Egitim platformu

• 29/6/2009 - Eğitimde Yönetim Faktörüne İlişkin Bir Değerlendirme

Kategori: egitimyonetimi

Eğitimin yönetimi, denetim ve değerlendirilmesi bakanlığın yetkisinde olan bir durum. Bakanlık bu yetkisini yönetim ve denetim organları aracılığı ile kullanmaya çalışıyor. Bu unsurlardan yönetime yönelik değerlendirmeleri bu yazı sınırları içinde ele almaya çalışılacaktır. Bakanlığın yönetim organları merkeze bağlı taşra birimleri tarafından işletiliyor. Bakanlığın eğitime dair düzenlemeleri merkez ve taşrada yer alan bu yönetim birimlerince hayata geçiriliyor. Eğitime dair kararlar her ne kadar merkez ve taşrada yer alan bu yönetim birimleri tarafından alınıyorsa da eğitimin asıl yapıldığı yerler olan okullarla yönetim organları arasında birebir bağlantıdan söz etmek mümkün değildir. Yönetim organları aldıkları kararlarla okullarda yapılacak faaliyetleri büyük oranda etkileniyor da olsa eğitimin asıl yapıldığı yerler olan okullar eğitimin nicelik ve niteliğine dair büyük öneme sahiptir. Merkez ve taşra yönetim organları eğitimin can alıcı noktalarında bulunmakla birlikte bu birimler daha çok yönetsel kararlarla eğitime etki ederken daha çok okullarda yapılan faaliyetlere ilişkin verilerin toplanması, derlenmesi, değerlendirilmesi çalışmasından daha öteye gidememektedirler. Eğitime dair faaliyetlerin insana bakan yönü okullarda, sınıf ortamlarında, öğretmen-öğrenci etkileşiminden doğuyor. Yönetsel makamlar ise bu etkileşimle çok da ilgili görünmüyorlar.

Yönetsel makamlar bakanlık merkez teşkilatında yer alanlar yanında taşrada yer alan yönetim makamları olarak sistemde yer almaktadır. Yönetim sistemine ilişkin literatürde yönetim birimleri üst birimler, aracı üst birimler ve okul yönetim birimleri şeklinde tanımlanmaktadır. Üst birimler olarak bakanlık merkezinde yer alan ana ve yardımcı hizmet birimlerinin başındaki yöneticiler anlatılmaktadır. Aracı üst birimler olarak il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin başındaki yöneticiler, okul yöneticileri olarak da her türlü okul yönetimleri anlatılmaktadır. Üst sistemler durumundaki yönetim birimleri bakanlığın faaliyet alanına ilişkin genel çalışma esaslarını, program düzenlemelerini, eğitime dair yapılacak her türlü çalışmaları genel ve özel şartlarını düzenleme yetkisine sahiptir. Aracı üst sistemler okullarla bakanlık üst birimleri arasında bir yerde yer alıp daha çok iki taraf arasında bilgi, emir, veri alış verişini sağlamaktadır. Okul yönetimleri eğitimin asıl amacı olan bireylere yönelik çalışmaların yapıldığı sınıflardaki öğrenme öğretme süreçlerinin yürütüldüğü noktalara en yakın olan yönetim birimleridir.

Bakanlıkta yer alan bu yönetsel yapının işleyişine, etkililiğine bakıldığında en üst birimde olan birimler yetki yönüyle en büyük güce sahip olmakla birlikte eğitimde nitelik ve nicelik itibariyle etki etmede beklendiği gibi bir etkiye sahip değildir. Ülkemizdeki eğitimin durumuna bakılınca kurumsal yapıya, personel durumuna, kurumların çeşitliliği ve ülke üzerindeki dağılımına bakıldığında çok büyük bir etkiye sahip olmasını da beklememek gerekiyor. Zira on binlerce eğitim kurumu, binlere varan farklı yerleşim yerinde yüz binlerce personele yönelik nitelik ve nicelik itibariyle merkezi bir noktadan etki edebilmeyi beklemek çok da akla uygun görünmüyor. Ancak yapılan yasal düzenlemeler, programlara yönelik düzenlemeler, özlük haklarına yönelik düzenlemeler, sistemin işleyişine yönelik düzenlemeler eğitimle ilgili olan herkese belli bir oranda etki edebilmekle birlikte bu etki sınırlı kalmaktadır. Kurumlara, personele yönelik etkisi uzun vadede ve şekli olmaktan öteye geçememektedir. Üst birimler yapacakları düzenlemelerle sistemin daha etkin, verimli çalışmasına katkı sağlayabileceği gibi sistemin düzensiz, verimsiz, karmaşık hale gelmesine de yol açabilir. Nitekim eğitim sistemimiz içinde yönetici atama sisteminin, ders ücretlerine ilişkin sistemin, sosyal etkinliklere yönelik sistemin ve daha diğer bir çok sistemin düzenlenmesinde yaşanan sorunların temelinde üst birimlerin aldığı kararların büyük etkisinin olduğu görülmektedir. Üst sistem eğitim sisteminin içinde var olan sorunlara odaklanarak sistemi sürekli analiz etmeli, sorunların çözümüne yönelik etkin çözümler geliştirebilmelidir. Bu yönüyle bakıldığında eğitim sistemimiz içinde atılması gereken önemli adımlar hala atılamamış durumdadır.

Aracı üst sistemler daha çok üst sistemlerin etkisinde görev yapmaya çalışırken eğitimin bizzat yapıldığı yerler olan okullara en yakın önemli birimlerdendir. Ancak bu noktanın da eğitim sistemimizde gerektiği gibi işletilebildiğini söylemek zordur. Yapısal olarak eğitime yönelik önemli kararların uygulanmasında, değerlendirilmesinde, yönlendirilmesinde etki edebilecek bir noktada bulunmakla birlikte kendisinden beklenen bu etkinin sistemde yaratılmasında önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu birimler daha çok bakanlık merkezinden gelen emir ve talimatların okullara, ilgili personele, kurumlara iletilmesi, gereğinin genel olarak kağıt üzerinde takip edilmesi dışında fazla bir çalışma yapamamaktadırlar. Bunun nedenleri üzerinde ayrıca durulması gerekmekle birlikte üst sistemin genel olarak sistemin işleyişine yönelik olarak yapacağı düzenlemelere bağlı olarak önemli çalışmalara ihtiyaç olduğu söylenebilir.

Okul yönetimleri aslında eğitimin bizzat yapıldığı yerler olan sınıflara en yakın yönetim birimleri olmakla birlikte eğitim sistemi içinde en az önem verilen birimlerden birisi denebilir. Okul yönetimleri öğretmenlerin sınıf içinde yaptığı çalışmalara yönelik önemli etkiler yapabilecek konumda bulunmaktadırlar. Eğitim faaliyetleri bakanlık merkez teşkilatında tutulan istatistiki verilerden, çıkarılan yönetmeliklerden, hazırlanan programlardan çok daha fazla bir şeydir. Bu saydıklarımızın eğitimle doğrudan hemen hiç ilgisi yoktur bile diyebiliriz. Eğitimin tanımından hareketle yapılan değerlendirmelerin tamamında amaç bireylere yapılacak etki en başta gelir. Bireye yönelik yapılacak etki ise sınıf içinde öğretmen, öğrenci, veli etkileşiminden doğar. Bu nedenle eğitime dair bir şeyler yapma iddiasında olan birisinin mutlaka sınıf içi etkinliklere, öğretmen, öğrenci ve veli etkileşimine bir şekilde etki etmeyi gerektirmektedir. Bu etkileşimin yönlendirilebilmesi ise sadece merkez üst birimleri, taşrada yer alan aracı üst birimlerin çalışması ile yapılabilmesi imkansızdır.

 

 

Görüş ve Önerileriniz için….

      Ali Hikmet DEMİR

             ahdiron4@hotmail.com
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 14/6/2009 - Eğitimin Hayati İşlevi; Denetim

Kategori: denetim

Eğitime dair kuramsal alanda dünyada yazılı olanların hemen bir çoğundan ülkemizdeki alan uzmanlarının haberdar olduğunu söyleyebiliriz. İletişim imkanlarının geliştiği bir çağda dünyanın her hangi bir yerinde yapılan bir faaliyetten, yazılan bir makaleden, piyasaya çıkan bir kitaptan anında haberdar olmak mümkün. Üniversitelerimizdeki öğretim üyeleri bilgi anlamında dünyadaki bir çok meslektaşından geri olmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Eğitim yöneticileri de eğitime dair uygulamaları üniversiteler ve araştırma kuruluşları aracılığıyla kısa sürede öğrenebiliyorlar. Eğitim sistemlerinin geldiği yer itibariyle nerede olduğunu onlar da üç aşağı beş yukarı biliyorlar.

Buna rağmen ülkemiz eğitim sisteminin yaşadığı sorunlara bakıldığında dünyadaki mevcut seviyeye ulaşma konusunda önümüzde uzun mesafelerin olduğunu söyleyebiliriz. Eğitime dair bir çok sorunların yaşandığı ülkemizde bilgi ve tecrübe itibariyle fazla bir eksiğimiz olmamasına rağmen yaşanan sorunların çözülememesi büyük bir eksiklik. Bu eksikliğin var olmasında hemen herkesin payı olduğu bir gerçek. Öncelikle bilim adamlarımız dünyadaki bilgi birikimini olduğu gibi ülkemize aktarırken kendimize özgü sorunlara kendimize özgü çözümler geliştirmek yerine kuramsal bilgi aktarımı ile yetiniyorlar. Yapılan araştırmalar en alt düzeyden en üst düzeye kadar başka ülkelerde yapılmış olanların bir benzerinin sadece uyarlanması şeklinde oluyor. Kurama ilişkin yapılan açıklamalarda kuramla uygulamanın birebir örtüşmesi, uygulamanın sistematik gözlemleri sonucu kurama ulaşmanın gerekliliği vurgulandığı halde bilimsel çalışmalarımızda ne yazık ki başka toplumsal kültürlere özgü kuramsal sonuçların ülkemiz diline aktarılmasından daha fazlasının yapılamadığını, kendi uygulamamıza yönelik yapılması gereken sistematik gözlemlerden hareketle kuramsala ulaşma yerine başkalarının ulaştığı kuramsal bilgiden hareketle kendi uygulamamızı bu kuramsal çerçeveye uygun olarak yorumlama çabası ile karşı karşıya kalmaktayız. Böylesi bir bilimsel çalışma beklenen yararı gösteremiyor. Bilim adamlarımızın mutlaka kuramsal bilgileri edindikten sonra kendimize özgü uygulamaları da sistemli bir şekilde gözlemesi, başkalarının yaptığı kuramsal açıklamaları yok saymaksızın ancak kendi özgün uygulamalarımızdan hareketle kendi kuramsal dilimizi, alt yapımızı, söylemimizi geliştirmeleri gerekiyor.

Yöneticiler de kuramsalı tamamen dışlamadan uygulamayı daha iyi anlama, yaşanan sorunların çözümünde kuramsal düşüncenin ortaya koyduğu ilkeleri yok saymadan hareket etmeyi alışkanlık haline getirmesi gerekiyor. Eğitime dair yaşanan sorunların kuramsal bilgi olmaksızın çözülemeyeceğinin bilincine varmaları gerekiyor.

Bilimsel çalışmalara konu olan, sorunlar yumağı haline gelmiş eğitim alanlarından birisi de denetim sistemimiz. Denetime dair yazılmış bir çok kitapta denetim alanında, eğitim denetimi alanında bir çok şeyin yazıldığı, söylendiği görülür. Ancak bunların hemen bir çoğu yabancı kaynaklarda ortaya konmuş kuramsal temellere dayanarak açıklanmaya çalışılır. Denetime ilişkin ortaya konulan araştırmaların kuramsal çerçevesine bakıldığında ikinci, üçüncü kuşaktan mutlaka yabancı kaynaklara dayanıldığı görülür. Eskiden beri ortaya konulmuş eğitim denetimine ilişkin görüşler sürekli tekrar edilip durulur. Ülkemiz eğitim denetiminin kendine özgü sorunlarının belirlenmesi, sistemin geliştirilmesi için yapılacak çalışmalar, etkin bir eğitim denetiminin nasıl oluşturulacağına ilişkin öngörüler, görüşler olmadığı görülebilir.

Yöneticilerimizin de eğitim denetimine ilişkin elle tutulur bir çabalarının olmadığı, eğitim denetiminin etkili, verimli, sistemli bir hale getirilmesi konusunda gereken girişimlerde bulunmadıkları söylenebilir. Bu kısa yazıda eğitim denetimi konusunda yaşanan sorunlara ilişkin uygulamada görülen bir takım göstergeler üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Böylece eğitim denetimine ilişkin çalışma yapmayı düşünenlere bir takım doneler sağlanmış olabilir.

Denetim sisteminin çalışma alanının büyük bir sahipsizlik içinde olduğu söylenebilir. Öncelikle Milli Eğitim Bakanlığının denetim sistemini daha iyi hale getirmeye yönelik bir çalışma yaptığını söylemek yanlış olur. Eğitimin niteliğine, denetimin niteliğine dair bir öngörü/plan/vizyonun somut bir şekilde ortaya konulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu durum denetimin niteliksizleşmesinde de en önemli etkenlerden birisidir.

Denetim sisteminin en önemli unsurları olan müfettişler kendi başlarına terk edilmiş, bırakılmış durumdalar denirse abartılmış olmaz. Müfettişlerin yaptıkları çalışmaların niteliğine dair, müfettişin niteliğine dair bir standart, değerlendirme yok denebilir. Yasal metinlerde ortaya konulmuş bir takım genel ve özel niteliklerden söz edilebilir. Ancak bunlar genel bir çerçeveden öteye bir anlam ifade etmemektedir.

Eğitim sistemi içinde denetim elemanlarına yönelik bir takım ön kabullerle hareket edildiği söylenebilir. müfettiş olan bir kişinin eğitim, öğretim, yönetim denetim ve diğer alanlarda bilgili olduğu, yeterli olduğu ön kabulü var gibi görünüyor. Eğitim sistemimiz içinde hemen bir çok alanda olduğu gibi denetim alanında da bir kişi bulunduğu görevin gerektirdiği sıfatı taşıyorsa o sıfatın gerektirdiği tüm özelliklere sahiptir gözü ile bakılıyor. Gerçekten istenen niteliklere sahip mi değil mi şeklinde bir değerlendirme hemen hiçbir alanda yok iken denetim alanında daha da yok denebilir. Denetim yönetim adına faaliyet yürüten bir alt sistem. Bu sorgulamayı öncelikle yönetimin yapması gerekiyor. Yönetimin yapmadığı sorgulamayı denetime karşı başka hiç kimse yapamıyor.

Eğitim denetimine ilişkin olarak müfettişlerin çalışma düzenine ilişkin bir takım genel düzenlemelerden söz edilebilir. Sayısal olarak teftiş edilecek öğretmen sayısı, çalışma alanındaki kurumların sayısı gibi bir takım istatistiki veriler tutuluyor. Ancak bunun dışında başka bir faktör yok.

Literatürde yönetim ve denetim eğitim sisteminin işleyişinde yer alan, karşılıklı ilişki, etkileşim içinde olan ve birbirlerini tamamlayan işlevler olarak görülmekle birlikte ülkemiz eğitim sistemi içinde denetim büyük oranda hatta tamamen yönetimin etki ve yetkisi içinde yer almaktadır. Dolayısıyla denetime ilişkin bir şeyler söyleyebilmek için öncelikle yönetime yönelik bir takım şeyler söylemeyi gerektiriyor. Bu konumuyla denetimin etkisinin sınırlı kaldığı söylenebilir. Denetimin yapacağı işin sınırları yönetim tarafından çizilmektedir. Yönetim ne kadar bilimsel, çağdaş, sistemli, verimli olabilirse denetim de bundan o derece etkilenmektedir. Yönetime rağmen denetimin farklılık yaratabilmesi oldukça güç görünmektedir.

Eğitimi etkileyen bir çok unsurun denetimi de doğrudan etkilediği rahatlıkla söylenebilir. Öğrenci sayısının kalabalık olması, velinin/ailenin bilinç düzeyi, ailenin ekonomik/sosyal durumu, toplumun gelişmişlik durumu, araç gereç ve imkanların yeterlik düzeyi, bunların öğretmen tarafından etkin kullanım durumu, personel değerlendirme/ödüllendirme sistemi, yönetim uygulamaları öğretmeni sınırlıyor olabilir. Tüm bu alanlardaki sınırlılıklar aynı şekilde denetimi de sınırlamaktadır. Okulların içinde bulunduğu şartlar, öğretmeni, okul yöneticisini dolayısıyla da denetimi ve bu faaliyeti yürütenleri büyük oranda etkilemektedir.

Yönetimin müfettişe bakışı, yaklaşımı denetimi, denetim elemanlarını da mutlaka etkiler. Yılda sınırlı sayıda ve sınırlı bir zamanda müfettişlerle bir araya gelen, çoğu zaman müfettişleri karşısına  alıp sadece konuşup direktif veren bir yönetimin müfettişi, denetim sistemini anlaması, algılaması, motive edebilmesi mümkün görünmemektedir.

Yönetimin kendini sınırlamama isteği denetimin de etkisizleşmesinin önündeki önemli engellerden bir diğeridir. Denetim, sistemin sağlıklı işlemesine ilişkin veriler sağlayan geri dönüşüm sistemi olarak işlemesi gerekirken yönetim ve yöneticiler bunu kendi kusurlarının ortaya çıkarılması şeklinde görürse denetimi etkisizleştirmenin yollarını arayabilmektedir. Böylesi bir durumda denetim yönetim tarafından büyük oranda sınırlanmaya çalışılır ve ortaya kurumsal bir çatışma çıkar. Kurumsal çatışma kuruma büyük zarar verir.

Müfettişlere/denetime yönelik kurumsal bakış gelişmediği durumlarda söylentilerden büyük oranda üst yönetim olumsuz etkilenmektedir. Sonuçta da denetime bakış olumsuz bir hale dönüşebilir. Bundan başta denetim zarar gördüğü gibi uzun vadede yönetim, örgüt ve toplum da olumsuz etkilenmektedir.

Mevzuat, çalışma düzenini belirleyen yasal düzenlemelerin sık sık değişmesi, yapılan değişikliklerin uygulamacılardan habersiz, katılım olmaksızın, kapalı kapılar ardında, bütünlükten uzak bir şekilde yapılması, getirilen düzenlemelerin adil, şeffaf, sistemli bir şekilde uygulanmaması gibi durumlar denetim sisteminin sağlıksız işleyişine ilişkin göstergeler olarak değerlendirilebilir. Denetim sisteminin çalışmasını düzenleyen ilke ve kuralların uygulamada karşılaşılan sorunların çözümüne yardım edecek, kurumsal verimliliği geliştirecek şekilde, kurumsal bir bakış açısıyla yapılması gerekir. İlke ve kuralların kişisel bakış açısına, kişisel anlayışa, kişisel ilişkilere dayalı olarak yapılıyor olması, kişileri dikkate alarak değiştirildiği izlenimi verilmesi, kişisel inisiyatife dayalı farklı ve keyfi uygulamaların yapılması gibi olay ve olgular sağlıklı, rasyonel ve çağdaş sistemlerde görülmeyen, bilimsel yönetim anlayışının henüz ortaya çıkmadığı dönemlere özgü uygulamalardır. Bu durum sistemin adil, rasyonel ve doğal olarak gelişmesine engel olur.

Denetim elemanlarının işlerini doğrudan etkileyen bakanlık düzenlemeleri, emir ve genelgelerin bakanlıkta tek elden çıkması denetim uygulamalarında dolayısıyla da yönetim uygulamalarında birlik ve beraberliği sağlayacaktır. Her birimin kendince bir yazı gönderip emir vermesi, birbirinden habersiz davranması, merkez teşkilatı bünyesinde özellikle taşradaki denetim elemanlarına yönelik bir veri tabanının olmaması denetim sisteminin sorunlarını daha da büyütür.

Denetim yapılan kurumların denetim sisteminin içine dahil edilmesi veya çıkarılması bir anda alınacak kararlarla olmaz. Bu yönüyle çalışma alanının sınırlarını belirleyen bilimsel, tutarlı bir anlayış, görüş birliği, değerlendirme çalışması yapılması gerekir. Eğitim sisteminin bütünlüğü içinde birbiriyle ilişkili işlevlerin tek elden denetlenmesi, yönlendirilmesi sistem bütünlüğü açısından hayati bir öneme sahiptir. Sistem bütünlüğü olmaksızın yapılacak her türlü çalışma bölük pörçük, baştan savma olacaktır. Okul ve kurumlarda yürütülen bir işlevin denetlenmesi sürecinde işlevle ilgili diğer kurumların dışarıda bırakılması işlevlerin yarım yamalak yürütülmesine, uygulamalarda karşılaşılan sorunların çözülememesine, sorunların sürüp gitmesine neden olabilir.

Denetimin sistem içindeki yerinin belirsizliği idari kadrolarla denetimi karşı karşıya getirebilir. Çağdaş sistemlerde sistemin parçaları arasındaki ilişkilerin şekli açık, net, rasyonel bir şekilde belirlenmesi gerekir. Tabiatın boşluk kabul etmediği gerçeği karşısında sistemin içindeki hangi parçanın hangi işleve sahip olduğunun açık bir şekilde belirlenmediği bir ortamda verimlilikten, etkililikten, çağdaş yönetimden söz edilemez. Denetim elemanlarının sistemin üst yönetimi tarafından her işte keyfi olarak kullanılmak istenmesi, sorumluluk/yetki/görev dengesini hemen hiç dikkate almaması karmaşaya, çatışmaya, motivasyon eksikliğine, enerji, zaman, para ve iş gücü kaybına neden olabilmektedir.

Özlük haklarındaki gerilemeler, özlük haklarına yönelik olarak yapılan düzenlemelerde dengeye, adalete raiyet edilmemesi denetim alanında iş yapmaya çalışan personel üzerinde olumsuz etkiler yaparken denetim sistemi ve bağlı alt-üst sistemler üzerinde de olumsuz sonuçların doğmasına neden olabilir. Bu anlamda sisteme dair düzenleme yapanların iyi bir sistem analizi yapmaksızın acil kararlar almaması gerekir.

Denetim elemanlarının seçiminde, yetiştirilmesinde kullanılan yöntemler, araçlar, süreçler üzerinde de ciddi bir şekilde düşünülmesi gerekir. Örgütsel sistemler içinde en önemli işleve sahip olan denetim işlevini yürütecek olanların çok hassas bir şekilde seçilmesi, yetiştirilmesi gerekir. Sistemin içine giren birisinin sistem dışına çıkarılabilmesi oldukça zordur. İstenen niteliklere sahip kişileri bir defada ve doğru bir şekilde seçmek gerekir.

Denetim elemanlarının hizmet içinde yetiştirilmesinde uzun vadeli, planlı, sistemli bir bakış açısının mutlaka geliştirilmesi gerekir. Hizmet içi eğitim faaliyetlerinde günü birlik, kişilere dayalı, verimsiz, sözde kalır bir durumda olması bu faaliyetlerin yarar yerine zarar vermesine yol açabilir. Düzenlenen faaliyetlerin yararlı olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme mutlaka yapılmalıdır. Büyük gruplarla, anlatıma dayalı ve öğretim görevlilerinin inisiyatifine dayalı olarak yürütülen, sonuçları değerlendirilmeyen, grup etkileşimi sağlamayan, gerçek ihtiyaçlara yönelik olarak yapılman, sonuçları takip edilmeyen, sürece etkisi sorgulanmayan her faaliyet göstermelik olmaktan öteye geçemeyecektir.

Uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesine yönelik bir eğitim faaliyetine hemen her zaman yer verilmelidir. Özellikle görev alanlarına giren kurumların işleyişine yönelik yetiştirme faaliyetlerinin yapılması denetimin etkisini, yararını daha da artıracaktır. Aksine kurumlara yönelik işleyiş, kurumların tanınması, denetimine ilişkin süreçlerin tamamen müfettişlerin kendi kişisel inisiyatifine bırakılması kişiye göre, kişinin becerisine göre denetim uygulamalarının gelişmesine yol açabilir ki bu durum kurumsal çalışmayı sağlıksızlaştırır.

Denetimin yaptığı tespitler, değerlendirmeler dikkate alınmıyorsa denetim yapmanın bir anlamı da kalmayacaktır. Bu yönüyle denetimin ne söylediğine bakılırken nasıl ve neden söylediğine de bakmak gerekir. Böylece hem sistem hem de sistemin değerlendirilmesi yani denetimin kendisi değerlendirilmiş olur. Denetim elemanlarının yaş ve kıdem itibariyle verimliliklerinin sürekli takip edilmesi, sorgulanması, analiz edilmesi gerekir. Denetim elemanlarının performansına yönelik merkezin belirlediği kriterler, ölçütler, değerlendirme yöntemleri veya araçlar geliştirilip kullanılmalıdır. Denetimin çalışma alanının özelliği dikkate alınarak bu tür özel yöntem ve araçlar sistemin verimliliği, geleceği, hayatiyeti için büyük önem taşır. Aslında sadece denetim için değil, sistemin içinde bulunan tüm unsurlar için çalışma alanına, sahip olunan işleve göre özel değerlendirme araçları geliştirilmesi gerekir. Sistemin tümünü toptan bir bakış açısıyla değerlendirmeye çalışmak değerlendirmecilere psikolojik bir tatminden öte bir yarar sağlamayacaktır.

Denetim başta olmak üzere eğitim sisteminin tümüyle kuram ve uygulama bütünlüğü içinde ele alınarak kendimize özgü bakış açısının geliştirilmesi daha fazla  geciktirilmeyecek bir çalışmadır.


Soru, Görüş ve Eleştirileriniz için.... 

 

Ali Hikmet DEMİR

       ahdiron4@hotmail.com

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 11/5/2009 - Eğitim Sistemi ve Başarı

Kategori: egitimyonetimi

Eğitim faaliyeti çok değişik faaliyetlerin birleşiminden oluşan bir süreçtir. Bu faaliyetleri yürütenler, yönetenler, denetleyenler ve değerlendirenler farklı kişilerdir. Tüm bu farklı kişiler arasında bir koordinasyon olması gerekir. Koordinasyonu yapacak olan birimlerin herkesin yapması gereken ve yaptığı çalışmalardan haberdar olması gerekir. Eğitim faaliyetinin özelliği gereği tüm bu kişiler ve kişilerin yaptığı işler sınırları belirli ortak bir yerde bulunmamaktadır. Eğitim faaliyetleri sınıflarda, eğitim işlerinin yönetildiği yerler okul müdür ve yönetici odalarında, eğitimin genel anlamda yönetilmesi, yönlendirilmesi, değerlendirilmesi gibi işleri yürüten diğer birimler okullar dışındaki yerlerde, denetim faaliyeti  sınıf, okul ve diğer pek çok değişik ortamda yapılırken değerlendirme işi de yine farklı kişiler tarafından farklı zamanlarda ve farklı şekillerde yapılmaktadır. Yapılan her çalışmanın birbiriyle sıkı bir şekilde ilişkili olması gerekirken birbirinden kopuk, dağınık bir durumda olması eğitimde ulaşılmak istenen hedeflere ulaşmayı zorlaştırmakta, engellemektedir. Aslında merkeziyetçi bir anlayışla örgütlenen eğitim teşkilatında bu anlamda bir koordinasyon eksikliği yaşanmaması gerekir gibi düşünülse de eğitim teşkilatının çok büyük bir yapıda olması, çok geniş bir alana yayılması, çok karmaşık bir yapıda olması gibi nedenlerden dolayı eğitim sistemimizde büyük koordinasyon eksikliklerinin varlığından söz edilebilir.

Eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü yerler olan sınıflarda yapılanları en yakın yönetici birimler olan okul müdürlükleri veya yöneticilikleri ne derece takip edilebiliyor, okullarda yapılan tüm eğitim öğretim ve yönetim faaliyetleri ne derece takip edilebiliyor, tüm okulların bulunduğu yerleşim merkezlerinde eğitim, öğretim ve yönetim faaliyetleri ne derece bakanlığın genel politikalarına, programların amaç ve ilkelerine uygun olarak ne derece yürütülüyor sorularının net cevaplarını verebilmek oldukça zor. En azından yapısal olarak bunların tümünün genel anlamda özellikle de nitelikle bağlantı kurularak takip edilebildiğini gösteren yapısal bir örgütlenmeden söz edebilmek mümkün değil. Tüm sınıflardan, tüm okullardan, tüm yerleşim birimlerinden haberdar olunarak koordineli bir çalışmanın yürütülebildiğini iddia edebilmek için elde net verilerin olduğunu söyleyebilmek mümkün görünmüyor. Böyle bir durumda sağlıklı bir koordinasyondan söz edebilmek de mümkün değil. Koordinasyonu kimin ne yaptığından haberdar olarak herkesin yaptığını ortak bir noktaya yöneltmek şeklinde anlarsak merkez ve taşra teşkilatları ile okullar arasında elbette en azından amaç ve ilkeler bazında farklı bir faaliyetten söz edemeyiz. Sisteme rağmen farklı bir kurumsal yapı, farklı işlevlere sahip bir kurum, amaç ve ilkeleri yok sayan bir faaliyetin varlığından söz etmek haksızlık olur. Ancak eğitimin gerçekleştirmek istediği amaç ve ilkelere ulaşmada sistemin verimliliği açısından önemli sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Üstelik mevcut sorunları her sağlıklı sistemde görülebilecek türde ve düzeyde sorunlar olarak da tanımlayamayız. Dünyadaki gelişmiş eğitim sistemlerinin yaşadığı sorunlarla ülkemiz eğitim sisteminin yaşadığı sorunlar karşılaştırıldığında AB’ye aday bir ülke için oldukça alt düzeyde sorunlarla boğuştuğumuzu söylemek yanlış olmaz. Dünyanın eğitim niteliklerini geliştirmeden söz ettiği, ülkeler arası eğitim kurumlarının işbirliği yollarının arandığı bir dönemde ülkemizde hala ilköğretimin yaygınlaştırılmasından, okuma yazma bilmeyen nüfustan, okulsuz yerleşim birimlerinden, fiziki yönden yetersiz okullardan, ikili öğretim yapmaktan, personel eksiği yaşayan okullardan, ücretli ve vekil öğretmenlikten, kızların eğitiminden söz edilmesi eğitime dair bulunduğumuz nokta hakkında önemli ip uçları vermektedir. Eğitim sistemimiz içinde amaç ve ilkeler kağıt üzerinde gerçekleşiyor görünürken nitelikli eğitim anlamında kişisel çabaya bağlı oluşumlarla karşılaşmaktayız. Bir başka deyişle eğitim sistemimizdeki mevcut başarı sistemin işleyişinden kaynaklanan doğal bir başarıdan ziyade kişisel çabaların bir sonucu olarak adeta rastlantısal bir durumdan söz edilebilir. Bu durumun en önemli nedenlerinden birisi koordinasyon eksikliğidir.

Mevcut koordinasyon eksikliklerinin önüne geçebilmek için en başta sade bir yapının oluşturulması, genel ve önemli bir takım işlevler dışında bir çok işlevin eğitim faaliyetlerinin yapıldığı yerler olan birimlere en yakın merkezlerde toplanması gerekir.

Eğitim faaliyetlerinde makro düzeyde koordinasyon sorunlarının çözümlenebilmesi bakanlık merkez teşkilatı, taşra teşkilatı, yönetim anlayışı ve organizasyon anlayışında önemli değişikliklerin yapılmasına bağlıdır. Merkezde özellikle eğitime dair dünya standartlarını ön plana alarak oluşturulacak eğitim standartlarının belirlenmesi, eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü, yönetildiği merkezlerin bu standartlara uygun olarak işletilip işletilmediğinin etkin bir şekilde denetlenmesi, değerlendirilmesi gibi işlevler yüklenebilir. Eğitim faaliyetlerinin her alanı için belirlenecek standartların gerçekleşme düzeyleri objektif bir şekilde belirlenip toplumla paylaşılarak şeffaf, katılımcı bir anlayış yaygınlaştırılabilir. Öğretmenlerin atanması, yer değiştirmesi, yöneticilerin atanması, yükseltilmesi, seçilip yetiştirilmesi, yer değiştirilmesi gibi hususların ancak genel çerçevesini bunu da bilimsel ve dünya standartlarına uygun olacak şekilde belirleme dışında bir başka işe merkezin karışmamasını sağlamak gerekir.

Tüm birimler için belirlenecek standartlara ulaşma durumlarının, personelin iş başarım düzeyinin, kurum ve kuruluşların amaç ve hedeflerine ulaşma düzeylerinin etkin bir denetim sistemi ile takip edilmesi, sorunların nedenlerine ilişkin yapılacak rasyonel analizlere göre yeniden örgütleme ve koordinasyon faaliyetleri eğitim sistemindeki başarıyı bireysellikten, rasgelelikten kurtaracaktır.

 

 

   Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

  Ali Hikmet DEMİR

         ahdiron4@hotmail.com
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/4/2009 - Topluma Nitelikli Eğitim Sunma ve Öğretmen Yetiştirme İlişkisi

Kategori: makaleler

Eğitim faaliyetleri toplumsal bir hizmet üretme aracı olarak kurulmuş olan okullar aracılığı ile yürütülmektedir. Okul öğrencinin gelişim süreci içinde hala büyük bir öneme, yere sahiptir. Öğrencilerin okul dışında eğitimle verilebilecek anlayış, bilgi, beceri, alışkanlık, tutum ve davranışları alabilecekleri bir başka yer hala yok gibidir. Toplumun eğitim seviyesi geliştikçe eğitime dair hizmet veren farklı kurum, kuruluş, ortam ve mekanlar zamanla gelişecektir.

Ailenin eğitim seviyesi öncelikle eğitim sürecinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Günümüzde bir çok aile çocuğunun eğitimini okulla sınırlı bırakmamakta, hatta aile desteklemezse okulun hemen hiçbir şey yapamadığı gibi anlayışlar daha sık dile getirilmeye başlanmıştır. Özellikle eğitime dair hassasiyet taşıyan bir çok ailede devlet okulları yerine özel okullara doğru bir yöneliş görülmektedir. Bu yönelişin altında devlet okullarında sınıfların kalabalık olması, okulların fiziki imkanlarının yetersizliği, personel yetersizliği, araç gereç yetersizliği, okullardaki güvensiz ortamlar, yetkililerin duyarsızlığı gibi bir takım olumsuzluklar nedeniyle fazla bir şey yapılamayacağı yönünde olumsuz tutum ve inançlar yer almaktadır. Bu olumsuz tutum ve inançlar imkanı olan aileleri özel okullara yönlendirmektedir.

Toplumun eğitim seviyesi itibariyle yükselmesi eğitim hizmetlerinin niteliğine dair sorgulamaların da artmasına yol açmaktadır. Toplumun eğitim seviyesinin yeterince yüksek olmaması nedeniyle de eğitimin niteliğine dair geniş toplum kesimleri tarafından etkin bir sorgulamaya gidilememektedir. Bu durum okulların eğitim kalitesi konusunda da büyük bir sorgulamayı getirememektedir. Ailelerin büyük çoğunluğu okula giden öğrencisinin sınıfını geçmesi, iyi bir karne getirmesi, takdir ve teşekkür gibi belgeler alması, okulunu bitirip diploma almasını eğitimin üzerine düşeni yaptığının bir işareti olarak saymakta ve okuldan daha fazlasını beklememektedir. Eğitimin niteliğine dair değerlendirme yapabilen küçük bir azınlık ise örgütsüz, dağınık, bireysel hareket ettiği için herhangi bir etkide bulunamamaktadır.

Okulların büyük bir toplum kesimi için tek eğitim merkezi konumunda olması okulun işlevine dair önemli çalışmaların yapılmasını gerekli kılmaktadır. Toplumun eğitim ihtiyacını karşılayan merkezler durumundaki okullarda eğitim öğretim faaliyetleri öğretmenin güdümünde, yönetiminde, inisiyatifindedir. Bu durum öğretmen nitelikleri üzerinde düşünülmesini de gerektirmektedir. Öğretmen yetiştirme sistemi ülkemizde uzun yıllar boyunca sürekli değişikliklere uğramıştır. Bu değişiklikler arasında bir birlik, beraberlik, sistemli bir bakış açısı olduğunu söylemek oldukça zordur. Tersine günü birlik karşılaşılan sorunlara acil çözüm bulma endişesi ile plansız, programsız, gelişi güzel karar ve uygulamalara dayalı olarak bir şeyler yapılmaya çalışılmıştır. Eğitime dair günü birlik karar ve uygulamaların sıkıntıları hala sürmekte ve uzun yıllar da sürmeye devam edecek gibi görünüyor.

Geçmişte yapılanlar bir tarafa günümüzde yapılan uygulamaların da geçmişte üretilmiş sorunlardan ayrı, sorunsuz, sistemli, istendik şekilde olduğunu söyleyemeyiz. Üniversiteler tarafından yürütülen öğretmen yetiştirme sisteminin eğitimin yapıldığı yerler olan okullardaki sorunları çözücü şekilde olmadığı kolayca söylenebilir. Üniversiteler öğretmen adaylarına eğitim-öğretim konusunda teorik bilgiler vererek dört yıl boyunca öğretmenlik formasyonu kazandırmaya çalışıyorlar. Üniversiteden mezun olan ve öğretmenlik formasyonu aldığı kabul edilen kişileri ise ülke çapında eğitim faaliyetlerini planlama, yönetme, denetleme görevini yürüten Milli Eğitim Bakanlığı işe almaktadır. Dolayısıyla öğretmen adaylarını yetiştiren kurumlar üniversiteler iken bunları istihdam eden bir başka kurum olan bakanlıktır. Yetiştirenle istihdam eden farklı olunca bu iki farklı kurumsal yapı arasında koordinasyonun önemi çok daha fazla bir oranda artmaktadır. Öğretmen adaylarının üniversite ortamında aldıkları eğitimle kendilerine verilen formasyon, bu süreçte öğretmen adaylarının eğitime, öğretmenlik mesleğine bakışı üzerinde önemle durulması gerekiyor. Üniversite ortamında özellikle üniversitelerin öğretmen yetiştiren fakültelerinin bulunduğu yerleşim yerlerinin kalabalık nüfus yapısı, yoğun sosyal faaliyet imkanları, öğrencinin içinde bulunduğu sosyal çevrelerin çeşitliliği ile öğretmen olduktan sonra girilen ortamların sosyal çevreleri arasında dağlar kadar fark olmaktadır. Üniversite ortamında eğitim gören bir öğretmen adayı öğrenci psikolojisi içinde olarak ancak öğretmenlik mesleğine teorik bilgi düzeyinde hazırlama dışında bir hazırlığa tabi tutulmadığı için hayata atıldığında, mesleğe girdiğinde tamamen farklı bir ortamla, çevreyle karşılaşmaktadır. Bu durum öğretmenlik mesleğini yürütecek olan kişilerde büyük değişikliklere yol açmaktadır. Üniversiteler öğretmen olarak yetiştirdikleri kişilerin alanda takibini yapmamakta, dolayısı ile mezunlarının ne tür sorunlarla karşılaştığını, ürünlerinin toplum içinde ihtiyacı ne derece karşıladığını görmemekte, görememektedir. Üniversitelerin mezunlarını takip etme, alanda karşılaştıkları sorunları görerek bu sorunların çözümüne yönelik değerlendirmeler yaparak ne kadarının kendisinden kaynaklandığını, ne kadarının kendisi dışındaki unsurlardan kaynaklandığını araştırması, sorgulaması buna göre kendi iç dizaynında düzenlemeler gitmesi bilimsel bir tutumdur. Bilimsel tutumun bilimsel çalışmalar yapması gereken kurumlardan beklenmesi en doğal bir durumdur. Ancak alanda karşılaşılan öğretmenlerin, öğretmen adaylarının hemen hiç birisi bu tür bir bilgi alışverişinden, geri dönütün varlığından söz etmemektedir. Bu durum öğretmen yetiştiren yegane kurumlar olan üniversiteler için büyük bir handikaptır. Bakanlığın da bu yönde bir bilgilendirmeye, bir geri dönüt sağlamaya yönelik çalışmalar yapma imkanı varken o da yapmamaktadır. Dolayısıyla üniversiteler öğrencilerini mezun etmekte, milli eğitim de merkezi bir takım sınavlar sonucu alınan puanlara göre adayları istihdam etmekte, kendince yeniden öğretmenleri hizmet içinde yetiştirmeye çalışmaktadır. Aslında bakanlığın bu yönde etkin bir hizmet içi eğitim faaliyetinden de söz etmek mümkün görünmemektedir. Öğretmen adayları öğretmenliği meslek içinde yıllar geçtikçe deneme yanılma ile yavaş yavaş öğrenmeye çalışmaktadır. Ancak bu tür bir çabayı öğretmenliğe dair, mesleğe dair sürekli daha iyiye ulaşma endişesi taşıyanlara özgü olarak görmek gerekir. Zira öğretmenlik mesleğinin niteliğine dair istihdamcı durumundaki bakanlık tarafından öğretmenleri sürekli gözleyen, değerlendiren, geliştirmeye çalışan bir yapıdan, anlayıştan, uygulamadan söz edebilmek mümkün değildir. Öğretmenler atandıktan sonra etkin bir değerlendirmeye tabi tutulmaksızın yıllar boyu işlerini sürdürmekte, bazen hemen hiç değerlendirme yapılmaksızın emekli olmaktadırlar. Sadece tüm devlet memurlarına yönelik olarak hazırlanmış olan sicil değerlendirmeleri öğretmenler için de her yıl yapılmaktadır. Ancak bu değerlendirmelerin öğretmenlik mesleği ile hemen hiçbir ilgisi yok denebilir.

Üniversitelerin öğretmen yetiştiren kurumlarının işleyişi ise okullardaki işleyişlere yönelik olarak teorik bilgi vermeden daha öteye gidememektedir. Okul tecrübesi, staj türü bir takım uygulamalar olmakla birlikte bunlar büyük oranda yetersiz kalmaktadır. Her üniversitenin öğretmen yetiştiren biriminin yeterliliği bu birimlerde görev yapan öğretim üyesi veya elemanlarının yeterliliğine bağlı kalmaktadır. Öğretmenlik mesleğine dair hemen hiçbir tecrübesi olmayan, alanda yaşanan sorunlara tamamen yabancı kalan kişilerin bulunduğu durumlarda öğretmen adaylarının yetişmesinde büyük eksiklikler görülmektedir. Üniversitelerin bulunduğu yerleşim yerlerinde mevcut olan merkezi birkaç okulda yapılan okul tecrübesi, staj uygulamaları öğretmenlerin uygulamasına önemli bir katkı yapmamaktadır. Alanın daha yakından tanınması için mutlaka farklı yapılardaki, farklı yerleşim birimlerindeki okulların görülmesi, yakından incelenmesi, öğretmen, öğrenci, veli, yönetici ve deneticilerle etkileşime girme imkanlarının verilmesi gerekiyor. Öğretmen adayları her tür eğitim ortamını yakından görerek yetişirse eğitimin sorunlarına daha aşina olacakları için alanda da önemli sorunlar yaşamamış olacaklardır.

Eğitimin hizmet olarak sunulmasında hala önemli bir konuma sahip olan okulların istenen niteliklere sahip hizmet sunabilmesi öğretmen kalitesine, öğretmen kalitesi ise iyi bir hizmet öncesi yetişmeye, bu ise bilimsel bir tutumla çalışan üniversitelere, öğretim üyesi ve elemanlarına, işbirliğine açık bir bakanlığa bağlıdır. 

 

   Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

  Ali Hikmet DEMİR

        ahdiron4@hotmail.com
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 19/4/2009 - Eğitim Sorunları ve Toplumsal Yaşam

Kategori: egitimyonetimi

Eğitim faaliyeti toplumun insan gücünün değiştirilmesi, şekillendirilmesine yönelik olarak düşünülmüş, geliştirilmiş, sistemleştirilmiş ve işletilmekte olan bir faaliyetler bütünüdür. Bir çok değişik toplumsal faaliyetin etkisi doğrultusunda yürütülen bu faaliyete her ne kadar toplumda hemen herkes tarafından çok önemli görevler yüklenmekte de olsa etkisinde bulunduğu tüm diğer toplumsal faaliyetlerden bağımsız olarak istediği sonuçları veya kendisine yüklenen sonuçları alabilmesi mümkün değildir.

Eğitimin etkisi altında kaldığı faaliyetler denilince bir çok değişik alan düşünülebilir. Toplumsal alanda var olan faaliyetlerin hemen hepsi bilimsel çalışmalara konu olmuş alanların içine girer. Toplumsal alanda var olan hemen her faaliyet alanına yönelik olarak varlığını söylediğimiz faaliyet alanları ekonomi, hukuk, siyaset, sosyoloji, din, toplumsal baskı grupları, psikoloji gibi alanların hemen tümü eğitimi olumlu veya olumsuz bir şekilde mutlaka etkiler. Eğitim faaliyetlerini tüm bu alanlarda istenen noktaya gelmeden bu alanlardaki niteliklerden bağımsız olarak bir yerlere gelmesini beklemek boşuna bir beklentiden öte gitmez. Eğitimin tüm bu sayılan alanlarla ilgisini görmezden gelmek toplumsal gerçeklere gözünü kapatmak anlamına gelir. Eğitimin ekonomi ile, eğitimin hukuk ile, eğitimin siyaset ile ve diğer alanlarla ilişkisi olmak zorundadır. Eğitimin sadece diğer alanlarla sağlıklı bir etkileşim ve iletişim içinde olması yetmez. Eğitimin kendi içinde de sağlıklı bir yapıya, işleyişe sahip olması gerekir. Eğitim gibi bu kadar geniş alanlarla etkileşim içinde bulunan bir alanı sadece öğretmenlerin veya eğitimcilerin çabası ile bir yerlere gelmesini beklememek gerekiyor.

Ekonomik faaliyetlerdeki nitelikli çalışmalar mikro ve makro düzeyde toplumsal alanın tümünü büyük oranda etkiler. Eğitime dair yatırımlar, eğitime dair planlama faaliyetleri, eğitime dair personel, araç gereç, fiziki şartların iyileştirilmesi hep ekonomik niteliklere doğrudan bağlıdır. Ekonomi ise üretim, tüketim ve paylaşım gibi temel kavramlar çerçevesinde yürütülen faaliyetler olmakla birlikte toplumsal ve bireysel çabalarla doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla toplumu oluşturan bireylerin üretim, tüketim ve paylaşıma dair ortaya koydukları çabalar ne kadar nitelikle olursa ekonomik alandaki kazanımlar geliştiği gibi ekonominin doğrudan doğruya etkisi altında olan eğitimde de aynı oranda gelişecektir. Dolayısıyla eğitime dair endişeler taşıyanların eğitimin ilgili olduğu alanlara da aynı şekilde ilgi duyması gerekiyor.

Eğitimin üzerinden siyasetin etkisinin kalkması gerektiğine dair dile getirilen bir çok görüşle hemen her zaman karşılaşmak mümkündür. Okurlar arasında da bu düşüncede olan bir çok kişinin olduğuna inanıyorum. Ancak toplumsal yaşamın düzenlenmesi konusunda doğrudan doğruya etki ve yetkiye sahip siyaset kurumun yine toplumun geleceğine dair çalışmalar yapması gereken bir alan olan eğitimden uzak kalmasını beklemek de yine toplumsal alanın tanınmamasına dair bir göstergedir. Siyaset toplumda her alanla ilgilenmek zorunda olduğu gibi eğitimle de ilgilenmek zorundadır. Toplumun siyasal hedeflerine yön veren siyaset kurumunun toplumun yarınına yönelik yapı taşı olan bireyleri şekillendirme görevini yürüten eğitimden uzak kalmasını beklemek anlamsızdır. Bu yönüyle siyasetin eğitimle de ilgilenmesi gerekir. Ancak siyaseti günlük parti hizipleşmeleri, parti içi ve partiler arası iktidar mücadeleleri olarak algılayıp da eğitimle siyaset ilişkisin düşünmek elbette istenmeyen bir durum olabilir.

Eğitim faaliyeti toplumsal gücün niteliğine yönelik bir şekillendirme faaliyeti olduğu için toplum içinde yer alan tüm baskı gruplarının da ilgi alanı içine girmektedir. Ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel ve daha diğer bir çok gruplar eğitim aracılığı ile toplumun geleceğine etki etmeye çalışırlar. Bu nedenle eğitimin bu baskı grupları ile ilişkisinin de mutlaka bilinçli bir şekilde ele alınması gerekir. Demokrasi anlayışının gelişmesi ile birlikte geçmişte yaşanan güç mücadeleleri bu gün şekil değiştirmiş durumdadır. Toplumsal hayatın içinde varlığını güçlü bir şekilde göstermek isteyen her düşünce şekli örgütlenmekte, bu örgütler aracılığı ile diğer kurumsal yapıları etkilemeye çalışmaktadır. İletişim imkanlarının üst safhaya çıktığı günümüzde toplum içinde yoğun bir çatışma da vardır. Bu çatışmanın varlığını doğal karşılamak gerekiyor. Geçmişteki çatışmalar savaş-barış çizgisinde yürütülürken günümüzde soğuk, gizli, barışçı görünümde ama çatışmacı bir anlayışla yürütülmektedir. Silah, kaba kuvvet gibi unsurlar yerini bilgi, teknoloji, etki, ekonomik güç unsurlarına bırakmıştır. Demokratik toplum yapısı içinde bireyler arasında birlik, beraberlik, ortak bir anlayış, bakış açısı, hoş görü, güç birliği gibi bir çok değişik alanda birlik oluşturabilen toplumlar her alanda potansiyellerini birleştirerek önemli bir güç haline gelebilirken parçalanmış, güven bunalımının yoğun bir şekilde yaşandığı topluluklarda ise güç kaybı, çatışma, endişe, korku, içe kapanma gibi duygular gelişmektedir. Bu durum eğitimin önemini daha da artırmaktadır.

Hukuk sistemleri toplumsal hayatı etkileyen ve devlet desteğinde var olan yapılar olarak toplumun içindeki adalet duygusunun ayakta kalmasını sağlarken eğitim faaliyetlerini de doğrudan etkilemektedir. Eğitim sistemi yasal bir çerçeveye bağlı olarak işlemek zorundadır. Yasal çerçeve hukuk sisteminin doğrudan doğruya çalışma alanı içinde yer alır. Eğitim sistemini kurup işletenlerin hukuk bilgisi, hukuk duyarlılığı, hukuk algıları eğitim sistemini ve bu sistemin içinde bulunanları doğrudan doğruya etkiler. Eğitimin yapısını belirleyen hukuki çerçeve toplumsal yaşamdan güç aldığı oranda meşruiyetini güçlendirir. Toplumsal yaşamla uyumu artacağı için toplum nezdinde kabul edilirlik katsayısını artırır. Bu da eğitimin hukuki dayanağını güçlendirir.

Eğitimin konusu olan bireyin iç dünyasını konu alan psikoloji, toplumsal yapı içinde var olan tüm kurumsal yapıların, grupların anlayışını, bakış açısını irdeleyen sosyoloji, toplumun kültürel unsurlarından manevi kültür unsurlarının şekillendirilmesinde önemli bir etkiye sahip olan din gibi alanlar hep eğitimle ilgili olarak mutlaka dikkate alınması gereken alanlardır. Toplumsal anlayışın şekillendirilmesinde son yıllarda büyük bir gelişme gösteren medyanın da eğitimle ilgisinin unutulmaması gerekiyor.

Saymaya çalıştığımız tüm unsurlar eğitimin dışında var olan ve eğitimi doğrudan doğruya etkileyen önemli parçalar olmakla birlikte eğitimin kendi iç yapısından kaynaklanan sorunların öncelikle ve acilen ele alınması gerekiyor. İyi işleyen bir ekonomi, hukuk, siyaset ve diğer alanlara karşın sürekli sorun üreten bir eğitim sisteminden iyi sonuçların ortaya çıkmasını beklememek de gerekiyor. Eğitim kendi içinde iyi bir işleyişe sahip olursa diğer alanlardaki sorunlardan daha az etkilenir. Eğitimin iç dinamiklerinden sorunlar çıktığı durumlarda dıştan gelen etkiler bu sorunları daha da büyütür.

 

Soru, Görüş ve Eleştirileriniz için….  

                        Ali Hikmet DEMİR

                 ahdiron4@hotmail.com
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 5/4/2009 - Öğretmen, Öğrenci, Okul ve Eğitim Sistemi Etkileşimi

Kategori: Okullar

Öğrenci her gün evinden çıkıp okula gelir. Sınıflara girer, kendileri için ayrılmış yerlere oturup sınıfa gelen öğretmenin söylediklerini okul saati bitene kadar ses çıkarmadan dinler, uygular. Bu süre içinde ders saatleri dışında verilen teneffüs zamanlarında bahçeye çıkıp gönüllerince koşup oynamaya, arkadaşları ile ortak bir şeyler yapmaya fırsat bulurlar. Bu süreler içinde öğrenciler kendi başlarına kalırlar. Bu süre içinde ne yaparsa tamamen kendi içinden gelenleri yapar. Öğrenci olarak bulunduğu okulda diğer öğrencilerin yaptıklarından da büyük oranda etkilenirler. Küçük bir toplum örneği olan okulda gerçek anlamda toplumsal etkileşim teneffüs saatlerinde, sınıflarda, koridorlarda, bahçede kısaca öğrencilerin bulunduğu, öğretmen, idareci ve diğer yetkili kişilerin bulunmadığı her yerde yaşanır. Bu sürede yaşanan toplumsallaşma okul saatleri içinde çok küçük bir zamanı kaplar. Teneffüs saatleri dışındaki diğer zamanlar ise öğrencilerin sınıf ortamında öğretmen kontrolünde daha çok eğitim öğretim faaliyetleri olarak nitelenen faaliyetlere ayrılmıştır. Öğretmen kontrolünde sınıf içinde yapılan eğitim öğretim faaliyetlerinin öğrenciye kazandırdıklarının niteliğine dair eğitimciler bir çok değerlendirme yaparken öğrencilerin kendi başlarına kaldıkları, doğal bir etkileşim ortamında kazanımlar edindikleri ve toplumsallaşma sürecinde sınıf içi etkinliklere göre çok daha etkili ve kalıcı izli etkilere sahip olan kısma fazla dikkat edilmez.

Okula dair yapılacak değerlendirmelerde öğrencilerin neyi, ne zaman ve ne derece edindiğinin takibi yapılması okulun işlevlerini yerine getirme düzeyini belirlemede de önemlidir. Okulun varlığı, öğrencilerin okula gelip gitmesi, gördükleri derslere ilişkin aldıkları notlar ve bu notların gösterildiği karnelerin düzenlenmesi, okulun sınıflarının sırayla bitirilmesi, sonunda da diploma alınıp okuldan mezun olunması, mezuniyet belgelerinin düzenlenmesi eğitim sisteminin iyi işlediğinin, okulun işlevlerinin yerine getirildiğinin göstergesi olarak en alt düzeydeki verilerdir. Bu tür veriler eğitim sisteminin iyi işlediğine, eğitim faaliyetlerinin gerçek anlamda amaçlarına ulaştığına ilişkin olarak bir değerlendirmeye dayanak teşkil edemez. Etmemelidir. Bunlar eğitim faaliyetlerine ilişkin şekle yönelik bir takım verilerdir. Şekle bakarak yapılacak değerlendirmeler her zaman yanıltıcı olur. Eğitim sisteminin verimine, eğitim yatırımlarının toplumun iyiliğine yönelik olarak harcandığına ilişkin çok daha önemli, can alıcı verilere ihtiyaç duyulmaktadır.

Okula gelip giden öğrencilerin okuldan ne kazandığını bilmek okulun işlevlerini yerine getirip getirmediğini bilmek anlamına da gelir. Okulda yapılan faaliyetlerin niteliğine ilişkin değerlendirme yapmak okulun bahçesi, sınıfları, koridorları ve diğer bölümlerinde neler yapıldığını bilmekle mümkün olabilir. Bu ise sadece istatistiki verilere yansıyan sayılara bakılarak yapılamayacak kadar zordur. Öğrencinin okulda, ders saatleri içinde ve ders saatleri dışında yaptıklarına, edindiklerine bakılması gerekir. Sınıf içi eğitim öğretim faaliyetleri, sınıf dışı öğrenci-öğrenci etkileşimi, öğrenci-yönetici, öğretmen-öğretmen, öğretmen-yönetici etkileşimine bakmak gerekir. Tüm bu etkileşimlere bir yazı çerçevesinde bakabilmek imkansız derecede zordur. Bu nedenle bu etkileşimler içinde öğrenci-öğretmen etkileşiminin sınıf içindeki boyutunu ele almaya çalışacağım. Zira öğretmen öğrenci etkileşimin okul içi ve okul dışı olmak üzere değişik yönleri vardır. Okul içinde de ders içi ve ders dışı değişik boyutları vardır. Tümüne genel bir bakışla değerlendirme yapmak yanıltıcı olabilir.

Sınıf içi eğitim öğretim faaliyetlerinde öğretmen hakimiyeti hissedilir oranda güçlüdür. Öğrenci sınıf ortamında öğrenen, dinleyen, şekillendirilen, etkilenen, edilgin konumda bulunan bir biçimlendirme sürecine tabi tutulur. Bu süreçte her ne kadar öğrenci merkezli eğitimi önemseyen program düzenlemeleri yapılsa da öğretmenin başrolünde bir değişiklik, eksiklik görülmez. Öğretmen programın kendine verdiği role rağmen sınıfta, kapalı kapının ardında öğrenci ile baş başadır. Bu etkileşimde öğrencinin öğretmeni yönlendirmesi, etkilemesi, değerlendirmesi beklenemez. Öğrenci yaşına, bulunduğu öğretim kademesine göre öğretmenin sınıf içindeki rolünü oynaması konusunda zihninde bir değerlendirmeye sahip olsa da bunu sınıf içinde öğretmene karşı açık bir şekilde dile getirmez. Zihninde var olan bakış açısına göre öğretmenine davranır, onun söylediklerini elinden geldiği kadarıyla yerine getirmeye çalışır. Ancak zihninde var olan öğretmene dair fotoğrafı arkadaşları dışında kimseyle paylaşmaz. Eğitim sistemini düzenleme gücüne sahip olan üst birimler de hiçbir zaman sınıf içindeki öğretmenin durumuna ilişkin öğrenciye fikrini sormaz. Bu durum sınıf içinde yapılan eğitim öğretim faaliyetlerine ilişkin sağlıklı bir değerlendirme yapılmasının önünde önemli bir eksiklik, handikap, engel olarak durmaktadır.

Öğretmenin sınıf içi çalışmalardaki rolünü etkin oynamasının öğrenci gelişimine olumlu veya olumsuz büyük bir etkisi vardır. Özellikle küçük sınıflarda bu etkinin önemi çok daha fazladır. Öğrencinin yaşı büyüdükçe öğrenme eksikleri konusunda kendince değerlendirmeler yapıp önlemler alması beklenmekle beraber yaşça küçük olan öğrenci gruplarında öğrencinin böyle bir değerlendirmeyi yapması beklenemez. Öğrenci küçük yaşlarda her zaman almaya hazır, yönlendirmeye açık, kendine yapılacak rehberliğe büyük oranda ihtiyaç duyan bir durumdadır. Bu nedenle küçük yaşlarda eğitim faaliyetlerine tabi tutulan öğrencilerin öğretmenlerine yönelik yapılacak değerlendirme çalışmaları ile büyük yaşlarda eğitime tabi tutulan öğrencilerin öğretmenlerine yönelik yapılacak değerlendirme çalışmaları arasında farklılık olması gerekir.

Bu farklılığın farkına öncelikle eğitim sistemini düzenleme yetkisine, gücüne sahip olanların varması gerekir. Bu farklılığa göre de öğretmen değerlendirmesinde değişik uygulamalara yer verilmesi gerekir. Eğitim sistemimizde toptancı bakışa rağmen bunun kısa sürede hayata geçmesini beklememek gerekiyor. Öncelikle bu konuda bir bilinç oluşması gerekiyor. Bilinç oluşmadan uygulamanın hayata geçmesini beklemek hayalden öte bir anlam ifade etmemektedir.

 

Görüş ve önerileriniz için….

    Ali Hikmet DEMİR

      ahdiron4@hotmail.com

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/3/2009 - Eğitim Sisteminin Etkin İşlemesi ve Toplumsal Bilinç

Kategori: makaleler

Toplu halde yaşama zorunluluğunun bir sonucu olarak ortaya çıkan sayısız kurumsal yapılar toplumsal hayatın içinde bir ihtiyacı karşıladıkları sürece işlevlerini ve varlıklarını sürdürmeye devam edebilirler. Toplumsal hayatın içinde sayısız farklı alanda etkinlikler, oluşlar, olaylar, olgular vardır. Bu sayısız etkinlik, oluş, olay ve olgu toplumsal hayatın karmaşası içinde varlığını sürdürürken değişik kurumsal yapıların görev veya ilgi alanı içine girer. İnsanın bilgi düzeyine, algılama alanının genişliğine bağlı olarak bunların farkına varılır veya varılmaz. Farkına varılan etkinlik, oluş, olay ve olgular insanların birey olarak veya toplu olarak yaşamlarını az veya çok etkiler. Toplumun içinde yaşamlarını devam ettiren bireyler de bilgi ve algılama düzeylerinin derecesine göre bu etkinlik, oluş, olay ve olguların değişik düzeylerde farkına varırlar. Toplumların gelişmişlik düzeyleri bu farkındalık düzeyine bağlı olarak değişir. Gelişmiş bir toplumsal düzeyde bulunan toplumlarda bireylerin farkındalık düzeyi yüksek iken düzey itibariyle düşük olan toplumlarda bu düzey daha aşağılardadır. Toplumu oluşturan bireylerin farkındalığını geliştirmede medya, eğitim, iletişim imkanları gibi bir çok farklı unsur işe sokulabilir. Eğitim kavramı bu farkındalığın yükseltilmesinde oldukça önemli bir yere sahip olmakla birlikte tek başına istenen sonucu alabilmesi mümkün görünmemektedir.

Eğitim kavramının içine çok değişik alanların, unsurların dahil olduğunu kabul etmekle birlikte okulda eğitim kavramı toplumda hemen herkes tarafından eğitim denilince ilk akla gelen bir kavramdır. Aslında eğitim kavramı toplumsal, bireysel, planlı veya plansız, örgün veya yaygın, belli dönemlere yönelik veya genel anlamda herkesi içerecek şekilde yaşamın hemen her dönemi için söz konusudur. Ancak toplumsal yaşamın içinde ve bireylerin kendi öz iradelerine yönelik olarak yapılabilecek eğitim faaliyetlerinden hareketle toplumsal farkındalığı oluşturacak şekilde eğitime etki edebilmek, eğitim kavramını bu geniş kapsamıyla ele almak çalışma alanını büyük oranda genişletir, karmaşıklaştırır dolayısıyla da fikir üretmeyi güçleştirir. Sonuçta eğitim kişilerin kendi inisiyatiflerine bağlı olarak her dönemde yapılabilir. Ancak bireysel yönü ağır basan böyle bir yaklaşımla topluma etki eden bir unsur olarak eğitime dair bir şeyler söylemek zorlaşır. Bu nedenle eğitim denilince okuldaki eğitim kavramının üzerinde durarak fikir üretmek daha sonuç alıcı bir yaklaşım olacak gibi görünmektedir. Sonuçta okulda eğitim yarının büyüklerini oluşturacak olan çocuklara yönelik olarak yapıldığı için toplumsal yönü de vardır. Üstelik okulda eğitim kavramından hareketle üzerinde çalışılabilecek somut bir sistemle de karşı karşıya gelinmiş olunur. Aksi takdirde bireysel boyutta her şahıs kendi anlayışına uygun olarak eğitimi kendini geliştirme anlamında ele alabileceği için tek tek bireylerle karşı kalınır ki bu anlamda çalışma alanımız soyutlaşır. Bu soyutluktan kurtulmak için okulda eğitim diyerek alanımızı biraz daha sınırlandırmış, somutlaştırmış oluyoruz.

Eğitimciler okulda eğitim faaliyetlerinde başarı için okul, aile  ve çevrenin işbirliğinin önemli olduğunu söylerler. Okul aile ortamında çıkarak gelen çocuk üzerinde çalışırken çocuğu içinden çıkarak geldiği sosyal ortamdan soyutlayamaz. Bu soyutlama yapılamadığı için okuldaki başarı büyük oranda okulda yapılacak çalışmalar yanında aile ve çevrenin yapısına bağlıdır. Okulda eğitimin istenen niteliklere sahip olmasını okul dışında aile ve çevre önemli ölçüde etkiler ancak bu okulda eğitimin tamamen diğer iki unsurun etkisi altında kaldığını, aile ve çevreye rağmen okulda eğitimin hiçbir şekilde etkisinin olmayacağı anlamına gelmez. Aslında üç unsur birbirine bağlı olduğu kadar birbirinden bağımsız bir yapıda da bulunur. Okul, aile ve çevrenin mükemmel uyumu sonucunda okula gelen öğrenci istenen niteliklere sahip olarak yetişir. Bu üç unsur arasında okul diğer iki unsura göre daha formal bir yapı içinde yer alır. Okul sadece eğitim öğretim faaliyetine yönelik olarak kurulmuş bir toplumsal hizmet kurumu olduğu için diğer iki unsura göre daha özel bir çalışma alanına sahiptir. Aile ve çevre bu yönüyle bakıldığında daha karmaşık, daha çeşitli ilişkilerin, etkileşimlerin etkisinde kalır. Okulun bu formal yapısının bir sonucu olarak okula dair söylenebilecek hususlar diğer iki unsura yönelik olarak söylenebilecek hususlara göre daha fazla etki yaratabilir. Okul bir eğitim sisteminin içinde yer alır. Bu eğitim sisteminin nitelikli işleyişi okul işleyişini de doğrudan etkiler. Aile ve çevreye yönelik yapılması gereken çalışma alanları çok da bağımlı, sınırlı alanlar değildir. Aile ve çevreye yönelik yapılabilecek çalışmalar çalışma yapmaya niyetlenen kişilerin elini ayağını daha kolay bağlar. Aile ve çevreye yönelik etki edebilme imkanı çok daha sınırlıdır. Oysa okul formal bir yapının parçası olarak var olduğu için okula yönelik yapılacak değerlendirmeler, çalışmalar çok daha kolay olabilir.

Bu nedenle toplumsal anlamda farkındalığı geliştirmede okulda eğitim üzerinde durulması daha pratik sonuçlar verebilir. Okul toplumsal güç unsurlarının etkisinde olarak varlığını sürdürür. Topluma yönelik bir şeyler söyleme düşüncesinde olanlar okulda eğitim kavramına yönelik yapacakları değerlendirmeler aracılığıyla toplumsal güç odaklarına yol gösterebilir. Okulda eğitimin niteliğinin geliştirilmesi sayesinde toplumsal yaşamda farklılıklar oluşturulabilir. Toplumsal güç odakları da okullar aracılığıyla toplumsal dönüşüme olumlu bir katkıda bulunabilir. Okul parçası bulunduğu eğitim sisteminin niteliğine bağlı olarak daha kolay şekillendirilip yönlendirilebilir. Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar tamamen ortadan kalktığı takdirde toplumsal değişimin önemli bir parçası olan okullar da daha nitelikli hale gelebilir. Ancak eğitim sistemi sorunlu olursa aile ve çevrede var olan sorunlar daha da kökleşir. Toplumsal yaşama yönelik bir şeyler yapma iddiasında olan bir güç önce elinde bulunan araçları istendik şekilde ve etkili kullanabilir hale gelmiş olması gerekir. Toplumsal güç odaklarının en büyüğü olan devlet bu yönüyle elinde bulundurduğu eğitim sisteminin niteliğini geliştirmeli, eğitim sisteminde sorunlu alanları en aza indirmelidir. Eğitim sisteminde yaşanan sorunlu alanlara yönelik diğer yazılarda buluşmak dileğiyle..

 

 

Görüş ve önerileriniz için….

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 2/3/2009 - Eğitimin Toplumsal İşlevi Ve Bireysel Çaba İlişkisi

Kategori: makaleler

Toplumsal alanda eğitim, sağlık, adalet, ekonomi gibi bilimsel çalışmalara konu olmuş bir çok insana özgü faaliyet vardır. Toplum nezdinde yaşanan olayların tümünü tam anlamıyla tanımlamak oldukça güçtür. Zira insan davranışları bireysel olarak çok karmaşık olduğu gibi toplumsal düzeydeki insan davranışları bundan daha karmaşıktır. Konu olarak ele aldığımız eğitim kavramı da birey ve toplumu doğrudan ilgilendirmektedir.

Toplumu oluşturan bireyler olsun, aileler olsun eğitimi en üst düzeyde talep ediyor, kendileri veya çocukları adına eğitimden yararlanmanın her yolunu arıyorlar.

Eğitime dair görüş alışverişi yapılmasını sağlayacak ortamların bulunması eğitime dair konuların toplum nezdinde tartışılmasına, eğitime dair hususların düşünülmesine, bu konularda var olan olumlu veya olumsuz her şeyin ortaya konulmasına katkı sağlayacaktır. Bu ise eğitime zarar değil yarar getirir. Herkes kabul eder ki toplumun gündemine giren her sorun, bir şekilde çözülmeye çalışılır, toplumun zihninde canlılığını korur.

Bugün eğitime dair yapılan tartışmalar toplumsal değişimi doğrudan ilgilendirmektedir. Dolayısıyla tüm toplumu ilgilendirmektedir. Bu nedenle son yıllarda eğitim alanı insan mühendisliği/toplum mühendisliği biçiminde nitelendirilmektedir.  

Günlük yaşantımız içinde eğitimin önemine daima vurgu yapıldığına hemen her ortamda şahit oluruz. Akan trafikte olumsuz bir davranışla karşılaşınca eğitimsizliğe bağlarız, bir sırada beklerken sıraya girmeyen birini görürsek yine eğitimsizlikten bahsederiz. Yolsuzluklar, haksızlıklar, yanlışlıklar kısaca hemen her olumsuz durum eğitimsizliğe bağlanır. Adeta eğitim her şeyin çaresi, her şeyi çözen sihirli bir değnek olarak görülür ve olumsuzluklar karşısında herkes suçu eğitime atar.

Eğitim hakkında yediden yetmişe hemen herkesin az çok bir fikri vardır. Bunun bir nedeni de toplumda hemen herkesin hayatının bir döneminde eğitimle bir şekilde muhatap olmasıdır. Yani herkesin eğitime dair yaşanmış bir tecrübesi vardır. Yaşanan bu tecrübe herkese eğitime dair konuşma imkanı verir. Peki hemen herkesin bir şekilde eğitime dair edindiği bu tecrübe yeterli midir?...                                                                                    Eğitim kavramının içeriğine baktığımızda çok geniş bir alanla karşılaşırız. Bu geniş alanda eğitim denilince neyin anlaşılması gerektiği, ne anlatılmak istendiğinin iyi belirlenmesi gerekir. Eğitim alanının o kadar çok değişik alt dalları, ilgili alanları vardır ki eğitime dair yapacağımız bir fikir üretimi çalışmasında doğru sonuçlara ulaşabilmek için tüm bu alanlardan haberdar olmak gerekir. Aksi takdirde dar bir çerçevenin içinde yararsız, gereksiz bir kısır döngüden kurtulmak, bir sonuca ulaşmak mümkün olmaz.

Bu kadar önemli bir yere oturtulan eğitim kavramının toplumda herkes tarafından doğru bir şekilde algılandığını söylemek fazla iyimser bir bakış açısıdır. Eğitim denilince toplumda hemen bir çok kişinin aklına okulda yapılan eğitim gelir. Oysa okulda yapılan eğitimle tartışmalarda dile getirilen ve şart olarak görülen eğitim aynı düzey, kapsam ve içerikte yer almaz. Bir çok kişinin aklına gelen okulda eğitim sınırlı bir zamanda, belirlenmiş bir program doğrultusunda, çoğu zaman yetişmiş uzman elemanlar aracılığıyla yürütülen, belli yaş gruplarına yönelik olarak yapılıp sonunda diploma türü bir belgelerin verildiği faaliyetler katılanların edilgin, pasif kaldığı faaliyetler olup kişisel iradenin çok da ön plana çıkamadığı, çıkarılamadığı eğitim faaliyetleridir. Böyle bir eğitim faaliyeti ile toplumsal alanda büyük değişikliklerin sağlanabilmesi mümkün değildir.

Toplumsal hayatta yaşanan sorunların çözümüne yönelik eğitim faaliyetleri daha çok okul dışı zamanlarda, kişilerin etkin olduğu, kendi kendine öğrenme faaliyetine yönelik çalışmalardır. Bu ise içinde bulunduğumuz toplumda hiçbir toplumsal, resmi veya sivil kurumun görev alanına girmemektedir. Toplumun tümünü kapsar düzeyde bir çalışmanın sivil ve resmi bir kurumun görev alanına girebilmesi de aslında mümkün değildir. Sivil ve resmi kurumlar veya örgütler daha çok kendileri için belirlenmiş amaçlar doğrultusunda görevlendirilen kişiler aracılığıyla ve tanımlanmış görevlerin yerine getirilmesi şeklinde çalışırlar. Bu tür bir yapıda bireylerin dışardan yönlendirilmesi söz konusudur. Toplumsal yaşamın içinde yer alan tüm bireyleri böyle bir yapının içine sokabilmek mümkün değildir.

Kişilerin etkin olduğu, kendi kendine öğrenme faaliyetine yönelik çalışmalar kişisel inisiyatife bağlı olduğu için kişilerin kendi iç dinamiklerinin büyük rolü bulunmaktadır. Kişisel inisiyatife dayalı eğitim kavramının içine yaşam boyu öğrenme kavramı girmektedir. Yaşam boyu öğrenmeyi kişisel öğrenme, kişisel olarak kendini geliştirme şeklinde düşünmek gerekmektedir. Kişisel gelişim kavramı toplumda her birey tarafından yaşamının önemli bir ilkesi haline getirilmesi gerekmektedir. Ancak bu gereklilikte inisiyatifin bireylere bağlı olduğunu unutmamak gerekiyor.

Toplumu oluşturan bireyler ne kadar çok bu inisiyatifi eline alıp etkin bir şekilde kullanırsa toplumsal eğitimin niteliği de o kadar yükselecektir. Bu durumda eğitimin niteliğine yönelik sonuç almada her bireye büyük işler düşmektedir.

 

Ali Hikmet Demir

Eğitimci

(ahdiron4@hotmail.com)
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/2/2009 - Zorunlu Bölge Uygulaması ve Sorunlar

Kategori: egitimyonetimi

Zorunlu bölge uygulaması önceleri iller düzeyinde iken daha sonra ilçeler düzeyine indirildi. Böylece iller arası farklılıklar çok daha adil bir şekilde dikkate alınmaya başlanmış olundu denebilir. Ancak uygulamada görülen aksaklıklar dikkatle incelendiğinde aslında ilçeler düzeyinde yapılan düzenlemenin de yeterince adil olmadığı görülmektedir. Ülkemiz yer yüzü şekilleri çok farklı özellikler göstermektedir. Yerleşim yerlerinin düzenlenmesi değişik şartlara, ihtiyaç durumlarına göre yapılırken doğal olarak tüm şartları aynı anda karşılaması beklenemez. Yerleşim yerlerinin sınırlarının belirlenmesinde konulmuş kriterlerin neler olduğu belli olmadığı için yapılan düzenlemelerin yanlış veya doğru olduğu yönünde görüş ortaya koymak zor görünmektedir. Bu nedenle mevcut şartlara göre bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. İller ilçelere, ilçeler köylere ve köy altı yerleşim yerlerine kadar değişik biçimlerde yerleşim birimleri ile karşı karşıya kalınmaktadır. İlçelerin yer yüzü şekilleri de tıpkı ülkenin yer yüzü şekilleri gibi çok değişik özellikler göstermektedir. İlçe içinde dağlık, ovalık yerler, ulaşım imkanları iyi olan ve olmayan yerleşim yerleri bulunmaktadır.

            Zorunlu görev uygulaması iller düzeyinde iken illerin sosyo ekonomik durumlarının benzerliğine göre bir gruplandırma yapılıyordu. Oysa iller merkez itibariyle sahip oldukları imkanlarla çevre itibariyle sahip olunan imkanlar aynı düzeyde olmuyordu. Bu nedenle il düzeyinde bir gruplamanın yeterince adil olmadığı görüldü. Çok gelişmiş il durumunda olan yerleşim birimlerinin çok zor şartlara sahip ilçeleri bulunuyordu. Bu nedenle de il merkezi ile ilçelerde çalışanlar arasında bir dengesizlik, haksızlık, adaletsizlik oluyordu. Bu olumsuzlukların giderilmesi için zorunlu bölge uygulaması ilçelere kadar indirgendi. Ancak mevcut durumda bunun da yeterli olmadığı görülmektedir. Aynı ilçe içinde öyle yerleşim yerleri bulunuyor ki birisi ulaşım yolları üzerinde iken bir başkası çok daha olumsuz şartlarda bulunabiliyor. Daha önce il merkezlerinin zorunlu bölge kapsamında olduğu dönemde yaşanan sorunların aynısı şu anda ilçeler düzeyinde yaşanmaya devam ediyor. Yaşanan sorunların alanı kısmen daraltılmış da  olsa istenen çözüme ulaşılamamıştır.

Yapılması gereken zorunlu bölge uygulamasının okullar düzeyinde ele alınmasıdır. Okullar düzeyinde yapılacak düzenlemede olumsuz şartlara sahip olan yerleşim biriminde bulunan okul aynı çevre içindeki sosyo kültürel yapıdan bağımsız olamayacağı için görev yapan personel arasında dengesizlik, adaletsizlik, haksızlık olmamış olacaktır. Bunun sağlanması, uygulanması e okul uygulamalarının yaygınlaştığı bir dönemde zor değildir. Her personel içinde bulunduğu şartlara göre zorunlu bölge çalışmasını yapmış olacaktır.

Zorunlu bölge uygulaması bölgeler arası dengesizliğin giderilmesi için uygulanmaya çalışılıyor. Ancak eğitim faaliyetlerinde uygulamada yaşanan sorunların da görülmesi ve çözüme kavuşturulması için önlemler alınması gerekiyor. Okullar düzeyine indirgenecek bir zorunlu çalışma yükümlülüğü sonrası okulların norm kadroları üzerinde de önlemler alınması gerekiyor. Uygulamada zorunlu bölge kapsamında bulunan yerleşim yerlerinde bulunan okulların kadrolarının sanal olarak büyütülmemesi de gerekiyor. Uygulamada kurumların daha fazla personeli istihdam etmesi için sanal veya uygun olmayan düzenlemelerin önüne geçilmesi gerekiyor. Norm kadro bilindiği gibi okuldaki ders yüküne göre personel istihdamını düzenleme amacıyla getirilmiş bir uygulama. Bu uygulama plansız, sistemsiz bir personel istihdamının önüne geçmek amacıyla getirildi. Bu yönüyle personel politikalarının sağlıklı bir zemine oturmasına önemli katkılarda bulundu denebilir. Okuldaki ders yükünü belirleyen unsur şube sayısıdır. Norm kadro uygulamasını sekteye uğratan olumsuz uygulamalardan birisi gelişigüzel şube oluşturmadır. Okulda bulunan öğrenci sayısına göre oluşturulabilecek şube sayısına ilişkin bir kriter konmadığı veya etkin bir şekilde böyle bir kriter kullanılmadığı takdirde okullar veya okulların bulunduğu ilçe yönetimleri şubelerin sayısını keyfi olarak artırmakta veya azaltmaktadır. Şube sayısının kritere dayanmaksızın artırılması veya azaltılması kurumda bulunacak personel sayısına doğrudan etki etmektedir. Otuzun altında bile olsa iki veya üç şube oluşturan okullarda sanal bir iş gücü oluşturulmuş olmakta bu da sistemin istismar edilmesine yol açmaktadır. E okul uygulamalarının etkin bir şekilde uygulandığı eğitim sistemimiz içinde bu anlamda bir önlem almak zor değildir. Okullara veya ilçe düzeyindeki yöneticilere ikinci bir şubenin oluşturulması için konulacak kriterlere sıkı bir şekilde uyulmasını sağlamak merkez karar organlarının elindedir. Otuzun altında öğrenci bulunan bir okulda aynı şubeden ikinci bir tanesinin açılması zorunlu görev kapsamına giren personel sayısını artırma yönünde bir yarar sağlayabilir. Ancak sistemin dengesini bozan, kişilere fayda sağlarken topluma zarar veren bir uygulamadır. Bu anlamda mutlaka acil önlem alınması gerekmektedir.

 

Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/2/2009 - Toplumsal Eğitime Olan İhtiyaç

Kategori: makaleler

Toplumu oluşturan bireylerin iyi yetiştirilmesi gerekiyor. Bunun için de herkese düşen görevler var. Ancak toplumu oluşturulan bireylerin eğitilmesi denilince hemen herkesin aklına okulda eğitim geliyor. Ancak okulda yapılacak eğitimle bireylerin her yönden yetiştirilebilmesi mümkün görünmemektedir. Zira okullar formal eğitim kurumları olarak kendileri için belirlenmiş eğitim programları doğrultusunda faaliyet yapmak zorundadır. Eğitim programlarının içeriği de öğretim kademelerinin durumu dikkate alınarak daha çok akademik düzeyde öğrenme öğretme süreçlerine yönelik olarak düzenlendiği görülmektedir. Bir başka deyişle okullarda her sınıf için belirlenmiş bir müfredat vardır. Her sınıfın müfredatını uygulamakla görevli sınıf veya branş öğretmenleri bulunmaktadır. Bu öğretmenler kendilerine verilmiş olan müfredatın dışına çıkma hak ve yetkisine sahip olmadıkları gibi buna zaman da bulamamaktadır. Sınıflardaki öğrenci sayılarının kalabalık olması, branş öğretmenlerinin bir çok sınıfa derse girmesi, öğretmenlerin yoğun müfredat yanında okulun yönetim ve öğrenci kişilik hizmetleri, rehberlik gibi diğer işlerine yönelik yapmaları gereken sorumluluklarının fazlalığı gibi hususlar da öğretmenleri bunaltmaktadır. Bu durumda öğretmenler müfredatın yetiştirilmesini dahi ancak gerçekleştirmeye çalışırken bunun dışındaki diğer işlere zaman bulamamaktadır. Okulda öğrencilerle birebir etkileşime giren başka bir eleman da olmadığı için öğrencinin sadece okulda mükemmel bir şekilde yetiştirilmesi mümkün görünmemektedir.

Okulun dışında değişik unsurların toplumsal eğitime dahil olması gerekmektedir. Ancak anayasa ve diğer yasaların eğitim öğretim faaliyetleri devletin kontrolünde ve milli eğitim bakanlığı tarafından yapılır şeklinde getirdiği düzenlemeler bu alanı milli eğitim bakanlığı dışında bir başka organizasyona kapatmaktadır. Milli eğitim bakanlığı makro düzeyde eğitime dair göstergeleri geliştirme çabaları yanında toplumsal eğitime yönelik kapsamlı, planlı, sistemli bir çalışmaya girişememektedir. Okulların yapamadığı, milli eğitim bakanlığının da zaman ve fırsat bulamadığı toplumsal eğitim faaliyetleri usta çırak ilişkisi biçiminde devam edip gitmektedir. Oysa gelişmiş toplumlarda özellikle toplumsal eğitim faaliyetleri sadece merkezi bir otoritenin eline bırakılmamakta, sivil inisiyatife de hareket imkanı verilmektedir. Ülkemizde alaylı mektepli diye eleştirilen Osmanlı Dönemi eğitim şekli toplumsal eğitim düzeyinde halen aynen devam etmektedir.

Toplumsal eğitim denilince ne demek istendiğinin de ortaya konulması belki daha açıklayıcı olabilir. Toplumu oluşturan bireyler aile ortamında doğup, büyür, gelişirler. Okul çağına gelinceye kadar çocuk aile ve yakın çevresinin kendisine verdiği anlayış, değer yargısı, davranış kalıpları dışında hiçbir farklı, sistemli örnekle karşılaşmaz. Aileyi kuran bireylerin anlayışları ne düzeyde ise çocukların anlayış düzeyi olduğu gibi çocuğa geçer. Okul çağı gelince öğrenci olarak okula başlayan birey okuldaki öğretmeninin beceri düzeyine göre yeni bilgi, beceri, davranış ve tutumlarla karşılaşır. Okula başladığı andan itibaren de yukarıda betimlemeye çalıştığım bir okul ortamına girer. Aslında okulda bulunduğu süre içinde akademik bir takım bilgi, beceri ve alışkanlıklar dışında fazla bir şey verilemez. Dolayısıyla okula geldiği süre içinde de aile ortamındaki şartlardan tamamen farklı bir ortamla karşılaşmaz. Okul ortamında farklı ailelerden gelen çocuklarla bir arada bulunarak belli bir oranda sosyalleşme söz konusudur ancak bu sosyalleşme planlı, programlı, sistemli olmaz. Çocuğun içinde doğup büyüyeceği aile ortamından başlayarak toplumsal hayatın her aşamasında ihtiyaç duyacağı bilgi, beceri, alışkanlık, değer ve tutumların planlı, programlı, sistemli ve bilinçli bir şekilde kendisine kazandırılması gerekir. Bu toplumsal eğitim kavramının içeriğini oluşturur.

Böylesi bir toplumsal eğitimin verilebilmesi için de bireyin doğumundan hatta doğum öncesinde aile kurumunu oluşturacak kişilerin aile kurumunun oluşturulması sürecinde eğitilmesi, bilgilendirilmesi gerekiyor. Aile içi ilişkiler, çocuk yetiştirme, evlilik eğitimi, ev işlerinin yapılması, evin yönetilmesi, toplum içinde farklı ortamlarda nasıl davranılacağına ilişkin iletişim becerilerinin edinilmesi, toplu yaşamanın gerektirdiği kuralların öğrenilmesi, toplumsal hayatın içinde birey olarak görev ve sorumlulukların öğrenilmesi, toplumsal kuralların niteliği, toplumsal hayatın içinde var olan ilişkiler, toplumsal hayatı düzenleyen kuralların, değerlerin niteliği gibi daha bir çok konularda toplumsal eğitim mekanizmalarının oluşturulması, işletilmesi gerekiyor. Bu şekilde uygulanacak bir toplumsal eğitim faaliyeti toplumu oluşturan her bireyin en üst düzeyde yetişmesini sağlar. Nitelikli insanların oluşturduğu bir toplum da çok daha güçlü olur. 

Bu gün saydığımız konuların hemen hiç birisinde böylesi bir eğitim mekanizması işletilememektedir. Her birey kendiliğinden ve içinde bulunduğu çevrede gördüğü kadarıyla, içinde bulunduğu grupların etkisinde kalarak kendisi nasıl algılayıp düşünüyorsa ve kavrıyorsa o şekilde kendince bir takım bilgi, beceri, alışkanlık, tutum ve değer yargılarına sahip olarak yaşamını sürdürmektedir. Bu durum en önemli toplumsal güç unsurlarından birisi olan insan gücünün heba olmasına yol açmaktadır. Eğitimin yeterince yaygınlaşmaması, herkese alabileceği en üst eğitim imkanlarının sunulmamış olması da bu durumu daha olumsuz düzeylere götürmektedir.

 

 

 

   Soru, Görüş ve Önerileriniz için

           Ali Hikmet DEMİR

       ahdiron4@hotmail.com
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Egitim konusunda konusmak isteyen herkesle bulusmak dilegiyle.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Sayfamız 1
Yazılarım
My facebook
Blog 2
Örnek Site1
urfaeğitim

Kategoriler

  • arastirmalar
  • Belgelerim
  • denetim
  • EgitimTarihi
  • egitimyonetimi
  • linklerim
  • makaleler
  • Okullar
  • okuloncesiegitim
  • programlar
  • resimler
  • soru-cevap
  • yorumlar
  • Arkadaşlar

    yilmazada
    nilufer29
    BilgisayarEgitimlerimiz
    Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:17
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa