değişiklik, düzenleme yapmadan sağlıklı sonuçlar alınmasını beklemek de anlamsızdır. Yasal çerçevede yapılacak değişikliklerin hazırlanması, uygulamaya geçirilmesi bir tarafa bu düzenlemelerin ortaya çıkaracağı ilişkiler ağını gönüllü bir şekilde kabul edebilecek sistem unsurlarına da ihtiyaç bulunmaktadır. Zira eğitime dair bir karar alınması belli noktalara rağmen olacak bir durum değildir. Sistemin içinde uzun yıllar bulunan kişiler veya anlayışlar sahip oldukları noktaları birden bire bırakmalarını beklemek veya sahip olunan noktalara yönelik köklü değişiklikleri yapmak oldukça zordur. Sistemin içindeki değişikliği kendilerine yönelik bir müdahale olarak algılayan iç unsurlar sistemde yapılması gereken değişiklikleri daha ortaya çıkmadan engelleme yoluna gitmektedirler. Bu ise eğitim sistemindeki yenileşme çabalarını kökten zedelemektedir. Bu kişi veya anlayışları yok sayarak yapılacak her türlü yenileşme hareketi baştan itibaren başarısızlığa mahkûmdur. Eğitim sistemi içinde eğitime yönelik algının en alttan en üste kadar tüm noktalarda bulunan kişiler tarafından üst düzeyde bilinç, bilgi, anlayış ve düşünceye ulaşması halinde sistemde önemli değişikliklerin ortaya çıkması beklenebilir. Bu ise uzun bir zamanı ve çabayı gerektiriyor.
Soru ve önerileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 3/8/2008 - Okul Niteliklerini Geliştirme Sorunu
Bakanlık e-kayıt sistemi ile aileleri okul çağındaki çocuklarını kendilerine en yakın okula kayıt ettirmeyi sağlamaya çalışıyor. Ülkemizde eğitimin önemine inanan bir çok aile çocuklarına iyi bir eğitim sunma endişesi taşıyor. Bu endişeden dolayı aileler çocuklarını okula kayıt ettirecekleri zaman iyi bir okul, iyi bir öğretmen arıyorlar. Okul ve öğretmenin çocuğun eğitimine etkisi yadsınamaz bir gerçek. Özellikle ilk beş yıllık dönemdeki sınıf öğretmenliği çocuğun eğitim hayatında can alıcı bir öneme sahip. Bir çok temel davranış, alışkanlık, bilgi ve beceri bu beş yıllık dönemde kök salmaya başlıyor. İyi bir temel atılırsa öğrenci sonraki yıllardaki eğitim etkinliklerinde fazla zorlanmıyor. Bilgi, beceri, alışkanlık ve davranışlarını bu sağlam temelin üzerine daha kolay bina edilebiliyor. Bu durumun bilincinde olan aileler hangi okula, hangi öğretmene çocuklarını emanet edeceğini düşünüyor, soruşturuyor, araştırıyor. Milli eğitim bakanlığı bünyesinde görev yapan tüm öğretmenlerin öğretmenliğin gerektirdiği niteliklere sahip olduğunu, tümünün görevlerinin gerektirdiği liyakate sahip olduğunu söylemek zor. Buradan öğretmenlerin tümünü töhmet altında bırakmak istemiyorum. Görevinin gereğini yerine getirmek için kendini adeta parçalayan, canla, başla gayret eden fedakar öğretmenlerimiz tabii ki var. Hatta devlet memurları içinde işlerinin gereğini en üst düzeyde yapan meslek gruplarının başında öğretmenlerin geldiğini de rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak yine de öğretmenlik mesleğinin gereklerini yapmaktan uzak kişilerin sayısı hiç de az değil. Aslında böyle bir ikileme yani görevinin gereğini yapanlar yanında yapmayanların da olduğu ikilemine düşülmesinin en önemli nedenlerinden birisi eğitim hizmetini kuran, yöneten, değerlendiren en üst yetkili olan bakanlığın, ana sistemin bu konuda şeffaf, objektif bir veriyi eğitimle ilgili olan taraflara, ilgililere sunmaması/sunamamasıdır. Öğretim yılı içinde kimin ne kadar verimli olduğuna dair bir değerlendirmenin yapılmaması, verimli olanların etkin bir şekilde ödüllendirilmemesi, verimsizliğin irdelenmesi ve gerekçelerini ortadan kaldıran bir çalışmanın yapılmaması gibi hususlar bu sorunun ortaya çıkmasının başlıca nedenlerinden bir kaçıdır. Eğitim öğretim süreci içinde öğretmenlerin ne derece verimli olduğunu ortaya koyan objektif kriterler geliştirilemediği için herkes kendine göre bir değerlendirme yapıyor. Bakanlığımızın iyi okul, iyi öğretmen denilince ne anlaşılmalıdır sorusunun cevabını verebildiğini söylemek zor. Durum bu olunca iyi okul, iyi öğretmen nitelemesi vatandaşın anlayışına kalıyor. Kendince eğitimi iyi olan okullar, kaliteli öğretmenler veliler tarafından aranıp bulunmaya çalışılıyor. Böylesi okul ve öğretmenlere talep artıyor. Hangi okul neredeyse, öğretmen hangi okulda görev yapıyorsa aileler çocuklarını bu okul ve öğretmenlere vermeye çalışıyorlar. Basında kayıt parası, ayrıcalıklı sınıflar oluşturulduğu haberlerinin çıkmasının en başta gelen nedenlerinden birisi bu durumdur. Bakanlık şimdi e-kayıt sistemi ile böylesi bir uygulamanın önüne geçmeyi hedefliyor. Belli okulların, öğretmenlerin talep edilmesini engellemeye çalışıyor. Ancak bu engeli koyan bakanlığın okullar arasındaki nitelik farkını ortadan kaldıracak önlemleri de alması gerekiyor. Eğitimi talep eden her ailenin evinin yakınındaki okulun niteliğini yükseltmesi, tüm okulların benzer düzeyde niteliklere sahip olması bakanlığın üzerindeki en önemli sorumluluklardan birisidir. Bu konu üzerinde acilen yapılması gereken bir çok düzenleme, çalışma bulunuyor. Okullar arasındaki nitelik farklarının kaldırılmasının önünde bir çok engeller bulunmaktadır. Eğitim sisteminin içinde çalışanla çalışmayanın bir tutulması, performansa dair bir kaydın, verinin bulunmaması, eğitimi talep eden velilerin görüşlerine hiç önem verilmemesi, öğrenci memnuniyetine ilişkin hiçbir veri alınmaması(özellikle üst sınıflarda), uzaktan, etkisiz ve verimsiz çalışmasını tetkik etmek bir tarafa personeli bile görmeden sadece kağıt üstünde yapılan değerlendirme uygulamaları, sübjektif değer yargılarına dayanan bir ödüllendirme sistemi, özellikle ortaöğretimde okul ve personeli kendi haline bırakan denetim anlayışı gibi uygulamalar bu engellerden sadece bir kaçı. Bu engellerin tümünün kaldırılması yönünde çalışmaların kısa vadede olacağını beklemek şu an için mümkün görünmüyor. Ama en azından bakanlığın nitelikleri itibariyle düşük olan okul ve personeli daha yakından takip etmesi bir başlangıç olabilir. Bu başlangıç sonrası okul ve personelin durumuna ilişkin veli görüşleri alınabilir. Okul ve personele yönelik standartlar koyma, koyulan standartları gerçekleştiren ve gerçekleştirmeyen okul ve personelin durumlarını irdeleme, standartlara ulaşmama nedenlerini sorgulama, geliştirici önlemleri alma gibi hususlar sistemin etkili işlemesi için atılması gereken en önemli adımların başlıcaları olarak sayılabilir. Okul ve personeli içinde bulunduğu şartları dikkate alan etkin bir denetim ve kontrol sistemi bu anlamda olmazsa olmaz unsurların başında gelmektedir. Bu alt yapı oluşturulmadan alınacak önlemler eğitimin kalitesini geliştirmekten çok tartışmaların devam etmesine, büyümesine yardım edecektir. Görüş, öneri ve eleştirileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 27/7/2008 - Toplumun Temeli İnsanın Biçimlendirilmesi ve Ailenin İşlevi Üzerine
İnsan bir toplum içinde doğar, büyür, hayatını sürdürür, çevresindekilerle etkileşimde bulunur. Bu süreç içinde yaşadığı çevreye katkılarda bulunur, çevreden etkiler alır. Bu alış veriş sürecinde bireyler etkin veya edilgin bir konumda bulunabilir. Bireyin etkin veya edilgin olmasını belirleyen unsurlar arasında bireyin sahip olduğu yeterlikler, alışkanlıklar, tutum ve değerler gelir. Bireyin sahip olduğunu söylediğimiz tüm bu yeterlik, alışkanlık, tutum ve değerler ise bir anda edinilip kazanılmaz. İnsanın doğup büyüdüğü çevreden aldığı izlenimler, yönlendirmeler, eğitim amacıyla bulunduğu her türlü ortam bu yeterlik, alışkanlık, tutum ve değerlerin edinilmesine olumlu veya olumsuz etki eder. Bireyin yetişmesinde etkili olan unsurlar arasında bu yazıda aile üzerinde durmak istiyorum. Bireyi yetiştiren ailenin birey üzerindeki etkisi gelecekte bireyin içinde bulunacağı ortamların niteliğinde de büyük etkiye sahiptir. Aile, yetişen bireyin edineceği alışkanlıkları, olaylara bakışında kullanacağı değer ölçülerini kazandırmada çok büyük etkiye sahiptir. Aile erkek ve kadın olarak iki farklı cinsin bir araya gelmesi ile oluşur. İki farklı cins de farklı insan yetiştirme ortamlarından çıkarak bir araya gelip yeni bir aile kurumu oluştururlar. Bu anlamda ailenin çocuk yetiştirme anlayışı içinden geldikleri ailelerin çocuk değiştirme anlayışından etkilenir. Çocuk yetiştirme konusunda ailelerin sahip oldukları anlayış, beceri, bilgi çocuğun yetişmesi sürecinde can alıcı bir konuma sahiptir. Zira çocuklar en temel alışkanlıkları, duyguları, değerleri öncelikle ailede alır. Ömür boyu kullanacağı pek çok beceri, alışkanlık bu temel üzerinde yükselecektir. Anne ve babanın dünyaya bakışı, değer yargıları, düşünce yapısı çocuk üzerinde bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde etkili olur. Bu etkiyi bilinçli yapan aileyi oluşturan anne ve babanın bilinç düzeyiyle doğrudan ilgilidir. Aile kendi çocuğunu bilinçli bir şekilde yetiştirme konusunda planlı, programlı, sistemli davrandığı takdirde çocuğa yapılacak etkinin gücü de artar. Çocuk yetiştirme konusunda bilinç tek başına yeterli değildir. Çocuğun yetiştirilmesi sürecinde olumlu örnekler oluşturma, söylenenleri aile ortamındaki her bireyin bizzat kendi yaşantısında uygulaması gibi hususlar da şekillendirme sürecinde olmazsa olmaz durumlardır. Bunun ardından aile benzer, ortak değerlere sahip bir çevreyle de etkileşimde bulunmaya özen gösterirse böylesi bir aile ortamında yetişen çocukların yüzde yüz tersi bir ortama girmesi, aile ortamında kötü, olumsuz diye gösterilen değerleri tamamen benimser, destekler hale gelebilmesi mümkün değildir. Bu etkilenme aile ortamında verilen eğitimin bilinç düzeyiyle, örnek olma durumuyla, aile ortamında verilen değerlerin, alışkanlıkların gücüyle, toplumun sahip olduğu tarihsel, kültürel, sosyal değerlerle uyumlu olup olmamasına göre değişir. Bireylerin niteliği toplumun niteliğini etkiler. Toplum da bireyi etkiler ama bu etki yine büyük oranda bireye bağlıdır. Çocuğun nasıl bir kişi olmasına karar verecek olanlar Anne-baba yani ailedir. Ailenin çocuk yetiştirme konusunda bir düşüncesi, bir modeli, bir örneği olmalıdır. Eğer aile bu şekilde bir düşünceyle, bilinçle hareket etmezse çocukta pek çok alanda eksiklikler ortaya çıkar. Bir kural vardır. Tabiatta hiçbir şey boş kalmaz, tabiat boşluk kabul etmez. Boş bırakılan bir yer mutlaka bir başkası tarafından doldurulur. Bu nedenle yetişenleri, çocukları her yönüyle eğitmek, yetiştirmek, bilgilendirmek, onların zihinlerini, gönüllerini, kalplerini, duygularını işlemek, doldurmak gerekir. Çocukların okulda, çevrede, başkalarının yanında neler öğrendiğini, nasıl öğrendiğini takip etmek gerekir. Ailenin atacağı ilk temellerin çok sağlam olması gerekir. Bu temel üstüne yapılacak, kurulacak bina daha sağlam olur. Toplumda ortaya çıkan problemlerin, sorunların temelinde yetişen nesillerin aileler tarafından boş bir şekilde yetiştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Anne babalar çocuklarının maddi ihtiyaçlarını, giyimlerini, beslenmelerini sağlamakla görevlerini yerine getirmiş sayılmazlar. Topluma yararlı, çevresine duyarlı, sorumluluk sahibi bir insan olarak yetişmeleri için çaba göstermelidirler. Çocuğun maddi ve manevi tüm yönlerinin eğitilmesi şarttır. Bu yetiştirme işini sadece anne veya sadece baba ya da sadece öğretmen yapmayacaktır. Çocukla ilgilenen herkes, çocuğun içinde bulunduğu çevrede bulunan herkesin bu yetişme ve eğitim işinde görevi vardır. Sorumluluğu vardır. Çocukları okula göndermekle üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini düşünen aileler bu konu üzerinde daha ciddi düşünmeleri gerekir. Zira okullar öğrencilere eğitim ve öğretim amacıyla kurulmuş da olsalar üzerlerine düşen sorumluluğu gerektiği gibi yerine getirmekte zorlanmakta ve sadece okuma, yazma, matematiksel işlemler yapma gibi temel akademik becerilerin kazandırılmasına ancak yönelebilmektedirler. Sadece okuldaki eğitimle yetinen ailelerden gelen öğrencilerin iyi bir okur yazar, iyi derecede bilgi sahibi birisi olabileceği düşünülse bile her yönden iyi bir insan olması, eğitimli bir birey olmasını beklememek gerekiyor. Çocukların yetişmesi sadece okullara, öğretmenlere bırakılmayacak kadar ciddi, önemli bir iştir. Görüş, öneri ve eleştirileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 18/7/2008 - Eğitime Dair Yapılması Gerekenler Üzerine
Eğitimde yapılan çalışmaların niteliğinin bilinmesi eğitim faaliyetine yönelik değerlendirme yapmayı düşünenler için vazgeçilmez bir çabadır. Bu hususta gereken çaba gösterilmeksizin eğitime dair yorum yapmak eğitime dair doğru değerlendirmeler yapılmasına yardım etmez. Kişisel gözlemlere, tecrübeye dayanan değerlendirmeler ise yeterli derecede kapsamlı olmaktan uzaktır. Hayatlarında hiç fil görmeyen körlerin fili tuttukları parçadan hareketle tanımlamaya çalışmaları gibi eğitime dair karşılaşılan olay ve olguları da kişisel gözlem ve tecrübeyle sınırlı kalarak yapılacak değerlendirmeler de eksik, hatalı ve sınırlı olur. Eğitimde yapılan çalışmalar denilince de aslında çok geniş bir alanla karşı karşıya kalınmaktadır. Eğitimde yapılan çalışmalar makro düzeyde mi, mikro düzeyde mi, okullara yönelik mi, personele yönelik mi, öğrenciye yönelik mi olacak bu konuda alan sınırlamasının yapılması değerlendirmecileri doğru değerlendirme yapma imkanını daha da geliştirir. Eğitime dair yapılan çalışmalar ilgili ilgisiz hemen herkes tarafından bir şekilde değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmelerin sağlıklı olması her şeyden önce verilere dayalı olmasına bağlıdır. Eğitime dair kapsamlı veri toplama gücü, yetkisi, hakkı yasal çerçevede milli eğitim bakanlığına aittir. Milli eğitim bakanlığı eğitim hizmetini sunma, yönlendirme, geliştirme, değerlendirme, yönetme erkine sahip yegane merkezdir. Toplumsal düzeyde yapılacak eğitime dair değerlendirmeler verilere dayalı olacaksa bu verileri toplumdaki ilgililere şeffaf bir şekilde hazırlama ve sunma görevi bakanlığa ait önemli bir görevdir. Bakanlığımız eğitime dair görüş ortaya koyacaklara doğru ve tutarlı görüşler ortaya konmasını istiyorsa bu görevi ciddiye almak zorundadır. Eğitime dair yapılan çalışmaları sınırlayıp ihtiyaç duyulan verilere de kolaylıkla ulaşma imkanına da kavuştuktan sonra sıra asıl işin ortaya konulmasına geliyor. Eldeki verilerden hareketle sorunlar üzerinde konuşma, tartışma, fikir alış verişinde bulunma ve karar alıcılara yardımcı olacak zeminlerin oluşturulması önemli bir aşamayı oluşturmaktadır. Mevcut durumda yegane bilgi, veri depolama gücüne sahip olan bakanlığın herkes tarafından ulaşılabilen web sayfasına bakıldığında önemli sorunlarla karşılaşıldığı söylenebilir. İnternetin oldukça yaygınlaştığı bir dönemde üstelik de e-devlet uygulamalarının had safhaya çıktığı bir dönemde, kırtasiyecilik anlamındaki bürokrasiyi azaltma iradesinin açıkça ilan edildiği bir dönemde bakanlığın web sayfasının çok daha etkin, aktif, canlı, etkileşimli, yenilikçi, bilgilendirici bir anlayışla hazırlanması, yayınlanması gerekiyor. Ancak birimlere ait sayfalara bakıldığında birimlerin resmi anlamda görevlerinin tadat edildiği misyon, vizyon gibi parlak başlıklar altında sıralandığı, üst düzey yöneticilerin resim ve hayat hikayelerinin bulunduğu, merkezi bir mevzuat bilgi bankasına giden mevzuat sayfaları, günübirlik haber ve duyurular, bölüm ve birimlerin telefon ve adres bilgileri dışında fazla bir şeyle karşılaşmıyorsunuz. En basitinden yürürlükteki genelgelere ulaşabilmek pek çok birim için mümkün değil, sadece birimlere özgü elektronik iletişim adreslerine ulaşabilmek mümkün değil, kademeler itibariyle istatistiki bilgilere ulaşabilmek mümkün değil. Belki Strateji Geliştirme Biriminin yıllar itibariyle yayınladığı istatistiki bilgi içeren kitapçıklar var diye düşünülebilir. Ancak bu kitapçıkları indirip inceleyebilmek, grafik, tablo ve listelerden bir sonuca ulaşabilmek neredeyse imkansız. Üstelik de çok genel anlamda bilgiler veriliyor. Bakanlığın web sayfasının düzenlenmesinde yaşanan sorunlar en temel sorunlardan sadece bir tanesi. Hani savaş meydanını gezen bir komutan bozuk olan topun başında durup sorunun ne olduğuna dair sorusuna bir çok sorunu var diye başlayıp en başta barutu yok diye başlayan askere komutan diğerlerini saymana gerek yok diyerek ana sorun çözülmeden ikinci plandaki sorunlara yönelmenin anlamsız olduğunu ifade ettiği bir darbı meselden bahsedildiğini hepiniz duymuşsunuzdur. Bunun gibi eğitime dair önemli sorunlar olmakla birlikte en temel, en önemli, en can alıcı noktalardaki sorunlar giderilmeden bir bakıma ikinci planda kalan sorunlar üzerinde durmanın anlamsızlığı ortaya çıkıyor. Ancak özellikle toplumsal sorunlara yönelik çalışmalarda bu yaklaşım yani temel sorunları çözmeden diğer sorunlara geçilmez anlayışı çok da doğru değil. Zira örgütsel sistemlerin gittikçe karmaşıklaştığı günümüz dünyasında hemen her alanda yapılması gereken çalışmaların olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Dolayısıyla ana sorunlar, ikinci plandaki sorunlar, üçüncü plandaki sorunlar hangi düzeydeki sorunlar olursa olsun çözüme yönelik fikir üretmek, çaba göstermek gerekiyor. Bulunduğumuz dönemde özelikle eğitime dair her alanda bir çok sorunların yaşandığı bir gerçektir. Sorunların çözümünde bakanlığın en üst birimlerinde bulunanlardan en alt birimlerinde bulunanlara kadar herkese görev düşüyor. Herkesin üzerine düşeni en iyi şekilde yapması gerekiyor. Bu arada da yapılması gerekenlere yönelik herkesin fikirlerini ortaya atması gerekiyor. Bakanlığın web sayfasının düzenlenmesi üzerinde yapılması gerekenler sayılanlardan sadece bir tanesi. İçinde bulunduğumuz dönemde bakanlık programlara yönelik önemli çalışmalar yapmaya başladı. Ancak bu değişikliklerin ihtiyaç duyduğu diğer değişikliklerin de bir an önce yapılması gerekiyor. Programları uygulayıcı konumunda olan öğretmenlere yönelik değerlendirme sisteminin hala ayrı bir şekilde ele alınmaması önemli bir eksiklik. Eğitimin arkasındaki siyasi destek cumhuriyet tarihi boyunca neredeyse hiç bu kadar güçlü olmamıştı. Böylesi bir güç çok önemli bir imkandır. Bu imkanın eğitimin genel çerçevesinin çizilmesi yolunda ciddi bir şekilde kullanılması gerekirken istenen çalışmaların halen yapılamadığını görmek eğitim adına üzücü bir durum. 1930’lu yıllarda eğitimcilere dair çıkarılmış olan yasal mevzuat modası geçmiş olmasına rağmen hala yürürlülüğünü korumaya çalışıyor. Personel politikalarına yönelik atılabilecek bir çok adımlar halen güçsüz ve güvensiz bir şekilde atılmaya çalışılıyor veya atılmıyor. Bakanlık merkez ve taşra teşkilatına yönelik işlevsel bir yapı kavuşturma yönünde ciddi bir adım neredeyse yok. Mevcudu koruma yönünde yapılan çalışmalar eğitimin sahip olduğu mevcut güçlü konuma çok da yakışmıyor. Eğitime dair yapılan çalışmaların niteliğine dair bir şeyler söyleyebilmek için hala önemli eksikliklerin giderilmesi gerekiyor.
Görüş, öneri ve eleştirileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/7/2008 - Programlarda Değerlendirme Süreci ve Araçlar Üzerine Değerlendirme
Programlar sanki öğretmenleri eğitim öğretim dışında başka bir işle uğraşmayan kişilermiş gibi düşünülerek hazırlanmış. Eğitim öğretim işinde de bir tek alanda ve bir tek sınıfın sorumluluğunu yüklenen kişiler gibi algılanmış adeta. Okullarda öğretmenlerin üzerinde iş yükünün fazlalığı öğretmenleri yeterince bunaltıyor diyebiliriz. Öğrenci sayısının fazla olması, eğitim öğretim alanında yapılacak işlerin çeşitliliği, eğitim öğretim işleri dışında yapılacak bir çok işin bulunması, okullarda bulunması gereken personelin en alt düzeyde dahi bulunmaması, eksik personelin işlerinin de öğretmenlere yüklenmesi, ailenin gereken desteği vermemesi/verememesi, yönetimlerin eğitim öğretimde öğretmeni yeterince destekleyememesi, motive edememesi, personeli değerlendirme sisteminin aksaklıklarının bir sorunu olarak çalışanla çalışmayan ayrımının yapılamaması, eğitim öğretim için ayrılan zamanın az olması, okullarda fiziki kapasitenin, eğitim öğretim ortamının yetersizlikleri, eğitim sisteminde esnek bir yapının olmaması gibi bir çok neden programların uygulanmasını engellemektedir. Gözlem kayıtları için gereken formların çoğaltılması bir tarafa bu formların doldurulması, değerlendirilmesi, analiz edilmesi, muhafazası, sonuçları hakkında öğrenciye dönüt verilmesi güçleşmektedir. Üstelik öğrenciler sınıf ortamında robot gibi sadece ders ve etkinlik çerçevesinde nasıl yönlendirilirse öyle hareket eden unsurlar değildir. Ders ve etkinlik dışı bir çok değişik davranışları da söz konusu. Öğretmen sınıfta eğitim öğretim sürecini yürütürken müfredatın belirlediği kazanımları kazandırmaya çalışırken bir çok farklı çalışma da yapmak zorunda. Bunların arasında bir de gözlem yapmasını istemek programdaki açıklamalara uygun bir gözlem çalışmasını yapabileceğini düşünmek, beklemek ülkemizdeki sınıf içi ortamı, bu ortamın işleyişini hiç bilmemek anlamına gelecektir. Yeni programlarla birlikte öğrenme öğretme sürecinde değerlendirmeye çok daha farklı bir görev, işlev yüklenmiş oldu. Bu yeni görev ve işlevler değerlendirme sürecini öğretme öğrenme sürecinin her aşamasına dahil etti. Eğitim öğretim sürecinde değerlendirme araçlarında çeşitlilik ortaya çıktı. Geleneksel değerlendirme araçları diye nitelenen ve genelde eğitim öğretim çalışmalarının sonuçlarını ölçmede geçmişten bu yana kullanıla gelen araçlar yanında alternatif ölçme araçları da işe dahil edildi. Bu araçlarla öğrenme öğretme sürecinin her aşamasına yönelik ölçme ve değerlendirme çalışmaları yapılması hedeflendi. Görüşme, gözlem, performansa dayalı değerlendirmeleri yapmayı sağlayan bir çok değişik form, ölçek, test ve envanter örnek olarak kılavuz kitaplarda yer aldı. Bu örnekler programcılar tarafından sadece öğretmenlerin işlerini kolaylaştırdığı düşüncesiyle kılavuz kitaplarda yer almakla birlikte bir çok öğretmen bu örnekleri birebir uygulanması, kullanılması gereken program öğeleriymiş gibi algılandı ve uygulanıp kullanılmaya çalışıldı. Ancak kısa sürede büyük bir karmaşa içine girdiklerini fark ettiler. Alternatif ölçme araçlarını geliştirenler de kanımca bunların uygulamada etkin kullanılıp kullanılamayacağı konusunda yeterince kafa yormadılar. Bunun bir nedeni de programlara yönelik düzenleme çalışmalarını yapanların uygulamayı yeterince tanımamaları olarak da olabilir. Bu yazıda bazı ölçme araçları üzerinde durmaya çalışacağım. Alternatif ölçme araçlarından birisi görüşme. Öğrencilerin çalışmaları, konuları nasıl anladıkları konusunda anlama düzeylerinin değerlendirilmesine yardım etmek amacıyla kullanılacağı söyleniyor. Görüşme öğrenciyle birebir iletişim kurmayı gerektiriyor. Sınıf ortamında yapılabilecek bir çalışma değil. Ders saati dışında ayrı bir zaman ayırmayı gerektiriyor. Aynı anda birden çok kişiye yönelik olarak yapmak mümkün olmadığı için tüm öğrencilerle kısa zamanda görüşme imkanı bulmak zor. Dört, beş farklı şubede derse giren bir öğretmen ortalama en azından 120-150 öğrenciyle muhatap oluyorsa bunların tümüyle ne kadar sürede görüşülebilir hesap etmek zor olmasa gerek. Görüşmüş olsa bile görüşme sonuçlarını değerlendirebilmek için ayrı bir zamana ihtiyaç duyacaktır. İhtiyaç duyulan bu zamanı bulmak önemli bir sorun olmakla birlikte yapılan görüşme sonuçları konusunda öğrenciye bir dönüt verme, eğitim sürecini yeniden ele alma, düzenleme gerekebilir. Böyle bir durumda görüşmeyi kullanmada önemli sorunlarla karşılaşılması kaçınılmazdır. Görüşme kayıtlarının tutulması da ayrı bir sorun olarak durmaktadır. Öğretmen öğrenci arasında birebir iletişim, konuşma, etkileşimi gerektiren görüşmenin yararlı olabilmesi için uygun zamanın, ortamın, paylaşma isteğinin, kendini rahat ifade edebilen bir öğrencinin ve bu süreci gönüllü olarak yönetecek etkin bir öğretmenin olması gerekiyor. Birkaç öğrenci için yapılması yeterli olur diye düşünülebilir ancak bu da uygun bir çalışma olmaz. Kiminle, neden görüşme yapılacağı konusunda bir kriter bulabilmek oldukça zor. Programın hedeflediği amaçlara uygun da düşmeyebilir. Bir ders için yapılabilecek görüşmede yaşanan bu sorunları birkaç ders için yapılabileceğini, yapılması gerektiğini düşününce işin daha da zorlaştığı görülür. Üstelik öğretmenlerin kendi branşı dışında da farklı derslere girdiği düşünülürse karmaşa daha da büyümektedir. Alternatif ölçme araçlarından birisi de gözlemlerdir. Gözlem çıktıların görülebildiği alanlarda önemli olarak görülüyor. Uygulamada hız ve zamanın önemi üzerinde duruluyor. Öğrenciler hakkında doğru ve çabuk bilgi sağlanabildiği söyleniyor. Öğrencinin soru, öneri ve cevaplarının, tartışmalara katılım durumunun, grup içindeki durumunun, öğretmenin yaptığı çalışmalara gösterdiği tepkinin gözlenmesi isteniyor. Bu gözlemler yapılırken de herkes için aynı standartların kullanılması, her öğrencinin değişik durumlarda, değişik zamanlarda ve birkaç kez gözlenmesi, her öğrenciye değişik özellik, beceri ve davranışlarına göre gözlemeyi, tüm bu gözlemleri de anında kayıt etmek gerektiği söyleniyor. Bu çalışmalar etkinliklerin planlanması sonrası sınıf içinde uygulanması sürecinde yapılacak. Öğretmen sınıf içinde eğitim öğretim faaliyetlerini yönetirken aynı zamanda belirlediği standartları göz önünde bulundurarak öğrencileri değişik beceri, özellik ve davranışları itibariyle gözleyecek ve kayıt yapacak. Bu arada da öğrencilerin yapacakları çalışmalara rehberlik yapacak, bilgi, beceri, tutum, değer ve davranış kazandırmaya çalışacak. Programın yaptığı açıklamalardan gözlem formlarının kullanılması gerektiği anlaşılıyor. Dolayısıyla öğretmenin hangi öğrencileri hangi yönde ne kadar süreyle gözleyeceğine karar vermesi, buna göre gözlem formlarını hazırlaması ve sınıfına getirip bu formlarda yer alan standartlara göre veri toplayıp bunları kayıt altına alması gerekiyor. Aynı anda birkaç öğrenciyi gözlemesi mümkün olamayacağına göre değişik derslere yaymak zorunda. Öğretmenin etkileşimde bulunduğu öğrenci sayısı artıkça, girilen ders çeşidi farklılaştıkça, şube sayısı ve çeşidi artıkça gözlem metodunun kullanımı güçleşmektedir. Görüş, öneri ve eleştirileriniz için… Ali Hikmet DEMİR ahdiron4@hotmail.com |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|