Egitim platformu

• 10/11/2009 - Denetimi İşlevsizleştiren Yönetim ve İşlevini Yerine Getirmeyen

Kategori: egitimyonetimi

Yönetim faaliyetleri toplumsal hizmet üreten örgütsel yapılar için hayati öneme sahiptir. Toplumsal hizmetler toplumun her alana yönelik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla oluşturulmuş örgütler aracılığıyla yerine getirilmeye çalışılır. Örgütsel yapıları da yönetim organları harekete geçirir. Toplumsal hizmetlerin kalitesi bu yönüyle örgütlere ve dolaylı olarak da yönetim organlarının niteliğine bağlı bir durumdur. Örgütler yönetim birimleri aracılığı ile işlev yürütürken yönetim makamında oturan kişinin nitelikleri bu birimlerin çalışma biçimlerini de büyük oranda etkiler.

Tüm toplumsal hizmet alanları bu anlamda örgütsel yapıların ve yönetim organlarının sorumluluğundadır. Toplumsal hizmet alanlarında yaşanan sorunlar bu yönüyle ilgili örgütlerden ve yönetim organlarının çalışma biçimlerinden kaynaklanır.

 Bu genel açıklamaları eğitim alanı ile sınırlı bir alanda ele alacak olursak eğitim örgütleri merkezi bir yönetim anlayışı ile oluşturulmuş bakanlık teşkilatının çalışmalarından önemli şekilde etkilenmektedir. Hatta eğitim örgütlerini sadece eğitim sisteminin yönetiminden, planlanmasından, değerlendirilmesinden tek başına sorumlu bakanlık merkez teşkilatının direktifleri doğrultusunda hareket edebilen adeta robotlaşmış birimler olarak da görmek mümkündür denebilir. Zira eğitim örgütleri bakanlık merkez teşkilatının alacağı kararlardan başka bir işi yapabilmesi,  kendince bir inisiyatif kullanabilmesi mümkün görünmemektedir. Eğitime dair her karar merkez teşkilatı tarafından alınıp alttaki eğitim örgütlerine adeta dikte etmektedir. Bu anlayışla yönetilen bir sistemden özgün, verimli çalışmalar, faaliyetler yapılmasını beklememek gerekiyor.

Bakanlık merkez teşkilatının aldığı kararların bağlayıcılığı sistemin sağlıklı işlemesine katkı sağlayabildiği gibi merkezin alandan, uygulamalardan haberdar olmaksızın aldığı tek taraflı kararların bir sonucu olarak sağlıksız hale de dönüşebilmektedir. Son dönemlerde denetime ilişkin uygulamalara bakıldığında bu yönüyle denetim sisteminin sorunlu bir alana dönüşmesine de bu anlayışla alınan kararların neden olduğu görülmektedir.

Denetim, yönetimin önemli bir işlevi olarak görülmektedir. Yönetimin sahip olduğu birçok işlev içinde denetimi diğer işlevlerin üzerinde bir işlev konumunda görülmektedir. Yöneticiler de denetim aracılığıyla sistemin işleyişinden haberdar olduklarını, denetimin bir bakıma sistemde sinir sistemi işlevi gördüğünü dile getirmektedirler. Denetimi sistemin işleyişi açısından geri dönüt sağlayan bir alt sistem olarak alınca sistemin her alanına yönelik bir faaliyet olarak işlev görmesi gerekir. Oysa eğitim sistemimize bakıldığında denetime böyle bir işlev yüklenmediği, tersine denetime ilişkin sistemli bir bakış, sistemli bir çalışma düzeni oluşturulmadığı görülür. Milli Eğitim Bakanlığı içinde denetim uygulamalarının genelde yöneticiler tarafından yapılan idari denetim dışında denetim birimleri aracılığı ile yapıldığı görülmektedir. Denetim birimlerinin görev alanı olarak daha çok taşradaki eğitim kurumları olduğu, bunun da bakanlık müfettişliği ve ilköğretim müfettişliği aracılığı ile yapılmaktadır. Eğitim örgütleri bakanlık veya ilköğretim müfettişleri aracılığı ile denetlenirken diğer birimler yani bakanlık merkez teşkilatı ve taşra teşkilatı birimleri neredeyse hiç denetlenmemektedir. Denetim bu yönüyle sınırlı bir alana hasredilmiş durumdadır. Denetimin sınırlı bir alana yöneltilmiş olması sistem açısından denetimden beklenen işlevlerin de sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Denetimin böyle bir sınırlandırma ile ele alınması ondan beklenen işlevlerin gerçekleştirilmesini de engeller. Denetimi sistemin işleyişine yönelik veri sağlayan, yönetime dönüt veren bir konumdan uzak ele almak işlevsizleşmesine neden olmaktadır. Çağdaş örgütler örgütlerin var oluş amacına uygun olarak örgütlerin her alanına yönelik değerlendirmeler yaparken denetimi önemli bir araç olarak kullanmaktadır.

Yönetimin denetime bakışı, aldığı kararlarla denetime verdiği biçim denetimin çalışmasına da doğrudan etki etmektedir. Eğitim sistemimiz içinde bu yönüyle denetime bakıldığında denetimin işlevsizleştirilmiş bir konuma indirilmiş olmanın doğal bir sonucu olarak işlevlerini yerine getirmede gereken çabayı göstermekten uzak olduğunu görmek mümkündür. Yönetim birimlerinde oturan kişilerin nitelikleri nasıl yönetim makamlarının verimliliğini etkiliyorsa aynı şekilde denetim faaliyetini yürüten kişilerin niteliği de denetimin niteliğine etki etmektedir. Bu nedenle denetim işini yürüten denetim elemanları da denetime yönelik gösterdikleri kişisel bakış açıları ile denetimin işlevine etki etmektedirler. Denetimin bağlı olduğu üst yapı olan yönetimin denetime bakışı denetimi ve denetim işlevini yürütenleri büyük oranda etkiler. Eğitim sistemimiz içinde böylesi bir etkinin sonuçları ile karşı karşıya bulunmaktayız. Yönetim sistemi denetime gereken işlevleri yüklemediği, denetimin örgüt içinde oturması gereken konumda yer bulamaması nedeniyle denetim elemanları da örgüt içinde adeta yabancılaşmış bir durumda bulunmaktadırlar. Bu yabancılaşmanın getirdiği olumsuz davranış denetimin gerektirdiği işlevlerin yerine getirilememesi şeklinde ortaya çıkmaktadır denebilir. Denetim bağlı olduğu üst yapı durumundaki yönetimin kendisine gösterilen ilgisizliğin bir sonucu olarak işlevlerini yerine getirmekten uzaklaşmış bir konumda bulunmaktadır.

Eğitim sistemimizde bu yönüyle iki yönlü bir etkileşimden söz edilebilir. Yönetim eğitim sisteminin etkin bir üyesi olarak denetimi işlevsizleştirirken denetim de dıştan gelen bu etkinin sonucu olarak işlevlerini yerine getirmekten uzaklaşmaktadır.  

 

 

 

   Görüş, Öneri ve Eleştirileriniz için….

Ali Hikmet DEMİR

        ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/11/2009 - Eğitime Dair Sorunları Görmek

Kategori: egitimyonetimi

Okulların varlığı toplumun eğitim ihtiyacının karşılanacağı yerlerin varlığı anlamına gelir. Ancak sadece okulun var olması toplumun eğitim ihtiyacının karşılandığı anlamına gelmez. Okulun varlığı önemli bir adım olmakla birlikte yeterli değildir. Okul topluma eğitim hizmeti sunma görevini üstüne almış devletin bu faaliyet için ihtiyaç duyulan ilk adımı atması anlamına gelmektedir. Atılacak ilk adım, sonraki adımlar tarafından desteklenmediği takdirde çok yetersiz kalır. Okulu kuran eğitim hizmeti sunucuları okulun yaşaması, gelişmesi, işlevini yerine getirmesi, kendinden beklenen yararı en üst düzeye çıkarması için gereken diğer adımları da atmak zorundadır. Eğitim konusunda çaba harcayanlar okulun yapılmasının bir son adım değil sayısız adımlara ihtiyaç duyan sonsuz süreçlerin bir başlangıcı olduğunu bilir. Okul eğitim hizmetlerinin üretildiği temel kurum olmakla birlikte okulun hizmet sunduğu kesimler toplumda doğrudan aktif olan, toplumsal yaşamı kısa sürede etkileyebilen unsurlar değildir. Bu nedenle okul eğitim için can alıcı bir kurum olmakla birlikte toplumsal yaşamın içinde çok da etkin bir yere sahip değildir. Bunun en temel nedenlerinden biri okulun kendisi dışında var olan büyük sisteme bağlı olarak hareket etme zorunluluğu içinde olmasıdır. Okul kurulduğu andan itibaren kendi başına hareket eden bir organizma değildir. Toplumun içinde var olan birçok kurum gibi okul da kendisi dışında var olan bir yapıya bağlı olarak çalışmak zorundadır.

            Okulun bu özelliği nedeniyle okulu yapmış olmak işin son adımı değil bir ilk adım niteliğini taşımaktadır. Okul yine kendini yapan iradenin atacağı diğer adımlara bağlı olarak varlığını iyi, etkin, verimli, yararlı bir halde sürdürebilir. Bu durumda eğitimle ilgili değerlendirme yaparken okula yönelik değerlendirmeler yapmak çok da doğru olmayabilir. Zira kendi başına var olamayan, kendi ayakları üzerinde durmaya imkan ve fırsat bulamayan bir kurumsal yapıya yönelik yapılacak değerlendirme gerçekçi, mantıklı, doğru bir sonuç vermeyecektir. Eğitime dair değerlendirmede okuldan çok okulun bağlı olduğu üst yapının değerlendirilmesinin üzerinde durulması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

            Eğitim hizmetini sunan irade olarak eğitim sistemi, eğitim sisteminin bağlı olduğu genel yönetim sistemi bu anlamda toplumsal hayatın her alanına yönelik olarak etki etme gücüne sahiptir. Ancak eğitim sistemi, eğitim sisteminin bağlı olduğu genel yönetim sistemi tek ve homojen bir yapıdan oluşmamaktadır. Eğitim sistemi gibi diğer toplumsal hizmet alanları kendine özgü çalışma düzenlerinden, kurumsal yapılardan, insan ve madde kaynaklarından oluşur. Tüm bu sayılanlar devasa ve karmaşık bir yapı olarak karşımıza çıkar. Bu devasa ve karmaşık yapıya etki edebilmek kısa sürede ve bir veya birkaç kişinin eliyle mümkün değildir. Eğitime dair değerlendirme yaparken bu devasa ve karmaşık yapının bilincinde olmak büyük önem taşımaktadır. Okullar kendilerini yapan devasa ve karmaşık yapının bir parçası olarak kendileri için biçilmiş, belirlenmiş rolleri yerine getirmeye çalışırken büyük oranda üstte bulunan bu devasa ve karmaşık yapıya bağlı olmak zorunda kalırlar.

Eğitime dair değerlendirmede odaklanılacak merkezler olarak okulların yerine asıl karar organlarını görmek daha doğru değerlendirmeler yapılmasını getirir. Eğitim sisteminin işletilmesinde yetki sahibi olan karar organı öncelikle bakanlık merkez teşkilatı ve onun üstü durumundaki genel yönetim teşkilatı olarak görülmelidir. Genel yönetim her ne kadar topluma hizmet üreten değişik alanların tümüne yönelik ayrıntılı bir çalışma yapamaz diye düşünülse de tüm hizmet alanlarının genel anlamda düzenlenmesinden tek başına sorumlu durumdadır. Eğitim konusu da hizmet üretim alanlarından biri olarak genel yönetimin elinde bulunan bir alandır. Bu nedenle okulun, okuldaki eğitimin yönetimi, değerlendirilmesi, geliştirilmesi eğitim sistemine ve dolaylı olarak da genel yönetim sistemine bağlı bir durumdur. Genel yönetim her alana yönelik ayrıntılı çalışmalar yapamasa da getirilen genel ilkeler doğrultusunda tüm alanların çalışma düzenine doğrudan etki edebilir.

            İlgi alanımız eğitim olduğu için eğitim sisteminin öncelikle dikkate alınması daha mantıklı bir yaklaşımdır. Eğitim sistemi devasa ve karmaşık bir yapıya sahip olarak çok farklı parçalardan oluşur. Okullar bu parçaların içinde belki de en son üzerinde durulacak parça olarak görülebilir. Eğitim sistemi içinde okullar eğitim faaliyetlerinde en son noktada yer aldıkları ve en az etki ve yetkiye sahip oldukları gibi etkiye her zaman en fazla açık oldukları için eğitime dair değerlendirmelerde en son sıralarda yer alması doğaldır. Eğitim sisteminin işleyişi üzerinde değerlendirme yapmak isteyen birisi bu yönüyle okullardan önce eğitim sisteminin daha üst düzey noktalarına odaklanmalıdır.

            Eğitim sisteminin içinde bulunanlar eğitim sisteminin işleyişinde yapılması gereken düzenlemeler konusunda yetki ve etki sahiplerine yol gösterici bir yardımda bulunabilir. Ancak sistemin işleyişinde böylesi bir alışkanlığın, çalışma sisteminin, geleneğin oluşması bir anda ve kendiliğinden mümkün değildir. Özellikle devasa ve karmaşık yapıya sahip sistemlerde bu durum çok daha zordur. Kurumsal yapının bu konuda bir takım görevleri yerine getirmesi gerekirken kurumsal yapının işleyişinden etkilenen toplum kesimlerinin de yerine getirmesi gereken önemli görevler bulunmaktadır. Eğitime dair kurumsal yapı ve toplum kesimleri üzerlerine düşen bu görevleri layıkıyla yerine getirdiği takdirde eğitimle ilgili yaşanan birçok sorun ortadan kalkacaktır. Ancak bu zaman gelinceye kadar kurumsal yapıların da toplum kesimlerinin de atması gereken birçok adım hala olduğu gibi durmaktadır.

            Eğitime dair hizmet üreten üst yapıdaki kurumsal yapıların öncelikle aktif, şeffaf, öngörülebilir, katılıma dayalı, sistemli, adil bir çalışma düzenine sahip olması gerekir. Eğitime dair hizmet üretme yetkisine sahip olan kurumsal yapıların içyapısından kaynaklanan sorunların varlığı eğitim hizmetinin niteliğine de doğrudan etki etmektedir. Bu nedenle nitelikli bir hizmet üretmek isteyen bir sistemin öncelikle kendi içyapısındaki sorunlarını çözmüş olması beklenir. İçyapıdan kaynaklanan sorunlar çözümlenmeden üretilen hizmetin niteliğine dair yapılacak değerlendirmeler bir yarar sağlamayacak veya beyin jimnastiği yapmaktan öteye geçmeyecektir. Eğitim sisteminin üst yapısında var olan mevcut sorunların neler olduğu üzerinde değerlendirmeleri böylesi bir yazının sınırları içinde ele alabilmek mümkün görünmemektedir. Ancak yapıdan kaynaklanan sorunlar, işleyişten kaynaklanan sorunlar, düzenlemelerden kaynaklanan sorunlar, insan unsurundan kaynaklanan sorunlar, tarihi sürecin getirdiği sorunlar gibi başlıklar halinde dile getirip sonraki yazılarda bunların ayrıntılandırılması daha doğru bir yaklaşım olacak gibi görünüyor. Ancak eğitime dair kademeler düzeyinde olsun, okullar düzeyinde olsun birçok sorunun ele alınması üst düzey sorunların giderilmesi sonrasında ele alınacak bir durum olduğunu kabul etmek gerekir. Bu ise eğitimin içinde birkaç kişinin veya alt düzey birimlerin yapabileceği bir çalışma değildir. Öncelikle sistemin üst birimleri bu konuda öncülük görevini yerine getirmesi ardından sistemde sorun odaklı bir yaklaşımın geliştirilmesi, yaşanan sorunların nedenlerini ortaya çıkarıp çözme yönünde cesaret verici bir tutumun güçlendirilmesi, geleneğin bu çerçevede yönlendirilmesi gerekmektedir.

 

 

            Görüş, öneri ve eleştirileriniz için…..

                      Ali Hikmet DEMİR

                 ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/10/2009 - Eğitim Sisteminin İşleyişine Dair Bir Değerlendirme

Kategori: egitimyonetimi

Eğitime dair tartışmalar ülke çapında yapılan değişik düzeylerdeki sınavlar sonrası adeta saman alevi gibi bir anda parlayıp kısa sürede de yok olup gidiyor. Bu durum eğitime dair sorunların çözümü önündeki en büyük engellerden birisi olarak sayılabilir. Eğitim, sonuçları uzun sürede alınan toplumsal düzeyde ancak bireye yönelik faaliyetler olması, yokluğu veya eksikliği bir anda hissedilememesi, insan yaşamı için birincil öneme sahip bir unsur olmaması gibi nedenlerden dolayı çok da şiddetli bir şekilde ele alınamamaktadır. Bu durum eğitim faaliyetleri açısından önemli bir handikap olarak görülebilir. Eğitim faaliyeti sistemli bir faaliyet olduğu için çok daha geniş bir bakış açısı ile de ele alınması gerekiyor. Eğitim bireye yönelik bir faaliyet olmakla birlikte her zaman doğrudan bireyin çabasına bağlı bir faaliyet olarak da görülememektedir. Özellikle pek çok kişinin eğitim denilince düşündüğü örgün, sistemli, programlı, birey dışı unsurların büyük etki, yetki ve sorumluluk taşıdığı okulda eğitim faaliyetleri söz konusu olunca bu durum çok daha fazla öne çıkmaktadır. Örgün, sistemli, planlı, programlı eğitim faaliyetleri eğitim sistemi adı altında kurumlaşmış yapıların işi olarak görülmektedir. Dolayısıyla eğitime dair tartışmalar aslında doğrudan eğitim sistemini de ilgilendiren tartışmalardır. Eğitim sistemine dair yapılacak tartışmalar ise sistemin başarısına yönelik önemli kazanımlar sağlayabilir.

Başarılı bir sistemin niteliklerine dair fikir üretenlerin üzerinde birleştikleri net kriterler olmamakla birlikte başarılı sistemlerin özelliklerine bakarak bir takım kriterlerden söz edildiği görülmektedir. Başarılı bir sistem kavramı ele alınan sistemlerin özelliklerine göre değişmekle birlikte hemen tüm sistemlerde amaca hizmet etme birinci önceliğe sahiptir denebilir. Kurulmuş olan bir sistem amaçları doğrultusunda çalışıyorsa böyle bir sisteme başarılı denebilir. İçinde bulunduğu diğer sistemlere destek sağlayabiliyorsa, çevredekilerin sorunlarının çözümüne katkı sağlıyorsa yine böyle sistemler başarılı olarak nitelenebilir.  Sistemi oluşturan parçaların ortaya çıkan çalışmadan yarar sağlaması sistemin iç çevresine yönelik bir getiri sağladığı için bu yönden de yine başarılı diye nitelenebilir. Yaşadığımız çevrede birçok sistemler vardır. Bu sistemler içinde canlı organizmaların sahip olduğu sistemler en mükemmel sistemler olarak görülür. Toplumsal sistemler de bir bakıma canlı organizmalardaki bu mükemmeliyet dikkate alınarak analiz edilmeye çalışılır.

Eğitim sistemi de bu yönüyle toplumsal sistemler içinde var olan sayısız sistemden birisidir. Toplumsal sistemler toplumun işleyişine etki etme gücüne sahip toplumsal düzeydeki kurumsal yapıların büyük oranda etkisinde işlevlerini yerine getirirler. Toplumsal yaşam devlet adı verilen bir bakıma en büyük sistemin işleyişinden büyük oranda etki altında yaşamaktadır. Her toplumsal varlık devlet adı verilen kurumsal yapıların yönlendirmesine ihtiyaç duyar. Devlet kavramı günümüzde çok daha fazla ve güçlü şekilde ön plana çıkmıştır. Bu nedenle devlet denilen yapının işleyiş şekli toplumsal yaşamın işleyiş şekli üzerine büyük etkiye sahiptir. Devlet kavramı dünya üzerindeki her toplumsal yapının tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel arka planından büyük oranda etkilenmektedir. Bazı toplumlarda bireylerin özgür iradelerine geniş hareket sahaları bırakılıp bu özgür iradeyi destekleyici toplumsal yapılanmalara devletler eliyle kolaylık sağlanırken bazı toplumlarda devlet daha aktif hale gelerek yapılması gereken birçok işi üzerine alıp bireyleri kendi istediği yönde kullanmayı tercih edebilmektedirler. Bu durumda bireyin öncelendiği toplumsal yapılarla toplumun, dolayısıyla devlet kurumunun öncelendiği toplumsal yapılar arasında büyük farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bireyin öncelendiği toplumsal yapılarda özgürlükler, teşebbüsler, yapılanmalar daha çok bireysel inisiyatife öncelik verilirken tersi durumdaki yapılarda kurumsal yapıların aldığı kararlara, kurumsal inisiyatife öncelik verildiği görülmektedir. Toplumsal yapılanmanın özelliğine göre kurumsal yapıların işleyişinde de önemli farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Kurumsal yapıların işleyişi doğal olarak toplumsal yaşamı da büyük oranda şekillendirmekte sonuçta böylesi bir ortamda yetişen birey de potansiyelini içinde bulunduğu toplumsal çevrenin elverdiği imkânlar ölçüsünde kullanabilmektedir. Toplumsal çevre bireyi yönlendirirken, birey de toplumsal çevrenin yaşaması için gereken şartların devamını sağlamaktadır. Böylesi bir kısır döngü devam edip gitmektedir.

Toplumsal yapılar kişilerden büyük oranda bağımsız, kişinin yaşam süresinden daha uzun yaşam süresine sahip, kişilerin etki gücünden daha büyük bir güce sahip olduğu için bireylere göre daha güçlü bir konumdadır. Bu güçlü konum toplumsal yapıların değişmesini de güçleştirir. Bireyden çok kurumsal yapıların öncelendiği toplumsal yapılarda bu değişim çok daha güçtür.

Ülkemiz de bu yönüyle bireyden çok toplumun veya devletin öncelendiği bir bakış açısının hâkim olduğu bir toplumsal yapıya sahiptir. Bu bakış açısında devlet veya toplum daha önemli görülmektedir. Bireyin geri plana atılması bireylerde öğrenilmiş çaresizlik durumunu yaratmakta dolayısıyla toplumu oluşturan bireylerde ümitsizlik, atalet, duyarsızlaşma, toplumsaldan daha çok bireysel amaçlarına ulaşmayı önceleme düşüncesini güçlendirmektedir. Bu ruh halinin egemen olduğu toplumsal yapılarda gemisini kurtaran kaptan anlayışının yaygınlaşması devletle birey arasında çözümü güç sorunların doğmasına yol açmaktadır. Bu anlayış ise toplumsal yaşam için adeta dinamit etkisi yaratmaktadır.

Toplumsal hayatın içinde yaşanan her tür sorun gibi eğitim sorunu da toplumsal yapıdan, toplumsal yapıyı etkileyen kurumsal yapılardan bağımsız değildir. Eğitim sorunlarını ilgili olduğu diğer alanlardan bağımsız ele alarak çözebilmek mümkün değildir. Eğitim sorununu ele alacaksak eğitimin etkilendiği kurumsal yapıların işleyişini, verimliliğini, düzenini de, toplumsal yapının tüm unsurlarının da ele alınması gerekir. Ne olacak bu eğitimin hali diye düşünüyorsak ne olacak bu devletin hali, devlet sisteminin hali, yönetim sisteminin hali, yasama, yürütme belki yargı sisteminin hali, merkez ve taşra teşkilatı yapılanmasının hali, bu yapılanmalara personel seçme sisteminin hali, seçilen personelin değerlendirilmesi, geliştirilmesi sisteminin hali gibi daha birçok hallere bakmak, bu hallere dair konuları düşünmek gerekmektedir. Bu gereklilikleri yerine getirmeden ortaya konulacak eğitime dair her çaba köksüz, sonuçsuz ve boşa çıkacak türde olacaktır. 19.10.2009

 

 

Soru, görüş ve önerileriniz için…

Ali Hikmet DEMİR

   ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 30/9/2009 - Performans Ödevi Uygulamalarına İlişkin Bir Değerlendirme

Kategori: programlar

2004 Yılından itibaren uygulanan ilköğretim programlarının uygulanmasında önemli sorunlarla yüz yüze bulunduğumuzu söylemek mümkün. Öncelikle programların doğru bir şekilde uygulanabilmesi doğru bir şekilde anlaşılmasına bağlı. Programların uygulanmasında önemli bir işleve, göreve sahip olan öğretmenlerin programları uygulama başarılarına ilişkin bir dönüt yok denebilir. İl ve ilçe düzeyinde hazırlanıp gönderilen raporlar bu anlamda bir dönüt olarak kullanılıyor olabilir. Ancak bu raporlar yaşanan sorunları doğru bir şekilde ve tam olarak yansıtmada yetersiz kalıyor olabilirler. Aslında bu böylesi bir çalışmanın olup olmadığı konusunda yaşanan belirsizlik bu konuda bir şey söylemeye imkan vermiyor.

İlköğretim programlarındaki unsurlardan birisi de kullanılması gereken yöntem ve teknikler, değerlendirme araçları olarak kullanılması gereken performans ödevleri. Performans ödevlerinin doğru bir şekilde anlaşılıp uygulandığı konusunda ciddi şüpheler bulunuyor. Performans ödevlerine ilişkin çalışmalar zümre öğretmenler kurulu toplantılarında belirlenmeye ve öğretmenler tarafından uygulanmaya çalışılıyor. Ancak zümrelerde genelde göstermelik bir konu  listesi hazırlanmasından daha ileriye  gidilemiyor. Hazırlanan konu listeleri büyük oranda kağıt üzerinde kalmakla birlikte uygulamaya geçilenler genelde bir konu ismi olarak öğrenciye verildikten sonra öğrenci tarafından internetten bizzat veya  bazen de internet kafelerde yapılan görüşmeler sonrası kafe sahip veya görevlilerinin aldıkları çıktıların bir dosyaya konularak öğretmene verilmesi ve bu birkaç sayfalık performans ödevi görüntüsündeki çalışmanın öğretmen tarafından notlandırılması ve bunların e okul sistemine performans ödevi olarak geçirilmesi şeklinde yürütülüyor denebilir.

Performans ödevlerinin mantığının öğretmenler tarafından doğru bir şekilde kavranması uygulanmasının da başarısını  getirmektedir. Performans kavramının temelinde bireyin çabası bulunmaktadır. Dolayısıyla yapılacak bir performans ödevinde özellikle öğrencinin ortaya koyacağı çaba üzerinde durulması, ortaya konulan çabanın sonucunun mutlaka ilgili öğrenciye bildirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda ortaya konulması gereken çabanın nasıl olması gerektiği konusunda, öğrenciden istenen performansın niteliği konusunda öğrenciye başlangıçta bir yol haritasının sunulması gerekiyor. Bu programlarda yönerge ve değerlendirme ölçütü olarak belirlenmiş. Öğrenci aldığı yönergedeki açıklamalar doğrultusunda ve yapılacak değerlendirmede dikkat edilmesi gereken hususlar doğrultusunda ödevini hazırlaması ve yaptığı çalışmaları da arkadaşlarına anlatması bir başka deyişle sunum yapması gerekiyor. Öğretmenin hazırlanan ödevleri belirlenmiş kriterlere uygun olarak hazırlanıp hazırlanmadığını, sunumun istenen şekilde yapılıp yapılmadığını sınıf ortamında ve daha sonraki süreçte değerlendirmesi gerekiyor. Öğretmenin yapacağı değerlendirmeler sunumun sonunda ve ürüne yönelik olarak olması gerekiyor. Sunumun sonunda yapılan değerlendirmede öğretmen hem ödevi hazırlayan öğrenciye hem de dinleyicilere ve daha sonra ödev hazırlayacak öğrencilere geri dönüt ve rehberlik yapmış olacaktır. Yönerge hazırlanması öğrencinin elinde bir yol haritası niteliğinde olacaktır. Bu nedenle bu basamağın atlanmaması, ihmal edilmemesi gerekiyor. Yönerge aracılığı ile ödevi hazırlayacak olan öğrencinin velisine de hazırlanacak ödevde nelerin istendiği, nasıl bir çalışma yapılması gerektiği, amacın ne olduğu konusunda bilgi verici bir işlev de yürütülmüş olacaktır.

Performans ödevinde yürütülmesi gereken bu sürecin işletilmesinde çok farklı sorunlarla karşılanmaktadır. Yönerge hazırlama gereksiz görülmekte, sadece konu adı verilmekte, bazen değerlendirme kriterleri verilmekle yetinilmekte, bazen de sınıf içinde panoya bir tane asılmakla yetinilmekte, ödevler yazılı bir doküman şeklinde hazırlanıp sunum yaptırılmaksızın sadece belge üzerinde değerlendirilip not verilmekle yetinilmekte, aynı ödev tüm öğrencilere verilmekte, verilen ödevlerin toplanması aynı günde yapılmakta, değerlendirmeler uzun bir zaman geçtikten sonra yapılmakta ve sadece  e okul sistemine  işlenmekle yetinilmekte, veliye bildirme boyutu tamamen ihmal edilmektedir.

Performans ödevlerinin hazırlanması, değerlendirilmesine dair sürecin programda söylendiği, açıklandığı şekliyle yürütülememesine ilişkin ileri sürülen gerekçelere bakıldığında aslında bu sürecin gereği gibi anlaşılmadığı görülmektedir. Uygulayıcı durumundaki öğretmenler performans ödevlerinin hazırlanmasının güç olduğunu, öğrencilerin bunları hazırlayamadıklarını, sunum yapmaya zaman olmadığını, performans ödevlerini sınıfta sunum yaptırılması halinde işlenmesi gereken konuların yetişmediğini, velilerin bu program konusunda bilinçli olmadıkları, ödevlerin veliler tarafından hazırlandığını, tüm öğrencilerin performans ödevlerinin değerlendirilmesinin aynı günde yapılmasının mümkün olmadığını dile getirdikleri görülüyor.

Bu durum performans ödevlerinin uygulayıcılar tarafından tam ve doğru algılanmadığının göstergelerinden birisi. Oysa performans ödevlerinin tümünün bir günde toplanması yerine dönem başından sonuna kadarki bir süreye yayılabilir. Performans ödev konuları sınıf ortamında işlenmesi gereken konular arasından seçilebilir. Sunumlar her derste işlenmesi gereken konu ile bağlantılı olarak öğrenciler tarafından yapıldıktan  sonra öğretmen tarafından anında değerlendirmeye alınabilir. Bu tür uygulamalar öğretmene değerlendirme yapmada zaman kazandıracağı gibi konulardan da geri kalınmamasını, öğrencinin sunum yapmasını, değerlendirmelerin daha çok  programın amacına uygun yapılmasını sağlayabilir. En önemlisi de performans kavramının ruhuna, mantığına uygun olarak öğrencilerde istenen aktivite, etkin olma durumu sağlanabilir. Sınıf içi süreçlerde kullanılması gereken bu tür uygulamaların istendiği şekilde gerçekleştirilebilmesi için personelin eğitimi yanında yakından gözlenmesi, değerlendirilmesi,  yol gösterilmesine ihtiyaç var.

 

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz için….

                Ali Hikmet DEMİR

           ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/9/2009 - Eğitimde Program Uygulamaları Üzerine

Kategori: programlar

İlköğretim programlarında yapılan değişiklikler sonrası okullarda neler değişti sorusu konusunda kafa yoranlar bu konuda verisizlikten yakınıyor olabilirler. Bu konuda bakanlığımıza büyük işler düştüğü halde dişe dokunur bir açıklama ne yazık ki toplumla hiç paylaşılmadı. Aslında sorumluluk sahibi bir yönetim yapılan değişikliklerin ne düzeyde başarılı olduğuna dair veriler toplayıp ilgililerle paylaşır. Bir konuda değişiklik yapmanın yeterli ve zor olmadığı ancak zor olanın değişikliklerin hayata geçmesi olduğunu bilmeyen yoktur. İlköğretim programlarının sınıflarda ne düzeyde uygulandığına dair verileri toplamak hak ve yetkisi bakanlığa aittir. Okulları yapan, işleten, yöneten, düzenleyen milli eğitim bakanlığıdır. Milli eğitim bakanlığı bu yetkisini başkaları ile kullanmakta oldukça cimri davranıyor. Topluma hizmet sunmakla yükümlü bir birimin bu hizmeti sunduğu topluma karşı çok daha sorumlu davranması gerekiyor.

Programlar eğitim sistemi içinde eğitim kurumlarının var oluş amaçlarını en güzel şekilde belirleyen unsurlardandır. Eğitim kurumları mevzuat adı verilen yasal hükümler, bu yasal hükümlerin gereklerini daha ayrıntılı açıklayan alt düzenlemeler aracılığı ile işlevlerini yerine getirtmeye çalışılır. Ancak sadece mevzuata dayalı bir çalışma ile kurumsal işleyiş amacına uygun yürütülemez. Kurumsal işleyişin asıl işlevlerini gösteren unsur kurumların faaliyet alanına yönelik olarak hazırlanmış programlardır. Programlar kurumların var oluş amaçlarını net bir şekilde ortaya koyar. Bir kurumsal yapı mevzuat açısından doğru işletilebilir. Ancak programlara uygun olarak işletilmiyor olabilir. Bu anlamda kurumlara yönelik yapılacak değerlendirme sadece mevzuat dikkate alınarak yapılamaz.  Bu yapılırsa tek yönlü bir değerlendirme yapılmış olur. Ne yazık ki günümüzde özellikle konumuz olan eğitim sistemimiz içinde bu tek yönlük değerlendirme anlayışı köklü bir hale dönüşmüştür. Kurumlara yönelik yapılan değerlendirmelerde sadece mevzuat hükümleri dikkate alınır olmuştur. Oysa mevzuat hükümleri kurumsal işleyişin daha çok nicelik yönünü öne çıkarır. Nitelik yönünü ön plana çıkaran yön program unsurudur. Eğitim sistemimiz içinde program unsurunu dikkate alarak değerlendirme alışkanlığının bir an önce kazandırılması gerekir. Ancak program unsurunu ön plana çıkarabilmek oldukça zordur. Zira program unsuru her şeyden önce bu konuda yeterli gelişme düzeyine ulaşmış personele ihtiyaç gösterir. Eğitim sisteminin her düzeyinde yer alan personelin program konusunda yetkin bir halde, yetkin bir anlayışa sahip olması gerekir. Okul yöneticileri, merkez teşkilat yöneticileri, taşra teşkilat yöneticileri, il ve ilçe milli eğitim müdürlüğünde görev yapan yönetici personel öncelikle bu alanda iyi yetişmiş olmalıdır. Programı uygulayacak olan öğretmenler yöneticilerden çok daha iyi düzeyde olması gerekir. Ancak yöneticilerin de bu anlamda öğretmenden geri kalmaması gerekiyor. Oysa eğitim sistemimiz içinde uygulayıcı düzeydeki öğretmenler program kavramı konusunda yeterli bilgiye, anlayışa sahip olmadıkları gibi yöneticiler onlardan çok daha kötü bir durumdadır. Hemen hiçbir planlı yöneticilik eğitimi almamış kişilerin başında bulunduğu eğitim kurumları niteliğe dair bir değerlendirme yapılmaksızın işlevlerini yürütüyor gibi görünmekte buna karşın bu işten asıl sorumlu olan bakanlık ise hemen hiçbir girişimde bulunmamakta devam etmektedirler. Bu durum eğitimin nitelik yönü itibariyle değerlendirilmemesini ortaya çıkarmaktadır.

Eğitim kurumlarında değişikliğe gidecek türde kararlar alınması sonrası bu değişikliklerin hayata geçirilmesi bir başka önem taşımaktadır. Programların değiştirilmesi bir adımdır. Ancak bu adımın ardından diğer adımların da gelmesi gerekmektedir. Programlar öğretmenlerin sınıf içinde yapacağı çalışmaları belli bir oranda yönlendirmektedir. Bu yönüyle programları hazırlayanlar sınıf içi faaliyetleri yönlendirme, değiştirme yönünde bir adım atmış olur. Atılan adımları destekleyecek diğer adımlardan diğeri sınıf içi çalışmaların gözlenmesi, değerlendirilmesidir. Programları değiştirmek sınıf içi çalışmaları değiştirmenin bir adımıdır. Sınıf içi çalışmalar nasıl yürütülüyor sorusunun cevabı tam olarak verilmeden programlara yönelik değişikler konusunda bir şey söylemek doğru ve tam olmaz. Eğitim sistemimiz içinde sınıf içi çalışmaların gözlenip değerlendirilmesine yönelik sistemli, etkili, verimli bir çalışmadan söz edebilmek güç görünüyor. Sınıf için süreçleri gözlemeye yetkili olan amir durumundaki kişiler bulunmakla birlikte bunlardan okul yöneticileri dışındaki diğer yöneticilerin bu konuda zaman, bilgi, beceri, imkana sahip olmadıkları görünmektedir. Okul yöneticileri de öğretmenlik mesleğinden herhangi bir özel eğitim almaksızın yönetim makamlarına geçmeleri nedeniyle ders denetimi, program değerlendirme, personel değerlendirme gibi konularda bilgiye, beceriye ve yeterliğe sahip olmadıkları görülmektedir. Özellikle ilköğretim düzeyinde ilköğretim müfettişlerinin sınıf denetimlerinden, sınıf içi faaliyetlerde gözlem ve değerlendirme yapmaya yönelik görevlerinin varlığından söz edilebilir. Ancak bu çalışmalar öğretmenin başarısına yönelik olarak üst yönetim tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmamaktadır. İlköğretim müfettişleri tarafından sınıf içi süreçlere yönelik olarak yaptıkları çalışmaların tümüyle etkili, verimli, sistemli, düzenli, objektif olduğunu iddia etmek doğru olmayabilir. Ancak buna rağmen hiçbir değerlendirme yapılmaksızın yürütülen çalışmalar dikkate alındığında belki bir parça daha kötünün iyisi bir durumla karşı karşıyayız denebilir. Orta öğretim kurumları ve diğer kurumlar bu yönüyle çok daha olumsuz bir noktada denebilir. 

Eğitim sistemimizde programların değiştirilmesine yönelik yapılan çalışmalar olumlu bir adım olarak görülmelidir. Ancak bu noktanın yeterli olmadığının da ardından eklenmesi bir başka gerekliliktir. Bu anlamda programların uygulanma düzeylerine ilişkin verilerin toplanması ve ilgililerle paylaşılması, sorun yaşanan yönlerin giderilmesi için yapılması gerekenler konusunda ilgililerle koordine içinde çalışılması, özellikle yöneticilerin program uygulamaları konusunda daha yeterli hale getirilmesi için çalışmalar yapılması, sınıf içi süreçlerin daha etkin ve çeşitli yollardan karşılaştırılmalı olarak daha yakından takip edilmesi, yapılan gözlem ve değerlendirmelerin daha ciddi olarak ele alınması, eğitimin her kademesi için sınıf içi süreçlerin takibi konusuna hassasiyet gösterilmesi gerekiyor. Bu gerekliliklerin de bir an önce yerine getirilmesi için ilgililerin bir an önce harekete geçmesi gerekiyor.

 

 

  Görüş, öneri ve eleştirileriniz için…

   Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24/9/2009 - Eğitim Sistemimizin Sorunlarına Dair

Kategori: egitimyonetimi

Bir eğitim öğretim yılı daha başladı. Geçen yılın sonunda sınav sonuçlarından sonra sonuçlara bakarak eğitimin başarısı üzerinde bir çok şeyler yazıldı, çizildi. Bu öğretim yılının başından itibaren de Milli Eğitim Bakanlığının adrese dayalı kayıt sistemine dayanarak kimin hangi okula gideceğinin belirlenmesi, okul öncesi öğretimin yaygınlaştırılması amacıyla kanuni bir düzenleme olmaksızın zorunlu kapsama alınması, yönetici atama yönetmeliğinin yeni şekliyle çıkarılması, eğitimin sorunları, başarılı öğretmen, başarısız öğretmen tartışmaları, öğretmen seçimi, seviye sınıfları oluşturulması, öğretim yılı ödenekleri, kalabalık sınıflar, yetersiz sınıflar gibi konular gündeme gelerek tartışmalar devam ediyor. Bu arada bazı illerde valiler başarısız öğretmenler istifa etsin, sınavlarda başarısız olan okulların yöneticilerini görevden alma gibi konular da yine basınımızda gündeme geldi.

Yaşanan tartışmalarda dile getirilen hususların merkezinde ülkemizdeki eğitimin genel anlamda sorunlarla boğuştuğunu gösteriyor. Eğitim sistemimizin sorunlarına ilişkin görüş ileri sürenlerin hemen tümü kendilerince haklı bir yöne sahip denebilir. Bu tartışmalarda dile getirilen sorunları inkar etmek, haksız olarak görmek, bu sorunları yok saymak veya bu sorunları dile getirenleri kötü, düşman, haksız, karşıt görüştekiler olarak nitelemek yerine söylenenlerdeki haklı yönleri görmeye çalışıp bu sorunların nedenlerini irdelemek, sorunları ortaya çıkaran nedenleri gidermek için çaba göstermek çok daha akılcı bir yaklaşımdır. Eğitim konusunda baş sorumlu olan birimlerin, kişilerin bu tür çabaları teşvik etmesi, eğitim konusunda fikri olanları fikirlerini dile getirmeye cesaretlendirmesi, bu tür fikir açıklama ortamlarını bizzat hazırlaması gerekir. Özellikle eğitim sisteminin içinde çalışanlara bu konuda çok daha fazla imkan verilebilir. Zira yapılan bir çalışmada özellikle bilim insanlarının ve işi bizzat yürütenlerin görüşlerine öncelikle önem verilmesi gerektiği yönünde genel kabuller, ilkeler vardır. Bilim insanları teorik düzeyde bir çok bilgiye sahip olmakla birlikte sadece onların söyledikleri ve yazdıkları ile sınırlı kalınırsa eksik kalınmış olabilir. Zira teorik açıklamalar her ne kadar yaşanan sorunlardan hareketle ortaya konulmuş da olsa tüm zamanların ve her ortamın yaşanmışını tam anlamıyla kavrayabilecek, kapsayabilecek, açıklayabilecek bir teorik açıklamanın varlığını kabul etmek de doğru olmayabilir. Zamana, yere ve kişilere göre olay ve olgular farklı özelliklere sahip olabilir. Bu nedenle bizzat işi yapanların söylediklerine de kulak vermek bir zorunluluktur. Teorik açıklamalar ve uygulayıcıların söyledikleri, görüşleri dengeli bir şekilde ele alınmalıdır.

Eğitim sistemimizin sorunlarına ilişkin yaşananlara ve ortaya konulabilecek çözümlere ilişkin nitelikli çalışmaların kesinlikle ihmal edilmemesi gerekirken ne yazık ki bizim sistemimizde böylesi bir geleneğin oluştuğunu söyleyemiyoruz. Her ne kadar şura türü çalışmalar bu tür ortamlar için bir örnek olarak ileri sürülebilirse de bu çalışmaların uzun aralıklarla yapılması, sınırlı bir konu çerçevesinde yapılması, alınan kararların siyasi iradeye bağlı ve keyfi bir nitelik taşıması gibi nedenlerle gereken yarar ortaya çıkamamaktadır. Şura çalışmalarından farklı olarak yıl içinde belli zamanlarda eğitimle ilgili aynı işi yapan farklı birimlerdeki kişilerin bir araya gelmesi ile daha sistemli, daha mikro düzeyde çalışmalar yapılabilir. İl ve ilçe düzeyinde öğretmenler, farklı düzeylerdeki yöneticiler, denetim elemanları, bakanlığın ilgili birim yetkililerinin de katılımıyla bir araya gelinip fikir alış verişi, değerlendirme çalışmaları yapılabilir. Bu tür çalışmalar bakanlık merkez teşkilatı ile taşradaki birimler arasında doğrudan iletişim ve etkileşimi sağlayabilir. Zira sistem içinde alttan üste gönderilen rapor türü çalışmalar olmakla birlikte bunlar daha çok üst birimlerin isteği doğrultusunda bir emir komuta zinciri şeklinde olmakta ve çoğu zaman bu tür raporlara veri hazırlayan alt birim elemanları önceden defalarca söylenen, yazılan hususların dikkate alınmadığı yönünde olumsuz tecrübeye sahip oldukları için yine yazılsa, söylense bile bir şey değişmeyecek düşüncesi ile gerektiği gibi ve çoğu zaman da haklı olarak önem vermiyorlar. Bu durum sistem açısından da olumsuz bir bakış, motivasyon ve düşünce olarak ortada durmaktadır.

Eğitim sisteminin her alandaki sorunları üzerinde durulması sorunların çözümünü bir anda ortaya çıkarmayacaktır. Ancak sorunları dile getirme, sorunlara birlikte çözüm üretme çabası, sorunları dinleme davranışı kurumlarda bireye değer verildiğini, bireylerin görüşlerine değer verildiğini ortaya çıkaracak ve sonuçta ortaya toplumsal sinerjinin, motivasyonun ortaya çıkmasını da sağlayacaktır ki bu her tür sorunun çözümünde en temel hareket noktasıdır.

Eğitim sisteminde sorunların nedenlerini sadece öğretmene veya sadece yöneticiye bağlamak kolaycılığa kaçmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Bu nedenle sınav sonuçlarının ortaya çıkmasından sonra yöneticileri görevden almayı düşünen veya başarısız diyerek öğretmenleri istifaya çağırmak hiçbir anlam ifade etmiyor dense yeridir. Özellikle üst yöneticiler bu anlamda okul yöneticilerini, öğretmenleri suçlamaktan bir an önce vazgeçmelidir. Aslında üst yönetimden alt yönetime, bakanlık merkez teşkilatından okul yönetimine kadar hemen herkesin eğitime dair yaşanan sorunlarda payı bulunmaktadır. Belki öğrencinin geldiği aile ortamında, öğrencinin kendi bireysel özelliklerinde veya okul dışındaki çevre ve diğer toplumsal kurumlarda da başarısızlıkta payı var diye düşünülebilir. Ancak öncelikle eğitim sisteminin kendi iç bünyesinden kaynaklanan sorunlar üzerinde durulmalıdır. Zira eğitim sistemi bizzat eğitim işini yöneten, değerlendiren, geliştiren yegane makamdır. Bu yönüyle eğitim sisteminin öncelikle kendi iç çalışma sistemini düzenli hale getirmelidir. Bu işte ise büyük oranda üst düzeydeki yöneticilerin payı vardır. Yönetim, yönetici öncelikle başında bulundukları kurumların her türlü çalışma ortamından, çalışma biçiminden sorumlu olan kişidir. Bir kurumda başarı varsa bunda yöneticilerin payı olduğu gibi başarısızlık durumunda da yine yöneticinin payı vardır. Bu nedenle okuldaki yöneticiyi veya sınıftaki öğretmeni suçlayan bir üst yönetici öncelikle kendisini dikkatle değerlendirmesi gerekir. Bakanlık merkezindeki birimler de aynı şekilde öncelikle kendi durumlarını dikkate alıp değerlendirmeleri gerekir. Zira okul yöneticisi ve sınıftaki öğretmen eğitim sisteminin en alt biriminde, en alt basamağında bulunmaktadır. Onlara gelinceye kadar üzerinde durulması gereken bir çok başka birimler, basamaklar bulunmaktadır. Umalım ki bu eğitim öğretim yılı böylesi bir değerlendirmenin yapıldığı bir ilk yıl olsun.

 

 

 

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için….

         Ali Hikmet DEMİR

  ahdiron4@hotmail.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 11/8/2009 - Eğitimi Doğru Anlamanın Önemi

Kategori: makaleler

Okul eğitim faaliyetinin örgün şekilde yapıldığı ortamlardır. Okullarda yapılan eğitim faaliyetinin niteliği örgün eğitim faaliyetinin niteliği ile ilgilidir. Oysa okullar insan yaşamının sınırlı bir zamanını ve sınırlı bir yönünü ele alıp şekillendirme gücüne çok sınırlı bir oranda sahiptir. Buna karşın toplumda eğitim denilince hemen bir çok insanın zihnine okul binaları, önlüklü veya formalı öğrenciler, öğretmenler gelir. Eğitim denilince okuldaki eğitim düşünülür. Eğitim sorunları denilince okuldaki eğitim sorunları, eğitim sisteminin her türlü sorunları düşünülür. Bu durum toplumsal potansiyele gerçek anlamda katkıda bulunabilecek anlamda eğitime odaklanılmasının önünde büyük bir engel olarak durmaktadır.

Eğitimin toplumsal hayatın her alanında ortaya çıkaracağı değişimden söz edilirken daha çok bireye eğitimle kazandırılabilecek beceri, yetenek, performans, potansiyel, çalışma azim ve isteği gibi daha çok kişisel niteliklere yönelik getirileri vurgulanmaya çalışılır. Bu niteliklerin büyük çoğunluğu kişilere özgüdür. Kişinin daha çok kendi çabasının bir sonucu olarak ortaya çıkabilecek niteliklerdir. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir eğitim faaliyeti kişilere kendi istekleri dışında bir şeyler yapma gücüne sahip değildir. İnsanlara eğitimle bir çok bilgi, beceri, yetenek, yöntem ve teknik öğretilebilir, gösterilebilir. Ancak tüm bunları insanın sadece kendi isteği olduğu takdirde bir anlam ifade edebilir.

Okullar belli yaş gruplarındaki öğrencileri bünyesine alıp yine kendileri için belirlenmiş programlar çerçevesinde yetişmiş insan gücü aracılığıyla belli bir süre eğitmeye, öğretmeye çalışarak işlevini yerine getirmeye çalışabilir. Bu işlevlerini yerine getirirken bazıları çeşitli nedenlerden dolayı daha başarılı olabilirken bazıları da başarısız olabilir. Okul için belirlenmiş süreci başarıyla bitirenlere diploma verilmiş olması, diplomalı insan sayısının çoğalmış olması o toplumda her istenenin başarılabileceği anlamına gelmemelidir. Toplumun tüm bireylerine en üst düzeyde eğitim seviyesini bitirenlere verilen diploma belgelerini düzenleseniz dahi istenen sonuçlara ulaşamayabilirsiniz.

Bunun en büyük nedeni hemen pek çok şeyin öncelikle insanın bireysel yaşam şekline bağlı olmasıdır. Eğitim faaliyeti toplumu oluşturan bireylerin bu yaşam şekillerini etkileyebildiği özellikle de bireyin kendi içinden gelerek kazandığı nitelikleri kullanabilme isteğini uyandırabildiği, bu isteği uzun süre canlı tutabildiği ölçüde başarılı sayılabilir. Amacına ulaşmış olabilir. Bireysel yaşam şekli büyük bir önceliğe sahip olmakla birlikte yeterli bir şart da değildir. Bu bireysel çabaların zamanla toplumsal yaşama da aynı şekilde yansıması, toplumsal bir zemine oturması da gerekir. Bireyler edindikleri her tür niteliği geliştirmeye, kullanmaya, daha da güçlendirmeye istekli, arzulu oldukları takdirde kendileri gibi olan insanları bulacak, zamanla bunlar daha büyük gruplara, ekiplere, kitlelere dönüşecek ve sonuçta devasa toplumsal bir güç olarak ortaya çıkacaktır. Bu devasa toplumsal güç ortaya çıktığı anda da adeta yuvarlanan bir kar topunun gittikçe büyümesi ve hızlanması gibi müthiş bir hale dönüşebilecektir. Ancak bunun olabilmesi en başta bireysel yaşam şeklinin değiştirilmesi ile mümkündür. Aslında bu da bir bakıma eğitimle yapılabilir. Ancak eğitim kavramına bakışın bugünkü şekilden büyük oranda değişmesi gerekmektedir. İnsanlarımızın eğitimi belirli okulları bitirip diploma sahibi olmak olarak düşünmekten vazgeçmeleri gerekiyor. Okula gidip diploma almak eğitim sürecinin sadece bir giriş kapısı olabilir. Asıl iş bu kapıdan girdikten sonra başlamaktadır. Gerçek anlamda eğitim, hayatın içinde kişinin okulda kör-topal edindiği bilgileri kullanma, geliştirme, kıyaslamalar yaparak gerçek hayatla bağını doğru bir şekilde kurduktan sonra daha ileri aşamalara doğru hızlı adımlarla yürünmesi ile ortaya çıkabilir. Eğitimin belirli bir süre devam edip sona ermesi gibi bir durumun olmaması gerekiyor. Tersine yaşam sürdüğü müddetçe daha güçlenerek, gelişerek devam etmesi gerekiyor. Bu ise sürekli olarak eğitim, kendini geliştirme, sürekli sorgulama, sürekli kıyaslamalar yapma, sürekli değerlendirme, gözlemler yapma, bilgi edinme gibi oldukça karmaşık süreçlerin işletilmesi ile mümkün.

İçinde yaşadığımız toplumda bu anlamda eğitimin gerçek anlamda işlevini yerine getirebildiğini söylemek bir tarafa düşünebilmek bile mümkün görünmemektedir. Toplumu oluşturan bireylerin eğitimi okulla sınırlı bir zamana sıkıştırmaları, diploma sahibi olmayı eğitimin sonucu olarak görmeleri nedeniyle eğitim daha başlangıç aşamasında bırakılmaktadır. Bu durum eğitimin kişisel yaşamı değiştirmesine katkı sağlayamamasına, dolayısıyla da toplumsal boyutlara kadar ulaşamamasına neden olmaktadır. Sonuçta da toplum olarak kısır bir döngünün içinde debelenip duruyoruz. Sürekli sorunlarla karşılaşıldığı için yaşanan sıkıntılar kişileri daha da ümitsizliğe sevk etmekte, bu ümitsizlik daha da atalet yaratmakta bu durum ikinci bir kısır döngüyü doğurmaktadır. Kısır döngüler iç içe geçince sorunlar daha da büyümektedir.

Bu durumdan kurtulmanın en başta gelen adımı her bireyin kendi yaşam şeklini gözünün önüne getirip eğitim kavramının gerçek anlamda hayatında doğru bir yerde bulunup bulunmadığını düşünmesi, gerçek anlamda eğitime önem verip vermediğini değerlendirmesi ve hemen harekete geçmesidir. Kaybedilen her an zararın büyümesine, sorunların çoğalmasına yol açmaktadır.

Doğru bir değerlendirme için herkesin kendisine eğitim konusunda kendi kişisel yaşamımda neler yapıyorum sorusunu sorması ve samimi bir şekilde cevaplaması gerekiyor. Eğitim denilince ne anlaşıldığı, eğitimi okulla sınırlı anlayıp anlamadığı, özel yaşamında eğitim adına ne yaptığı, kendini geliştirme adına ne yaptığı, neler yapılması gerektiği konusunda bilgisinin ne düzeyde olduğu, gerçek anlamda bildiklerini uygulayıp uygulamadığını, dünyanın en kıymetli, en önemli, en vazgeçilmez değeri olan zamanını nasıl harcadığı gibi sorular üzerinde kişisel olarak düşünmeye başlayan bireylerin sayısı çoğaldığı ve bu soruların cevaplarını vermek için düşünmeye başlayanların harekete geçtiği anda toplumsal potansiyel de harekete geçmeye başlayacaktır. Aksi taktirde bu çamurun, kısır döngünün içinde daha çok nesiller, değerler kayıp edeceğimiz gün gibi ortadadır. 

 

 

Soru, Görüş ve Önerileriniz İçin….

                      Ali Hikmet DEMİR

                ahdiron4@hotmail.com

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/7/2009 - Sınav Sonuçları ve Eğitimde Kalite İlişkisi

Kategori: makaleler

ÖSS ve SBS sonuçları açıklanmaya başlandı. Bu tür merkezi sınavlar eğitime dair mevcut duruma yönelik önemli veriler sunuyor. Sınavlarda sorulan sorulara öğrencilerin verdiği yanıtlara göre öğrencilerin bilgi düzeylerine ilişkin kanaatlere ulaşılabiliyor. Sınav sonuçları öğrencilerin durumlarına ilişkin kısmen objektif veriler olarak değerlendirilebilir. Sınavlarda genelde akademik düzeye yönelik sorular sorulduğu için öğrencinin her yönden değerlendirilmesi yerine sorular sorulan alanlara yönelik değerlendirmeler yapılması daha doğru sonuçlara götürebilir. Yapılan sınavların zamanına, şekline, süresine bakınca aslında öğrencilerin durumlarına ilişkin net bilgilere ulaşmak da doğru olmayabilir. Zira SBS’de bir yıl boyunca alınan derslere yönelik sorular sorulurken ÖSS’de çok daha kapsamlı bir dönemi içeren sorular soruluyor. Bu nedenle öğrencinin aldığı eğitimin kalitesinden ziyade sınav gününe kadar yaptığı hazırlıklara göre geldiği seviyeye yönelik bir değerlendirme yapılabilir. Daha fazlasını yapabilmek sınavların sınırlarını zorlamak anlamına gelebilir. Yapılan sınavlar test tekniğine uygun olarak hazırlanıp yürütüldüğü için yine öğrencinin durumuna ilişkin yeterli betimleyici özelliklere sahip değil denebilir. Sınavlarda verilen süre de öğrencinin durumuna ilişkin değerlendirme yapmada bizi hatalara götürebilir. Bu nedenle bu tür sınavları öğrencinin eğitim seviyesine yönelik olarak ele almak yerine sorulan sorulara cevap verme becerisi konusunda belirleyici bir unsur olarak görmek daha doğru olacaktır. Bundan başka sınavlara giren öğrencilerin sadece okullarda aldıkları eğitimle yetinmediklerini de dikkate alarak sınav sonuçlarının genellenmesinde veya değerlendirilmesinde dikkatli olunması gerekiyor.

            Yapılan sınavlara yönelik bu şüpheci yaklaşıma rağmen sınav sonuçlarını özellikle eğitim sistemi açısından ele almak gerekiyor. Öncelikle sınav sonuçlarına bakarak değerlendirme yapılmasının hatalarından, sakıncalarından söz etmekle birlikte eğitim sistemimizin ürünü olan öğrencilere yönelik bir başka verinin olmadığını unutmamak gerekiyor. Bu durum eğitim sistemimiz açısından önemli bir eksikliktir. Sınav sonuçlarına bakarak yapılacak değerlendirme sınava giren öğrencilere yönelik olarak ve sınavın kapsamı ile sınırlı olarak kalacaktır. Oysa eğitim sistemi içinde okul öncesinden ilköğretime, ortaöğretimden yüksek öğretime kadar hemen her kademenin değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Sınavlar ilköğretim için sadece 6,7 ve 8. sınıflara ortaöğretim için ise liseyi bitiren öğrencilere yönelik olarak yapılmaktadır. Bu durum eğitim sistemimizi hesabını bilmeyen müsrif tüccar konumuna düşürmektedir. Eğitim programlarında yapılan değişikliklerle sonuç değerlendirmesi yerine süreç değerlendirmesine geçilmesi, yönetim bilimleri açısından sıfır hata yönetimi gibi kavramların benimsenmeye çalışıldığı bir dönemde ÖSS ve SBS gibi sonuç odaklı değerlendirmeler yapmak eğitimimize katkı sağlamaktan çok uzaktır. Sınavlarla kapsama alınmaya çalışılan öğrencilerin durumları bir bakıma sistemin çıktısının değerlendirilmesidir. Çıktının değerlendirmesinin yapılması bu çıktıları veren sistemin elden geçirilmemesi hiçbir anlam, yarar sağlamamaktadır. Yapılması gereken sonuçlar kadar süreci de dikkate almak, sınava giren öğrencilerle sınırlı kalmak yerine eğitim sisteminin tüm kademelerinde yapılan faaliyetleri dikkate alan bir değerlendirme sistemi getirmektir. Eğitim sistemimize bu yönüyle bakıldığında yapılması gerekenden çok uzak bir noktada bulunulduğu söylenebilir. Eğitimin her alanını, her kademesini dikkate alan bir değerlendirme sisteminin geliştirilmesi gerekliliği yerine eğitim sistemimiz içinde değerlendirme dışı sayısız alanla karşı karşıya kalmaktayız. Değerlendirme yapılmaksızın sadece sınav odaklı bir yaklaşımla eğitimde bir yere gelmek neredeyse imkansızdır. 

Eğitime dair kazanım olarak on binlerce derslik yapılması eğitim adına önemli bir adım olarak görülebilir. Ancak çağımızda tek yönlü bakışlar, hareket tarzları yerine çok yönlü ve durumsal bakışlara ve hareket tarzlarına ihtiyaç vardır. Eğitime dair öncelikle fiziksel eksiklikler giderilsin daha sonra diğer adımlara geçilir anlayışı yerine durumsal bir bakış açısıyla fiziki ihtiyaçları olan yerlerde bu ihtiyaçların giderilmesine öncelik verilirken bu ihtiyaçların olmadığı, en azından fiziki anlamda sorun olmayan yerlerde de duruma göre atılması gereken bir sonraki adıma bakılması eğitim sistemimizdeki sorunlu alanları duruma, yere, konuma göre farklı gözle değerlendirilmesini getirecektir. Eğitim sistemine bakıldığında sistemin tümünde homojen bir sorun dağılımından, benzerliğinden söz etmek mümkün görünmemektedir. Bir yerde fiziksel imkanlara yönelik sorunlar varken bir başka yerde bu tür sorunların olmadığı ancak orada da bir başka tür sorunun yaşandığı görülmektedir. Oysa eğitim sistemini yönetenler fiziksel anlamda temel sorunlara odaklandıkları için bu tür sorunları olmayan ancak farklı sorunları olan yerlere farklı çözümler sunma yoluna gitmemekte daha çok temel sorunla ilgilenerek yapılabilecek diğer adımları atmaktan imtina etmektedirler. Bu durum eğitim sisteminin sorunlarının azalmasına yardım etmemektedir.

Eğitimin ne tür sorunlarının olduğunun iyi belirlenmesinde özellikle yönetim makamlarının üzerine büyük iş düşüyor. Zira eğitim sistemimiz merkeziyetçi bir anlayışla dizayn edilip işletilmektedir. Bu durum durumsal yaklaşımların ortaya konulmasında yönetsel makamlara daha büyük sorumluluklar yüklemektedir. Eğitim sisteminde sınav sonuçlarına odaklı bir değerlendirme yapılmasını beklemek yerine süreç odaklı bir değerlendirmenin geliştirilmesi için önlemlerin alınması gerekiyor. Bunun sağlanabilmesi için ise eğitimle ilgili olanların daha etkin bir şekilde kullanılmasını gerektiriyor. Öncelikle eğitim sisteminin her yönüyle etkin işletilmesi gerekiyor. Zira eğitim sistemi en azından eğitim işini bilen kişilerden oluşmuş bir sistem olarak eğitimden ne anlaşılması gerektiğine dair bir fikir birliği oluşturabilecek durumdadır. Eğitimin niteliğine ilişkin değerlendirmeler yapılırken öğrenci, veli, öğretmen, okul yönetimi etkileşimine dayalı bir yaklaşım ideal olmakla birlikte eğitim yönüyle toplumsal gerçekliklerimize uymamaktadır. Toplumda ortalama eğitimin 3-5 yıl arasında olduğu bir durumda eğitimden yararlanan velilerin eğitimin niteliğine dair etkin bir katılım göstermelerini beklememek gerekiyor. Bu nedenle öncelikle eğitim sisteminin iç işleyişinin iyileştirilmesi gerekiyor. Bu ise etkin bir yönetim, denetim, değerlendirme, eğitim ve personel geliştirme süreçlerinin kurulması ile mümkündür. Eğitim sistemi iyi bir yönetim sistemine ama her düzeyde iyi bir yönetim sistemine sahip olursa öncelikle eğitim sistemi sistem anlayışı ile çalışmaya başlar. Ardından bu yönetim sistemine katkı sağlayabilecek etkin bir denetim sistemine ihtiyaç vardır. Ancak kurulacak denetim sisteminin mutlaka süreci etkin bir şekilde izleyebilen, geliştirebilen, yönlendirebilen bir yapıda ve işleyişte olması gerekir. Etkin bir yönetim ve denetim sistemi personelin geliştirilmesinde  önemli işlevler görecektir. İyi yönetim, iyi denetim, iyi personel sonuçta iyi ürünler vermeye başlayacaktır.

Mevcut yapılanmaya bakıldığında eğitim sisteminin sistem anlayışı ile işlemeyi bırakın rasyonel bir anlayışla yapılandırılamadığını bile söyleyebiliriz. Sistemin yönetiminde de önemli sorunlarla karşılaşılmaktadır. Denetim ise neredeyse adı var gibi bir duruma gelmiştir. Personele, kurumlara yönelik izleyici, geliştirici, yönlendirici bir denetim sisteminden söz edebilmek neredeyse imkansız gibi görünmektedir. Yönetim ve denetimde yaşanan sorunlar personel değerlendirilmesi, geliştirilmesi alanında daha büyük başıboşluklara yol açmaktadır. Bu durum eğitim sisteminin nitelikli bir işleyişe sahip olmasını engellemekte ve sonuçta sınavlara yönelik olarak basındaki acı tablolarla karşılaşılmaktadır.    

 

Soru, Görüş ve önerileriniz için….

                Ali Hikmet DEMİR

               ahdiron4@hotmail.com

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 15/7/2009 - Öğrenci Kıyafetleri Çalıştayının Düşündürttükleri

Kategori: egitimyonetimi

Öğrenci kıyafetleri ile ilgili bir çalıştay yapıldı. Bu çalıştay iki gün boyunca başkent öğretmen evinde çalıştı. Bu çalıştaya Milli Eğitim Bakanı da katıldı. Başlangıçta bakan öğrenci kıyafetleri konusunda yapmayı düşündükleri çalışmalar konusunda açıklamalar yaptı. Kendilerini ilgilendiren konularda öğrencilerin görüşlerinin alınmasının önemli olduğunu söyledi. Bu yaklaşım bakan adına güzel bir davranış olarak değerlendirilebilir. Ancak bu yaklaşım konusunda olumlu düşünceler taşınmasını engelleyen hususlar akla geliyor. Kendini ilgilendiren konularda ilgili kişilerin katılımı ile işlerin yürütülmesi yönetişim olarak da adlandırılıyor. Yönetişimin bir kurum için hayati değerde olduğu son dönemlerde kabul edilen gerçeklerden. Bakanın olumlu görünen ancak olumsuz düşünceler nedeniyle gölgelenen yaklaşımının nedeni olarak bu yaklaşımın ilkesel olmadığı, ikincil öneme sahip konularda değerli gibi görünen, yüceltilen hususların her konuda dikkate alınmadığı söylenebilir. Eğitimde sorunlu alanlar denilince ders ücretlerine ilişkin düzenlemeler, yönetici seçimi, atanması, belirlenmesine yönelik düzenlemeler, öğretmenlerin niteliğine yönelik değerlendirmelerin, ödüllendirme sisteminin etkililiğine yönelik düzenlemeler, denetime yönelik düzenlemeler, öğrenci başarısının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler, eğitim programlarının etkililiğine, sorunlarına, çözüm önerilerine yönelik değerlendirmeler, hizmet içi eğitim faaliyetlerinin etkililiğine yönelik değerlendirmeler, sistemin etkililiğine yönelik değerlendirmeler aynı anlayışla ele alınamamaktadır. Bu durum eğitim sistemimiz adına büyük bir kayıptır.

Öğrencilerin kıyafetine ilişkin bir konu eğitim adına ne kadar önemli olabilir sorusu üzerinde durulunca eğitime dair ikinci, üçüncü derecede öneme sahip olduğu söylenebilir.

Öğrenciler arasında kaldırılacağı düşünülen husus tek tip kıyafet diye nitelenen mavi önlük uygulamasıdır. Yani Türkiye’nin herr tarafında ilköğretimin ilk beş yılındaki çocukların giydiği mavi önlük uygulamasıdır konusunda neler yapılabilir sorusu üzerinde düşünecek bir çalıştay yapıldı. Oysa kıyafetler konusu zaten bir çok ildeki çoğu okulda farklı farklı uygulamalara rastlanıyordu. Aslında var olan bir uygulama yaygınlaştırılmış olacak. Fazla bir etkisi olmayacak. Okullar kendilerine göre farklı tipteki kıyafetleri belirleyip uyguluyorlardı. Bu durum önlük uygulamasına göre aslında veli üstündeki yükü azaltmıyor tersine artırıyor. Okulların aynı kıyafeti kullanması yerine her okulun kendine göre bir kıyafet uygulaması zaten söz konusu idi. Yine aynı okulun tüm öğrencileri tek tip üniforma gibi kıyafete bürünmüş olacak. Bu durumda da yine öğrenci veli inisiyatifi yerine okul, idare, okul aile birliği, ticarethaneler etkileşimine göre bir inisiyatif söz konusu olacak. Aslında eğitimde kıyafet eğer bu kadar önemli bir unsur ise yapılması gereken her öğrencinin kendince istediği kıyafetle okula gitmesinin önünün açılmasıydı. Ama bunun olması çok zayıf bir ihtimal.

Bakanlığın olumlu gibi göründüğü halde ilkesel olmadığı için gölgelenen yaklaşımına gelince özellikle bakanlık üst yönetimi, merkez teşkilatı hemen bir çok konuda yönetişim ilkeleri çerçevesinde ilgili kişilerin görüşünü dikkate almaksızın bir çok konuda düzenleme yapmaktadır. Durum böyle iken kalkıp öğrenci kıyafetleri konusunda dile getirilen görüş alma, katılımcı yaklaşım çok da anlamlı, inandırıcı olmamaktadır.

Bakanlığın görev alanına giren onlarca konu vardır. Tüm bu konulara yönelik şimdiye kadar yapılmış bir çok şuralar ve sonucunda alınmış kararlar vardır. Buna rağmen şura kararlarının bir çoğunun uygulanmaması alışılmış, sıradan durumlardır. Çalıştay uygulaması keşke her konu için geçerli olsa. Bakanlık merkezinin belirlediği sınırlı sayıdaki katılımcı ile bir iki günlük çalışmalar yerine tüm ülkeden ilgililerin katılımına sağlayan uzun görüşmeler sonrası eğitimin temel sorunlarına yönelik görüşler alınsa ve buna göre eğitime dair yasal düzenlemeler yapılabilse. Ne yazık ki bunun yerine eğitimin niteliği ile çok da ilgili olmayan, eğitimin sorunlu alanlarına yönelik çare olmayacak ikinci, üçüncü plandaki konularla uğraşmaya devam edilecek gibi görünüyor. 

 

 

 

    Soru, görüş ve önerileriniz için…

   Ali Hikmet DEMİR

ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/6/2009 - Eğitimde Yönetim Faktörüne İlişkin Bir Değerlendirme

Kategori: egitimyonetimi

Eğitimin yönetimi, denetim ve değerlendirilmesi bakanlığın yetkisinde olan bir durum. Bakanlık bu yetkisini yönetim ve denetim organları aracılığı ile kullanmaya çalışıyor. Bu unsurlardan yönetime yönelik değerlendirmeleri bu yazı sınırları içinde ele almaya çalışılacaktır. Bakanlığın yönetim organları merkeze bağlı taşra birimleri tarafından işletiliyor. Bakanlığın eğitime dair düzenlemeleri merkez ve taşrada yer alan bu yönetim birimlerince hayata geçiriliyor. Eğitime dair kararlar her ne kadar merkez ve taşrada yer alan bu yönetim birimleri tarafından alınıyorsa da eğitimin asıl yapıldığı yerler olan okullarla yönetim organları arasında birebir bağlantıdan söz etmek mümkün değildir. Yönetim organları aldıkları kararlarla okullarda yapılacak faaliyetleri büyük oranda etkileniyor da olsa eğitimin asıl yapıldığı yerler olan okullar eğitimin nicelik ve niteliğine dair büyük öneme sahiptir. Merkez ve taşra yönetim organları eğitimin can alıcı noktalarında bulunmakla birlikte bu birimler daha çok yönetsel kararlarla eğitime etki ederken daha çok okullarda yapılan faaliyetlere ilişkin verilerin toplanması, derlenmesi, değerlendirilmesi çalışmasından daha öteye gidememektedirler. Eğitime dair faaliyetlerin insana bakan yönü okullarda, sınıf ortamlarında, öğretmen-öğrenci etkileşiminden doğuyor. Yönetsel makamlar ise bu etkileşimle çok da ilgili görünmüyorlar.

Yönetsel makamlar bakanlık merkez teşkilatında yer alanlar yanında taşrada yer alan yönetim makamları olarak sistemde yer almaktadır. Yönetim sistemine ilişkin literatürde yönetim birimleri üst birimler, aracı üst birimler ve okul yönetim birimleri şeklinde tanımlanmaktadır. Üst birimler olarak bakanlık merkezinde yer alan ana ve yardımcı hizmet birimlerinin başındaki yöneticiler anlatılmaktadır. Aracı üst birimler olarak il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin başındaki yöneticiler, okul yöneticileri olarak da her türlü okul yönetimleri anlatılmaktadır. Üst sistemler durumundaki yönetim birimleri bakanlığın faaliyet alanına ilişkin genel çalışma esaslarını, program düzenlemelerini, eğitime dair yapılacak her türlü çalışmaları genel ve özel şartlarını düzenleme yetkisine sahiptir. Aracı üst sistemler okullarla bakanlık üst birimleri arasında bir yerde yer alıp daha çok iki taraf arasında bilgi, emir, veri alış verişini sağlamaktadır. Okul yönetimleri eğitimin asıl amacı olan bireylere yönelik çalışmaların yapıldığı sınıflardaki öğrenme öğretme süreçlerinin yürütüldüğü noktalara en yakın olan yönetim birimleridir.

Bakanlıkta yer alan bu yönetsel yapının işleyişine, etkililiğine bakıldığında en üst birimde olan birimler yetki yönüyle en büyük güce sahip olmakla birlikte eğitimde nitelik ve nicelik itibariyle etki etmede beklendiği gibi bir etkiye sahip değildir. Ülkemizdeki eğitimin durumuna bakılınca kurumsal yapıya, personel durumuna, kurumların çeşitliliği ve ülke üzerindeki dağılımına bakıldığında çok büyük bir etkiye sahip olmasını da beklememek gerekiyor. Zira on binlerce eğitim kurumu, binlere varan farklı yerleşim yerinde yüz binlerce personele yönelik nitelik ve nicelik itibariyle merkezi bir noktadan etki edebilmeyi beklemek çok da akla uygun görünmüyor. Ancak yapılan yasal düzenlemeler, programlara yönelik düzenlemeler, özlük haklarına yönelik düzenlemeler, sistemin işleyişine yönelik düzenlemeler eğitimle ilgili olan herkese belli bir oranda etki edebilmekle birlikte bu etki sınırlı kalmaktadır. Kurumlara, personele yönelik etkisi uzun vadede ve şekli olmaktan öteye geçememektedir. Üst birimler yapacakları düzenlemelerle sistemin daha etkin, verimli çalışmasına katkı sağlayabileceği gibi sistemin düzensiz, verimsiz, karmaşık hale gelmesine de yol açabilir. Nitekim eğitim sistemimiz içinde yönetici atama sisteminin, ders ücretlerine ilişkin sistemin, sosyal etkinliklere yönelik sistemin ve daha diğer bir çok sistemin düzenlenmesinde yaşanan sorunların temelinde üst birimlerin aldığı kararların büyük etkisinin olduğu görülmektedir. Üst sistem eğitim sisteminin içinde var olan sorunlara odaklanarak sistemi sürekli analiz etmeli, sorunların çözümüne yönelik etkin çözümler geliştirebilmelidir. Bu yönüyle bakıldığında eğitim sistemimiz içinde atılması gereken önemli adımlar hala atılamamış durumdadır.

Aracı üst sistemler daha çok üst sistemlerin etkisinde görev yapmaya çalışırken eğitimin bizzat yapıldığı yerler olan okullara en yakın önemli birimlerdendir. Ancak bu noktanın da eğitim sistemimizde gerektiği gibi işletilebildiğini söylemek zordur. Yapısal olarak eğitime yönelik önemli kararların uygulanmasında, değerlendirilmesinde, yönlendirilmesinde etki edebilecek bir noktada bulunmakla birlikte kendisinden beklenen bu etkinin sistemde yaratılmasında önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu birimler daha çok bakanlık merkezinden gelen emir ve talimatların okullara, ilgili personele, kurumlara iletilmesi, gereğinin genel olarak kağıt üzerinde takip edilmesi dışında fazla bir çalışma yapamamaktadırlar. Bunun nedenleri üzerinde ayrıca durulması gerekmekle birlikte üst sistemin genel olarak sistemin işleyişine yönelik olarak yapacağı düzenlemelere bağlı olarak önemli çalışmalara ihtiyaç olduğu söylenebilir.

Okul yönetimleri aslında eğitimin bizzat yapıldığı yerler olan sınıflara en yakın yönetim birimleri olmakla birlikte eğitim sistemi içinde en az önem verilen birimlerden birisi denebilir. Okul yönetimleri öğretmenlerin sınıf içinde yaptığı çalışmalara yönelik önemli etkiler yapabilecek konumda bulunmaktadırlar. Eğitim faaliyetleri bakanlık merkez teşkilatında tutulan istatistiki verilerden, çıkarılan yönetmeliklerden, hazırlanan programlardan çok daha fazla bir şeydir. Bu saydıklarımızın eğitimle doğrudan hemen hiç ilgisi yoktur bile diyebiliriz. Eğitimin tanımından hareketle yapılan değerlendirmelerin tamamında amaç bireylere yapılacak etki en başta gelir. Bireye yönelik yapılacak etki ise sınıf içinde öğretmen, öğrenci, veli etkileşiminden doğar. Bu nedenle eğitime dair bir şeyler yapma iddiasında olan birisinin mutlaka sınıf içi etkinliklere, öğretmen, öğrenci ve veli etkileşimine bir şekilde etki etmeyi gerektirmektedir. Bu etkileşimin yönlendirilebilmesi ise sadece merkez üst birimleri, taşrada yer alan aracı üst birimlerin çalışması ile yapılabilmesi imkansızdır.

 

 

Görüş ve Önerileriniz için….

      Ali Hikmet DEMİR

             ahdiron4@hotmail.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Egitim konusunda konusmak isteyen herkesle bulusmak dilegiyle.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Sayfamız 1
Yazılarım
My facebook
Blog 2
Örnek Site1
urfaeğitim

Kategoriler

Arkadaşlar

bilgisayaregitimlerimiz
nilufer29
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:18
| Sonraki Sayfa